3. Ceza Dairesi 2021/2410 E. , 2023/4506 K. "İçtihat Metni" ¸ T. C. Y A R G I T A Y 3. C E Z A D A İ R E S İ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Y A R G I T A Y İ L Â M I B O Z M A Ü Z E R İ N E T U T U K L U İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇLAR :Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Yangın, su baskını, tahrip, veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle nedeniyle öldürme (teşebbüs) HÜKÜMLER :Mahkûmiyet TEMYİZ EDENLER :Sanık ve müdafii
**3. Ceza Dairesi 2021/2410 E. , 2023/4506 K.** **"İçtihat Metni"** ¸ T. C. Y A R G I T A Y 3. C E Z A D A İ R E S İ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Y A R G I T A Y İ L Â M I B O Z M A Ü Z E R İ N E T U T U K L U İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇLAR :Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Yangın, su baskını, tahrip, veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle nedeniyle öldürme (teşebbüs) HÜKÜMLER :Mahkûmiyet TEMYİZ EDENLER :Sanık ve müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ :Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ A.İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.02.2016 tarihli 2015/148 Esas, 2016/38 sayılı Kararının sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin, 23.11.2017 tarihli ve 2017/2223 Esas, 2017/5499 sayılı bozma Kararı ile sanığın eyleminin, silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu işlemeye elverişli vahamet arz eder nitelikteki kasten öldürmeye teşebbüs ve Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçlarını oluşturabileceği nazara alınarak bozulmasına karar verilmiştir. B.İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.10.2019 tarihli ve 2017/220 Esas, 2019/562 sayılı Kararı ile sanık hakkında; 1.Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 302 nci maddesinin birinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5327 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü ceza rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, 2.Tasarlayarak, yangın, su baskını, tahrip, veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle nedeniyle öldürme (teşebbüs) suçundan 5237 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin bir ve ikinci fıkraları, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı iki kez 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü ceza rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ve Müdafinin Kurulan Mahkumiyet Hükümlerine Yönelik Temyiz İstemleri Dosyada müvekkil aleyhine hukuka aykırı olarak elde edilmiş teşhis tutanağı dışında tek bir done delil bilgi belge bulunmadığına, hukuka aykırı elde edilen teşhis tutanağının dosyada hükme esas alınmaması durumunda müvekkil aleyhine tek bir delil olmayacağına, teşhis işleminin kanuna aykırı yapıldığına, kanuna göre polisin olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabileceği belirtilmesine rağmen dosyada Cumhuriyet Başsavcılığının herhangi bir talimatı bulunmadığına, işleme başlanmadan önce, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanacağı belirtilmesine rağmen dosyada teşhis işleminden önce kişiyi tarif eden bir tutanak olmadığı gibi şoförün olayın hemen akabinde Karabağlar polis merkezinde 15.01.2015 tarihinde 01.00 saatinde alınan ifadesinde olayda gördüğü kişilere ilişkin ayırt edici bir özellik belirtmeyip kişilerin yüz hatları ile ilgili bir beyanda bulunmadığına, olaydan yaklaşık üç hafta sonra yapılan teşhis işleminde de şoförün beyanlarının önceden alınmadığına, fotoğraf üzerinden kişinin teşhis edildiğine, hatta şoförün 06.02.2015 tarihli ifadeli fotoğraftan teşhis tutanağı başlıklı tutanakta müvekkilin yüzünün puşi ile kapalı olduğunu, göz ve alın yapısı görünen şeklinde beyanda bulunurken kovuşturma aşamasında buradaki beyanları ile çelişerek müvekkilin yüzünün burnundan aşağı göründüğü, müvekkili burnunun büyüklüğünden kaşının ve gözünün belirgin olmasından tanıdığını beyan ettiğine, ancak teşhiste bulunan şoförün ne olay günü verdiği beyanda ne de daha sonra ki beyanında müvekilin yüz hatlarından bahsetmediğine, olayın hemen akabinde alınan ve ayrıntılı olması gereken beyanında müvekkil ile ilgili tek bir tarifi bulunmadığına, hal böyle iken olaydan 4 ay sonra müvekkili duruşmada segbiste gördükten sonra müvekkilin yüzüne bakarak müvekkilin burnundan, kaşından ve gözünden tarif etmesinin hukuka aykırı olduğuna, somut olayda emniyet güçlerinin canlı teşihs yapma imkanı var iken canlı teşhis yapılmadığına, söz konusu bu maddeye göre teşhis yapılmadan önce birbiri ile benzerlik gösteren kişilerin bulundurulması gerektiğine, teşhis işlemi kanunun açık ve net ifadesine rağmen iki kez tekrarlanmayıp kişiye şüphelinin müvekkil olmadığına ilişkin hatırlatma yapılmadığına, kanuna göre teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konur ibaresi varken; söz konusu bu fıkraya da uyulmadığına, teşhisin hangi halde ve şartlarda yapıldığı sorgulanamadığına, müvekkil ile ilgili yapılan teşhis işleminin fotoğraf üzerinden ancak kanun maddesine açıkça aykırı bir şekilde yapıldığına, zira kanun maddesine göre müvekkil ile ilgili yapılan teşhis işleminin birden fazla fotoğraf ile yapılması gerekirken tek bir fotoğraf üzerinden teşhis işlemi gerçekleştirildiğine, müvekkil İzmir Emniyet müdürlüğünde gözaltında olmasına rağmen canlı teşhis işleminin yaptırılmayarak fotoğraf üzerinden teşhis işlemi yaptırılması hem teşhisin sağlıklılığına dair şüpheler oluşturulmasına hem de gerçekte böyle bir teşhis işleminin var olup olmadığına dair şüpheler oluşmasına neden olduğuna, mağdur-müşteki ...'ın dosya içerisinde bulunan teşhis, kolluk ve mahkeme ifadeleri arasındaki çelişkilerin olduğuna, hayatın olağan akışına göre olayın hemen ertesinde alınan ifadenin daha ayrıntılı daha detaylı olması gerekirken, ... olayın hemen sonrasında alınan beyanında müvekkile ait ayırt edici tek bir özellik belirtmediği gibi olaya ilişkin beyanda bulunurken şahıslara ait yüz hatları ile ilgili olarak (burun yapısı, kaş göz çevresi saçı) beyanda bulunmadığına, ayrıca ilk ifadesinde önünü kesen kişi ile molotof atan kişinin farklı kişiler olduğunu beyan ettiğine, teşhis işleminde de müvekkillin yüzünün puşi ile kapalı olduğunu ancak alın ve göz çevresinden dolayı tanıdığını beyan ederken, kovuşturma aşamasında müvekkili gördükten sonra her ne hikmetse müvekkilin burnunun büyüyüklüğünden kalın kaşlarından ve göz ile saçından tanıdığını iddia ettiğine, birbiri ile bu kadar çelişkili beyanda bulunan mağdurun ifadesinin mahkeme tarafından doğru olarak kabul edilmesi hukuka yasaya ve vicdana aykırı olduğuna, hayatın olğan akışına göre mağdurun ilk ifadesinin daha ayrıntılı, daha dikkatli olması beklenirken mağdurun ilk ifadesinde hiç ayrıntı vermemesi ancak daha sonra 4 ay gibi bir zaman geçtikten sonra ayrıntılı beyanda bulunması hukuka, yasaya ve vicdana aykırı olduğuna, mağdur ilk ifadesinde molotofu atan kişi ile arabayı durduran kişinin farklı olduğunu beyan ederken daha sonra ki ifadelerinde ise çelişki yaratarak molotofu atan ve otobüsü durduran kişinin aynı olduğunu iddia ettiğine, müvekkil açısından dosyanın tek delilli olan hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olunmasından ötürü hükme esas alınamayacak teşhis tutanağı dışında tek bir delil ve done müvekkil aleyhine söz konusu olmadığından müvekkillin beraatı yerine cezalandırılmasına karar verilmesi yasa ve hukuka aykırı olduğundan bozulmasına karar verilmesi gerektiğine, dosya kapsamında yer alan müvekkile ait söz konusu HTS kayıtları müvekkilin olay yerinde olduğuna ilişkin bir delil oluşturmadığına, keşif sırasında şoför olayın nasıl olduğunu canlandırırken hareket halinde gelen otobüsün durmadan sağa doğru manevra yapıp hızlanması şeklinde olduğunu beyan etmesine rağmen söz konusu zaman diliminin çok kısa bir zaman dilimi olduğuna, şoför ile otobüsü durduran kişinin 5 saniyelik bir göz göze gelme zamanı bulunurken bu zaman diliminde eylemin olduğu saatin geç olması ve olayın gergin bir ortamda gerçekleşmesi de göz önüne alındığında şoförün sağlıklı bir teşhis işlemi yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğuna, şoförün kişiyi görmediğinin açık ve net olduğuna, zira şoför olayı gerçekleştiren kişi görmüş ve tanımış olsaydı Karabağlar Polis Amirliğinde olayın hemen akabinde verdiği beyanında teşhise yarayacak tarifte bulunması gerekirken teşhise yarayacak tek bir ayırt edici özellik belirtmediğine ve sair hususlara, Müşteki K. A.'nın beyanlarının çelişkili olduğuna, aşamalarda beyanlarını değiştirip yeni şeyler eklediğine, teşhis işleminin kanuna aykırı olduğuna, nitekim olay sırasında orada bulunan diğer görgü tanığı İ. K.'nın akşam karanlığında yüzleri kapalı şahısları teşhis edemeyeceğini beyan ettiğine, hal böyleyken K. A.'nın yönlendirmeyle böyle bir ifade verdiğine, yapılan GSM soruşturmaları sonucu bir sonuca varılamadığına, soruşturma ve kovuşturma aşamasında sağlıklı bir teşhis işleminden geçirilmediğine, SEGBİS ile yapılan teşhisi kabul etmediğine, olaydan hemen sonra toplanan kalabalıkta "bu olayı Emrah ve Gökhan" yapmıştır diye konuşulduğuna ilişkin beyanların araştırılmadığına, bu sözleri söyleyen kişilerin kimlik bilgileri tespit edilip tanık olarak dinlenmediğine, olay yerinde kimliğini gösteren biyolojik veya maddi herhangi bir veriye rastlanılmadığına, polisler geldiğinde kaçmasının nedeninin hırsızlık suçundan araması olduğundan geldiklerini düşündüğünden kaçtığına, gözlerinin görme yetisinin oldukça zayıf olduğuna, bunun bile olaya katılmadığının göstergesi olduğuna ve sair hususlara, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Yargıtay Bozma İlamı Sonrası İlk Derece Mahkemesinin Kabulü "....Sanık savunmasında suçlamayla ilgisinin olmadığını, olay tarihinde cezaevinde olabileceğini, 16-17 Ocak tarihlerinde cezaevine girdiğini savunmuş ise de, olayı gören otobüs şoförünün kesin olarak sanığı teşhis etmesi, yapılan istihbari çalışmalar sonucunda elde edilen bilgiler, internet tespit tutanağı, teşhis tutanakları, olay yeri inceleme tutanağı, yakalama ve ev arama tutanağı ve tüm dosya kapsamından sanığın olayı gerçekleştiren kişi olduğu, savunmasının suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu kanaatine varılmıştır. Olayda kullanılan molotof kokteyli içerisindeki petrol türevi kalıntıları bulunduğunun, bu kalıntıların yanıcı ve yangın hızlandırıcı özelliğe sahip olması nedeniyle patlayıcı madde niteliğinde olduğunun ekspertiz raporuyla tespit edilmiştir. Sanık hakkında Yargıtay Bozma İlamına uyulmak suretiyle yapılan değerlendirmede eylemi sabit görülen sanığın PKK/KCK terör örgütünün amaçları ve hedefleri doğrultusunda çağrıya uymak suretiyle hareket ettiği, terör örgütü üyelerinin gerçekleştirmek istedikleri devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma suçu amaç suç olup, örgütün faaliyetleri doğrultusunda vahim bir eylem gerçekleştirme üyelik suçundan hüküm kurulmayıp geçitli suç nedeniyle amaç suç olan devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturacağı anlaşılmıştır. Atılan molotof kokteylinin aynı zamanda mala zarar verme suçunu oluşturuyor ise de, oluş itibariyle belediye otobüsünün içinde bulunan iki mağdurun atılan molotof kokteyli sonucu yanarak ölebilecekleri nazara alındığında, özellikle sol ön camı kırıp içeri düşen ve düştüğü yer ile kısmen mağdur ...'in üzerine içindeki yanıcı maddenin de dökülmesi, molotof fitilin dışarı düşmesi nedeniyle elde olmayan nedenlerle yangının başlamamış olması da gözetilerek eylemin ayrıca iki mağdura karşı kasten adam öldürme suçuna teşebbüs suçunu da oluşturacağı takdir ve sonucuna varılmıştır. TCK'nın 44 üncü maddesi uyarınca sadece daha ağır cezayı gerektiren kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından cezalandırılmaları yoluna gidilerek, el verişli vasıtalarla gerçekleştirilen eylemde öldürme sonucunun sanığın elinde olmayan sebeplerle gerçekleşmediği ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilerek sanığın iki mağdura karşı yakarak kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Sanığın ve diğer faillerin, mağdurları öldürme kararını önceden alıp serinleme süresi geçtikten sonra öldürme kararında sebat ettikleri sabit olmadığından tasarlamanın koşullarının gerçekleşmediği kabul edilmiştir. Mağdur K.'nin, belediyenin hizmet alım sözleşmesi kapsamında sözleşmeli şirket elemanı olarak çalıştığı, kamu görevlisi olmadığı anlaşılmakla TCK'nın 82/1-g maddesi hükümleri uygulanmamıştır." Tespitlerine yer verilmiştir. IV. GEREKÇE Sanık Hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğü Bozma ve Yangın, Su Baskını, Tahrip veya Bombalama ya da Nükleer, Biyolojik Veya Kimyasal Silah Kullanmak Suretiyle Öldürmeye Teşebbüs Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, Molotoflu saldırıya uğrayan otobüsün şoförü mağdur ...'ın beyanlarında ve teşhislerinde otobüse doğru molotof atan şahıslardan birisinin sanık olduğunu hem soruşturma hem de kovuşturma aşamalarında istikrarlı olarak net şekilde teşhis edip ifade ettiği, kovuşturma aşamasında da sanık ile mağdur K. A.'nın duruşmada yüzleştirildikleri, mağdurun olayı gerçekleştiren şahsın sanık olduğunu bir kez daha net şekilde teşhis ettiğini beyan ettiği, mahkemece yapılan keşif tutanağına göre olay sırasında mağdur ile sanığın bulunduğu konumlar itibariyle sanığın bulunduğu noktada bulunan konu mankeninin yüzünün daha sonra teşhis edilebilecek kadar görülebildiği, yani mağdurun bulunduğu konumdan rahatlıkla görülebildiği, teşhis edilebildiğinin gözlendiği tespitlerine yer verildiği, yine olay sırasında otobüste bulunan diğer mağdur İ. K. ile K. A.'nın beyanlarında da olayın akabinde "bu işi Gökhan ile Emrah yapmıştır" şeklinde etrafta konuşulduğunu ifade ettikleri, olaydan sonra 16.01.2015 tarihinde sanığın yakalanması için ikametine gidildiğinde pencereden kaçtığı, kovalamaca sonucu yakalandığı hususları bir arada değerlendirildiğinde sanığın söz konusu olayın içinde olduğu sabit ise de; Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.). Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (... özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf. 28, Özgenç Genel Hükümler syf.280). 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında; "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." hükmüne yer verilmiş, suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220 inci maddesinin 6 ncı fıkrasında örgüt adına suç işleme fiiline yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı" cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan düzenlemenin konuluş amacı gerekçesinde; "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte olmak suçundan dolayı cezalandırılır." şeklinde açıklanmış, düzenlenen maddede, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiştir. Örgüt üyeliği suçunun oluşabilmesi için süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetler aranmasına rağmen örgüt adına suç işlemek suretiyle örgüte üye olmak suçunda bu unsurlar aranmamakta örgüt adına tek bir suç işlenmesi yeterli sayılmaktadır. Buna göre örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterecek şekilde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren faaliyetleri tespit edilemeyen kişilerin eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin üç ve 220 nci maddesinin altıncı fıkraları delaletiyle 314 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütü adına suç işleme suçunu oluşturabilmesi için örgütün talimatı ya da bilgisi dahilinde tek başına ya da diğer örgüt mensuplarıyla birlikte bir ya da birden fazla araç suç işlemesi gerekmektedir. Terör örgütü üyelerinin gerçekleştirmek istedikleri devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu da amaç suç olup örgütün faaliyeti doğrultusunda vahim bir eylem (öldürme, yaralama, yağma,... gibi) gerçekleştiğinde, üyelik suçundan hüküm kurulmayıp geçitli suç nedeniyle amaç suçtan hüküm kurulacağı nazara alındığında; Dosya kapsamında yer alan otobüs şoförü mağdur K. A.'nın aşama beyanlarında, atılan molotof kokteylinin cam ile demir çerçevenin birleşim yerine isabet ettiğini, otobüsün sol şoför yanında bulunan camın kırıldığını, molotof kokteyli çerçeveye çarptığı esnada alevlenmediği için otobüsün içerisinde herhangi bir yanık oluşmadığını ifade ettiği, olay sırasında otobüsün içinde bulunan iki şahsın da herhangi bir yara almadıkları, olay tutanakları incelendiğinde otobüste yangın çıktığına dair bir tespitin de bulunmadığı görülmekle, sanığın molotofu ateşlemeden attığının kabulü gerekeceğinden bu durum da eyleminin öldürmeye elverişli olmaması nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşmayacağı, otobüse atılan molotof kokteylinin otobüsün camını kırması nedeniyle mala zarar verme suçunun oluşacağı, bu şekilde gerçekleşen araç suçun vahim eylem kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu nedenle TCK'nın 302 nci maddesinde düzenlenen amaç suçun da oluşmayacağı görülmekle, Dosya kapsamına yansıyan faaliyet ve eylemler itibariyle sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösteren süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk oluşturan eylemlerinin tespit edilemediği ancak otobüse attığı molotofun otobüsün camını kırdığı görülmekle; eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 152 nci maddesinde düzenlenen mala zarar verme ile aynı kanunun 314 üncü maddesinin üç ve 220 nci maddesinin altıncı fıkralarında düzenlenen örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Sanık Hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğü Bozma ve Yangın, Su Baskını, Tahrip Veya Bombalama Ya da Nükleer, Biyolojik Veya Kimyasal Silah Kullanmak Suretiyle Öldürmeye Teşebbüs Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 20. Ağır Ceza Ceza Mahkemesinin, 21.02.2020 tarihli ve 2018/42 Esas, 2020/67 sayılı Kararına yönelik sanık ve müdafinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, verilen ceza miktarı, bozma nedenleri, kaçma şüphesi ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alındığında, sanık ve müdafiinin tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk halinin devamına, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde karar verildi. ... ... ... ... ...