Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ilk derece mahkemesince beyanı alınmadan Yargıtay bozma ilamına uyulması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ilk derece mahkemesince beyanı alınmadan Yargıtay bozma ilamına uyulması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 16/7/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 23/9/2005 tarihinde gözaltına alınmış ve 24/9/2005 tarihinde tutuklanmıştır. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 16/12/2005 tarihli ve E.2005/17796 sayılı iddianamesi ile başvurucunun kasten insan öldürme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesine kamu davası açılmıştır. Adana Ağır Ceza Mahkemesinin E.2005/366 sayılı dosyası üzerinden görülen dava başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürülmüştür. Mahkemenin 7/12/2006 tarihli ve E.2005/366, K.2006/342 sayılı kararı ile başvurucunun kasten insan öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve "tayin olunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre nazara alınarak" tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Anılan karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Ceza Dairesinin 10/12/2007 tarihli ve E.2007/3934, K.2007/9251 sayılı ilamı ile bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamı sonrası E.2008/22 sayılı dosya üzerinden devam olunan yargılamada Mahkemenin 8/8/2008 tarihli ve E.2008/22, K.2008/209 sayılı kararı ile başvurucunun beraatına ve tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucu aynı tarihte tahliye edilmiştir. Anılan karar, katılan ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Ceza Dairesinin 3/5/2011 tarihli ve E.2009/3884, K.2011/2770 sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamının ilgili bölümü şöyledir:"...Olaydan önce anneleriyle birlikte yaşaması ve dayılarının oğlu R.nin maktulün yeğeni Ş. tarafından öldürülmesinden dolayı maktul ile sanıklar Ömer [başvurucu] ve R.K. arasında husumet bulunduğu, İstanbul’da ikamet eden sanıkların maktulü öldürmek amacıyla 2005 günü akşamı Adana’ya gittikleri, anneleri olan sanık K.yi de maktulünöldürülmesihususundaiknaettikleri, 2005günüsaat 30-00 sularında sanıklar Ömer ve R.K.nin kimliği belirlenemeyen başka bir kişiyle birlikte maktul ile K.nin yaşadıkları evin önüne yürüyerek geldikleri, sanık K.nin oda kapısını açmasından faydalanarak sanıklar Ömer ve R.K.nin maktulü evin içinde yatağında uyurken öldürdükleri, olaydan hemen sonra da olay yerinden uzaklaştıkları olayda,Sanık K.nin gayrı resmi yaşadığı maktulle birlikte uyudukları sırada ayak sesi üzerine uyandığını, ahırdaki hayvanların ses çıkarttıkları düşüncesiyle evin ışığını yakmadan kapıyı açtığını, bu sırada başları puşi ile kapalı üç kişiden birinin kendisinin ağzını kapattığını, diğer iki kişinin ise eve girerek yatakta uyuyan maktulü öldürdükleri yönündeki savunmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sanıklar Ömer ve R.K.nin ise Adana ilinde olmadıklarını belirtmelerine rağmen kullandıkları cep telefonlarının olaya yakın saatlerde suçun işlendiği yere ait baz istasyonundan sinyal alması ve sanıkların bu durumu izah edememeleri karşısında; sanıkların cezadan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, sanıklar K., Ömer ve R.K.nin fikir ve irade birliği içerisinde eylem üzerinde ortak hakimiyet kurarak öldürme suçunu iştirak halinde birlikte işlemeleri nedeniyle, kangütme saikiyle tasarlayarak insan öldürme suçundan cezalandırılmaları gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimdeberaatlarine karar verilmesi,..." Yargıtay bozma ilamı sonrası yargılamaya E.2011/301 sayılı dosya üzerinden devam olunmuştur. Mahkeme, 17/6/2011 tarihinde yaptığı tensip incelemesinde başvurucuya Yargıtay bozma ilamının tebliğine karar vermiştir. Yargıtay bozma ilamının başvurucuya tebliğ edildiği ve başvurucunun bozma ilamına karşı yazılı beyanlarını Mahkemeye sunduğu 26/10/2011 tarihli duruşma tutanağında belirtilmiştir. Mahkeme 2/2/2012 tarihli celsede başvurucu hakkında "Yargıtay bozmailamınakarşıdiyeceklerinin tespitiamacıyla" yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Başvurucunun yakalanması üzerine Mahkemece açılan 24/9/2013 tarihli ara celsede başvurucunun ve müdafiinin Yargıtay bozma ilamına karşı beyanları alınmış; başvurucu önceki kararda direnilmesini, başvurucu müdafii ise Yargıtay bozma ilamına katılmadıklarını ifade ederek beraat kararı verilmesini talep etmişlerdir. Mahkeme aynı celsede "atılı suçun niteliği öngörülen ceza süresi, mevcut delil durumu, atılı eylemi işlediğine dair kuvvetli olguların varlığı,eylemin CMK nun 100 maddesinde sayılan suçlardan olması, tahliye sonrası yakalama emriile hazır edilmiş olması ve kaçma şüphesinin varlığının kabulü gerektiği" gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Mahkemece 4/3/2014 tarihli celsede "tutuklukaldığısüredikkatealınarak" başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucu aynı gün tahliye edilmiştir. Başvurucunun yargılandığı davada 18/6/2014 tarihli celsede Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü bildirmiştir. Mahkeme aynı celsede Yargıtay Ceza Dairesinin 3/5/2011 tarihli bozma ilamıma uyulmasına ve "üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, kaçmaşüphelerininbulunması, sanıklarınüzerine atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olması ve mevcut delil durumuna göre" başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu 25/6/2014 tarihinde karara itiraz etmiş; Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2014 tarihli ve 2014/210 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Anılan karar 4/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, 16/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu,Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirmesinden sonra yapılan 8/7/2014, 15/9/2014 ve 14/10/2014 ve 5/11/2014 tarihli celselerde esas hakkındaki savunmalarını müdafisiyle birlikte sözlü olarak ifade etmiştir. Adana Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2014 tarihli ve E.2011/301, K.2014/454 sayılı kararı ile başvurucunun kasten insan öldürme suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, hükümle birlikte "tutuklulukta geçirmiş olduğu süre, almış olduğu cezanın miktarı ve hapis cezasının miktarı itibariyle cezanın infazından kaçma şüphesi bulunduğundan ve adlikontroltedbirinin yetersiz olacağı" gerekçesiyle tutukluluğun devamına da karar vermiştir. Anılan karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Ceza Dairesinin 22/6/2016 tarihli ve E.2015/6386, K.2016/3217 sayılı ilamı ile onanmıştır.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,...d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır." 5271 sayılı Kanun'un "Davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.(2) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir."