Başvuru, gözaltında tutma koşulları ile gözaltı ve tutuklama işlemleri sürecinde kelepçe kullanılması nedeniyle kötü muamele yasağının, soruşturma kapsamında yapılan aramanın hukuka uygun olmaması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlâl edildiğine ilişkindir.
Başvuru; gözaltında tutma koşulları ile gözaltı ve tutuklama işlemleri sürecinde kelepçe kullanılması nedeniyle kötü muamele yasağının, soruşturma kapsamında yapılan aramanın hukuka uygun olmaması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlâl edildiğine ilişkindir. Başvuru 13/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1980 doğumlu olan ve Ankara'da yaşayan başvurucu, Yargıtay tetkik hâkimi olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz darbe teşebbüsü ertesinde ülke genelinde birçok yargı mensubu hakkında 16/7/2016 tarihinde verilen gözaltına alma kararına istinaden Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle 19/7/2016 tarihinde evinde ve işyerinde yapılan aramanın ardından gözaltına alınmış, 22/7/2016 tarihinde tutuklanarak ceza infaz kurumuna gönderilmiştir. Başvurucu gözaltına alınırken hakkında Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi tarafından genel adli muayene raporu düzenlenmiştir. 19/7/2016 tarihli raporda başvurucunun her iki bileğinin ön ve arka yüzünde kelepçe kullanımına bağlı hiperemi ve çizgisel izler bulunduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun anlatımına göre evinde ve işyerinde hukuka aykırı arama yapılmış, gerekli olmadığı hâlde elleri arkasında kalacak şekilde kelepçe kullanılmış, buna bağlı olarak yaralanmıştır. İddiaya göre başvurucu, kolluk merkezinde kelepçeli şekilde yarım saat bekletilmiş; adliyede iş arkadaşları önünde teşhir edilmiş; ayrıca gözaltında kötü koşullarda tutulmuştur. Başvurucu 15/8/2016 tarihinde kolluk görevlilerinin görevlerini kötüye kullandıklarını ileri sürerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuştur. Soruşturma kapsamında il Emniyet Müdürlüğünden bilgi istenmiştir. Emniyet Müdürlüğü cevabında, darbe teşebbüsü sırasında bombalı saldırılardan dolayı Emniyet Müdürlüğü binasında ağır yıkım ve tahribat oluştuğundan başvurucunun tutulduğu nezarethaneyi gösterir kamera görüntülerinin bulunmadığı bildirilmiştir. Cevapta ayrıca çok sayıda şüpheli gözaltına alındığından nezarethanelerin yetersiz kalması sebebiyle spor salonları, halı sahalar vb. yerlerin gerekli güvenlik önlemleri alınarak gözaltı merkezlerine dönüştürüldüğü, bu sebeple nezarethanelerde yoğunluk yaşandığı, buna karşın gözaltına alınan kişilerin beslenmelerinin eksiksiz olarak karşılandığı, yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğu açıklanmıştır. Savcılıkça 22/3/2017 tarihinde başvurucunun iddiaları ile ilgili olarak dava açmaya yeterli delil bulunmadığı değerlendirilmiş, kolluk görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun Savcılık kararına yaptığı itiraz, Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiş; anılan karar başvurucuya 3/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 13/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Yakalanan veya tutuklanan kişilerin nakliMadde 93- (1) Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Muhafızın görevini kötüye kullanmasıMadde 295 - (1) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin, görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmeleri halinde, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Muhafaza veya nakli ile görevli olan kimse, görevinin gereklerine aykırı olarak gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bulunduğu yerden geçici bir süreyle uzaklaşmasına izin verirse; altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bu fırsattan yararlanarak kaçması halinde, kaçmaya kasten imkan sağlama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinde düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99, § 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§ 101, 102, 105, 108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07, 14/6/2011, §§ 73-75). AİHM tutukluların nakledilmesi sırasında kelepçe kullanımını incelediği Raninen/Finlandiya kararında, başvurucunun kelepçeli bir şekilde nakledilmesi onun tutumundan kaynaklanan gerekli bir tedbir olmasa hatta haksız bir tutma nedeniyle uygulansa dahi başvurucunun olaydan birkaç ay sonra alınan sağlık raporlarında belirtilen ruhsal durumu ile ilgili olumsuz gelişmeler ile kelepçeleme olayı arasında illiyet bağı kuramadığını belirterek yapılan bu muamelenin başvurucunun ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkisine ikna olmadığını açıklamış; olayda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesi için aranan asgari eşik seviyesinin aşılmadığını değerlendirmiştir (Raninen/Finlandiya, §§ 52-59).