3. Hukuk Dairesi 2015/16528 E. , 2016/8519 K. T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI ESAS NO : 2015/16528 KARAR NO : 2016/8519 Y A R G I T A Y İ L A M I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : NUMARASI : DAVACI : DAVALI : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle daha önceden beli…
**3. Hukuk Dairesi 2015/16528 E. , 2016/8519 K.** **"İçtihat Metni"** T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI ESAS NO : 2015/16528 KARAR NO : 2016/8519 Y A R G I T A Y İ L A M I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : NUMARASI : DAVACI : DAVALI : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 31.05.2016 duruşma günü için tebligat üzerine temyiz eden davalı adına gelen olmadı. Karşı taraf davacı adına vekili Av. geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; davacı şirketin yüklenici olarak davalının araç tamiri işini yaptığını, 52.474,41 TL istenebilir iş bedelinin ödenmemesi sonucu hakkında başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; davalının takibe vaki itirazının iptali ile icra inkâr tazminatının tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin, davacı şirketin kararlaştırılan indirim oranlarını uygulamaması üzerine aralarındaki ilişkiyi sonlandırdığını ve cari hesabının bakiyesini de ödeyerek kapattığını, iddia edildiği gibi daha sonra tamir için araçlarını davacı şirkete göndermediğini, davacı tarafça dayanılan ve tek taraflı olarak düzenlenen fatura, iş emri kapanış formları ve cari hesaptaki kayıtların gerçeği yansıtmadığını, bu belgelerde müvekkilinin imzasının yeralmadığını, davalıya borçlu bulunmadığını savunarak; davanın reddini ve kötüniyet tazminatının tahsilini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiş ve Dairemizin 31.10.2012 günlü ve 2012/ E. K. sayılı ilamı ile; (...Mahkeme ilamında yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de; davalı taraf fatura, cari hesap, iş emri kapanış formlarında imzalarının bulunmadığını, bunların tek taraflı olarak düzenlendiğini, gerçeği yansıtmadığını, dava konusu araçları davalıya tamir ettirmediğini ileri sürerek, akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Bu durumda davacı yüklenici işin yapılıp teslim edildiğini ve iş bedeline hak kazandığını ispatla yükümlüdür. Taraflar arasındaki filo satış ve bakım sözleşmesi 25.01.2008 tarihli olup, 12 ay sürelidir. Davaya konu faturalar ve iş emri kapama formları daha sonraki tarih olan 30.01.2009 tarihinden itibaren başlamaktadır. Dolayısıyla faturaların filo satış sözleşmesiyle ilgileri yoktur. Davaya konu araçların tamirine ilişkin olarak bir kısım iş emri kapanış forumlarında imzaları bulunan kişilerin iş emirlerinin ve faturaların düzenlendiği tarihlerde davalının çalışanı olup olmadığı, çalışanı ise imzaların bu ismi geçen kişilere ait olup olmadıklarının araştırılmasının yapılmadığı, bir kısım iş emri kapanış formlarında (dava edilen alacağın 10.857,18 TL'lik kısmı) hiç bir isim ve imzanın da bulunmadığı sabittir. Bilirkişi (muhasebeci) raporuna göre "davacı tarafın ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin usulüne uygun olduğu belirtilmesine karşı davacı şirkete ait 2009 yılı yasal ticari defterlerinin 6762 sayılı TTK, 213 sayılı VUK ve 3568 sayılı Kanunun Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğine uygun olarak işlenmediğinden davalı şirketten alacağının bu defterler üzerinden tespit edilemediği, ibraz edilen cari hesap dökümlerinden davacı şirketin davalıdan 52.464,41 TL alacaklı olduğunun görüldüğünün, davacı şirket tarafından irsaliyeli faturalarda faturaların ve fatura muhteviyatlarının teslimine ilişkin bir kaydın görülmediği" bildirilmiştir. Mahkemece, araçlar üzerinde de inceleme yapılmamış davaya konu fatura ve iş emirlerinin münderecatının tamirlerle uyumlu olup olmadığı araştırılmamıştır. Mahkemece, dosya üzerinden alınan soyut bilirkişiler (makina mühendisi, muhasebeci) raporuna göre eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuştur. O halde mahkemece yapılacak iş, davacı tarafından dava konusu araçların tamirine ilişkin olarak düzenlenen iş emri kapanış formlarındaki ismi geçen kişilerin iş emirleri ve faturaların düzenlendiği tarihlerde davalının çalışanı olup olmadığı çalışanı ise imzaların bu kişilere ait olup olmadığı tam ve sağlıklı olarak tespit edilmeli, dava konusu tamire konu araçların üzerinde de inceleme yapılarak iş emri ve fatura muhteviyatlarının uyumlu olup olmadığının da tespiti yapılarak deliller tam olarak toplanmalı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilen, üzerinde hiçbir isim ve imza bulunmayan bir kısım iş emri kapanış formlarında ve faturalarda belirtilen (10.857,18 TL) kısımla ilgili olarakta davacı taraf delil listesinde yemin deliline dayanmış olduğundan davacı tarafın davalı tarafa yemin teklif etme hakkıda hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmiştir. Diğer yandan, dava konusu alacağın varlığı ve miktarı yargılama ile belirlendiğinden likid değildir. Likid olmayan alacak için icra inkar tazminatına hükmolunmuş olması da doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir...) Gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma ilamına karşı davacı tarafça karar düzeltme isteminde bulunulmuş ve Dairemizin 10.06.2013 günlü ve 2013/5642 E. 9789 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı vekilinin sair karar düzeltme talepleri yerinde olmadığından reddine, Ancak, davacı tarafça, yanlar arasında kurulduğu ileri sürülen hukuksal ilişki, 818 sayılı BK. nun 355. maddesinde (6098 sayılı TBK. m. 470) tanımlandığı üzere; bir “eser” sözleşmesidir. Davaya dayanak alınan süreli eser sözleşmesi, 25.01.2009 tarihinde sona ermiş olup, bu tarihten sonra sözleşmenin zımni olarak uzadığı iddiası davalı tarafından “inkâr” olunmuştur. Yanlar arasında kurulduğu ileri sürülen akdi ilişkinin varlığını, HMK. nun 200. maddesi (HUMK. m. 288) gereğince, kural olarak yasal ve yazılı delillerle davacı yüklenici kanıtlamakla ödevlidir ( TMK. m. 6 ). Ancak, davanın tarafları tacirdir ( 6762 sayılı TTK m.18, 6102 sayılı TTK m. 16. Madde 18 ). Ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterler, 6762 sayılı TTK. nun 82 ve izleyen maddelerinde (HMK. m. 222) gösterilen şartlar kapsamında yasal delil olarak kabul edilir. Kural olarak, davanın taraflarının ticari defterleri üzerinde mahkemece inceleme yapılması gerekir. Sadece, TTK. nun 83/2 ve 86. maddelerinde öngörülen koşulların oluşması durumunda tek taraflı ticari defter incelemesi yapılabilir ve kesin delil sayılabilir. Ticari defterlerin sahibi aleyhinde delil sayılabilmesi koşulları TTK.nun 84.; sahibi lehinde delil sayılabilmesi şartları ise 85. maddesi hükümlerinde gösterilmiştir. Diğer tarafın aleyhinde ticari defterlerin kesin delil sayılması içinde TTK. nun 86. maddesinde öngörülen koşulların oluşması zorunludur. Oysa, ticari defter incelemesine ilişkin bilirkişi raporu incelendiğinde; davacı tarafa ait ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, ancak davacı tarafa ait 2009 yılı ticari defterlerinin TTK, VUK ve 3568 sayılı kanun muhasebe sistemi uygulama genel tebliğlerine uygun olarak işlenmediğinden davalıdan olan alacağının bu defterler üzerinde tespit edilemediği, ibraz edilen cari hesap dökümlerine göre ise davacı tarafın davalıdan 52.474,41 TL alacaklı olduğu bildirilmiştir. Şu durumda, mahkemece; bilirkişiye yaptırılan ticari defter incelemesi, TTK. nun 82 ve devamı maddelerine uygun olarak yapılmamıştır. O halde, mahkemece, öncelikle davacı tarafın ticari defterleri üzerinde usulüne uygun inceleme yaptırılması, leh ve aleyhe delil olabilme koşullarını belirleyen TTK. nun 82 ve izleyen maddelerine göre delil olarak kabulü halinde ve akdi ilişkinin varlığına yönelik davacı iddiasının kanıtlanmış olması durumunda da iş bedelini tanımlayan ve davacı tarafından düzenlenen faturalar, davalıya tebliğ olunmuş ve TTK. nun 23/2. maddesi (6102 sayılı TTK m. 21/2) gereğince tebliğinden, itibaren sekiz gün içinde davalı tarafından itiraz olunmamış ise, kapsamı kesinleşmiş olacağından tutarının “iş bedeli” olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Davacı tarafın belirtilen ticari defterlerinin incelenmesi sonucu; ticari defterlerle yanlar arasında kurulduğu ileri sürülen akdi ilişki kanıtlanamıyorsa, o takdirde de davacı yasal delil olarak “yemin” deliline dayanmış olduğundan, akdi ilişkinin kanıtlanmasına yönelik olarak, davalıya yemin önerisinde bulunabilme hakkı mahkemece hatırlatılmalı; bu kesin delil ile akdin taraflar arasında kurulmuş olduğunun kanıtlanmış olduğunun kabulü durumunda ise, az yukarıda açıklanan şekilde fatura tebliği hususu değerlendirilmeli, fatura kapsamı kesinleşmiş ise iş bedeli olarak kabul edilmeli ve varılacak sonuca göre mahkemece hüküm kurulmalıdır ( HMK. m. 227, HUMK. m. 344, 354 ). Uyuşmazlık konusu “eser” sözleşmesi belirtilen yasal delillerle davacı tarafından kanıtlanmış ve fakat davacı yanca düzenlenen fatura kapsamının kesinleşmemiş olması durumunda ise; iş bedeli evvelce taraflarca kararlaştırılmamış olacağından, mahkemece faturalar ve iş emirleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, işin yapıldığı yılın serbest piyasa rayiçlerine göre tespit edilmelidir. ( 818 sayılı BK. m. 366, 6098 sayılı TBK. m. 481 ). Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar gözetilmeden, yanlar arasındaki akdi ilişkinin varlığı davacı tarafından kanıtlanmışçasına davanın kabulüne karar verilmesi ve davalı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla; mahkeme kararının, yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulması gerekirken, zuhulen değişik gerekçe ile bozulduğu anlaşıldığından, davacı tarafın bu yöne ilişen karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 31.10.2012 gün ve 2012/ E. 2012/ K. sayılı bozma ilamının kaldırılmasına ve mahkeme kararının yukarıda açıklanan gerekçe ile BOZULMASINA...) karar verilmiştir. Mahkemece, Dairemizin karar düzeltme incelemesi sonucunda verilen 10.06.2013 günlü ve 2013/ E. K. sayılı ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; iş emri formlarındaki imzaların davalı çalışanlarına ait olup olmadığının tespit edilemediği, ancak söz konusu hizmet ile ilgili olarak araçların hazır edilmesi hususunda çıkartılan muhtıraya davalı tarafça cevap verilmediği, yine isim ve imza bulunmayan iş emri form bedelleri olan 10.857,18-TL yönünden davacı tarafça sunulan yemin teklifine davalının icabet etmediği gerekçesiyle; davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Bilindiği üzere, Yargıtay'ın bozma kararına gerek iradi, gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Temyize konu dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar, davalı tarafça temyiz edilmiş ve Dairemizin 31.10.2012 günlü ve 2012/E. K. sayılı ilamı ile bozulmuştur. Bu karara karşı davacı tarafça karar düzeltme yoluna başvurulmuş ve Dairemizin 10.06.2013 günlü ve 2013/ E. K. sayılı ilamı ile karar düzeltme isteminin kısmen kabulüne, temyiz incelemesi sonucunda verilen bozma ilamının kaldırılmasına ve kararın değişik gerekçe ile bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece; 26.09.2013 tarihli celsede Dairemizce karar düzeltme incelemesi sonucunda verilen bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Ancak, mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapılacağı yerde, temyiz incelemesi sonucunda verilen (ve karar düzeltme incelemesi sonucunda kaldırılan) bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapılarak karar verilmiştir. Buna göre mahkemece yapılacak iş; uyulmasına karar verilen Dairemizin 10.06.2013 günlü ve 2013/ E. K. sayılı bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapmak ve sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Bozma nedenine göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 31.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.