Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın hatalı değerlendirme sonucu reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın hatalı değerlendirme sonucu reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/2/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu Sendika; büro, bankacılık ve sigortacılık hizmetleri kolu kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarında Türkiye çapında faaliyet gösteren, tüzel kişiliğe haiz bir kamu görevlileri sendikasıdır. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 27/9/2010 tarihinde, taşra teşkilatında münhal bulunan kırk beş adet sosyal güvenlik il müdür yardımcılığı kadrosuna atama yapmıştır. Başvurucu Sendika, söz konusu atamaların iptali istemiyle idari yargıda dava açmıştır. Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülen dava, anılan Mahkemenin 28/10/2010 tarihli kararıyla ilk önce ehliyet yönünden reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, sendikaların yalnızca üyelerinin menfaatlerini ilgilendiren işlemlerle ilgili olarak dava açma ehliyetlerinin bulunduğu belirtilmiştir. Dava konusu işlemin ortak hak ve menfaatler kapsamında değerlendirilemeyeceğinin, ayrıca başvurucu Sendikanın dava konusu işlemden dolayı meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin de etkilenmediğinin ifade edildiği kararda, herhangi bir üyenin bireysel anlamda menfaatinin ihlal edildiği hususunun da ortaya konulamamış olması karşısında ehliyet koşulunun oluşmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Karar, başvurucu Sendikanın temyizi üzerine Danıştay İkinci Dairesinin 25/6/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, somut davada bir bütün olarak sosyal güvenlik il müdür yardımcılığı kadrolarına yapılan atamaların ihtilaflı hâle getirilerek atamalarda genel olarak idarece belirlenmiş bir ölçüt olup olmadığının hukuki sorgulamasının yapıldığı hatırlatılmış; bu itibarla dava konusu edilen işlemin tüm Sendika üyelerini ilgilendiren uygulamaya dönük genel bir nitelik taşıdığı vurgulanmıştır. Buna göre başvurucu Sendika üyelerinin ortak menfaatleri kapsamında kalan dava konusu uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken davanın ehliyet yönünden reddinde hukuki isabet bulunmadığı belirtilmiştir. Bozma kararına uyan Mahkeme, işin esasına girerek yaptığı inceleme neticesinde 9/4/2014 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; sosyal güvenlik il müdür yardımcılığı kadrolarına yapılacak atamaların görevde yükselme ve unvan değişikliği şartlarına tabi olmadığına, anılan kadroya atanabilmek için aranan tek kriterin en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak olduğuna, ayrıca atama yetkisinin kurum başkanında bulunduğuna dikkat çekilmiştir. Ataması yapılan kişilerin en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından mezun oldukları hususunda tartışmabulunmadığı belirtilen kararda, kurum başkanının kadroya yapılacak atamalardaki takdir hakkının yargı kararı ile sınırlandırılamayacağı da hatırlatılarak dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir. Karar, Danıştay İkinci Dairesinin 13/4/2016 tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucu Sendikanın karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından 15/11/2016 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar 31/1/2017 tarihinde başvurucu Sendikaya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Sendika 14/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Kanunlar 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun "Amaç"kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için oluşturdukları sendika ve konfederasyonların kuruluşu, organları, yetkileri ve faaliyetleri ile sendika ve konfederasyonlarda görev alacak kamu görevlilerinin hak ve sorumluluklarını belirlemek ve toplu sözleşme yapılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir." Aynı Kanun’un "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunun uygulanmasında;…f) Sendika : Kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları,…İfade eder." Anılan Kanun’un "Sendika ve konfederasyonların yetki ve faaliyetleri" kenar başlıklı maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:"Sendika ve konfederasyonlar kuruluş amaçları doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeterek aşağıdaki faaliyetlerde bulunabilirler:…f) Üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukukî yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak. …" Danıştay İçtihadı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 3/3/2006 tarihli ve E.2005/1, K.2006/1 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"...İçtihatları birleştirme istemine konu daire kararlarında, sendikaların, genel düzenleyici işlemlere karşı dava açabilmeleri konusunda içtihat farklılığı bulunmamaktadır. Kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, üyelerinin ortak, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için kurulmuş tüzel kişilikler olarak diğer tüm tüzel kişilere tanınan kuruluş amaçları çerçevesinde ve bu amaçları gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetlerinin varlığı karşısında 19'uncu maddenin (f) fıkrasının çıkarılış gayesinin bunlardan başka olduğu açıkça görülmektedir. 4688 sayılı Kanunun 19/f maddesi, sendika ve üst kuruluşlarının, bizzat taraf oldukları hukuki ilişkiler dolayısıyla davacı ve davalı oluş sıfatları ile ortak çıkarların korunması için tanınan davacı olabilme sıfatından başka, hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya bunların mirasçılarını her derecedeki yargı organları önünde temsil etmek ve dava açma hakkı tanımaktadır. Bu bağlamda kanun koyucu 19/f maddesi ile sendika ve üst kuruluşları, diğer tüzel kişiliklere genel hükümler uyarınca tanınan taraf olma ve dava açma ehliyetinin dışında, üyelerini ve bunların mirasçılarını temsil etme ve ettirme yetkisi ile donatmaktadır. Buna göre, söz konusu maddenin sendikalara ve üst kuruluşlarına tanıdığı yetkinin ehliyet değil temsil bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla kanun koyucu, getirdiği bu düzenleme ile, idare tarafından sendika üyesi kamu görevlisi hakkında tesis edilen bireysel (subjektif) işlemler nedeniyle bu ilişkinin tarafı olmayan sendika ve üst kuruluşa, üyesinin isteğine bağlı olarak uyuşmazlığın çözümünde taraf olarak kendisini temsil etme yetki ve sorumluluğu vermektedir. Gerek metindeki terimlere bağlı olarak maddenin yorumu, gerekse madde gerekçesi ile konuya ilişkin tarihsel süreç ve mevzuatımızda yapılan değişiklikler dikkate alındığında, kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, sendika üyesi olan kamu görevlisinin isteği üzerine, statüsü ve bu statüsünden kaynaklanan hak, yükümlülük, görev ve sorumlulukları ile atama, nakil, disiplin ve personel hukukuna ilişkin diğer düzenlemelere dayalı olarak, üyeleri hakkında tesis edilen bireysel (subjektif) işlemlere karşı, üyelerini temsilen avukatları aracılığıyla dava açabilecekleri ve bu nedenle açılan davalarda taraf olabilecekleri sonucuna ulaşılmaktadır. SONUÇ: 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 19'uncu maddesinin (f) bendi uyarınca kamu görevlileri sendikaları ve üst kuruluşlarının üyeleri hakkında tesis edilen bireysel (subjektif) işlemlere karşı üyelerini temsilen dava açma ve bu nedenle açılan davalarda taraf olma hakkı bulunmaktadır." Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 30/10/2017 tarihli ve E.2015/439, K.2017/3280 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir: "Temyiz Eden (Davalı) : Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ... Karşı Taraf (Davacı) : [E.Y. yi] temsilen Enerji Sanayi ve Madencilik Hizmetleri Sendikası Birliği ... Dava; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Ankara Etüd Plan Daire Başkanlığı emrinde memur olan davacının öğrenim özrü nedeniyle Diyarbakır Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü'ne naklen atanma talebiyle yaptığı ... günlü başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Ankara İdare Mahkemesinin ... günlü, ... sayılı kararıyla; davacının atamasının öğrenim gördüğü şehre yapılmamasının gerekçesi olan mevzuat hükümlerinin Anayasa'nın temel ilkelerine aykırı olmasının düşünülemeyeceği, diğer taraftan unvanlı bir mesleğe sahip olmayan davacının diş hekimliği fakültesindeki öğremini tamamladığında sahip olacağı meslek hususu, hem davacının temel hak ve özgürlükleri hem de kamu yararı açısından göz önüne alındığında, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir. ... Bu durumda, gerek Genel Yönetmelikte gerekse kurum Genelgesinde, personelin öğrenim durumunun özür durumu olarak kabul edilmediği anlaşıldığından, davacının öğrenim durumu özrüne dayalı olarak Diyarbakır ili'ne atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Ankara İdare Mahkemesi'nin ... ısrar kararının BOZULMASINA..." İDDK'nın 8/11/2017 tarihli ve E.2015/1987, K.2017/3533 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir: "Temyiz Eden (Davalı) : Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Karşı Taraf (Davacı) : Tarım Orman ve Çevre Çalışanları Birliği Sendikası ... Dava; ... günlü, ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Kontrol Laboratuvarlarının Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının Belirlenmesine Dair Yönetmelik"in maddesinin (c) bendinde yer alan "Bakanlık il kontrol laboratuvarına müdür ve müdür yardımcısı olarak atanacak personelin en az beş yıl laboratuvar tecrübesine sahip olması gerekir. İl kontrol laboratuvarlarına atanacak teknik ve sağlık hizmetleri sınıfı personelinin hizmet süresi beş yıldan az olmalıdır. Hizmet süresi beş yıldan fazla olan teknik ve sağlık hizmetleri sınıfı personelinin laboratuvarlara atanabilmesi için en az iki yıl laboratuvar tecrübesi şartı aranır." ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır. Danıştay İkinci Dairesi'nin ... günlü, ... sayılı kararıyla; ... günlü, ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Kontrol Laboratuvarlarının Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının Belirlenmesine Dair Yönetmelik"in, ... günlü, ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Gıda Kontrol Laboratuvarlarının Kuruluş, Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esaslarının Belirlenmesine Dair Yönetmelik"in maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı gerekçesiyle, karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davalı idare, anılan kararın yargılama giderleri ve avukatlık ücretine ilişkin kısmını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. Temyiz edilen kararla ilgili dosyadaki belgelerin incelenmesinden; Danıştay İkinci Dairesi'nce verilen kararın yargılama giderleri ve avukatlık ücretine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, ... sayılı [kararın] temyize konu kısmının ONANMASINA, ..." İDDK'nın 16/11/2017 tarihli ve E.2015/3778, K.2017/3765 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Temyiz Eden (Davacı) : Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası( Sağlık- Sen)Temyiz Eden (Davalı) : Sağlık Bakanlığı ...Dava; Aile Hekimliği Hizmet Sözleşmesi imzalayarak çalışan personele yönelik 2012 yılı Hizmet Sözleşmesinin maddesinin ve maddesinde yer alan; "Bunun dışında herhangi bir ad altında başka bir ödeme yapılamaz." cümlesinin iptaliistemiyle açılmıştırDanıştay Beşinci Dairesi'nin ... günlü, ... sayılı kararıyla; ... gerekçesiyle dava konusu Aile Sağlığı Elemanı Hizmet Sözleşmesi imzalayarak çalışan personele yönelik 2012 yılı Hizmet Sözleşmesinin maddesinin izinlere ilişkin kısmının iptaline, çalışma saatlerine ilişkin kısmı ile maddesinde yer alan; "Bunun dışında herhangi bir ad altında başka bir ödeme yapılamaz" cümlesinin iptali istemi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.Davacı ve davalı idare, anılankararı karşılıklı olarak temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının ve davalı idarenin temyiz istemlerinin reddine, Danıştay Beşinci Dairesi'nin ... günlü, ... sayılı kararının ONANMASINA,..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuranın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinde sayılan başvuruda bulunabilecek kişilerden -gerçek kişi, hükûmet dışı kuruluşlar veya kişi grupları- biri olması ve Sözleşme kapsamında hak ihlali mağduru olduğunu ortaya koyabilmesi gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre "mağdur" kavramı bağımsız olarak ve bir menfaat veya fiil ehliyetine ilişkin kavramlar gibi ulusal kavramlara bağlı kalınmadan yorumlanmalıdır. Ayrıca başvuranın Sözleşme kapsamında bir ihlal mağduru olduğu iddiasını ileri sürebilmesi için başvuran ile ihlal iddiası nedeniyle maruz kaldığını ileri sürdüğü zarar arasında yeterli ölçüde ve doğrudan ilgi bulunmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/ İspanya, B. No: 62543/00, 27/4/2004, § 35). AİHM'in Gorraiz Lizarraga ve diğerleri kararına konu olayda, bazı köy yerleşim alanlarını da kapsayacak şekilde bir bölgede yapılması planlanan baraj inşaatı projesisöz konusudur.Baraj yapımına ilişkin olarak dernek tarafından yerel mahkemeler önünde başlatılan yargılamanın sonuçlanması üzerine dernek ve dernek yanında bu derneğe üye beş kişi AİHM'e başvuruda bulunmuştur. AİHM, söz konusu başvuruda öncelikle derneğin mağdur statüsü bulunup bulunmadığını irdelemiştir. Bu bağlamda başvurucu derneğin üyelerinin haklarının korunması için yerel mahkemeler nezdinde açtığı davalara taraf olduğuna dikkat çeken AİHM, Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki ihlal iddialarıyla sınırlı olarak derneğin mağdur statüsünde değerlendirilebileceğini belirtmiştir (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/ İspanya, § 36). AİHM, derneğin yanında başvuruda bulunan beş kişi yönünden ise hem mağdur statülerinin bulunup bulunmadığı hem de bu kişilerin iç hukuk yollarını tüketmiş sayılıp sayılamayacağı hususlarında değerlendirme yapmıştır. AİHM, öncelikle başvuran derneğin baraj yapımının dernek üyelerinin yaşadıkları çevre ve evleri üzerinde yol açacağı olumsuz sonuçlar karşısında bu kişilerin menfaatlerini korumak amacıyla kurulduğunu hatırlatmıştır. Yerel mahkemelerdeki yargılamalarda, projenin dernek üyelerinin ikamet yerlerindeki değişiklik nedeniyle mülkiyet hakları ve yaşam tarzları üzerindeki etkisine ve bu kapsamda başvuranların doğup büyüdükleri evlerin bulunduğu köy de dâhil olmak üzere bazı küçük köylerin sular altında kalacağına vurgu yapıldığına dikkat çeken AİHM; uyuşmazlığın konusunun başvuranların hem mülkiyet hakları hem de yaşam tarzları ile ilgili doğrudan ve kapsamlı sonuçlar doğurduğunun yadsınamayacağını ifade etmiştir. AİHM beş kişinin (başvuranın) söz konusu yargılamalara her ne kadarkendi adlarıyla taraf olmasalar da kendi menfaatlerini savunmak amacıyla kurdukları dernek aracılığıyla taraf olduklarını belirtmiştir. AİHM, mağdur kavramının çağdaş toplumun koşulları dikkate alınarak daha kapsamlı bir şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM'e göre günümüz toplumlarında vatandaşların oldukça karmaşık idari kararlarla karşı karşıya kaldıklarında menfaatlerini etkili bir şekilde savunabilmeleri için dernekler gibi topluluk bazlı kuruluşlara başvurmaları erişilebilir araçlardan biridir hatta bazen de tek yoldur. AİHM, derneklerin üyelerinin menfaatlerini savunmak amacıyla hukuki işlem başlatmalarının çoğu ülke mevzuatında tanındığını, mevcut davadaki durumun da tam olarak bu olduğunu ifade etmekte; mağdur kavramı yorumlanırken bu gerçeğin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtmektedir. Zira bu kavramın aşırı şekilci yorumlanması Sözleşme ile güvence altına alınan hakların korunmasını etkisiz hâle getirebilir (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya, §§ 37, 38). Mevcut davanın kendine özgü koşullarını ve özellikle de başvuran derneğin üyelerinin menfaatlerini mahkemeler önünde savunmak amacıyla kurulduğunu ve söz konusu şahısların baraj projesinden doğrudan etkilendiklerini dikkate alan AİHM, ilk beş başvuranın söz konusu Sözleşme ihlallerinden dolayı mağdur statüsünde olabileceklerini ve Sözleşme'nin maddesinin 1 numaralı fıkrası kapsamındaki şikâyetler bakımından da iç hukuk yollarını tüketmiş olduklarını değerlendirmiştir (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/ İspanya, § 39).