Başvuru, kalker ocağı ile kırma tesisi için verilen maden işletme ruhsatı ve izninin ocağın yakınında bulunan köye ve çevrede bulunan tarım arazilerine zarar verdiği gerekçesiyle yargı kararı sonucu iptal edilmesi, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, kalker ocağı ile kırma tesisi için verilen maden işletme ruhsatı ve izninin ocağın yakınında bulunan köye ve çevrede bulunan tarım arazilerine zarar verdiği gerekçesiyle yargı kararı sonucu iptal edilmesi, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/2/2014 tarihinde Adana İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/12/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlığın 19/1/2016 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun İzmir ili Kemalpaşa ilçesi Yenmiş köyü mevkiinde L18 B2 paftada 100 hektarlık saha için kalker işletme projesi ile işletme ruhsatı ve işletme izni talebinde bulunulması üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca (İdare) yapılan inceleme sonucu ruhsat alanı içinde ekonomik olarak işletilebilir kalker rezervinin mevcut olduğu, işletme projesi ve eklerinin arza uygun olduğu belirlenerek Bakanlık tarafından 1/5/2007 tarihinden geçerli olmak üzere IR - 20063205 sayılı 10 yıl süreli grup işletme ruhsatı düzenlenmiş, diğer kurum ve kuruluşlardan alınması gereken izin ve belgelerin alınmasından sonra 2/12/2008 tarihinden geçerli olmak üzere kalker işletme izni düzenlenmiştir. Kalker ocağı yakınında yer alan Yenmiş köyü tüzel kişiliği ve B.Ö. tarafından 28/1/2009 tarihinde kalker ocağının tarım alanlarına ve zeytinliklere çok yakın mesafede bulunduğu, maden sahasına giden yolun mera yolu olduğu, ocağın büyük bir çevre zararına yol açacağı, bu koşullarda maden işletmesi açılmasının kamu yararına ve bir zorunluluğa dayanmadığı, 329,52 m2lik işletme sahasının 24,31 hektarlık kısmında Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir raporu verilerek Kanun'a karşı hile yapıldığı, verilen iznin 26/1/1939 tarihli ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun'a aykırı olduğu; çevreye, yaşama ve doğaya verilen zararın maden işletmeciliğinin getirdiği ekonomik yarardan çok daha fazla olduğu iddialarıyla İdare aleyhine ruhsatın iptali istemiyle yürütmenin durdurulması talepli İzmir İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır. Başvurucu 23/12/2009 tarihli dilekçesiyle davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yanında katılan olarak davada yer almak istemiş, Mahkemenin 10/2/2010 tarihli ara kararıyla talebi kabul edilmiştir. Mahkemece keşif yapılmasına ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş; 2/3/2010 tarihinde naip üye eşliğinde maden, çevre ve ziraat mühendisliği öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetiyle keşif yapılmıştır. 13/4/2010 tarihli bilirkişi raporunda projenin 000 ton/yıl üretim kapasitesine göre yapıldığı daha sonra üretim kapasitesinin 000 ton/yıl olarak değiştirildiğinin bildirildiği ancak yeni kapasiteye göre yapılacak üretimin aynı proje ile değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, işletme projesinde detayları verilen patlatma planında 89 mm çapta 5 m delikler delinip ANFO karışımı ile doldurulacağının belirtildiği, 1999 yılında açık ocaklarda bu karışımın yasaklandığı, projede gösterilen değerlerle kalkerin parçalanma olasılığının bulunmadığı dolayısıyla yük miktarlarının artması dolayısıyla yer sarsıntısı etkisinin çokyüksek olacağı, işletme izni alınan sahaya yaklaşık 000 m mesafede bulunan Yenmiş köyünde bulunan evlerin bu patlatma dizaynından olumsuz etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu, projede elde edilen kalkerin kırma eleme işlemine tabi tutulmadan dolgu malzemesi olarak kullanılacağının ve bu şekilde ocaktan satışı yapılacağının gösterildiği ancak patlatma sonucunda elde edilen kalkerin kırma eleme işlemine tabi tutulmadan pazarlanması olasılığının olmadığı zira firmanın kırma eleme tesisi için orman izni aldığı projenin maliyeti ile ilgili bölümde konkasör tesisi için birim fiyat verildiği, bu durumun proje ile büyük tezat taşıdığı, firmanın bu konuda projesini sunmasının gerektiği, aksi hâlde 000 m mesafede bulunan Yenmiş köyünün ve çevresindeki tarım ve orman alanlarının kırma eleme faaliyeti sonucu oluşacak tozdan olumsuz etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu, projenin maliyet hesaplamalarında çevresel önlemlerin göz ardı edildiği, dava konusu alanın tarımsal faaliyetleri açısından oldukça yoğun sayılabilecek bir alan olduğu ve çevre köylerin geçim kaynağını önemli ölçüde tarımsal faaliyetlerin oluşturduğu, davaya konu alan ve çevresinde yoğun olarak zeytin ve kiraz yetiştiriciliği yapıldığı, bunun yanında hayvancılığın da ön plana çıktığı, dava konusu alanın "doğal zeytinlik" konumunda olduğu, tarım ve organik tarım açısından da önemli bir potansiyele sahip olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca ruhsat sınırları ile ilgili olarak bazı uyumsuzlukların tespit edildiği, 24,33 hektar için alınan "ÇED gerekli değildir" belgesine ait izin sınırlarının birbirini kapsamadığı, orman izni sınırları ile maden işletme sınırları arasında uyumsuzluk tespit edildiği, davalı İdarece onaylanan maden işletme projesi kapasitesinin 000 ton/yıla çıkarıldığı ancak teknik değerlendirmelerde bir değişiklik yapılmadığı, projede ocak basamaklarının ilerleme yönlerini belirleyen yıllık basamak ilerleme planlarının yapılması gerektiği hâlde bu konu ile ilgili hiçbir plan, kroki ve haritanın projede bulunmadığı, her gün kullanılması beklenen 61 kg.lık patlayıcı miktarının da gözönüne alındığı herhangi bir emisyon hesabının yapılmamış olduğu, dava konusu yerindoğal zeytin alanı olarak kabul edilmesi gerektiği bu nedenle bu tip alanlara 3 km mesafede zeytin yağı fabrikası haricinde herhangi bir sanayi tesisi kurulmasının mümkün olmadığı, dava konusu bölgenin madencilik faaliyetleri sonucu oluşan tozdan olumsuz etkilenme potansiyeline sahip olduğu, 31/07/1998 tarihli ve 23419 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Mera Yönetmeliği'ne göre Yenmiş köyüne kayıtlı hayvan sayılarından yola çıkılarak hesaplanan gerekli mera alanının 4270 dekar olduğu ancak dosyada yer alan belgelere göre köye ait mera alanının 327,4 dekar olduğu, madencilik faaliyetlerinin yapılacağı sahaya ulaşmak için köy merasından tahsis edilecek olan 4,4 dekarlık alanın köyün mera konusundaki sıkıntılarını daha da artıracağı, Yenmiş köyünün nüfusunun %70'inin geçimini zeytin ve meyve yetiştiriciliğinden sağladığı, madencilik faaliyetlerinden kaynaklanacak tozun köyün en önemli geçim kaynağına oldukça olumsuz etkilerde bulunacağı belirtilmiştir. Mahkeme 23/06/2010 tarihli ve E.2009/136, K.2010/876 sayılı kararıyla "...dava konusu maden işletme izninin dayanağı olan projenin eksik, yetersiz ve çelişkili olması mevzuata aykırılık oluşturduğu gibi, maliyet hesaplamalarında çevresel önlemlerin gözardı edildiği, projenin uygulanması halinde Yenmiş köyünün patlatmalardan ve tozdan olumsuz etkileneceği, hem görsel olumsuzluklar, hem de patlatma kaynaklı yer sarsıntısı sorunlarının oluşacağı, "doğal zeytinlik" konumunda olan dava konusu alanın tarım ve organik tarım açısından da önemli bir potansiyele sahip olduğu ve Yenmiş Köyünün nüfusunun %70'inin geçimini zeytin ve meyve yetiştiriciliğinden sağladığı hususları dikkate alındığında uyuşmazlık konusu alanda yürütülecek madencilik faaliyetinden kaynaklanacak tozun köyün en önemli geçim kaynağına önemli ölçüde olumsuz etkilerde bulunacağı, dava konusu madencilik faaliyeti sonucu doğal zeytinlik, verimli tarım arazisi ve orman alanı olan bölgenin bu özelliğini daha sonra yeniden geriye dönüşü olanaksız olacak biçimde yitirmesi sonucu sadece belli bir döneme özgü zarardan öte, bölgenin doğal yapısının da bozulması sonucu olumsuz etkilerinin hem çevre, hem insan sağlığı, hem de ekonomik yönlerden ileri zamanlara yayılacak biçimde ve önemde olduğu ... dava konusu alandaki maden işletmeciliğine ilişkin proje mevzuata uygun olarak düzenlenmediği gibi, işletmenin ekonomik faaliyeti ile bu faaliyetin uyuşmazlığa konu alandaki zeytinlik, tarım ve orman alanları ile diğer doğal kaynaklar üzerindeki etkisinin, sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde uzun dönemli olarak değerlendirilmesi sonucu, alanda yapılacak maden işletmeciliği sonucu doğal çevre, bitki örtüsü ve tarımsal ürünlerin göreceği zarar yanında, bu zararların bölgenin tarıma dayalı ekonomisini de doğrudan etkileyerek ekonomik ve sosyal zararlara da neden olacağı, bu nedenle ortaya çıkacak zararların, maden faaliyetiningetireceği ileri sürülen ekonomik yarardan çok daha fazla olduğu sonucuna ulaşıldığından dava konusumadenişletme ruhsatı ve izninde mevzuata uyarlık bulunmaktadır." gerekçesiyle kalker ocağı ile kırma tesisi için verilen maden işletme ruhsatı ve izninin iptaline karar vermiştir. Anılan karar temyiz üzerine Danıştay Dairesinin 16/4/2013 tarihli ve E.2010/9175, K.2013/3182 sayılı kararıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 22/112013 tarihli ve E.2013/8028, K.2013/8553 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 10/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 3571 sayılı Kanun’un 28/2/1995 sayılı ve 4086 sayılı Kanun'la değişik maddesinin fıkrası şöyledir: “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının iznine bağlıdır." 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 26/4/2006 tarihli ve 5491 Kanun'la değişik maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “Çevrenin korunmasına, iyileştirilmesine ve kirliliğinin önlenmesine ilişkin genel ilkeler şunlardır: a) Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler.... c) Arazi ve kaynak kullanım kararlarını veren ve proje değerlendirmesi yapan yetkili kuruluşlar, karar alma süreçlerinde sürdürülebilir kalkınma ilkesini gözetirler. d) Yapılacak ekonomik faaliyetlerin faydası ile doğal kaynaklar üzerindeki etkisi sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde uzun dönemli olarak değerlendirilir. e) Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür. f) Her türlü faaliyet sırasında doğal kaynakların ve enerjinin verimli bir şekilde kullanılması amacıyla atık oluşumunu kaynağında azaltan ve atıkların geri kazanılmasını sağlayan çevre ile uyumlu teknolojilerin kullanılması esastır...." 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 5177 sayılı Kanun ile değişik maddesinin ilk fıkrasındaki "Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri, karasuları, turizm bölgeleri, alanları ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, askeri yasak bölgeler ve imar alanları ile mücavir alanlarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi, gayri sıhhi müesseseler ile ilgili hususlar dahil hangi esaslara göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir." hükmü ile Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarihli ve E.2004/70, K.2009/7 sayılı kararı ile düzenlemenin Anayasa'nın , , ve maddelerine göre kanunla yapılması gerektiği gerekçesiyle iptal edilmiştir. 3213 sayılı Kanun'un maddesine göre Bakanlar Kurulunun 24/5/2005 tarihli ve 2005/9013 sayılı kararı ile kararlaştırılan ve 21/6/2005 tarihli ve 25852 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği'nin , 5/, 6/, , , 9/4,, , , , 20/2,3,,, , , 25/, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , 77/3,, 78/, , , , , , , , ve geçici maddelerinin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesinin 10/2/2009 tarihli ve E.2007/9827 sayılı ve E.2008/6285 sayılı kararlarıyla Anayasa Mahkemesinin iptal kararı uyarınca yasal dayanağını yitirmiş bulunan Yönetmelik'in uygulanması hâlinde Anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmelerin ihlali suretiyle çevre üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribata yol açması ihtimali gözönünde bulundurularak anılan maddelerin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.