T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1402 KARAR NO : 2026/412 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/04/2023 NUMARASI : 2022/767 Esas - 2023/366 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 06/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 06/03/2026 İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/04/2023 tarih 2022/767 Esas 2023/366 Karar sayılı kar…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1402 KARAR NO : 2026/412 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/04/2023 NUMARASI : 2022/767 Esas - 2023/366 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 06/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 06/03/2026 İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/04/2023 tarih 2022/767 Esas 2023/366 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacılar vekili, davacıların .... A.Ş.'nin ortağı olduklarını, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/29862 Sor. numaralı dosyasından davacıların ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere İzmir 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 29.09.2016 tarih 2016/3464 D.İş sayılı kararı ile kayyım atanmasına karar verildiğini, bu tarihten itibaren şirket yönetiminin davacılar namına ... tarafından görevlendirilen heyet tarafından gerçekleştirildiğini, dava dışı ... ...A.Ş.'nin hissedarı olan davacılar hakkında herhangi bir mahkumiyet kararı verilmediğini, şirketle ilgili müsadere kararı da verilmediğini, İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli 2018/193 Esas 2019/442 Karar sayılı kararı ile yönetim kayyım kararının kaldırıldığını ve denetim kayyımı kararı verildiğini, diğer ortak dava dışı ... hakkında herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını, davacıların ortaklık paylarına ilişkin tüm hak ve yetkilerinin kullanımına haksız olarak engel olunduğunu, ... tarafından alınan önceki satış kararının iptali için İstanbul 6. İdare Mahkemesi'nin 2021/176 Esas sayılı dava açıldığını, davanın pasif husumet nedeniyle reddedildiğini, Danıştay 13. Dairesinin 2021/896 E. 2021/1773 K. sayılı kararı ile bu kararın bozulduğunu, söz konusu şirketlerin ortağı ve yöneticisinin davacıların olduğu ve ...'nin sadece geçici olarak kayyım olarak görev yaptığının belirtildiğini, ... yetkilerini kullanan başkan ve yönetim kurulu üyelerinin görevini kötüye kullandığını, atanan müdürler tarafından ağır suistimaller, haksız menfaat sağlama eylemleri ve ağır denetim ihmalleri nedeniyle kayyım heyetine teslim edilen şirketlerin söz konusu yargı kararlarıyla verilen yetkilerin suistimal edilerek işlenen ve işlenmekte olan suçları perdelemek için şirketlerin tamamen bilerek ve isteyerek satıldığını, usulsüz başka işlemlerin bulunup bulunmadığının tespiti için İstanbul CBS'nın 2020/174302 Sor. ve 2020/177728 Sor. sayılı dosyaları ile soruşturma başlatıldığını, dosyaların halen derdest olduğunu, ...'nin satış komisyonu başkanlığından yapılan ilan ile . ...A.Ş. unvanlı minimum 120.000,00 TL rayiç değerli şirketin değerinin çok altında 36.000,00 TL'ye satışa çıkarılarak satıldığını, bu satışlar nedeniyle hukuki süreç başlatıldığını, İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 2021/2165 Esas sayılı dosyası ve İstanbul 10. İdare Mahkemesi'nin 2021/2243 Esas sayılı davaların açıldığını, davaların halen derdest olduğunu, hal böyle iken sürecin durdurulmayarak zararın doğmasına sebebiyet verildiğini, ... tarafından satış ile ilgili davacılara herhangi bir bilgi verilmediğini, haricen satışın davacı şirkete yapıldığının öğrenildiğini, satış sürecinde iyi niyetin korunmadığını, basiretli tacir sorumluluğuna aykırı davranılarak muvazzalı işlemler yapıldığını, taraflar arasındaki işlemlerin muvazaalı olduğunu iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava dışı...A.Ş.'nin ihale tarihindeki gerçek değerinden ihale bedeli düşülerek kalan tutar ve bu tutara satış tarihinden itibaren işleyecek ticari faizin tespitine, şimdilik 100.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili 01.03.2022 tarihli dilekçesi ile, davalı ... yönünden davadan feragat ettiklerini beyan etmiştir. CEVAP : Davalı .... A.Ş. vekili, dava konusu işlemin dayanağının idari bir işlem olduğunu, ...'nin yasal yetkisi kapsamında ve yasanın vermiş olduğu yetkiye dayanarak yürüttüğü bir ihale süreci olduğunu, müvekkili şirketin iyi niyetli üçüncü kişi durumunda olduğunu, husumet yönünden davanın usulden reddi gerektiğini, fon tarafından 18.11.2021 tarihli 2021/479 Karar sayılı karar ile ... ..A.Ş.'nin ticari ve iktisadi bütünlüğünün muhammen bedelinin 36.000,00 TL olarak belirlenerek satışının talep edildiğini, müvekkili şirkete ihalede 38.001,00 TL bedelle ihale edildiğini, 16.12.2021 tarih 2021/551 Sayılı kararı ile ihalenin onaylandığını, müvekkili tarafından ihale şartnamesi gereği ödenmesi gereken ihale bedelinin 1/2'si oranındaki peşinat ile KDV tutarının ... hesabına yatırıldığını, bakiye ihale bedeli için gerekli teminat mektubunun da sunulduğunu, bu tarihte ... Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğünün mülkiyetinin müvekkili şirkete devir ve teslim edildiğini, davanın idari yargıdan tam yargı davası olarak açılması gerektiğini, yetkili mahkemenin idari merciin bulunduğu yer olan İstanbul Mahkemeleri olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacıların hissedarı olduğu ... ...A.Ş.'ne İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/29862 Soruşturma sayılı dosyası ile 668 Sayılı KHK 3/1-ı kararı uyarınca davacıların geçirdiği soruşturma nedeniyle şirketteki hisselerine ve şirkete ait gayrimenkullere tedbir konduğu, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan işlem sonrası şirketin ...'ye devredildiği, kanun gereğince dava dışı şirkete ... tarafından görevlendirilen kayyımların yönetim kayyımı olarak atandığı, ... tarafından dava dışı şirkete ait davalı şirketin faaliyetini sürdürdüğü ve şirkete ait gayrimenkuller, menkul mallar, büyükbaş hayvanlar, taşıtlar, diğer haklar ve nakit varlıkları ile bu varlıkların fer'i ve mütemmim cüzü niteliğindeki tarafı oldukları sözleşmeler ve bu sözleşmelerden doğan ancak başlı başına iktisadi değeri olmayanlar da dahil olmak üzere diğer tüm mal ve hakları bir araya getirerek "... Hayvancılık Ticari ve İksitasi Bütülüğü"nün oluşturulduğu, fon tarafından 03/01/2020 tarih 2020/11 Sayılı karar ile ... A.Ş.'ne ait varlıkların, ticari varlıkların ticari ve iktisadi bütünlük kapsamında satışına karar verildiği, buna ilişkin muhammen bedelin tespit edildiği, satış sürecinin işletildiği, yapılan ihale sonucunda davalı ...A.Ş.'nin ... Hayvancılık Ticari ve İktisadi Bütünlüğünü 38.001.000,00 TL bedel ile aldığı: davacılar tarafından dava konusu şirkete ait ticari bütünlüğün ihale edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargıda davalar açıldığı ve idari yargı yolu ile ... tarafından yapılan işlemler ile ihalenin iptali isteminin idari yargıda ileri sürüldüğü ve buna ilişkin yargılamaların devam ettiği yine bir kısım yargılamanın ise kesin olarak verilen kararlar ile sonuçlandığı; davalı şirketin dava dışı ... ...A.Ş.'nin mal varlığına el konması, ...'ye devri, ... tarafından yapılan ihale işlemleri ve sonunda satışa kadarki süreçte yapılan işlemlere herhangi bir şekilde katkı veya müdahalesi olduğunu gösterir herhangi bir delilin dosyada tespit edilemediği; davacıların dava dışı şirketin ortağı oldukları ve şirket ortaklığının hali hazırda devam ettiği, şirket mal varlığının bu şekilde iktisadi bütünlük kapsamında değerlendirilmek suretiyle ihaleye konu edilmesi ve bundan kaynaklı olarak davacıların bu işlem nedeniyle zarar gördüklerini iddia ettikleri, kişisel zararların yapılan işlemlerin niteliği ve şirket ortaklarının hali hazırda hayatiyeti devam eden şirketin faaliyeti kapsamında mevcut olabilecek bir zararın tazmini isteminde bulunabilmelerinin mümkün olduğu, oysa şirket hakkında kanundan kaynaklı yetki kullanılmak sureti ile şirket haricinde başka bir kurum tarafından yapılan işlemlerin söz konusu olduğu, davacıların doğrudan zarar gördükleri iddiasının muhatabının davalı şirket olduğunu ispatlar herhangi bir delilin bulunmadığı, ... tarafından yapılan iş ve işlemlerin yargısal denetiminin idari yargı görevi içinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, dava dışı ... ...A.Ş.’nin 28.01.2010 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edilen esas sözleşmesine göre 500.000,00 TL sermaye ile kurulduğunu, ortaklarının davacılar ... 100.000 TL, ... 100.000 TL, ... 100.000 TL ile dava dışı ....75.000-TL, ... 75.000-TL, ... 50.000-TL olduğunu, 01.07.2010 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde yapılan ilan ile şirketin sermayesinin 2.000.000 TL’ye arttırıldığını, 10.04.2014 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’ne göre şirketin son yönetim kurulunun ..., ..., ..., ...., ....’dan oluştuğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/29862 sor. dosyası üzerinden davacılar hakkında ceza soruşturması başlatıldığını ve akabinde İzmir 4. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 2016/3664 D.İş. sayılı dosyasından 29.09.2016 tarihli karar ile şirkete kayyum atandığını, davacılar ..., ..., ...’nun şirketin ortakları olduğunu ve ...’nin yalnızca geçici bir yönetici konumunda bulunduğunu, buna rağmen 19.11.2021 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan iktisadi bütünlük kararı ile ...’nin şirketin malvarlığını çok düşük bir bedelle satışa çıkardığını, satış hakkında davacılara bilgi verilmediğini, basiretli bir tacirin değerinin kat be kat altında bir malvarlığı satın almasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, ... ile davalı şirket arasında danışıklı bir ilişki bulunduğunu, muvazaalı işlem tesis edildiğini, muvazaa iddiasının herkes tarafından ileri sürülebileceğini, şirket ortağı olan davacıların muvazaa iddiası yönünden aktif taraf sıfatlarının mevcut olduğunu, yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu hukuki sebebine dayanan taleplerin pay sahibi tarafından ileri sürülebileceğini, kural olarak pay sahibinin tazminatın şirkete ödenmesini istemesi gerektiğini, ancak davacıların şirkete değil bizzat kendilerine ödenmek üzere bir tazminat talebinde bulunulduğunu, dolayısıyla meselenin davalıların zikrettiği gibi aktif taraf sıfatı ile değil “dava takip yetkisi” ile ilgili olduğunu, talep edilen zararın pay sahibinin doğrudan uğradığı bir zarar olduğunu, ... tarafından yapılan ihalenin şeffaf, açık ve denetlenebilir olmadığını, ortakların ihale sırasında bina içerisine alınmadıklarını, satıştan menfaat sağlandığını, ihalenin adrese teslim yapıldığını ve ihaleye fesat karıştırıldığını, ihale bedelinin olması gerekenin çok altında olduğunu, ...'nin yönetimine atandığı şirketin gerçek değerini bilmediğini/belirleyemediğini iddia edemeyeceğini, satış işleminin tarafı olan davalı şirket yetkilisi ....ve hisse sahibi ....’in de ... kaydına dayanmasının mümkün olmadığını, TBK'nın 105. maddesi gereğince; munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki fark olduğunu, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru numaralı kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçildiğini, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı göz önünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiğinin benimsendiğini, müvekkillerinin dava konusu şirketi gece gündüz çalışarak, 30 yıllık emekleri ile bu noktaya getirdiklerini istinaf sebepleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, davacıların ortağı oldukları ve CMK'nın 133. ve 674 sayılı KHK'nın 19. maddeleri uyarınca ... ... ...'na devredilen anonim şirketin değerinin altında bir bedelle davalı şirkete ihale yoluyla satılması nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın davalı şirketten tahsili istemine ilişkindir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Davacılar, dava dışı ... A.Ş.'nin ortağı olduklarını, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/29862 Sor. numaralı dosyasında davacıların ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere İzmir 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 29.09.2016 tarih 2016/3464 D.İş sayılı kararı ile kayyım atanmasına karar verildiğini, ... Satış Komisyonu Başkanlığından yapılan ilan ile davacıların ortağı olduğu ... ...A.Ş.'nin rayiç değerinin çok altında 36.000,00 TL'ye ihali ile satışa çıkarılarak davalı şirkete satıldığını, satışların iptali istemiyle açılan İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 2021/2165 E. ve İstanbul 10. İdare Mahkemesi'nin 2021/2243 E. sayılı davaların derdest olduğunu, satış işlemlerinin muvazaalı olduğunu iddia ederek, dava dışı ... ...A.Ş.'nin ihale tarihindeki gerçek değerinden ihale bedeli düşülerek kalan tutar ve bu tutara satış tarihinden itibaren işleyecek ticari faizin tespiti ile şimdilik 100.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacıların dava dışı ortağı oldukları ... .. A.Ş.'nin yönetiminin ...'ye geçtiği ve bu kurum tarafından şirketin bazı mal ve haklarının ihale yoluyla satışa çıkarıldığı, bu kapsamda ... .. A.Ş.'nin ticari ve iktisadi bütünlüğünün muhammen bedeli 36.000,00 TL olarak ihaleye çıkarıldığı ve davalı şirket tarafından satın alındığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacıların bu işlemler nedeniyle uğradıklarını öne sürdükleri zararın davalı tarafından tazmin edilmesi istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat (husumet) yokluğundan reddedilir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530). Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir. Taraf sıfatı, usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (defi değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hâllerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 234- 237). (Yargıtay HGK 11.04.2018 tarihli 2017/14-2261 E. 2018/777 K. sayılı ilamı) Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacıların dava dışı .... A.Ş.'nin ortakları ve eski yönetim kurulu üyeleri olduğu, şirkete 674 sayılı KHK'nın 19. maddesi uyarınca ...'nin kayyım atandığı, ... tarafından oluşturulan yönetim kurulu tarafından yönetilen davalı şirket hakkında Fon Kurulu tarafından oluşturulan iktisadi bütünlük kararı gereği ihale usulü ile satışına karar verilerek, anılan şirketin yönetiminin bilahare ...'ye geçtiği ve bu kurum tarafından şirkete ait mal ve hakların ihale yoluyla satışa çıkarıldığı ve ihale sonucunda davalı şirket tarafından devralındığı anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde "alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." hükmü mevcuttur. Bu düzenlemeye göre munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. (Yargıtay 11. HD 2018/1512 Esas ve 2019/3201 Karar sayılı kararı) Somut olayda davacı taraf, ortağı oldukları şirkete ait mal, hak ve borçların davalı şirket tarafından devralındığı, dava dışı şirketin ihale ve satış sürecinde iyi ve etkin şekilde korunmadığı, basiretli tacir sorumluluğuna aykırı davranılarak muvazaalı işlemler yapıldığı, satış işleminin tarafı olan davalı şirketin basiretli tacir sorumluluğuna aykırı davrandığını belirterek munzam zararın tahsilini talep etmiş olup, TBK'nın 122. maddesi gereğince gerçekleştiği ileri sürülen munzam zararın tahsiline ilişkin davanın, davacının borçlusu hakkında açılabileceği ancak somut uyuşmazlıkta dava dışı şirkete ait hak ve alacakları ihale sonucu satın alan davalıya husumet düşmeyeceği gözetildiğinde, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. (Benzer bir uyuşmazlığa ilişkin Yargıtay 11. HD 03.06.2025 tarihli 2024/6369 E. 2025/3966 K. sayılı ilamı) Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar yönünden istinaf karar harcı olan 732,00-TL'den peşin alınan 539,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 192,30 TL harcın davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacılar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerilerinde bırakılmasına Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.06/03/2026