Başvuru, hükümlü olan başvurucuya gönderilen bir derginin Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Eğitim Kurulu) tarafından yasaklanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, hükümlü olan başvurucuya gönderilen bir derginin Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Eğitim Kurulu) tarafından yasaklanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/10/2013 tarihinde Edirne Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/7/2015 tarihinde, adli yardım talebinin kabulü ile kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 9/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/12/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 21/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 2/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: (Kapatılan) Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 29/4/1998 tarihli ve E.1997/174, K.1998/139 sayılı kararı ile “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalışma" suçunu işlediği kanaati ile başvurucunun 36 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucunun hapis cezasını çekmekte olduğu Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu sırada kendisine posta yoluyla gelen “Türkiye Gerçeği” (Dergi) adlı derginin 2013 yılı sayısının, Eğitim Kurulunun 31/7/2013 tarihli ve K.2013/80 sayılı kararıyla alıkonulmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“ ... Söz konusu 'TÜRKİYE GERÇEĞİ Haziran-Temmuz 2013 sayı:10' isimli derginin içeriğinde '3, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 23, 26, 27, 30, 31, 35, 40, 41, 42, 43' no'lu sayfalarında,'Terör örgütü propagandasının yapıldığı, suçu ve suçluyu öven, suçu teşvik eden, Kamu, Kurum, Kuruluş ve kişileri töhmet altında bırakan ifadelerin yer aldığı' tespit edilmiştir;Bu nedenden dolayı söz konusu yayının, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesi fıkrası, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Ceza ve İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in maddesinin fıkrası ile Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi'nin ve maddeleri gereğince ilgilisine verilmeyerek alıkonulmasına [karar verilmiştir.]” Başvurucu bu karara karşı Edirne İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen İnfaz Hâkimliği 5/8/2013 tarihli ve E.2013/1510, K.2013/1510 sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:“Edirne F Tipi Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Eğitim Kurulu Başkanlığı'nın 31/07/2013 tarih 2013/80 sayılı kararında; 5275 Sayılı Yasanın maddesinin fıkrası, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in maddesinin fıkrası ile Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesinin ve Maddeleri gereğince ilgilisine verilmeyerek alıkonulmasına dair karar verildiği görülmüştür. İncelenen ve yukarıdaki hükümlere aykırılığı tespit edilen derginin içeriğine uygun eğitim kurulunun gerekçe ve takdirine göre şikâyet başvurusunun reddi gerekir.” Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itiraz, Edirne Ağır Ceza Mahkemesinin 3/9/2013 tarihli ve 2013/948 Değişik İş sayılı kararında, Eğitim Kurulu kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 19/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Başvuruya Konu Dergi “Türkiye Gerçeği” merkezi İstanbul’da olan ve ayda bir yayımlanan bir dergidir. Dergi'nin başvuruya konu 2013/10 numaralı sayısının ilgili kısımları, başvuru dosyasının içinde bulunan suretinden incelenmiştir. Dergi'nin “2013 Mayıs- Haziran İsyan Dersleri” ile başlayan arka kapağında 2013 yılı Mayıs ayında İstanbul Taksim’de başlayan Gezi Parkı olaylarında yüzleri maskeli ellerinde taş, sopa v.b gibi madde bulunan göstericilerin resimlerinin altında “Abartmasız Türkiye tarihinin en önemli olayıyla, tek kelimeyle bir kitlesel isyan hareketiyle karşı karşıyayız” şeklinde başlayan yazıda Taksim Parkı'nda yapılan gösterilerin bir isyan hareketi olduğu, herkesin isyan hâlinde sokaklarda olduğu, 1 Haziran’dan itibaren Taksim’in isyancıların kontrolünde ve barikatlarlarla çevrili olduğu, devletin bu barikatları kaldırmaya cesaret edemediği ve bunun bir devrim olduğu belirtilmiştir. “Arka Kapaktan Devam” başlığıyla devam eden yazının sayfasında Polis ile halkın karşı kaşıya geldiğini gösteren fotoğrafla birlikte “katil polis” yazılı resme yer verildiği ve devam eden yazıda, İstanbul Taksim Meydanı’nın başından sonuna kadar devrimcilerin belirleyiciliği ve etkinliği altında, direnişin gününde kitleselliği ve kararlılığını koruyarak devam ettiği, Mayıs- Haziran isyanının devlet terörüne tepkinin bir patlaması olduğu ifade edilmiştir. “Ortadoğu’dan Anadolu’ya Direniş” başlıklı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde yapılmak istenen panele izin verilmemesi üzerine fakülte kantininde gerçekleştirilen panelde G. tarafından yapılan konuşma metninin yayınlandığı anılan Dergi'nin sayfasından başlayıp sayfasına kadar devam eden yazıda, öncelikle Dergi'nin temsil ettiği misyon ve "Türk Devrim Hareketi" açıklanmaya çalışılmış daha sonra kamuoyunda barış süreci olarak bilinen müzakere süreci üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu yazıda “Türkiye Gerçeği” dergisinin temsil ettiği geleneğin Kürt halkının PKK öncülüğünde yükselen uyanışını başından itibaren desteklediği şeklinde açıklanmış “Kürt halkının devrimci isyanına yönelen şiddet ve imhadan, Türk faşist devlet teröründen biz de payımızı aldık” şeklinde devam eden yazıda Kürtlere sıkılan her kurşunu kendi bedenlerinde hissettiklerini, bunun kanıtı olarak “Kürdistan dağlarında şehit olan yoldaşları” gösterilmiştir. Yazıda Türkiye Devrim Hareketi’nin Kürt devrimci hareketini desteklediği, bu çerçevede başlayan barış sürecinin de önemli olduğu bu sürece kolay gelinmediği ve 40 bin gerillanın boşuna ölmediği, dimdik ayağa kalkmış bir Kürt halk gerçeği ile karşı karşıya kalındığı, Kürt devriminin Kürt kadınları ve Kürt gençliği üzerindeki kazanımlarına yaptığı katkı belirtildikten sonra yazar, bütün bu birikimi yaratan Kürt devrimci partisi PKK’yı selamlamaktadır. Yazının devamında, barış süreci üzerine yapılan değerlendirmelerde; bu sürece nereden nasıl gelindiği ve Abdullah Öcalan’ın 1999 yılından yakalanmasından başlayan ve 2013 yılına kadar devam eden gelişmeler hakkında açıklamalar yapılmıştır. Bu gelişmelere örnek olarak, uzaktan kumandalı mayınların hiç olmadığı kadar başarıyla kullanıldığı bu savaş döneminin AKP iktidarını sarstığı ve tüm devlet cihazının gündemine Kürt sorununu birinci madde olarak getirdiği fakat bu süreçte yaşanan bazı olumsuzluklar nedeniyle PKK’nın yaptığı ateşkese 2011 yılında son verdiği, son savaş sürecine girildiği belirtilerek bu süreçte “gerilla ilk kez Şemdinli’de ve Hakkâri’nin belli bölgelerinde haftalarca süren alan hakimiyeti gerçekleştirdi”, bu şekilde “Karadan hiçbir ordu gücünün bölgeye girmesine, helikopterlerin ise iniş yapmasına izin vermedi, devlet havada asılı kaldı. PKK’nın savaş tarihinde ‘kurtarılmış bölge’, ‘bir avuç kurtarılmış vatan toprağında Botan-Behdinan savaş hükümeti’ gibi denemeler olsa da bu ilk kez 2012 de gerçekleşebilir bir ihtimal haline geldi. Gerçekleştirmek için tek bir adım kalmıştı: devletin hava hakimiyetine son vermek” şeklinde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Yazının sayfasında ve devam eden kısımlarda hava saldırılarının olmadığı durumlarda neler olabileceği Suriye’de, Rojova’da meydan gelen olay anlatılarak Kuzey Kürdistan’ın düşmandan arındırılmış bölgesinde (Türkiye’de) büyük bir ordulaşmaya gidilebileceği, PKK’nın dört ayrı büyük devletin (İran, Irak, Suriye ve Türkiye) her birinde hem savaş gücüne hem halk gücüne sahip olduğu, dört parçaya bölünmüş halkın birleşmesi ve bu yöndeki mücadelenin başarıya ulaşması için dört parçanın tümünün ortak kaderinin en büyük parça olan Kuzey Kürdistan’daki mücadelenin sonucuna bağlı olduğu görüşlerine sayfadaki resimde gösterilen “Kürdistan” haritasıyla birlikte yer verilmiştir. Dergi'nin sayfasında devam eden yazıda çözüm sürecinden dolayı PKK’yı düşmanla uzlaştığı gerekçesiyle eleştirmemek gerektiği, bunun Öcalan’ın 1982 yılında PKK’nın Kongresinde yaptığı konuşmaya dayandığı, bu konuşmada devrimin halk savaşı ile gerçekleşeceği, silahlı evresinden sonra gerilla mücadelesine başlanacağı; halk savaşının stratejik savunma, stratejik denge aşamalarından geçerek stratejik saldırı aşamasında zafere ulaşacağı, PKK için aslolanın eylemin muhtevası olduğu, o muhtevanın ise devrimci bir karakter taşıdığı konularına temas edilmiştir. Dergi'nin sayfasında ve devamında Lozan anlaşması çerçevesinde Kürt özgürlük hareketinin yürüttüğü mücadele ifade edilmiş ve Kürt sorunun nihai çözümünün, dört parçadaki Kürtlerin tümünün birleşerek bağımsız devlet olmanın koşullarını elde ettikleri vakit olarak gösterilmiştir. Dergi'nin sayfasında onlarca kişinin gözleri bağlı vaziyette diz çöktürülmüş hâlde iken ayakta duran eli silahlı kişinin bu kişilere yönelik ateş etme resmi sunulmuştur. Dergi'nin 40 ilâ sayfalarında İ. tarafından kaleme alınan “Her Yer Taksim Her Yer Direniş!” başlıklı makalenin girişinde İstanbul Taksim Meydanı’nın önemine işaret edildikten sonra 2013 yılının Mayıs ayında burada başlayan ve devam eden gezi olayları hakkında yapılan yorumlarla birlikte o tarihte Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan hakkında da bir takım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Yazıda; “ Tayyip! Cami duvarına işedin! Taksim’de bir duvara yazılan bu slogan ideoloji ve politikanın şahikasıdır. …”, “Ey Allahsız Tayyip! Sen paradan başka Allah tanımaz mısın ki, maliyet hesabına bir halkın isyanı ve haysiyetine dair bir kelam girmiyor?...”, “Öyleyse hatırlatacağız, o burun sürtülecek; öğreneceksin. …”, “Taksim Roboski’dir. Taksim yakılan üç bin kür köyü, katledilen 40 bin kürt yoksuludur. …”, “Tayyip sonun ‘Mübarek’ olsun sloganlarını duyuyor musun?...”, “Bak saat gecenin üçü, Halk Beşiktaş’ta bir iş makinesini ele geçirdi, senin TOMA’larını önüne kattı kovalıyor. Adını da POMA koymuşlar makinenin: Polis Araçlarına Müdahale Aracı!...”,“Balta esirin elinde parlıyor” ey Tayyip, farkında mısın? başlığı altında “Gün gelecek sıra diktatörlüğün bedenine de gelecek" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Yazının devamında Taksim olaylarında elde edinilen kazanımlara değinildiği, bu çerçevede yapılan hareketin bir isyan olduğu, bu isyanın nesnel olarak diktatörlüğe ve küresel kapitalizme karşı olduğu ve özgürlük, eşitlik ve adalet ruhuyla yürüdüğü, Türkiye devrimcileri olarak bu isyanın öğrencileri olduğu, bunun başarılması hâlinde isyanın önderi de olunabileceği açıklanmıştır. Yazının sonunda talepler olarak Taksim’e kışla yapılmayacağı ve sorumluların görevden alınması belirtildikten sonra Taksim isyanından elde edilen kazanımla direnişin sürdüğü her yerde ve ülke çapında halk inisiyatifinin oluşması, eylemin sonuç alana kadar sürmesini sağlayacak eylem ve örgüt biçimlerinin kolektif halk iradesiyle açığa çıkarılması ve uygulanması düşüncelerine yer verilmiştir. Dergi'nin 42 ilâ sayfalarında R. K. tarafından kaleme alınan “Güneş Kadın Heval Sara” başlıklı yazıda Paris’te iki arkadaşıyla birlikte öldürülen PKK’nin önder kadrolarından Sakine Cansız ile tanışmasına ve onunla örgüt içinde birlikte geçirdiği anılarına yer verilmiştir. Aynı sayfalarda Sakine Cansız’ın fotoğraflarına yer verilerek ondan övgüyle bahsedilerek yazı sonlandırılmıştır. İlgili Hukuk 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun “İnfaz hâkimliklerinin görevleri” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır: Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara ilişkin hükümler saklıdır.” 4675 sayılı Kanun’un “İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Şikayet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.” 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.” 6/4/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Eğitim kurulunun görev ve yetkileri” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fırkasının (ı) bendi şöyledir:“(1) Eğitim Kurulu aşağıda sayılan işleri yapmakla görevli ve yetkilidir;…ı) Kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek,…” 12/7/2005 tarihli Bakanlık oluru ile yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin “Kuruma kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“a) Mahkemelerce yasaklanmış olan, b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen, hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.”