Başvurucu, aile mahkemesi tarafından aleyhine hükmedilen koruma kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde karşı tarafa söylediği sözlerden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması nedeniyle, Anayasanın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu yeniden yargılanma kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, aile mahkemesi tarafından aleyhine hükmedilen koruma kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde karşı tarafa söylediği sözlerden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması nedeniyle, Anayasanın maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu yeniden yargılanma kararı verilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuru, başvurucu vekili tarafından 21/10/2013 tarihinde İzmir Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 29/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 13/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, daha önce benzer başvurularda sunulan görüşler nedeniyle mevcut başvuruda görüş sunulmasına gerek görülmediğini bildirmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ile eşi arasında Karşıyaka Aile Mahkemesinde boşanma davası bulunmaktadır. Mahkeme 22/5/2013 tarihli kararı ile tarafların boşanmalarına ve ortak iki çocuğun velayetlerinin başvurucunun eşine verilmesine karar vermiştir. Tarafların boşanma davalarının devam ettiği sırada Karşıyaka Aile Mahkemesi, 25/11/2011 tarihli kararında, eşine karşı hakaret, tehdit ve darp eylemlerini gerçekleştirme olasılığı nedeniyle 14/1/1998 tarih ve 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun’un maddesi hükmü uyarınca başvurucunun altı ay boyunca evden uzaklaştırılmasına, aile bireylerinin birlikte ya da ayrı oturdukları ev ya da işyerlerine yaklaşmamasına karar vermiştir. Başvurucu, aleyhine verilen tedbir kararına karşı 19/12/2011 tarihinde Karşıyaka Aile Mahkemesine itiraz dilekçesi vermiştir. Başvurucu, dilekçesinde, tedbir kararının gerekçesi olarak gösterilen olayların doğru olmadığını, kendisinin, eşinin akrabalarının şiddetine maruz kaldığını, hükmolunan tedbir kararı sonucunda çocuklarını görme imkânının ortadan kalktığını belirtmiş ve ayrıca dilekçesinde “çocuklarım alkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır” şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurunun eşinin şikayeti üzerine, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 19/12/2012 tarihli iddianamesiyle, başvurucunun Karşıyaka Aile Mahkemesine verdiği itiraz dilekçesinde kullandığı sözlerden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması için Karşıyaka Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Karşıyaka Sulh Ceza Mahkemesi 18/9/2013 tarihli kararı ile başvurucunun itiraz dilekçesindeki beyanlarından dolayı adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Ceza mahkemesi kararında şu gerekçeye dayanmıştır:“Katılan (…) ile sanık Cem Mermut'un evli oldukları, ancak aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle boşanma davası bulunduğu, Karşıyaka Aile Mahkemesinin 2011/115 İş sayılı dosyasında 4320 sayılı Kanun gereğince tedbir kararı verildiği, sanığın 19/12/2011 havale tarihli dilekçe ile tedbir kararına itiraz ettiği, itiraz dilekçesinde ".... çocuklarım alkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır" şeklinde beyanda bulunulduğu, sanığın alınan savunmasında, şikayete konu ifadeyi kullandığını, bunu mahkemeye verdiği dilekçeye yazdığını, toplum içinde katılanı rencide edecek veya hakaret amaçlı olarak kullanmadığını beyan ettiği, bu durum karşısında söz konusu sözlerin söylenip söylenmediği hususunda herhangi bir tartışmanın bulunmadığı, tartışmanın kullanılan bu sözlerin hakaret teşkil edip etmeyeceği noktasında düğümlendiği, dosyaya delil olarak sunulan, Karşıyaka Aile Mahkemesi'nin 2011/1035 esas ve 2013/375 karar sayılı ilamının incelenmesinde katılanın alkol alışkanlığının bulunduğu ve katılanın düzenli olarak alkol aldığı tespit edilmiş ise de bu tespitin katılanın alkolik olduğu sonucunu doğurmayacağı, sanığın mahkemeye yazmış olduğu dilekçesinde katılandan "alkolik ve ruh hastası bir kişi olduğunu" beyan ederek katılanın onur şeref ve saygınlığını rencide edecek somut bir fiil veya olgu isnat ettiği bu sözlerle katılanı küçümsediği ve aşağıladığı dolayısıyla tahkir kastının bulunduğu söz konusu sözlerin kullanılmasının TCK'nun maddesinde ifadesini bulan iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyeceği, zira söz konusu sözlerin gerçek ve somut vakalara dayandırılmadığı diğer taraftan hakaret teşkil edilen dilekçenin ilgili yargı merciine verilmesi ile birlikte aleniyet kazandığı bu açıdan somut olay yönünden aleniyet şartlarının da oluştuğu anlaşıldığından sanığın alenen hakaret suçundan aşağıdaki gibi cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.” Karşıyaka Sulh Ceza Mahkemesi kararını kesin olarak vermiştir. Başvurucu karardan, 18/9/2013 tarihinde kararın tefhimi ile haberdar olmuştur. Başvurucu Anayasa Mahkemesine 21/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir: “(1) Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.”