Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/2764 E. , 2024/5375 K. T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/2764 Karar No : 2024/5375 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : 1- (DAVACI) ... VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI) ... Genel Müdürlüğü ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararının karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davalı idar…
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/2764 E. , 2024/5375 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/2764 Karar No : 2024/5375 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : 1- (DAVACI) ... VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVALI) ... Genel Müdürlüğü ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararının karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davalı idare bünyesinde bulunan Çatalan İçme Suyu Arıtma Tesisinde kimya mühendisi-kontrolör olarak görev yapan davacının, 02/04/2012 tarihinde işyerinde merdivenin katlanarak düşmesi sonucu yaralanması nedeniyle uğradığı efor kaybına karşılık fazlaya ilişkin hakları kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00.-TL maddi, (2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca maddi tazminat istemi 11.06.2020 tarihli miktar artırım dilekçesiyle toplam 383.836,16.-TL'ye çıkarılmıştır.) ve 25.000,00.-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 02.04.2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E: ..., K: ...sayılı kararda; davalı idareye atfedilebilecek hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda; çalışanlarına, işyerinde gerekli kişisel koruyucu donanımları (baret, emniyet kemeri, iş eldiveni, çelik burunlu ayakkabı, iş elbisesi, düşüş tutucu... vs) temin ve teslim etmeyen, çalışma sahasında; iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup-uyulmadığını denetlemeyen, olası tehlikeli ortam ve uygunsuzlukları (kişisel koruyucu donanımların kullanılmadan sahaya girilmemesi, emniyet kemerinin kullanılmaması... vs.) tespit ettirmeyen, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı için gerekli tedbirleri aldırtmayan davalı idare Aski Genel Müdürlüğü'nün (%80 oranında) asli kusurlu olduğu, sigortalı olarak çalıştığı işyerinde, bağlı olduğu işyerinin alt işverene ihale etmiş olduğu işi kontrol etmek üzere çalışma alanına giden, çalışma alanındaki olası tehlikeli ve riskli olabilecek ortamı öngöremeyen, kontrolsüz, tedbirsiz ve dikkatsiz çalışarak kendini kazalayan mağdur/davacının (%20 oranında) tali kusurlu olduğu, ihale ile almış oldukları işlerini, iş sağlığı ve güvenliği prosedürlerini de yerine getirmiş olarak uygulamış olan alt işverenler ile başka gerçek ve tüzel kişilerin kusurlarının bulunmadığı görüş ve saptamalarına yer verildiği, taraflara tebliğ edilen rapora davalı tarafça yapılan itiraz yerinde görülmeyerek raporun hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, dava konusu olayda davalı idarenin %80 oranında hizmet kusurunun olduğu anlaşıldığından, davacının efor kaybına uğrayıp uğramadığı, uğramış ise yüzde kaç oranında efor kaybına uğradığının tespiti bakımından Adli Tıp Kurumu marifetiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 11/03/2019 tarihli raporda sonuç olarak, ''02/04/2012 tarihli iş kazasına bağlı olarak L5 vertebra kırığı sonrası posterior stailizasyon yaralaması nedeniyle iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayabileceği, kesin iş göremezlik süresinin kişinin tedavi ve takibini yapan hekimler tarafından düzenlenmiş istirahat veya çalışabilir raporu ile belirlenebileceği, geçici iş göremezlik süresi sonundan itibaren mevcut bulgulara göre kalıcı olduğu değerlendirilen pasterior stabilizasyon ve sağ kalkaneus kırığı arızası nedeniyle, olay tarihinde yürürlükte olan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak ve düz işçi olduğu anlaşılmakla meslek grup numarası 1 alınarak E cetveline(yaşına) göre %46 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı yönünde mütalaada bulunulduğunun görüldüğü, kusura ve maluliyete ilişkin raporlar dikkate alınarak davacının oluşan zararının hesaplanabilmesi için aktüerya uzmanı marifetiyle dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan 17.01.2020 tarihli ek raporda sonuç olarak, ''Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Yüreğir Sosyal Güvenlik Merkezinin 23.12.2019 tarihli yazısında davacıya %52 sürekli işgöremezlik derecesi üzerinden bağlanan gelirin ilk peşin sermaye miktarı 171.530,54 TL olduğunun belirtildiği, davacının 02.04.2012-15.01.2013 tarihleri arası geçici işgöremezlik süresi içerisinde 9.209,02 TL tutarında aldığı geçici işgöremezlik ödemesinin rücuya tabii kısmının tazminattan indirilmesi gerekeceği, 9.209,02 TL kurum ödemesi x % 80 işveren kusuru = 7.367,22 TL tuttuğu, 171.530,54 TL PSG miktarı X %80 işveren kusuru = 137.224,43 TL'nin rücuya tabi miktar olduğu, davacının %46 sakatlık oranı üzerinden ve davalı idarenin %80 kusur oranı da dikkate alınarak yapılan hesaplamalarda, davacının sonuç olarak 383.836,16.-TL maluliyetten kaynaklı tavan tazminat hakkı bulunduğu'' kanaatine yer verildiğinin görüldüğü, taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davalı idarece yapılan itiraz yerinde görülmeyerek raporun hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, maddi tazminat istemi yönünden; bilirkişi raporu ile davacının 383.836,16.-TL maluliyetten kaynaklı tazminat hakkı doğduğu tespit edildiğinden, 2577 sayılı Kanunun 6459 sayılı Kanun ile değişik 16/4. maddesi uyarınca 11.06.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle artırılan tazminat miktarı olan 383.836,16.-TL maddi tazminatın kabulünün gerektiği, manevi tazminat istemi yönünden; davacının olay tarihi itibariyle yaşının genç olması ve tespit edilen maluliyet oranının yüksek olması gibi hususların birlikte değerlendirilmesi neticesinde, davacının talep etmiş olduğu 25.000,00.--TL manevi tazminatın tamamının hakkaniyet ilkesi gereğince kabul edilerek davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davacının 383.836,16.-TL maddi tazminat istemi ile 25.000,00.-TL manevi tazminat isteminin kabulüne, toplamda 408.836,16.-TL tazminatın dava açma tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte hesaplanarak davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacı tarafından, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava dilekçesiyle 1.000,00.-TL maddi, 25.000,00.-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, dava devam ederken 20.06.2019 tarihli aktüerya bilirkişisinin raporundan sonra davacının 25.12.2019 tarihli dilekçe ile açıkça belirterek 2577 sayılı Yasanın 16/4. maddesi gereğince davasını ıslah ederek maddi tazminata ilişkin dava değerini 305.694,42-TL arttırmak suretiyle 306.694,42-TL'ye çıkardığı, dolayısıyla 25.12.2019 tarihi itibarıyla maddi tazminata dair dava değerinin kesinleştiği ve bu miktarın 306.694,42-TL olduğu, daha sonra ek rapor üzerine davacının 11.06.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 383.836,16.-TL'ye çıkardığının anlaşıldığı, 2577 sayılı Yasanın 16/4. maddesinde belirtildiği üzere dava dilekçesinde belirtilen miktarın nihai karar verilinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceği ve ikinci defa ıslahın yasal olarak mümkün olmamasına rağmen, Mahkemece ilk ıslah dilekçesi ile arttırılan toplam 306.694,42-TL maddi tazminatın kabulüne karar verilmesi gerekirken, ikinci ıslah dilekçesiyle arttırılan 383.836,16.-TL maddi tazminatın kabulüne karar vermesinde hukuka uyarlık görülmediği, bu nedenle davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, kararın fazladan hükmedildiği anlaşılan 77.141,74-TL'lik maddi tazminata ilişkin kısmın kaldırılarak bu kısım bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiği, öte yandan; Mahkemece hükmedilen manevi tazminat ile ilk dava dilekçesinde istenilen 1.000,00-TL 'ye adli yargıda ilk dava açma tarihi olan 16.12.2016 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, ıslah ile arttırılan miktara ise ilk ıslah tarihi olan 25.12.2019 tarihi itibarıyla faiz yürütülmesi gerekirken hükmedilen tazminatın toplamına idari dava tarihinden (11/07/2017) itibaren faiz işletilmesinde hukuka uyarlık görülmediği sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile istinafa konu kararın 77.141,74 TL'lik maddi tazminata ilişkin kısmı kaldırılarak bu kısım bakımından davanın reddine; davacının yasal faizin başlangıç tarihine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile dava dilekçesinde istenilen 1.000,00-TL'nin adli yargıda ilk dava açma tarihi olan 16.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte; 305.694,42-TL maddi tazminatın ise ilk ıslah tarihi olan 25.12.2019 tarihi itibarıyla işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacının İddiaları: Bölge İdare Mahkemesince, manevi tazminat ile dava dilekçesinde belirtilen 1.000,00-TL maddi tazminata adli yargıda ilk dava açma tarihi olan 16.12.2016 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiş ise de; hükmedilen maddi tazminat tutarının ıslah ile artırılan kısmı yönünden de 16.12.2016 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği, öte yandan; Bölge İdare Mahkemesince bir defaya mahsus dava dilekçesinde belirtilen miktarın artırılabileceği belirtilerek ikinci ıslah dilekçesiyle artırılan miktar yönünden davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiş ise de; İdare Mahkemesince tazminat miktarına yönelik bir beyanının bulunup bulunmadığının bildirilmesi amacıyla yapılan ara karar üzerine davacının hak kaybına uğramaması amacıyla miktar artırımına yönelik yapılan işlemde taraflarına kusur atfedilemeyeceği belirtilerek aleyhe olan kısım yönünden kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür. Davalının İddiaları: Usule ilişkin olarak, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak; kazanın meydana gelmesinde ASKİ Genel Müdürlüğüne atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, zira davacının merdivenden düştüğü an gerekli güvenlik önlemlerini almadığı, baret takmadığı, saha kontrollerini yapmadığı, ASKİ Genel Müdürlüğü olarak iş güvenliği ile ilgili her türlü ekipman ve bilginin çalıştıkları iş ile ilgili olarak çalışan tüm personele verilmekte olduğu, meydana gelen olayda kusurun tamamen kontrolör olarak çalışan mühendis unvanlı davacıya ait olduğu, kazadan dolayı davacının maddi ve tazminatı gerektirir bir kaybının bulunmadığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacının Savunması: Usule ilişkin olarak, bedensel zararlarda zamanaşımının başlangıcının kesin maluliyete ilişkin sağlık kurulu raporunun alındığı tarih olduğu, dava açıldığı tarihte henüz kati raporun tanzim edilmediği, görevsiz adli yargı yerinde ise 5 yıllık süresi içinde davanın açıldığı, davanın görev yönünden reddi sebebiyle kararın kesinleşmesini müteakiben idari yargı yerindeki işbu davanın 11.7.2017 tarihinde ve süresinde açıldığı, esasa ilişkin olarak davacının işveren konumunda olduğu ileri sürülmekte ise de kaza tarihinde davacının davalı kurumun sözleşmeli ve sigortalı bir çalışanı olduğu, kazanın davacının işyerinde bulunduğu sırada ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş sebebiyle meydana geldiği, kusur bilirkişisinin hazırladığı raporda da çalışanlarına işyerinde gerekli kişisel koruyucu donanımları temin ve teslim etmediği, çalışma sahasında iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığının denetlenmediği, sağlıklı bir çalışma ortamı için gerekli tedbirlerin aldırılmadığı belirtildiğinden ortaya çıkan kazada davalı idarenin kusurlu olduğu, öte yandan davacının bedensel zarara uğramasından dolayı yitirilen beden gücü kaybı nispetinde daha fazla efor sarfetmesi gerektiğinden bu husustaki zararını istemeye hakkı olduğu belirtilerek davalının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Davalının Savunması: Usule ilişkin olarak, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak; kazanın meydana gelmesinde ASKİ Genel Müdürlüğüne atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, zira davacının merdivenden düştüğü an gerekli güvenlik önlemlerini almadığı, baret takmadığı, saha kontrollerini yapmadığı, ASKİ Genel Müdürlüğü olarak iş güvenliği ile ilgili her türlü ekipman ve bilginin çalıştıkları iş ile ilgili olarak çalışan tüm personele verilmekte olduğu, meydana gelen olayda kusurun tamamen kontrolör olarak çalışan mühendis unvanlı davacıya ait olduğu, kazadan dolayı davacının maddi ve tazminatı gerektirir bir kaybının bulunmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davalı idare bünyesinde bulunan Çatalan İçme Suyu Arıtma Tesisinde kimya mühendisi olarak çalışan davacının, 02/04/2012 tarihinde çıktığı merdivenin katlanarak düşmesi sonucunda efor kaybı nedeniyle uğradığı zararın karşılığı olarak fazlaya ilişkin hakları kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00.-TL maddi, (2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca maddi tazminat istemi 11.06.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 383.836,16.-TL'ye çıkarılmıştır.) ve 25.000,00.-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 02.04.2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasında, "Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11.04.2013 - 6459 S.K/Madde 4) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." hükmü yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının İdare Mahkemesinin manevi tazminata ilişkin hükmedilen kısmı yönünden yapılan incelemesinde; Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının İdare Mahkemesinin maddi tazminata ilişkin hükmedilen kısım yönünden yapılan incelemesi; Olayda; İdare Mahkemesince davacının mevcut maluliyetinden dolayı rücuya tabi ilk peşin sermaye miktarı SGK'dan öğrenilmeden (bu hususta Mahkemece 01.10.2019 ve 31.10.2019 tarihlerinde iki defa ara karar tesis edilmiş ise de Kurumca süresi içerisinde cevap verilmemiştir.) ve bu hususta ek rapor aldırılmadan yapılan ara karar ile tazminat miktarına yönelik bir beyanının bulunup bulunmadığının sorulmasına karar verilmesi üzerine hak kaybı yaşamamak adına 20.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen 478.225,16 TL tazminat miktarından, haricen SGK dan öğrenilen 171.530,54 TL'lik peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle dava değerinin 305.694,62 TL artırıldığı, bu miktar artırım dilekçesinden sonra SGK'nın 18.12.2019 tarihli ara kararına cevap mahiyetindeki yazısı üzerine davacının zararının yeniden hesaplanması amacıyla dosyaya sunulan 17.01.2020 tarihli ek bilirkişi raporunda ise maluliyetten kaynaklı tazminat tutarının 383.836,16 TL olarak hesap edildiği, bu defa Mahkemece 10.03.2020 tarihli ara kararı ile tazminat miktarına yönelik beyanda bulunmak üzere süre verildiği, bunun üzerine davacı vekili tarafından 11.6.2020 tarihli dilekçe ile 77.141,54 TL'lik miktar artırımında bulunarak dava değerinin 383.836,16 TL olarak güncellendiği anlaşılmaktadır. Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi eklenmiş olup 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin gerekçesinde ise; "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir. Somut olayda, ilk hesap raporunun düzenlendiği tarihte davacının kazaya uğradığı tarihten raporun tanzim edildiği 20.06.2019 tarihine kadar geçen süreçte yıllara sari olarak asgari ücret tutarları bilinen dönem aralığında kaldığından hesaplamanın bu verilere göre yapıldığı, raporda davacıya mevcut maluliyetinden dolayı rücuya tabi sürekli bir gelir bağlanıp bağlanmadığı, bağlanmış ise ilk peşin sermaye miktarının sorulması gerektiğinin belirtilmesi üzerine Mahkemece bu hususta yapılan iki ara kararına rağmen SGK tarafından yasal süresi içinde cevap verilmediği, SGK cevabının 18.12.2019 tarihinde dosyaya dahil olması üzerine 23.12.2019 tarihli ara kararı ile ek rapor tanzimine karar verildiği, ek raporun tanzim edildiği 17.01.2020 tarihi itibarıyla davacının kaza sebebiyle daimi maluliyet dönem aralığının 2020 yılını da kapsamına aldığı, böylelikle ikinci raporda asgari ücret verileri bakımından 2020 yılının bilinen dönem olarak hesaplandığı, söz konusu 77.141,54 TL'lik farkın buradan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Yukarıda yer verilen yasal düzenleme ve gerekçesinden hareketle tam yargı davalarında uğranılan zararın gerçek miktarının tespit edilebilir hale gelmesi ile birlikte 2577 sayılı Kanunun 16/4. maddesine getirilen miktar artırımı müessesesinin uygulanması gerekmekte olup bu husus hakkaniyetin ve adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Şu hale göre, her ne kadar Mahkemece bilirkişi raporunda işaret edilen eksiklik giderilmeden davacıya miktar artırımında bulunabileceği hususu hatırlatılmış ve davacı da hak kaybına uğramamak adına bu yönde 2577 sayılı Kanunun 16/4. maddesi çerçevesinde bu hakkını kullanmış ise de; daimi maluliyet sebebiyle rücuya tabi olarak Kurum tarafından davacıya bağlanan tutarın ilk peşin sermaye değerinin öğrenilmesi ile birlikte Mahkemece mevcut veriler ışığında aldırılan ek rapor sonucunda 2020 yılı için hesaplanan ve muhtemel olan gelir, bilinen dönem aralığında tekrar hesaplanarak davacının uğradığı zararın gerçek miktarına en yakın tutar olarak değerlendirildiğinden anılan yasal düzenlemenin getiriliş amacı da dikkate alınarak 11.06.2020 tarihli dilekçe ile miktar artırımına yönelik kullanılan hakkın 2577 sayılı Kanunun 16/4. maddesi çerçevesinde ikinci kez kullandığından söz etmeye olanak bulunmamaktadır. Bu itibarla Bölge İdare Mahkemesince hükmedilen maddi tazminat tutarının 77.141,74 TL'lik kısmı yönünden İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan; Bölge İdare Mahkemesince, davacının yasal faizin başlangıcına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile hükmedilen manevi tazminat ile ilk dava dilekçesinde istenilen 1.000,00-TL 'ye adli yargıda ilk dava açma tarihi olan 16.12.2016 tarihinden itibaren faiz işletilmesi ve ıslah ile arttırılan miktara ise ilk ıslah tarihi olan 25.12.2019 tarihi itibarıyla faiz yürütülmesi gerekirken hükmedilen tazminatın toplamına idari dava tarihinden (11/07/2017) itibaren faiz işletilmesinde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle faiz başlangıç tarihi hususunda ıslah ile artırılan kısım yönünden 25.12.2019 tarihi esas alınarak karar verildiği görülmektedir. Faiz, idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir. Tazminatın ödenmesi istemiyle idareye yapılan başvuru üzerine, bu istemin idare tarafından açıkça veya zımnen reddi üzerine, idarenin, tazminat istemi karşısında direnmeye (temerrüde) düşürüldükten sonra davacının tazminat miktarını dava açarak talep edebileceği, açılacak davada talep edilecek tazminat miktarının serbestçe tayinine hukuki bir engel bulunmamakla birlikte, talep edilecek tazminat miktarının yüksek tutulması durumunda davacının talep ettiği tutar ölçüsünde ödemek zorunda kalacağı ve bu tür davalarda nispi olarak belirlenen yargılama harçlarının da yüksek olacağı, bunun da mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacağı açıktır. Yapılan bu açıklamalar karşısında, uğranılan zararın gerçek miktarının Mahkeme tarafından net bir şekilde ortaya çıkması durumunda, ortaya çıkan bu gerçek zararın tamamının tazmini amacıyla verilen miktar artırımına (ıslah) ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp, mevcut davada talep edilen tazminat miktarının ıslah suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa, bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu sonucuna varılmaktadır. Yukarıda aktarılan hususlarla birlikte değerlendirildiğinde, esasen davacının dava açarken yüksek oranlı yargılama harçları vb. nedenlerden dolayı tazmini isteminde bulundukları bedel dava dilekçesinde düşük belirtilmiş ise de, davacının tazminine karar verilmesi konusunda gerçek iradelerini yansıtan miktarın, ıslah ile arttırılan gerçek zararları olduğunun, bu gerçek zararın esasen idarelere başvuru tarihinde bir başka deyişle idarelerin temerrüde düşürüldüğü tarihte ortaya çıktığı, ancak davacı tarafından miktarı tam olarak bilinemediğinden ve tespit edilemediğinden dava açılırken talep edilemeyen bir zarar olduğunun kabulü, bu kabul doğrultusunda da ıslahla arttırılan dava değerinin tamamına davalı idarenin temerrüde düştükleri idareye başvurma tarihinden (somut olay için adli yargıda dava açıldığı tarihten) itibaren yasal faiz yürütülmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 09/06/2020 tarih ve E:2019/53, K:2020/853 sayılı kararı da bu yöndedir. Bu itibarla bozma kararı üzerine yeniden verilecek kararda dava dilekçesinde istenilen 1.000,00 TL'lik kısım haricinde maddi tazminatın kalan tutarına (382.836,16 TL) da adli yargıda ilk dava açma tarihi olan 16.12.2016 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin kısmen reddine, kısmen kabulüne, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararının ... TL'lik maddi tazminata ilişkin kısmı yönünden BOZULMASINA, manevi tazminata ilişkin kısmı yönünden ise ONANMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 16/10/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : (X)- Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının 77.141,74 TL'lik maddi tazminat talebinin reddine yönelik kısmı yönünden de kararın onanması gerektiği görüşü ile bozulan kısım yönünden çoğunluğun kararına katılmıyorum.