Ceza Genel Kurulu 2019/382 E. , 2024/77 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2015/119975 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 61-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85/1, 22/3, 62, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye ve mahsuba ilişkin Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesince verilen 04.02.2015 tarihli ve 61-8 sayılı hükmün sa
**Ceza Genel Kurulu 2019/382 E. , 2024/77 K.** **"İçtihat Metni"** İTİRAZ İtirazname No : 2015/119975 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 61-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85/1, 22/3, 62, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye ve mahsuba ilişkin Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesince verilen 04.02.2015 tarihli ve 61-8 sayılı hükmün sanık, sanık müdafii, katılanlar vekili ve katılan ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 06.02.2019 tarih ve 9696-1455 sayı ile müsadere yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23.03.2019 tarih ve 119975 sayı ile; "Sanık hakkında düzenlenen soruşturma evrakında yer alan dosya arasında bulunun olay yeri fotoğrafları, olay yeri krokisi, sanık ve tanık beyanları gözönüne alındığında, sanığın meskun mahalde, akşam vaktinde, 109,7 promil alkollü şekilde, havanın da kararması nedeniyle görüşün nispeten azaldığı saatlerde, elindeki tüfeğin menzilini, hedef aldığı nesnenin hareket kabiliyetini, ateş edilen güzergahta insanların bulunabileceği hususlarını dikkate almadan, bir el ateş etmesi sonucunda, karşı tarafta yaklaşık 51 metre uzaklıkta bulunan birisinin yaralanabileceğini ya da ölebileceğini öngörmesine rağmen, bunu kabullerek, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almayıp eylemini gerçekleştirdiği, Sanık ... eve geldikten yaklaşık 15-20 dakika sonra tüfekle ateş ederken, taraflar arasındaki bir saat önce yaptıkları tartışmayı yok sayarak ve çevrede bulunan hiçbir kimseye haber vermeden ve çatıda bulunan insanları suliet olarak fark edebileceği hâlde, sanık ...'nın umursamaz ve aldırmaz bir tavır içinde hakaret ederek silahla ateş ettiği ve maktül ...'ın ölümüne sebebiyet verdiği, sanık ... ateş ederken çevrede bulunan bir kimsenin vurulabileceğini öngörmesi gerektiği, Ancak sanığın alkolün de etkisiyle meydana gelen neticenin gerçekleşmesi konusunda 'olursa olsun' şeklindeki kabullenme duygusuyla hakaret ederek olası kasıtla adam öldürme suçunu işlediği açıkça görülmektedir. Bu itibarla, sanık ...'nın, evinin yatak odasının camından maktül ...'ın evinin çatısına doğru hedef gözetmeksizin rastgele bir el ateş etmek ve sonucunda maktül ...'nın ölümüne sebep olmak şeklindeki eyleminin, olası kasıtla adam öldürme suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 29.05.2019 tarih ve 3545-6842 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini bilinçli taksirle mi yoksa olası kasıtla mı gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 31.08.2014 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre; aynı gün saat 21.20 sıralarında Şebinkarahisar ilçesi Güngören köyünde ateşli silah yaralanmasına bağlı ölüm olayının gerçekleştiğinin bildirilmesi üzerine saat 21.55 sıralarında hareket edilerek saat 22.30 sıralarında olay yerine gelindiği, olayın ölene ait tek katlı evin yerden 2.60 metre yüksekliğinde bulunan çatısında meydana geldiği, olay yerinde sanığa ait iki katlı ev ile bu evin 51.40 metre kuzeybatısında ölene ait evin olduğu ve etrafta bu iki evden başka ev bulunmadığı, ölene ait ev ile çatı arasında basamaklarında kan damlaları bulunan merdivenin dayalı olduğu, bu iki ev arasında görüşü kısmen engelleyen ağaçların bulunduğu, ölene ait evin çatısının güneydoğu köşesinde, çatının güney kenar kısmına 99 cm mesafede bulunan 3,5 cm çapında ateşli silahla oluştuğu değerlendirilen ve çevresinde kan delikleri bulunan delik bulunduğu, olay sırasında kullanıldığı değerlendirilen "SA-KA", namlusunun sol yanında "12 CAL76-MM3" ibareleri yazılı, "B009" seri numaralı, gözle bakıldığında açıkça emniyet mandalı görülemeyen tek kırma av tüfeği ve tüfeğin fişek yatağında, dip tablasında 12-12-12-12-12 ibareleri yazılı, namlusu yiv ve set ihtiva etmeyen, açık horozlu, bir atışlı, haznesiz (kırma) av tüfeğinin sanığın yatak odasının giriş kapısının solunda olduğunun görülerek muhafaza altına alındığı, Şebinkarahisar Devlet Hastanesince düzenlenen 01.09.2014 tarihli raporda olay tarihinde saat 22.24’te sanıktan alınan numune sonuçlarına göre sanığın 109,7 promil alkollü olduğunun belirtildiği, 11.01.2015 tarihli ölü muayene tutanağına göre; yaklaşık 1,70 m boyunda, 80 kg ağırlığında ve 35 yaşlarında olan ölenin, gövdesinin ön sağ kısmında meme başını tahminen 10 cm uzaklığında olan sternuma tahmini 5 cm uzaklığı olan 4 cm genişliğinde mermi çıkış deliği olduğu düşünülen ve tıbbi müdahale esnasında akciğerlere hava girişini önlemek için stepler ile kapatılan yara ile sırtın sol kısmında skapulanın tahmini 7 cm uzaklığında 4 cm genişliğinde tahmini mermi giriş deliği olduğu düşünülen tıbbi müdahale esnasında hava girişini önlemek için stepler ile kapatılmış yaranın mevcut olduğu, 05.11.2014 tarihli otopsi raporuna göre; ölenin vücudunda 1 adet av tüfeği tek silindirik ya da kürevi kurşun yarası tespit edildiği ve bunun tek başına öldürücü nitelikte olduğu, atışın uzak atış mesafesinden gerçekleştirildiği cesetten metalik cisim elde edilmediği, kişinin ölümünün av tüfeği tek silindirik ya da kürevi kurşun yaralanmasına bağlı kosta kırıkları ile birlikte iç organ ve büyük damar hasarından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu, Jandarma Komutanlığı Görevlileri tarafından hazırlanan 01.09.2014 tarihli olay yeri canlandırma tutanağında; olay gününde olduğu gibi bütün koşullar birebir sağlanarak yapılan canlandırma neticesinde, ölenin evinin yanında bulunan ağaç nedeni ile ölenin görülemediği, çok dikkatli bakıldığında tanık ...’in elindeki fenerin ağacın rüzgâr dolayısıyla sallanması nedeni ile ara sıra görülebildiği, ölenin sadece belli belirsiz bir siluet olarak fark edilebileceği fakat insan olarak seçilemeyeceği, istenerek ve kasıtlı olarak ölenin vurulmasının çok zor olduğu tespitlerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... ölenin eşi, sanığın ise amcası olduğunu, ölen ile sanık arasında önceki zamandan kaynaklanan bazı anlaşmazlıklar bulunduğunu, ancak son zamanlarda bu anlaşmazlıkların sona erdiğini, kendilerini kıskanan sanığın aynı zamanda yaptırdıkları evin inşaatında çalışmak suretiyle iyiliğinin de dokunduğunu, sanık ile olaydan önceki iki aylık süre zarfında herhangi bir sıkıntı yaşamadıklarını, olay günü saat 20.45 sıraların da balık tutmaktan dönen ölenin eve abisi tanık ..., tanık ... ve oğulları ... ile birlikte geldiğini, öğrendiği kadarıyla ölenin eve geleceği vakte yakın bir sırada sanığın da onlara katıldığını, ölenin eve geldiğini görmesi üzerine camı açarak onlara "Haydi içeri gelin." dediğini, abisi tanık ... ve oğlu ...’un içeriye girdiklerini, ölen, tanık...ve sanığın ise dışarıda konuştuklarını, bu sırada pencereyi kapatarak içeri odaya girdiğini, bir süre sonra kayınvalidesinin sanığın evlerinin önünden ayrıldığını, ölen ile tanık ...’in de merdiveni alarak çatıya çıkmaya hazırlandığını söylediğini, çok kısa bir süre sonra da bir el silah sesi duyduğunu, tanık ...’un koşarak içeriden dışarıya çıktığını, ölenin yerde yattığını ve vurulmuş olduğunu gördüğünü, o sırada öleni vuran kurşunun sanık tarafından atıldığını bilmediğini, amcası olması nedeniyle panik hâlde sanığa "Gel yardım et." diye bağırdığını, sanığın da koşarak gelip aracıyla öleni hastaneye götürdüğünü, olaydan yaklaşık iki ay önce sanığın öleni tehdit ettiğini, bu olayı hatırladığında olayın kasten gerçekleşmiş olabileceğini düşündüğünü, ancak son iki ay içerisindeki ilişkilerine baktığında ise olayın kazaen olmuş olabileceğini değerlendirdiğini şikâyetçi olduğunu, Katılan ... savcılıkta; ölenin kardeşi, sanığın ise dayısı olduğunu, görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, ölenin oğlu olan ...'un tanık olarak dinlenmesini istediğini, olaydan bir gün önce ...’un tanıklar...ya da ...'a "Dayı babam Mustafa amcam ile tartıştı." dediğini, bundan bir gün sonrada bu olayın yaşandığını, şikâyetçi olduğunu, Mahkemede; kardeşi olan ölenin evinin damında bulunan kurşun deliklerinin oraya tesadüfen gelmiş olmasının mümkün olmadığını, ölenin sırtından vurulması nedeniyle olayın kasten işlenmiş olduğunu düşündüğünü, dayısı olan sanığın, dedesinin babasına ev yapması için verdiği olayın gerçekleştiği bu yer nedeniyle kendileriyle uğraştığını, ısrarla bu evin çatısına ateş açmasının nedenlerinin düşündürücü olduğunu ve sanığın eylemini kasten gerçekleştirdiğini, Tanık ...; sanığın amcası, ölenin ise hem kuzeni hem de eniştesi olduğunu, ölen ile aralarında sıkı bir dostluk ilişkisinin de bulunduğunu, ölenin gurbette çalıştığını, olayın gerçekleştirdiği Şebinkarahisar'da bulunan yazlık evine kısa süreliğine geldiğini, bu evi babası ile birlikte yaptırdığını, sanığın sürekli alkol aldığını, zaman zaman gerek kuru sıkı silah gerekse av tüfeği ile havaya eğlence maksatlı ateş ettiğini, olay günü ölen, tanık ... ve ölenin oğlu ... ile birlikte balık tutmaya gittiklerini, bir süre sonra sanığın da aralarına katıldığını, daha önce sanığın "Kim olursa olsun onu burada oturtmayacağım, onu buraya sokmayacağım." diyerek öleni tehdit ettiğini, ölenin ev yapmasının kendisine de faydası olacağını söyleyerek sanığı telkin ettiğini, başlarda sanığın öleni komşusu olarak istemekte direttiğini, ancak daha sonra kendilerinin de araya girmesi ile olayın tatlıya bağlanarak kapandığını, olay günü ölenin, kendisine evinin çatısında delikler olduğundan bahsettiğini ve ölen ile birlikte çatıdaki deliklere bakmak ve merminin nereden gelebileceğini tahmin etmek maksadıyla inceleme yaptıklarını, mermi deliğinin büyüklüğü ve yönünü de nazara alarak bu deliklerin sanığın eğlence amaçlı olarak evinden yaptığı atışlarından kaynaklanmış olabileceğini düşündüklerini, ölenin bu konuyu sanık ile balık tuttukları sırada konuştuğunu ve sanığa "Senin evin oradan bizim çatımıza mermi gelmiş." dediğini, bunun üzerine sanığın "Ben atmadım benim mermim oraya gelmez." şeklinde cevap verdiğini, ölenin "Ben seni suçlamıyorum ancak mermiler benim çatımı delmiş." dediğini, sanığın ise ölene "Ben yatak odamdan mermiyi atacağım senin sacına denk gelirse kabul edeceğim çatıdaki delikleri benim yaptığımı kabulleneceğim." diyerek karşılık verdiğini ölenin mermilerin sanığın tarafından geldiği konusunda ısrar ettiğini ancak sanığın "Ben her gece 14 'lü ile kafam güzel olunca havaya sıkıyorum senin tarafa değil bostana düşüyor." diyerek ısrar ettiğini, hava kararmaya başladığında eve döndüklerini, tanık ...’un evin içine girdiğini, kendisi ile ölenin de fener alarak merdiven ile çatıya çıkıp çatıdaki deliklere baktıklarını, yaklaşık 20 dakika sonra tam havanın karardığı zaman sanığın evinden bir el silah sesi geldiğini ve bunun üzerine "Vuruldum!" diyerek kendisini çatının diğer bir tarafına attığını, kısa bir süre sonra abisi tanık ...’un bağırdığını duyduğunu, akabinde kendisini çatıdan aşağıya attığını, bu sırada ölenin kanlar içinde yattığını gördüğünü, balık tutmaktan ayrıldıkları sırada sanığın gece yatmadan önce ateş edeceğini söylediğini, ancak kendilerinin çatıda bulundukları zaman ateş edeceğini tahmin etmediklerini, öleni kanlar içinde görünce tanık ... ile birlikte sanığa bağırdıklarını, kendisinin ve tanık ...’un araç kullanmayı bilmediğini, bu nedenle sanığın kullandığı araç ile hızlı bir şekilde öleni hastaneyi götürdüklerini, olaydan hemen sonra yanlarına gelen sanığın saçını başını yolup bacaklarına vurduğunu ve aynı zamanda "Eyvah ellerim ile çocuğu vurdum!" dediğini, sanık ile ölenin evi arasında yaklaşık 70 metre kadar mesafe bulunduğunu, bu iki ev arasında her ne kadar ağaçlar var ise de evin rahatlıkla görülebildiğini, kaldı ki olay esnasında ellerinde fener bulunduğunu, ayrıca ölenin evinin üzerinde elektrik lambası direği bulunduğunu, sanığın bu olayı kasten mi yoksa kazaen mi gerçekleştirdiği konusunda emin olmamakla birlikte sanığın daha önceki sözleri ve hareketlerini değerlendirdiğinde olayın kasten olabileceğini düşündüğünü, sanığın evinden bulundukları çatının karanlık olmasına rağmen rahatlıkla görülebileceğini, ancak o mesafeden kendisini ya da öleni özellikle seçemeyebileceğini, ancak elbiseler ve ses gibi bazı unsurlara dikkat edilirse ayırt edicilik sağlanabileceğini, Tanık ...; olay günü ölen, kardeşi tanık...ve ölenin oğlu ... ile birlikte balık tutmaya gittiklerini, bir süre sonra amcası olan sanığın da kendilerine katıldığını, birlikte oldukları sırada ölenin, evinin çatısındaki deliklerden bahsederek bu mermilerin sanığın evinden atıldığını düşündüğünü, olay öncesinde ölen ve tanık...ile birlikte çatıya çıkarak mermilerin nereden gelmiş olabileceğini tahmin etmeye çalıştıklarını ve bu mermilerin sanığın evinin civarından geldiği sonucuna vardıklarını, bu hususun balık tuttukları sırada da konuşulduğunu ancak sanığın "Ben atmadım, benim mermim oraya gelmez." dediğini, ölenin "Ben seni suçlamıyorum ancak mermiler çatımı delmiş." diyerek karşılık verdiğini, bunun üzerine sanığın "Ben yatak odamdan mermiyi atacağım, saca gelirse ben atmış olacağım çatıdaki delikleri kabul edeceğim." dediğini, akabinde herhangi bir tartışma yaşanmadan havanın kararması ile bulundukları yerden ayrıldıklarını, eve geldiklerinde kendisinin içeriye girdiğini ancak ölen ile tanık ...’in fener ile çatıya çıktıklarını, bildiği kadarıyla ölenin değil tanık ...’in elinde fener bulunduğunu, eve girdikten yaklaşık 20 dakika sonra bir el silah sesi duyduğunu ve kardeşi tanık ...’in vurulduğunu sandığını, dışarı çıktığında tanık ...'in çatıda olduğunu, ölenin ise çatının yakınındaki ağacın yanında yüz üstü yattığını gördüğünü, o panikle sanığa bağırarak ondan öleni hastaneye götürmesini istediklerini, sanığın yanlarına geldiğinde saçını başını yolarak bacaklarına vurduğunu ve "Eyvah! Ne yaptım, ellerimle çocuğu vurdum." dediğini, akabinde çok hızlı bir şekilde araçla hastaneye gittiklerini, ölen ile sanığın evi arasındaki mesafenin yaklaşık 70 metre olduğunu, ölenin evinin hemen yanında bir adet sokak lambası bulunduğunu, bu sokak lambasının da çatının yarısını aydınlattığını, olay sırasında evin içerisinde olduğunu ancak sonradan gördüğü ve anladığı kadarıyla kardeşi tanık ...’in çatının karanlık olan tarafında elinde fener ile durduğunu, ölenin ise aydınlık tarafında durduğunu, her iki ev arasında çeşitli pelit ağaçları olduğunu, ancak bu ağaçların görüşü engelleyip engellemediğini bilmediğini, sanık ile ölen arasında önceye dayalı bir anlaşmazlığın bulunduğunu, ancak kendisi ve tanık ...’in araya girmesiyle sanığın sinirini yatıştırdıklarını, amcası olan sanığın para göz birisi olduğunu, hayatı boyunca çalışarak bir şey elde etmediği için ölenin ev yapmasına önceden şiddetle karşı çıktığını, bu nedenle olayın kazaen mi yoksa kasten mi olduğu konusunda emin olamadığını, olay günü havanın açık olduğunu, gökyüzündeki Ay’ın ışığının da bulunmadığını, Tanık ...; eşi olan sanık ile ölen arasında önceden bazı uyuşmazlıklar olduğunu, ancak daha sonra barıştıklarını, olay günü sanık ile ölenin balık tutmaya gittiklerini, hatta sanığı balık tutmaya ölenin çağırdığını, olay günü birlikte eve döndükten sonra saat 20.30 sıralarında sanığın suça konu av tüfeği ile yatak odasının camına çıktığını, kendisinin bu esnada mutfakta olduğunu, akabinde bir el ateş sesi duyduğunu, ardından ölenin sesini duyarak evden fırlayan sanığın arkasından kendisinin de dışarı çıktığını, arada ağaçların bulunması ve karanlık olması sebebiyle evlerinden ölenin çatısının gözükmediğini, bu nedenle sanığın hedef gözeterek ateş ettiğini düşünmediğini, sanığın eğlence amacıyla ölenin evinin çatısını hedef gözetmek suretiyle havaya ateş ettiğini, olaydan önce de sanığın eğlenme maksadıyla atışlar yaptığını, hatta ölenin de bu şekilde atışlar yaptığını bildiğini, sanığın ölenin vurulduğunu gördükten ve anladıktan sonra saçına başına vurarak "Ben ne yaptım!" diyerek bağırdığını, Tutanak tanığı ...; Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda olay yerine hadisenin olduğu zaman diliminde giderek birebir canlandırma gerçekleştirdiklerini, sanığın evi ile ölenin vurulduğu ev arasındaki mesafe, vaktin gece oluşu, aydınlanma durumu ve diğer koşullar göz önüne alındığında, sanığın kasıtlı olarak öleni vurmasının o hâl ve şartlara göre çok zor olduğu kanısına vardıklarını ve bu şekilde tutanak düzenlediklerini, sanığın bulunduğu evde ancak çok dikkatli bakılması durumunda çatıda elinde fener olan şahısların görülmesi imkânının olabileceğini, Tutanak tanığı ...; Cumhuriyet savcısının talebi üzerine olayın olduğu zamanki tüm şartları sağlayarak olay yerinde canlandırma gerçekleştirdiklerini, iki personel ölenin ve yanındaki tanığın bulunduğu evin çatısına çıkardıklarını, birinin eline fener verdiklerini, kendilerinin de sanığın ateş ettiği yere gittiklerini ve bulundukları noktadan çatıdaki şahısların görülmesinin çok zor olduğunu, ancak dikkatli bir şekilde bakıldığında görülebildiğini fark ettiklerini, bulundukları yerden çatıya baktıklarında bir süliet olduğunu fark ettiklerini, ancak bunun insan olduğunun tam olarak anlaşılmadığını, arada ağaçların bulunması ve havanın rüzgârlı olması nedeniyle görüşün daraldığını, her ne kadar ölenin evinin önünde aydınlatma direği bulunmaktaysa da aradaki ağaçlar nedeniyle çatının net olarak gözükmediğini, aydınlatma direğinin ancak aşağıyı gösterdiğini, kendilerinin bilinçli olarak baktıkları için sülieti fark ettiklerini, Beyan etmişlerdir. Sanık savcılıkta; yeğeni olan ölen ile kendi evinin arasındaki mesafenin yaklaşık 55 metre olduğunu, olaydan önce aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını, olay günü ölen, tanıklar...ve ... ile ölenin oğlu ...’ta olduğu hâlde evlerinin yakınındaki derenin yanında buluştuklarını, yaklaşık yarım saat kadar birlikte oturduklarını, daha sonra ölene ait araç ile yola çıktıklarını, bu sırada ölenin "Senin evin tarafından bana ait evin çatısına mermi atılmış." demesi üzerine "Bende silah yok av tüfeği var." şeklinde cevap verdikten sonra "Ben şimdi içini rahatlatmak için şimdi evime gidip bir el ateş edeceğim, çekirdek çatına isabet ederse atışın benden olduğunu kabul edeceğim." dediğini, akabinde araçtan inerek evine gittiğini, üzerindeki elbiseleri çıkartıp iç çamaşırlarıyla kaldıktan sonra tüfeğini alıp evinin yatak odasının camından ölenin çatısına doğru silahı doğrultarak ateş ettiğini, silahın tek çekirdekli kartuş (domuz kurşunu) olduğunu, ateş ettikten sonra hemen bağırma seslerini duyduğunu, üzerini giyinmeden sesin geldiği yere doğru koştuğunu, olay yerine gittiğinde ölenin sırt üstü yattığını, yanında tanıkların bulunduğunu gördüğünü, hemen ölene ait aracın anahtarını alıp öleni hastaneye götürdüğünü, öleni kendi çocuklarını sevdiği kadar sevdiğini, onu evladı gibi gördüğünü olay nedeniyle çok üzgün olduğunu, ölen ile arasında bir husumet bulunmadığını, aksine ölenin ev yapmasına yardım ettiğini, ölenin evinin yanında lamba olduğunu ancak bu lambanın çatının arka kısmını aydınlattığını, ölenin bulunduğu yeri aydınlatmadığını, ayrıca çatıda fener ya da benzeri bir ışık görmediğini, yine havanın karanlık olması nedeniyle nişan alsaydı dahi öleni vuramayacağını, kastının olmadığını, Mahkemede; ateş ettiği sırada saatin akşam dokuz civarlarında olduğunu, eve girmesiyle ile ateş etmesi arasında yaklaşık 10-15 dakikalık bir süre geçtiğini, daha sonra bağırma sesleri duyduğunu, ateş ettiğinde ölen ile tanık ...’i çatıda görmediğini, gözlerinden rahatsız olduğundan isteyerek ateş etse dahi o mesafeden öleni vuramayacağını, ölenin evinin önündeki ışığın kendi evine paralel olduğu için ölenin evinin çatısını aydınlatmadığını, yine iki ev arasındaki ağaçların da görmeyi engellediğini, ateş etme öncesinde aralarında yatsıya doğru ateş edeceğine dair herhangi bir konuşma geçmediğini, ölene arabadan indikten sonra birazdan ateş edeceğini söylediğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, doğrudan kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksire değinilerek, birbirlerinden ayırt edici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir. TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir." şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır. Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; "...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir. Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir. Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir. Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir. TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde kanunda tanımlanmış haksızlık olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmâli hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. TCK'da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. TCK'da taksir; basit ve bilinçli taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi." şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. TCK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi." şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği kabullenme ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir." şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur. Olası kastla bilinçli taksiri ayırt etme konusunda doktrinde "Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir...Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir." şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304). Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Ölenin, evinin çatısında gördüğü mermi deliklerinin yaklaşık 51 metre uzaklıkta bulunan ve dayısı olan sanığın ikametinin bulunduğu yerden ateş edilmesi neticesinde oluştuğu kanaatine vardıktan sonra, sanığın zaman zaman alkol alarak havaya ateş açtığını da bildiğinden bu hususu olay günü buluştuğu sanık ile konuştuğu, ancak sanığın ölenin çatısında meydana gelen mermi deliklerine kendisinin sebep olmadığı söyleyerek çatıda oluşan zararı kabul etmediği, ölenin bu hususta ısrar etmesi üzerine sanığın ''Ben içini rahatlatmak için eve gidip bir el ateş edeceğim, çekirdek çatına isabet ederse atışın benden olduğunu kabul edeceğim'.' diyerek karşılık verdiği, birlikte eve dönmelerinin ardından sanığın evine doğru gittiği, ölen ile tanık ...’in ise bu sırada ölene ait çatıya çıkarak çatıdaki deliklere baktıkları, sanığın eve gelip üstünü değiştirdikten yaklaşık 10-15 dakika sonra saat 21.00 civarında evinin yatak odasının camından ölenin evinin çatısına doğru bir el ateş etmesi sonucunda, çatıda bulanan ölenin sırtından vurularak olay yerinde hayatını kaybettiği olayda; Evinin yatak odasının camından ölenin bulunduğu çatıya av tüfeğiyle ateş eden sanığın, ölüm neticesini öngördüğünde kuşku bulunmaması dolayısıyla eylemin basit taksirle gerçekleştirilmediği kabul edilmelidir. Bu noktada sanığa yüklenen suçun nitelendirilebilmesi bakımından sanığın ölüm neticesini kabullenerek mi yoksa öngördüğü neticenin beceri, şans, tecrübe ya da başka bir etkene güvenip meydana gelmeyeceğine inanarak mı hareket ettiği ortaya konulmalıdır. Sanığın, Jandarma Komutanlığı Görevlileri tarafından hazırlanan 01.09.2014 tarihli olay yeri canlandırma tutanağıyla da desteklendiği üzere, havanın kararmaya başladığı bir zaman diliminde, 109,7 promil alkollü olarak, üstelik ölenle arasında isabeti zorlaştıracak bir ağaç bulunduğu hâlde 51 metre mesafeden av tüfeğiyle ateş etmesi durumunda ölenin isabet almasının muhakkak olacağından ve dolayısıyla sanığın ölüm neticesini kabullenerek hareket ettiğinden bahsedilemeyecek olması sebebiyle eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturmadığı, ancak öngörmekle birlikte istemediği ölüm neticesine sebebiyet verdiği için eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Sanığın akşam vaktinde, 109,7 promil alkollü şekilde evinin yatak odasının camından av tüfeği ile ölenin çatısına doğru bir el ateş ettiği ve o sırada çatıda bulunan ölenin sanığın tüfeğinden çıkan merminin isabeti sonucu hayatını kaybettiği anlaşılan olayda; atış mesafesi, kullanılan silahın niteliği, elverişliliği ve etki alanı, tanık anlatımları ve dosyadaki kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda; ölenin evinin çatısında bulunan deliklerin kendi atışlarından kaynaklanan mermi deliği olmadığı gayesiyle hareket eden ve kimseyi özelikle hedef almayan sanığın, doğrudan öldürme veya yaralama kastı ile hareket etmediği, ancak havanın da kararması nedeniyle görüşün nispeten azaldığı saatlerde, elindeki tüfeğin menzilini, hedef aldığı nesnenin hareket kabiliyetini, ateş edilen güzergâhta insanların bulunabileceği hususlarını dikkate almadan, elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde ölenin çatısına doğru el ateş etmesi sonucunda, merminin birisine isabet edebileceğini öngördüğü, buna rağmen ateş etmek suretiyle öngördüğü neticeyi göze aldığı ve kabullendiği, bunun sonucunda da ölenin ölümüne neden olduğu, bu nedenle eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir", Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eylemini olası kastla gerçekleştirdiği, Çoğunluk görüşüne katılmayan ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri süren iki Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın eyleminin basit taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu, Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.