Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1062 E. , 2024/2503 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1062 Karar No : 2024/2503 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 12/05/2010 tarihli ve 27579 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; Anayasada idarenin görevlerinin kanunla düzenleneceğinin hükme…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1062 E. , 2024/2503 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1062 Karar No : 2024/2503 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 12/05/2010 tarihli ve 27579 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; Anayasada idarenin görevlerinin kanunla düzenleneceğinin hükme bağlandığı, kanunlara aykırı olmamak kaydıyla bu kanunların uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelikler çıkarılabileceği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda kanuni temsilciler veya vekiller tarafından yapılan başvurulara ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği, vekaletnameler bakımından ise özel bir kural öngörülmediği, davaya konu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrasının, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca hiçbir sınırlamaya tabi tutulmaksızın vekaletnamelerin biçim ve içeriğinin belirlenmesinde tam yetkili kılınan Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliğinin görev ve yetkisini sınırlaması nedeniyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na açık aykırılık oluşturan idari bir düzenleme olduğu, yine davaya konu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrası ile avukat vekâletnamelerinde vekilin başvurma yetkisini gösteren özel bir koşulun getirilmesinin, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 504. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, vekâletin, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsadığı hükmüne açıkça aykırılık oluşturduğu, sonuç olarak Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının normlar hiyerarşisine aykırılık teşkil eden bir idari işlem ve düzenleme olması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Usul yönünden, davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığının resen incelenerek yasal sürede açılmadığının tespiti durumunda davanın reddinin gerektiği; esas yönünden ise, davacının dava konusu talebinin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 27. maddesi ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrası hükümlerinde yer alan düzenleme sonucu reddedildiği, öte yandan davacının talebinin, durumunun vazife malullüğü yönünden incelenerek sonuca bağlandığı, Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir yanlışlık bulunmadığı, davacının haksız ve hukuksuz açtığı davanın reddinin gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu, bu nedenle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava; 15/05/2010 tarihli, 2579 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sosyal Sigortalar Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır. Sosyal Sigortalar Yönetmeliğinin “Kanunî temsilcilerce veya vekillerce yapılan başvurular” başlıklı 80. maddesinin 2. fıkrasında: “Sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri tarafından yapılacak yazılı taleplerde, Kurumca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için başvurma yetkisi bulunduğunu açıkça belirten ve noterlikçe onaylanmış vekaletnamenin de ibraz edilmesi gerekir.” kuralına yer verilmiştir. Vekalet, vekaletname ve vekalet sözleşmesinin hukuki niteliği üzerinde öncelikle durulması gerekmektedir. Borç ilişkisini kuran en önemli kaynak sözleşmedir. Her sözleşme, taraflar arasında bir hukuki ilişki meydana getirir, bu ilişkiye “sözleşmeye dayalı=akdi ilişki” denir. Borç doğuran sözleşmelerden birisi olan “Vekâlet Sözleşmesi”dir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 502. maddesinin 1. fıkrasına göre vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak yapılmasını üstlenir. Vekâlet sözleşmesi Türk Borçlar Kanununun genel hükümlerinde düzenleme altına alınan 40 ve 48. maddelerindeki temsil ilişkisinden farklıdır. Vekâlet iki taraflı bir sözleşme olup, temsil yetkisi ise tek taraflı bir hukuki işlemdir. Genel olarak vekâlet vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi, temsil ise vekil edenin vekil aracılığı ile işlem yaptığı üçüncü kişi ile arasındaki dış ilişkiyi ifade eder. Türk Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Çünkü vekâlet, esas itibariyle müvekkilin yararına kullanılmalıdır. Bu iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur. 6098 sayılı Kanunun 504. maddesi vekaletin kapsamını belirlemiştir: “Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar. Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz.” Türk Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” başlığını taşıyan 506. maddesinde düzenlenmiştir. Dava konusu düzenleyici işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 388. maddesinde vekaletin şümulü düzenlemiştir. Buna göre; “Vekalet akdinin şümulü mukavele ile sarahaten tesbit edilmemiş ise, taalluk eylediği işin mahiyetine göre tayin edilir. Vekalet, vekilin takabbül eylediği işin yapılması için icabeden hukuki tasarrufları ifa salahiyetini şamildir. Hususi bir salahiyeti haiz olmadıkça vekil, dava ikame edemez, sulh olamaz, tahkim edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, hibe edemez, bir gayrimenkulü temlik veya bir hak ile takyit edemez.” kuralı yer almıştı. Mülga 818 sayılı Kanunun 389. maddesinin 1. fıkrasında vekilin, müvekkilinin açık olan talimatına muhalefet edemeyeceği hükmüne yer verildikten sonra 390. maddesinde vekilin müvekkile karşı vekâleti iyi bir suretle ifa ile mükellef tutulmuştu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/02/2021 tarihli, E:2017/1-1243, K:2021/113 sayılı kararında; “iyi bir suretle ifa” deyimini içeren söz konusu hükmün aslı olan İsviçre Borçlar Kanununun 398. maddesinde olduğu gibi “sadakat ve özenle ifa” olarak anlamak gerektiği ifade edilmiştir. Sözü geçen kararda; “sadakat borcu kavramı” vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkilinkine tabi kılma yükümlülüğünü ifade ettiği belirtilerek vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olduu, güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olarak güvenin korunmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereği olduğu vurgulanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04/05/2011 tarihli, E:2011/13-161, K:2011/276 sayılı kararında ifade edildiği üzere; vekalet sözleşmesinin kapsamı, Borçlar Hukukumuzun genel hükümlerine ve genel ilkelere bağlı olarak tarafların rızalarına göre belirlebileceği, ancak, şahsa sıkı sıkıya bağlı hakların vekâlet sözleşmesinin konusunu oluşturmasının hukuken olanaklı olmadığı, sözleşme özgürlüğü ilkesi gereği bu emredici kural dışında kalan her konuda vekâlet sözleşmesi yapılabilir. Eğer, tarafların iradeleri sözleşmenin kapsamının belirlenmesi konusunda yol gösterici değil ise veya sözleşmede bu hususa değinilmemiş ise BK.m.388/1’in düzenlemesine göre sözleşmenin kapsamı sözleşmenin ilişkin olduğu (taalluk eylediği) işin niteliğine göre belirlenecektir. Hukuk Muhakemeleri Hukuku açısından; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 04/02/1959 tarihli, 14/6 sayılı kararında; “Vekaletname denilen vesika, taraflar arasındaki vekalet akdini değil, fakat müvekkil denilen kimsenin vekil denilen kimseye vermiş olduğu temsil selahiyetini gösteren bir vesikadır.” Umumi ya da genel vekaletname vekile dava takip etmek yetkisi vermez. Bu amaçla genel vekaletnamede özel bir davayı takip yetkisi bulunmalı ya da ayrı bir dava vekaletnamesi verilmelidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 4. maddesinde de davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hâller ayrıca düzenleme konusu yapılmıştır. Uyuşmazlığa konu edilen düzenleme; Yönetmeliğin Kısa ve Uzun Vadeli Sigorta Kollarına Ait Çeşitli Hükümlerin düzenlendiği bölüm içerisinde “Kanunî temsilcilerce veya vekillerce yapılan başvurular” konusunda yapılacak iş ve işlemleri göstermektedir. 5510 sayılı Kanun kapsamında gerçek kişi olan sigortalı veya hak sahiplerine ilişkin ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için her türlü bilgiyi de içeren başvuruların vekil aracılığıyla yapılabilmesinin; vekilin üstlendiği bu işi görebilmesi konusunda gereken hukuki işlemleri yapma yetkisi tanınması, bu amaçla düzenlenecek "temsil belgesi"nde yer verilmesi ya da görülecek işin niteliğinin gösterilmesi, başka bir ifadeyle müvekkilin, vekile vermiş olduğu özel hayatın sosyal ve ekonomik boyutunu oluşturan sosyal güvenlik hakkına ilişkin başvuru yapma konusunda temsil yetkisi tanıdığı gösteren açık rızasına yer verilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, davalı idareye avukat olan vekil tarafından da yapılacak yazılı taleplerde, Kurumca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için başvurma yetkisi bulunduğunu açıkça belirten ve noterlikçe onaylanmış vekaletnamenin ibraz edilmesi gerekliliğini öngören dava konusu düzenleyici işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 11/06/2024 tarihinde, davacı vekili ...'un ve davalı idare vekili Av. ...'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Davacının eşi ..., Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Gölbaşı Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde Asb. Kd. Bçvş. olarak görev yapmakta iken 22/11/2017 tarihinde görev başında vefat etmiş, vefatı nedeniyle mirasçılarına dul ve yetim aylığı bağlanmış, bilahare müteveffanın annesinin de vefat ettiği anlaşılınca annesi için ayrılan pay da davacı eşe ödenmiş, ayrıca mevzuat gereği emekli ikramiyeleri de davacıya ödenmiştir. Bilahare davacı ...’ın vekili tarafından, 11/12/2019 kayıt tarihli dilekçe ile, vefatın görev nedeniyle olduğu belirtilerek müvekkiline vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması talebiyle davalı idareye başvurulmuş, anılan başvuru davalı Kurumun ... tarih ve ... sayılı işlemiyle, davacı vekilinin sunduğu vekaletnamede; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 27. maddesi (vekalet pulu) ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrası (özel yetki) hükümleri uyarınca eksiklik bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Bunun üzerine, başvurunun reddine dayanak olarak gösterilen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ''Dava açma süresi'' başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda altmış gün olduğu, bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başladığı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği hükümlerine yer verilmiştir. Davalı idare tarafından, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüşse de; iptali istenen düzenlemenin uygulanmasına yönelik 21/12/2019 tarihli idari işlemin davacıya 27/12/2019 tarihinde tebliğ edildiği dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesine uygun olarak tebliğ tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde, 11/02/2020 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından, davalı idarenin bu itirazı yerinde görülmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Yönetmelikler" başlıklı 107. maddesinde, "Bu Kanunda bahsi geçen yönetmelikler bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde çıkarılır. Kurum, bu Kanunun diğer maddelerinin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları yönetmelik ile düzenleme yetkisine sahiptir." hükmü yer almıştır. 5510 sayılı Kanun'un 107. maddesine dayanılarak çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin "Kanunî temsilcilerce veya vekillerce yapılan başvurular" başlıklı 80. maddesinin dava konusu 2. fıkrasında ise, "Sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri tarafından yapılacak yazılı taleplerde, Kurumca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için başvurma yetkisi bulunduğunu açıkça belirten ve noterlikçe onaylanmış vekaletnamenin de ibraz edilmesi gerekir." kuralı sevk edilmiştir. Yine 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 4. maddesinde, ".... Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. ..." hükmü yer almıştır. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 44. maddesinde, her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar ve veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere malûl denileceği ve haklarında bu Kanunun malûllüğe ait hükümlerinin uygulanacağı; 45. maddesinde, 44 üncü maddede yazılı malûllüğün; a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa; b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken bu işlerden doğmuş olursa; c) Kurumların menfaatini korumak maksadıyle bir iş yaparken o işten doğmuş olursa; (maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartıyla); ç) Fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel, iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o iş yerinde husule gelen ve o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa; buna (vazife malûllüğü) ve bunlara uğrayanlara da (vazife malûlü) denileceği; 48. maddesinde, Vazife malüllükleri: a) Keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanmaktan; b) Kanun,tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan; c) Yasak fiilleri yapmaktan; ç) İntihara teşebbüsten; d) Her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar yapmak maksadından; doğmuş olursa bunlara uğrıyanlar hakkında (adi malûllük) hükümleri uygulanacağı hükmüne yer verilmiş; 56. maddesinin birinci fıkrasında, muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında vazife malûlü olmaları halinde, kendilerine aylık bağlanacağı öngörülmüştür. Öte yandan 5502 sayılı, dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihteki adıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun, dava konusu uygulama işleminin tesis edildiği tarihteki adıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'un "Kurumun taşınmaz edinimi, taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile gayri maddi haklarının hukuki durumu" başlıklı 35. maddesinin 5. fıkrasında, "(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/37 md.) Kurumca, işverenlerin, sigortalıların, genel sağlık sigortalılarının, emeklilerin, bunların hak sahipleri ile dul ve yetimlerinin ve Kurumdan aylık alan diğer kişilerin bireysel veri ve hakları, bireysel veri ve haklarından oluşan toplu veri ve hakları ile işletmelerin ticari sırları satılamaz ve paylaşılamaz." hükmüne; 6. fıkrasında, "(Değişik altıncı fıkra: 4/4/2015-6645/43 md.) Kurum, bu Kanun ve diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla işlediği kişisel veriler ile ticari sır niteliğinde olan verileri, veri sahibinin noter onaylı muvafakati veya e-Devlet uygulaması üzerinden kimlik teyidi ile verilen izni olmadan gerçek veya tüzel kişilerle paylaşamaz. ..." hükmüne yer verilmiştir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, "kişisel veri", kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi; (e) bendinde, "kişisel verilerin işlenmesi", kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem olarak tanımlanmış; "Kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 5. maddesinde, "Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür: a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi. b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması. c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması. ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması. d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması. e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması. f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması." kuralı; "Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları" başlıklı 6. maddesinde, "Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir. Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir." hükmü; "Kişisel verilerin aktarılması" başlıklı 8. maddesinde de, "Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz. Kişisel veriler; a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında, b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir. Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır." kuralı yer almıştır. Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Yalnız avukatların yapabileceği işler" başlıklı 35. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler.” hükmüne; "Örnek çıkarabilme ve tebligat yapabilme hakkı" başlıklı 56. maddesinin 6. fıkrasında, "Vekâletnameler Türkiye için tek tip olup, vekâletnamenin biçim ve içeriği Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliği tarafından hazırlanır." hükmüne yer verilmiştir. Dava Konusu Düzenleyici İşlemin İptali İsteminin İncelenmesi: Anayasa'nın, dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan haliyle 124. maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir. Uyuşmazlık, Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanacak aylıklar hakkında asil adına vekaleten başvuru yapılabilmesi için, vekil adına düzenlenen noter onaylı vekaletnamelerde, Kurumca bağlanacak aylıklara yönelik başvurma yetkisi bulunduğunun açıkça belirtilmesi, başka bir ifadeyle anılan kapsamdaki başvurular için özel bir yetki bulunması gerekip gerekmediği noktasındadır. 5502 sayılı Kanun'un 35. maddesinde, sigortalıların, genel sağlık sigortalılarının, emeklilerin, bunların hak sahipleri ile dul ve yetimlerinin ve Kurumdan aylık alan diğer kişilerin bireysel veri ve haklarının, bireysel veri ve haklarından oluşan toplu veri ve hakları ile işletmelerin ticari sırlarının paylaşılamayacağı; Kurumun, görevlerini yerine getirmek amacıyla işlediği kişisel veriler ile ticari sır niteliğinde olan verileri, veri sahibinin noter onaylı muvafakati veya e-Devlet uygulaması üzerinden kimlik teyidi ile verilen izni olmadan gerçek veya tüzel kişilerle paylaşamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin dava konusu 80. maddesinin 2. fıkrasında da, sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri tarafından yapılacak yazılı taleplerde, Kurumca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar için başvurma yetkisinin bulunduğunu açıkça belirten ve noterlikçe onaylanmış vekaletnamenin de ibraz edilmesi şartı aranmıştır. Yukarıda aktarılan (mülga) 5434 sayılı Kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; iştirakçinin vazife malulü mü yoksa adi malul mü sayılacağı hususunda yapılacak incelemeler kapsamında sağlık verilerinin yanı sıra vazife malullüğüne engel hallere (keyif verici içki ve her çeşit madde kullanımı, intihara teşebbüs vb.) ilişkin bilgilerin de işlenmesi ve başvuru sonucunda paylaşılması söz konusu olacağından; özel nitelikli bu kişisel verilerin ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesini ve/veya paylaşılmasını yasaklamak amacıyla getirilen dava konusu kuralın, üst norm olan 5502 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 6698 sayılı Kanun'un 6. ve 8. maddesinde yer alan kişisel verilerin korunmasına yönelik emredici hükümlere paralel düzenlemeler içerdiği, anılan Kanun hükümlerinin uygulamasını gösterdiği açıktır. Esasen Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanacak aylıklar, sağlık bilgilerinden bağımsız olarak tek başına da 6698 sayılı Kanun uyarınca kişisel veri niteliğinde bulunmaktadır. Her ne kadar anılan Kanun'un 8. maddesinde, kişisel verilerin ilgilinin açık rızası olmaksızın aktarılıp paylaşılabileceği haller düzenlenmiş ise de, yine aynı maddede, kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklı tutulduğundan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca verilecek ödenekler ile bağlanacak gelirler veya aylıklar yönünden 5502 sayılı Kanun özel kanun niteliğinde bulunduğundan, 6698 sayılı Kanun'un 8. maddesindeki istisnai hallerin dava konusu düzenlemede yer almaması eksik düzenleme olarak görülmemiştir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu düzenlemenin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35. maddesinin ilk iki fıkrası ile 56. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; anılan Kanun'un 35. maddesi hükümlerinin avukatların hak ve yetkilerine yönelik genel düzenlemeler olduğu, özel kanun hükümleri (Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu gibi) ile bu Kanundaki genel kurallara, vekaletnamede özel yetki aranması da dahil olmak üzere, istisnalar getirilebileceği açıktır. Kanun'un 56. maddesi ise vekaletnamenin yalnızca şekil ve üslubuna yönelik düzenleme yapma yetkisini içerdiğinden, davacının bu maddeye dayalı iddiası da yerinde görülmemiştir. Kaldı ki, dava konusu düzenlemede yer alan "sigortalı veya hak sahiplerinin vekilleri" ibaresinde geçen "vekil" kavramına yalnızca avukatların dahil olmadığı, avukatların yanı sıra mali müşavirler gibi diğer meslek mensupları ile adına vekaletname düzenlenmiş kişilerin de aynı kapsama girdiği görülmektedir. Bu durumda, 5502 sayılı Kanun'un 35. maddesinde öngörülen bireysel ve/veya toplu veri ve haklar ile ticari sırların hukuka aykırı şekilde paylaşılmasının ve bu suretle oluşması muhtemel mağduriyetlerin önlenmesi amacına yönelik olduğu anlaşılan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE gerekçede oy çokluğu, esasta oy birliğiyle, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 11/06/2024 tarihinde karar verildi. (X) - KARŞI OY : Dava dosyasının incelenmesinden; davacının eşi ...'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Gölbaşı Özel Kuvvetler Komutanlığı emrinde Asb. Kd. Bçvş. olarak görev yapmakta iken 22/11/2017 tarihinde görev başında vefat ettiği, vefatı nedeniyle mirasçılarına dul ve yetim aylığının bağlandığı, bilahare müteveffanın annesinin de vefat ettiği anlaşılınca annesi için ayrılan payın da davacı eşe ödendiği, ayrıca mevzuat gereği emekli ikramiyelerinin de davacıya ödendiği, davacı ...’ın vekili tarafından, 11/12/2019 kayıt tarihli dilekçe ile, vefatın görev nedeniyle olduğu belirtilerek müvekkiline vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması talebiyle davalı idareye başvurulduğu, anılan başvurunun davalı Kurumun ... tarih ve ... sayılı işlemiyle, davacı vekilinin sunduğu vekaletnamede; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 27. maddesi (vekalet pulu) ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 80. maddesinin 2. fıkrası (özel yetki) hükümleri uyarınca eksiklik bulunduğu gerekçesiyle reddedildiği, bunun üzerine, başvurunun reddine dayanak olarak gösterilen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 80. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle dava açıldığı görülmektedir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Yalnız avukatların yapabileceği işler" başlıklı 35. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, "Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler.” şeklindeki hükümden de anlaşılacağı üzere, noterlikçe düzenlenmiş genel yetkili vekaletnamede verilen yetkiye dayanarak avukatın resmi dairelerde müvekkilini temsilen alacak, aylık bağlama vb. işlerinin takibini yapabileceği aşikardır. Genel vekaletnameyi tanımlayan aynı Kanun’un “Örnek çıkarabilme ve tebligat yapabilme hakkı” başlıklı 56. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Vekâletnameler Türkiye için tek tip olup, vekâletnamenin biçim ve içeriği Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliği tarafından hazırlanır.” hükmü yer almaktadır. Her ne kadar davalı idare tarafından davaya konu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 80. maddesinin 2. fıkrası uyarınca işlem tesis edilmiş ise de, bu madde hükmünde geçen vekil kavramının avukatları kapsamadığı, avukat harici kişiler için oluşturulmuş bir düzenleme olduğu açıktır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemenin yukarıda aktarılan gerekçeyle reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararına gerekçe yönünden katılmıyorum.