2. Hukuk Dairesi 2016/16883 E. , 2018/5547 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, tazminatların miktarları ve vekalet ücreti yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, mahkemece hükmolunan tazminatlar, nafakalar, kendi tazminat taleplerinin reddi ve velayet yönünden
**2. Hukuk Dairesi 2016/16883 E. , 2018/5547 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından kusur belirlemesi, tazminatların miktarları ve vekalet ücreti yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, mahkemece hükmolunan tazminatlar, nafakalar, kendi tazminat taleplerinin reddi ve velayet yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemece taraflara yüklenen kusurlu davranışlar yanında, davacı-davalı kadının eşine adam mısın, seni ben adam ettim dediği, davalı-davacı erkeğin de eşine fiziksel şiddet uyguladığı bu hale göre davalı-davacı erkeğin, kadına nazaran daha ziyade kusurlu olduğu, ayrıca boşanma davası içerisinde talep edilen ve boşanmanın fer'i niteliğinde olan tazminatlar ve nafakaların kabul edilen miktarları yönünden taraflar lehine ayrıca vekalet ücretine hükmedilemeyeceği, mahkemece Anayasa’nın 9. ve HMK’nun 297/1. maddeleri hükmü dikkate alınmaksızın gerekçeli karar başlığına “Türk Milleti Adına” ibaresi yerine “Türk Ulusu Adına” ibaresinin kullanılmasının mahallinde düzeltilebilir, maddi hata olduğu anlaşılmakla, davacı-davalının tüm, davalı-davacı erkeğin ise aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Taraflar arasında görülen karşılıklı boşanma davalarının neticesinde, 05.10.2003 doğumlu Alper Buğra'nın velayeti davacı-davalı anneye bırakılmıştır. Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde vermesi gereken karar; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır. Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. .../.. Mahkemece yaşı nedeniyle idrak çağında bulunan ortak çocuğun velayeti konusunda görüşlerine başvurulmadan karar verilmiştir. Bu nedenle ortak çocuğun bizzat ya da istinabe yoluyla eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin hakim tarafından kendisinden sorulması (Yargıtay HGK 16.03.2012 tarih E.2011/2-884-K. 2012/197 ile 22.01.2014 tarih E.2013/2-2085-K.2014/30 sayılı kararları) ve gerektiğinde yeniden psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzman veya uzmanlardan (4787 sayılı Kanun m. 5) ortak çocuğun anne ve baba yanındaki barınma ve yaşama koşullarını da değerlendirir içerikte tekrardan sosyal inceleme raporu alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır. 3-Tüm dosya kapsamından mahkemece kolluk marifetiyle yaptırılan, ekonomik sosyal durum araştırmasında davacı-davalı kadının yüksek okul mezunu olduğu ancak çalışmadığı, üzerine kayıtlı bir adet otomobil ve dairenin bulunduğu, bu daireden 550 TL kira gelirinin olduğu tutanağa bağlanmış ise de, davalı- davacı tarafından dosya arasına sunulan bir kısım belgelerden kadının çalışma kayıtlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, davacı-davalı kadının düzenli ve sürekli bir gelir getirecek bir işte çalışıp çalışmadığı üzerine kayıtlı menkul ya da gayrimenkullerin de değerleri belirlenerek, davacı-davalı kadın lehine Türk Medeni Kanununu 175. maddesi uyarınca yoksulluk nafakası verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirildikten sonra gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde davacı-davalı kadın lehine yoksulluk nafakasına karar verilmiş olması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Gülümser'e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 143.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Hulusi'ye geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 24.04.2018