8. Hukuk Dairesi 2013/8820 E. , 2013/8790 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Dava, 3.kişi tarafından İİK
**8. Hukuk Dairesi 2013/8820 E. , 2013/8790 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İstihkak Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Dava, 3.kişi tarafından İİK'nun 96.maddesi gereği açılan istihkak iddiasının kabulü istemine ilişkindir. Mahkemece, haczedilen büyükbaş hayvanlar borçluya ait olmadığından davanın kabulüne, haczin kaldırılmasına dava değeri üzerinden % 15 tazminata hükmedilmesine karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı 3.kişi vekili, 21.10.2010 tarihinde hayvanların haczedildiğini, işletmedeki söz konusu bu hayvanların davacıya ait olduğunu, 28.10.2010 tarihinde yasal süre içinde istihkak iddiasında bulunulduğunu, aynı zamanda ... İcra Hukuk Mahkemesi'ne dava açıldığını, ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2010/71 Esas sayılı dosyasında görülen davada 26.01.2012 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, istihkak davası açma süresi hak düşürücü süre olduğundan, İİK 97 madde gereği istihkak davası açma süresinin icra Mahkemesi kararının tebliği veya tefhiminden itibaren 7 günden sonra başlayacağını ve ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2010/71 Esas sayılı dosyası ile görülen davanın 26.01.2012 tarihinde açılmamış sayılmasına karar verilip istihkak davası açılmış olması nedeni ile hak düşürücü süre kesildiğinden, davanın süresinde açıldığını, yapılan haczin kaldırılması, satışın durdurulması ve % 15 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı alacaklı vekili, 21.10.2010 tarihli hacizde yapılan işlem için İİK'nun 97.maddesi gereği dava açılmış ise de, daha önce davacı tarafından, ... İcra Hukuk Mahkemesi'ne 2010/71 Esas sayılı dosya ile hacze karşı istihkak davası açıldığını, bu davanın 26.01.2012 tarihinde açılmamış sayılmasına karar verilip bittiğini, istihkak davasında dava açma süresinin haczi öğrendiği günden itibaren 7 gün olup bu süre hak düşürücü süre olduğundan, açılmamış sayılmasına karar verilen davanın hak düşürücü süreyi kesmeyeceğini, davacının babasının 20.11.1998 tarihinde vefat etmiş olması nedeni ile haciz konusu hayvanların davacıya ait olmasının mümkün olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın İİK'nun 96.maddesi gereği açılan istihkak davası olup ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2010/71 Esas sayılı dosyasında yargılama yapıldığını, 17.11.2011 tarihli celsede mazeretin reddi nedeni ile HMK 150. maddesi gereği dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, 21.11.2012 tarihinde davanın yenilendiğini, 26.01.2012 tarihli celsede davacının usulsüz mazeretinin reddi nedeni ile 6100 sayılı HMK 320/4 maddesi gereği yenilemeden sonra takipsiz bırakıldığı için davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, bu karardan sonra İİK 96.maddesi gereği süresi içinde dava açıldığından davanın kabulüne sığırlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına, % 15 tazminata hükmedilmesine ve takibin ertelenmesi talebinin reddine karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde: “Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1- Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2- Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3- İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, 4- Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi, 5- Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları, Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü yer almaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde de: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)-Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)-Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)-Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)- Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)- Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)- Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Az yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 gün ve E:323, K:391;10.09.1991 gün ve E:281, K:415; 25.09.1991 gün E:355, K:440; 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK'nun 27. maddesinin (HUMK'nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini”de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Temyize konu dava dosyasında mahkemenin “Davanın İcra İflas Kanunu'ndan kaynaklanan istihkak iddiasını içerir talep olduğu, Mahkememizin 2010/71 Esas sayılı dosyasında yargılamasının yapıldığı, davacı vekilinin 17.11.2011 tarihli celsede usulüne uygun olmayan mazeretinin reddine karar verilerek dosyanın HMK'nun 150. maddesi gereğince işlemden kaldırıldığı, davacı vekilinin 21.11.2011 tarihinde davasını yenilediği, taraflara usulüne uygun tebligat çıktığı, 26.01.2012 tarihli celsede davacı vekilinin usulüne uygun olmayan mazeretinin kabul edilmeyerek 6100 sayılı HMK'nun 320/4 maddesi gereği, yenilemeden sonra tekrar takipsiz bırakılan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olduğu, karardan itibaren yeniden istihkak iddiasıyla Mahkememizde yargılama yapılmakla, İcra İflas Kanunu'nun 96. maddesine göre istihkak davasının süresi içerisinde açıldığı anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” şeklindeki gerekçesinin usul ve yasaya uygun bir gerekçe olarak kabulü mümkün değildir. Bu bakımdan ortada denetlenebilecek gerekçeli bir karar olmadığına göre Mahkemece yapılacak iş; özellikle Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 297. (Mülga HUMK'nun 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Usul ve Yasaya aykırı görülen kararın gerekçe yönünden İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri gereğince BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine şimdilik yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 10.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.