10. Hukuk Dairesi 2022/12784 E. , 2023/259 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2016/240 E., 2022/204 K. vekili Avukat ... ... ... HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki İlk Derece Mahkemesinde görülen, rücuan tazminat istemli davadan dolayı verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne
**10. Hukuk Dairesi 2022/12784 E. , 2023/259 K.** **"İçtihat Metni"** ... MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2016/240 E., 2022/204 K. vekili Avukat ... ... ... HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki İlk Derece Mahkemesinde görülen, rücuan tazminat istemli davadan dolayı verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili mahkememize sunduğu dava dilekçesi ile Gazi Osmanpaşa Sosyal Güvenlik Merkezinin dosyasında işlem gören davalılardan ...'a ait ... Turizm unvanlı işyeri sigortalısı, ...'in 20.01.2009 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat nedeniyle hak sahiplerine 60.287,72 TL tutarında gelir bağlandığını ve kurum zararın oluştuğunu, kaza sigortalılarının Harem Otogarında davalılardan ... Turizm tarafından araç önünde beklediği yazıhane olarak kullanılan büronun dış tarafında bulunan saçak kısmının çökmesi şekilde olduğunu, kaza nedeniyle kurum müfettişlerince yapılan teftiş sonucu düzenlenen raporda kazanın raporda kazanın meydana gelmesinde davalıların kusurlu bulunduğunu ve işverenin sigortalısına ait işe girişini yasal sürede belirlemediğinin saptandığını, Üsküdar 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/513 esasına kayden açılan davada verilen karar ile davalılardan ... ın kusurlu bulunduğunu kusur ve miktar yönünden fazlayla dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.071,93 TL nin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili mahkememize verdiği cevap dilekçesi ile; açılan iş bu davanın kendi içersinde tutarsız olduğunu, davacının iddia ve taleplerinin son derece yersiz olduğunu, davacı tarafça açılan bu davada davalı belediyesinin husumet ehliyetinin bulunmadığını, kusuru bulunmadığını, iş kazası sonucu vefat eden ...'in davalılardan ...'ın işçisi olduğunu, iş kazasının davalılardan ...Turizme ait büronun saçak kısmının çökmesi sonucu gerçekleştiği, davalılardan ...'ın Üsküdar 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/513 esas sayılı dosyasında verilen karar ile kusurlu bulunduğu, öncelikle müvekkili belediye açısından husumet yokluğundan, aksi takdirde esastan davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davalı ... vekili mahkememize verdiği cevap dilekçesi ile; dava dilekçesinde yalnızca ...' ın mahkeme kararı ile kusurlu bulunduğu hususların belirtildiğini, diğer davalılar ve müvekkili hakkında hangi gerekçeyle kusurlu oldukları ve yine olayda hangi sıfatla kusurlu olduklarına ilişkin bir açıklama yapılmadığını, söz konusu iş kazası sebebiyle mahkememizin 2009/69 esas sayılı sayılı doyası ile dava açıldığını, temyiz edilerek yargıtaya gönderildiğini, söz konusu dava dosyasının henüz kesinleşmemiş olduğu için müvekkiline hiçbir kusur izafe edilemeyeceğini, beyanla Üsküdar 1.İş mahkemesinin 2009/69 esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasına olayla hiçbir ilişkisi bulunmayan müvekkili hakkındaki davanın da reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Davalı ... Limited Şirketi vekili mahkememize verdiği cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin merkezinin ...'da olduğundan yetkili Mahkemenin ... İş Mahkemesi olduğunu, bilet satış işlemini yapan tüzel kişiliğin müvekkili olmadığı, olay ile müvekkilinin ilgisi bulunmadığı, davanın husumetten reddi gerektiği, 2 metrekarelik alanda bir çok firmanın bilet satışı yaptığı, sorumlunun bina sahibi olabileceğinden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Özetle; “A- Davalı ... Limited Şirketi hakkında açılan davanın bu davalının iş kazasında kusurlu olmadığı anlaşıldığından reddine, B- Davalı ..., davalı ... ve davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, 57.273,33 TL ilk peşin sermaye değerli gelir alacağının tamamından davalılar ... ile davalı ... ın müştereken ve müteselsilen sorumlu tutularak yine bu miktarın 3.014,38 TL sinden ise davalı ...'ın müştereken ve müteselsilen sorumlu tutularak davalılardan onay tarihi olan 21.10.2009 tarihinden itibaren yasal faiz oranı ile alınıp davacıya verilmesine davalı ... hakkında fazlaya ilişkin istemin reddine ” karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ve davalılardan ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. “... Davalı ... işverenlik sıfatının olup olmadığı araştırılıp tespit edilmeli, hak sahipleri tarafından açılan tazminat dava dosyası celbedilip, anılan tazminat davasının kesinleşmesi halinde ancak güçlü delil olabileceği gözetilmeli, davaya konu iş kazasının meydana geldiği iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden; kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınarak, kusur raporları arasındaki çelişkiler giderilmeli, talebin teselsüle dayalı olduğu gözetilerek hüküm kurulmalıdır. Kabule göre ise, mahkemece, davalı ...’ı işveren olarak kabul eden ve %20 kusur izafe eden kusur raporu esas alınıp, 5510 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi sorumluluğunun gerçekleştiği belirtilmesine rağmen, davalı ... yönünden Kurum zararının %5’i ile sorumluluğuna hükmedilmesi, isabetsiz olmuştur,” gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Özetle; “A- Davalı ... Limited Şirketi hakkında açılan davanın bu davalının iş kazasında kusurlu olmadığı anlaşıldığından reddine, B- Davalı ..., davalı ... ve davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulüne 57.273,33 TL ilk peşin sermaye değerli gelir alacağının tamamından davalılar ... ile davalı ... ın müştereken ve müteselsilen sorumlu tutularak yine bu miktarın 3.014,38 TL sinden ise davalı ... ın müştereken ve müteselsilen sorumlu tutularak davalılardan onay tarihi olan 21.10.2009 tarihinden itibaren yasal faiz oranı ile alınıp davacıya verilmesine davalı ... hakkında fazlaya ilişkin istemin reddine, ” karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ve davalılardan ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili dilekçesinde özetle; kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili; kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı kurumun temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2.Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 21/1 inci madde işverenin, 21/4 üncü madde üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanunun 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 inci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 inci ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 nci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanunun 61 inci ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanunun 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, davalılardan ...’nın anılan mevzuat hükümleri gereğince 3. kişi olduğunun anlaşılması karşısında sorumluluklarının anılan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, öngörülen ilkeler çerçevesinde belirlenmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, özellikle değinilen 4 üncü fıkra hükmü göz ardı edilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...