9. Ceza Dairesi 2023/7018 E. , 2024/2057 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/384 E., 2022/778 K. SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz ret Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma üzerine verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun'un) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak v…
**9. Ceza Dairesi 2023/7018 E. , 2024/2057 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/384 E., 2022/778 K. SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz ret Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma üzerine verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun'un) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ - OLAY VE OLGULAR 1.Yozgat Ağır Ceza Mahkemesinin 09.04.2019 tarihli ve 2018/574 Esas, 2019/278 Karar sayılı kararı ile; sanığın katılan mağdurelerin dudağından öptüğü, katılan mağdure ...'in göğüslerini, katılan mağdure ...'in ise özel bölgesini kıyafetleri içerisinden okşadığı şeklinde kabul edilen olayda çocuğun cinsel istismarı suçundan, 6763 sayılı Yasa ile değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi delaletiyle birinci fıkrasının üçüncü cümlesi ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca iki kez 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 08.07.2019 tarihli ve 2019/1624 Esas, 2019/1126 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii, katılanlar ile katılan mağdureler vekilinin istinaf başvurularının kabulüyle duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek sanığın sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan, 6763 sayılı Yasa ile değişik 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi delaletiyle ikinci ve üçüncü cümleleri, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca iki kez 4'er yıl 2'şer ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 08.07.2019 tarihli ve 2019/1624 Esas, 2019/1126 Karar sayılı kararının katılanlar ile katılan mağdureler vekili, sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 11.11.2021 tarihli ve 2021/19326 Esas, 2021/9181 Karar sayılı ilâmında özetle; katılan mağdureler ... ile ...'in aşamalardaki ifadeleri, savunma, tanık beyanları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında sanığın olay günü evine götürdüğü on iki yaşından küçük katılan mağdureleri kucağına alarak dudaklarından öpmesinin ardından kıyafetlerinin içerisine elini sokarak ...'in cinsel organı ile ...'in göğüslerini okşama şeklindeki eylemlerinin belirli yoğunluğa ulaşmış, ani ve kesik olmayan hareketlerle işlenen cinsel arzuları tatmine yönelik olmasından dolayı "5237 sayılı TCK'nın 103. maddesinin birinci bendinin üçüncü cümlesinde" düzenlenen suçu oluşturduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiştir. 4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 11.05.2022 tarihli ve 2022/384 Esas, 2022/778 Karar sayılı kararı ile duruşma açılarak yapılan inceleme neticesinde ; Yozgat Ağır Ceza Mahkemesinin 09.04.2019 tarih ve 2018/574 Esas 2019/278 Karar sayılı ilamı ile verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 07.09.2022 tarihli ve 9-2022/95479 sayılı, temyiz ret görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığın katılan mağdurelerle birlikte iki tanığı da yanında götürmesi nedeniyle cinsel sakinini olmadığını, tanık ifadelerinin yönlendirmeli olduğunu, katılan mağdurelerin eve rızası ile girdiklerini ve kapıyı açarak kendiliğinden çıkabildiklerini beyanla kararın bozulması gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 1. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, İlk Derece Mahkemesinin soruşturma ile kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. Ancak; İlk Derece Mahkemesinin 09.04.2019 ve Bölge Adliye Mahkemesinin 08.07.2019 tarihli önceki kararlarının Dairemizin 11.11.2021 tarihli ilâmı ile bozularak tamamen ortadan kalktığı, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi uyarınca yeniden kurulacak hükmün aynı Kanun'un 230 uncu maddesinde gösterilen koşulları içermesi gerektiği gözetilmeden bozma ilamı ile ortadan kalkan Yozgat Ağır Ceza Mahkemesinin 09.04.2019 tarih ve 2018/574 Esas 2019/278 Karar sayılı kararı ile verilen mahkûmiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurularının esastan reddine dair karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. 2. Bozma sebebine göre Tebliğnamedeki temyiz ret görüşüne iştirak edilmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 11.05.2022 tarihli ve 2022/384 Esas, 2022/778 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, sanık müdafiinin temyizinin dilekçesinin sebep içermemesi nedeniyle yerinde olmadığı hususunda sayın üyeler ... ve ...'nun karşı oyları ve oy çokluğuyla esasa ilişkin olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca takdîren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2024 tarihinde karar verildi. (Karşı Oy) (Karşı Oy) KARŞI OY Dairemizin sayın çoğunluğu ile ihtilafa düştüğümüz husus sanık müdafiinin 09.06.2022 tarihli dilekçesinde bir temyiz nedeni bulunup bulunmadığına ilişkindir. Sanık müdafii 09.06.2022 tarihli dilekçesi ile "Hükmü temyiz ediyoruz. Daha önce istinaf mahkemesine yaptığımız gerekçeleri yeniliyoruz. Talebimiz gibi karar verilmesini talep ederim." şeklinde temyiz talebinde bulunmuştur. İstinaf mahkemesi kararını temyiz eden sanık müdafinin temyiz dilekçesinde belirttiği hususun 5271 sayılı Kanun'un 288. ve 289. maddeleri gereğince nispi veya kesin hukuka aykırılık kapsamında dosyaya özgülenen temyiz nedeni olarak kabul edilemez. Sanık müdafisi tarafından verilen dilekçe ile temyiz iradesi beyan edilmiş ve dilekçede temyize ilişkin bir sebep göstermiş olması halinde 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde belirtilen hukuka kesin aykırılık yönünden hükmün temyiz incelemesi yapılabilecektir. 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin gerekçesinde; Tasarı, 1412 sayılı Kanundan ayrılarak “kanuna aykırılık” yerine daha geniş anlamlı ve amaca uygun olan “hukuka aykırılık” sözcüklerine yer vermiştir. Yargılamanın konusunu oluşturan cezaî uyuşmazlık çözüldükten ve maddî gerçeğe ulaşıldıktan sonra ilgili hukuk kuralının eksik veya yanlış uygulanması veya hiç uygulanmaması, hukuka aykırılığı oluşturur. Hukuk kuralı deyimi, temel hukuk ilkelerini, yazılı olan ve olmayan hukuk kurallarını, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddî hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar. Temyiz başvurusunun hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayandırılması gerekir. Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde, elbette ki, hukuka aykırılık oluşturur. Hukuki denetim sanık tarafından gerçekleştirildiği kabul edilen fiilin hukuki nitelendirilmesinin ve buna bağlı olarak verilen cezanın yerinde olup olmadığının denetlenmesini ifade eder. Hükmün temyiz edildiğine ilişkin irade usulüne uygun şekilde beyan edildiği andan itibaren temyiz dava süreci başlamıştır. Temyiz başvuru usulü ve başvuru üzerine yapılacak işlemlerin irdelenmesi, bu kapsamda 5271 sayılı Kanun ile 1412 sayılı Kanun'un hükümlerinin kıyasen değerlendirilmesi ile bölge adliye mahkemelerince verilen kararların temyizi üzerine, temyiz denetiminin ne şekilde yapılacağına da değinilmesi gerekmektedir. 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Kanun'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı Kanun'un temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. 1412 sayılı Kanun'un “Temyiz sebebi” başlığını taşıyan 307. maddesi; “Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir.”, 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinde ise temyiz nedenleri; “1- Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. 2- Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” şeklinde belirtilmiştir. Mülga 1412 sayılı Kanun'da temyiz sebebi “kanuna aykırılık” olarak belirlenirken, 5271 sayılı Kanun'da “hukuka aykırılık” olarak belirlenmiştir. Ancak her iki Kanun’a bakıldığında bu iki farklı kavramın aynı şekilde anlaşılmasının istendiği sonucuna varılmaktadır. Zira her iki Kanun'un ilgili hükümlerinde bu kavramlar, “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” şeklinde tanımlanmış olup öğretide de geçmişten bu yana kanuna aykırılık kavramı geniş yorumlanmış ve bu ifadenin yazılı hukukla sınırlı anlaşılmaması gerektiği, bu nedenle yazılı hukuka ek olarak; içtihada aykırılık, tecrübe ve mantık kurallarına aykırılık, öğretiye aykırılık, maruf ve meşhur olan şahsi bilgilerdeki hataların da kanuna aykırılık kapsamında denetlenebileceği, ayrıca uluslararası hukuka ve evrensel hukuki değerlere aykırılığın da temyiz nedeni olarak ileri sürülebileceği ifade edilmiştir. 1412 sayılı Kanun'un 307. ve 5271 sayılı Kanun'un 288. maddeleri itibarıyla temyiz nedenleri bakımından iki kanun arasındaki bir farklılık görülmemektedir. Zira her ikisinde de temyiz nedeni "hukuka aykırılık"tır. 1412 sayılı Kanun'un 313. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 294. maddesinin ilk fıkraları temyiz sebeplerinin gösterilmesi hususuna ilişkindir ve aralarında ciddi bir fark yoktur. Asıl farklılık 5271 sayılı Kanun’da temyiz başvurusunda temyiz nedeninin gösterilmesinin zorunlu hâle getirilmesidir. Temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğinin saptanması durumunda 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesi uyarınca temyiz istemi reddedilecektir. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Başka bir belgeye, beyana yada karara yapılan atıf anlaşılabilir nitelikte değildir. Temyiz nedeni başka bir belgeye bakmadan doğrudan temyiz dilekçesinden anlaşılabilir olması gerekir. İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı Kanun'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Temyiz nedeni olan hukuka aykırılık, hâkimin olaya en uygun normu bulamaması veya bulsa da yanlış değerlendirip uygulama yapmasıdır. Maddi hukuk normunun ihlali hâlinde temyiz edenin sıfatı da dikkate alınarak kararın bozulması gerekmekte ise de muhakeme hukukuna ilişkin ihlallerde, ihlalin hükmü etkileyip etkilemediği gözetilmelidir. Doktrinde çoğunlukta olan anlayışa göre, Türk Ceza Muhakemesine istinaf kanun yolunun getirilmiş olması, temyiz mahkemesinin önceden olduğu gibi somut temyiz denetiminin elverdiği ölçüde maddi soruna girmesine engel oluşturmayacak, temyiz kanun yolunda somut dava üzerinden içtihatlarla birliği sağlayacak olan Yargıtay, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir etme yetkilerini de dikkate alarak bu delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görebileceği ve inceleyebileceği maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıklar üzerinden bozma kararı verebilecektir. Temyiz kanun yoluna başvuranın, hükmün hangi noktalardan incelenmesini istediğini bildirmesi, diğer bir anlatımla hükmün hangi noktalardan hukuka aykırı olduğunu göstermesi zorunluluğu ile Yargıtayın temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile sınırlı olarak inceleme yapmasına ilişkin hükümler "temyiz incelemesinin sınırlandırılması/temyiz incelemesinin kapsamının belirlenmesi" amacına yöneliktir. Ceza Genel Kurulunun 14.05.2020 tarih ve 2020/197 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde yer alan “Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır.” hükmünün, söz konusu maddede sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin temyiz incelemesine konu edilebilmesi için temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilme zorunluluğu bulunmadığına yönelik olduğu, diğer bir anlatımla bir temyiz nedeninin varlığı tespit edilmiş olan temyiz dilekçesi veya beyanı bakımından, bu dilekçe veya beyanda hukuka kesin aykırılık hâlleri gösterilmemiş olsa dâhi temyiz incelemesi sırasında hukuka kesin aykırılık hâllerinin gözetileceği, 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin, aynı Kanun'un 294. maddesinin birinci fıkrasındaki "Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır" düzenlemenin bir istisnası niteliğinde olmadığı, 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesi uyarınca gerekçesiz bir dilekçenin Yargıtayın ön incelemesinden geçemeyeceği, ancak bir temyiz nedeninin varlığı hâlinde mutlak hukuka aykırılık hâlleri kapsamında temyiz incelemesi yapılabileceği, hiçbir temyiz nedeni içermediği tespit edilen bir temyiz başvurusu bakımından 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde yer alan hukuka kesin aykırılık hâllerinin kendiliğinden gözetilemeyeceği kabul edilmiştir. Temyiz incelemesinin kapsamının belirlenebilir olmasının yeterli görülmesi ve bu konunun önemi karşısında, temyiz başvurusunda hükmün neden dolayı bozulmasının istenildiğinin gösterilip gösterilmediğinin tespiti, temyiz başvurusunun sebep gösterilmemesi nedeniyle ret edilip edilmeyeceği ve yapılacak olan temyiz incelemesinin kapsamı bakımından önem arz etmektedir. Sanık müdafiinin neden içermeyen istinaf dilekçesine atfının temyiz incelemenin kapsamını (maddi hukuka veya muhakeme hukukuna aykırılık) belirleyen herhangi bir temyiz sebebi içermemesi nedeniyle tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davası bulunmadığından 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesi uyarınca reddine karar verilecektir. Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde bir temyiz sebebinin bulunmadığı ve istinaf dilekçesine yapılan atfın somut temyiz sebebi olarak kabul edilemeyeceği sanık müdafiinin temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun aksi yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir. ...