Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/4/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Bakanlık görüşü başvuruya tebliğ edilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olay tarihinde uluslararası yayın yapan Samanyolu Televizyonunun da (STV) bünyesinde bulunduğu Samanyolu Yayın Grubunun grup başkanlığı görevini yürütmektedir. Adı geçen televizyon kanalı ve yayın grubuna bağlı diğer kanallar Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY) amacı doğrultusunda yayınlar yaptığı ve kamuoyu oluşturmaya çalıştığı gerekçesiyle 27/7/2016 tarihli ve 29783 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (668 sayılı KHK) ile kapatılmıştır. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında Fetullah Gülen tarafından kurulan ve yürütülen FETÖ/PDY ile bağlantılı olaraksiyasi ve askeri casusluk, dinî duyguları istismar ederek dolandırıcılık, kamu kuruluşlarına karşı dolandırıcılık, sahtecilik, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, iftira, yağma, işkence, tehdit, hırsızlık, irtikap, suç uydurma, suç delilini gizleme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçlarından soruşturma (Soruşturma No: 2014/37666) başlatılmıştır. Daha önce İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/12/2014 tarihli kararı ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklu bulunan başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 25/1/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiş ve kendisinin ifadesine başvurulmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak kısıtlama kararı verilmesi talebiyle Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Anılan Hâkimlik 3/7/2015 tarihinde "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir. Başvurucu 26/1/2016 tarihinde kısıtlılık kararının kaldırılması için Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuş, anılan Hâkimlikçe 8/3/2016 tarihinde "kısıtlama kararının yerinde olduğu" gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuyu tutuklanması istemiyle Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Savcılığın tutuklamatalebinin gerekçeleri şöyledir:"Fetullah Gülen tarafından kurulup yönetilen örgütlenmenin dini cemaat olmadığı, kamu kurumlarında sınav sorularını çalarak kadrolaştığı, kadrolaşmanın Emniyet, Adalet, Mülkiye, TSK gibi birimlere yayıldığı, Devletin kritik kurumlarında kamu hiyerarşisi dışında ayrı hiyerarşiye bağlı bir örgütlenme oluşturulduğu, bu örgütlenmenin kişilerin haberleşmesinin gizliliğini ihlal ettiği, konuşmaları dinlediği, kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal ettiği, kişisel verilerin kaydedilip depolandığı, örgütlenmenin siyasi ve askeri casusluk, dini duyguları istismar ederek dolandırıcıhk, kamu kuruluşuna karşı dolandırıcılık, resmi evrakta sahtecilik, yağma, ihmalle öldürme, işkence, tehdit, kişi hürriyetini kısıtlamak, nitelikli hırsızlık, irtikap, iftira, suç uydurma, suç delilini gizleme gibi suçları işlediği, bu suçların örgüt faaliyeti kapsaminda işlenen suçlar olduğu, örgütün televizyon, radyo, medya kuruluşlarından sorumlu yöneticisi şüphelinin de bu suçlardan da ayrıca sorumlu olduğu, Örgütlenmenin hükümeti ortadan kaldırmaya, görevini kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu (TCK 312/1), Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmek suçunu (TCK 309/1), silahlı terör örgütü kurup yönetmek suçunu (TCK 314/1) işlediğine dair tanık ifadesi, Masak araştırmaları, Masak değerlendirme raporu, arama, el koyma tutanakları, şüphelinin içinde yer aldığı faaliyetlerle ilgili bilgi notu gibi kuvvetli deliller bulunduğu,Örgütlenmenin, örgüt liderinin emri ile yöneticileri yurt dışına kaçırdığı, Türkiye'deki işleri idare edebilecek. az sayıda yönetici bıraktığı, sevk edilen şüphelilerin bu kişilerden bazıları olduğu, örgütlenmenin genelolarak suç işleyen kişiler hakkında soruşturma açıldıktan sonra adli soruşturmaları boşa çıkarmak için yurt dışına kaçırdığı, sevk edilen şüphelinin de yurt dışına kaçacağına dair somut olgu bulunduğu, Şüpheliye isnat edilen suçun tutuklamayı gerektiren vahim nitelikteki suçlardan olduğu, adli kontrol uygulamasının bu suçlar yönünden yeterli olmayacağı anlaşıldığından; Şüphelinin sorgusunun yapılarak kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların, kaçma, delilleri yok etme, tanık, mağdur ve başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunması hususlarında kuvvetli şüphenin oluşması, eylemlerinin CMK 103/a l1 maddesindeki suçlardan oluşu dikkate alınarak tutuklanmasınakarar verilmesi ..." Anılan Hâkimlik 26/1/2016 tarihinde başvurucunun zimmet, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, dinî inanç ve duygularının istismarı suretiyle dolandırıcılık, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etmek, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçlarından tutuklanması talebinin reddine buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Mahkemenin tutuklama kararının gerekçesi şöyledir: “.... suçların niteliği, mevcut delil durumu, kaçma ve delilleri karartma ihtimali, dosya kapsamındaki tanık ifadeleri, MASAK [Mali Suçları Araştırma Kururlu] araştırmaları, arama ve el koyma tutanakları ile Uzerine yüklenen suçları işlediği konusunda somut delillerin olması, atılı suçların CMK 100/ Maddesinde düzenlenen katalog suçlardan olması da dikkate alınarak, tutuklamanın ölçülü olduğu, suçların niteliği ve kanunda öngörülen ceza miktarları dikkate alınarak adli kontrol tedbirinin yeterli görülmemesi kanaatine varılması nedeniyle CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince şüphelinin TUTUKLANMASINA" Başvurucu 2/2/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 10/2/2016 tarihinde "Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin ... tutuklama kararının gerekçesinde hukuka aykırı bir isabetsizlik bulunmayıp tutuklama tarihinden bu yana şüpheli lehine herhangi bir değişiklik olmadığı ... " gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir. Anılan karar 8/3/2016 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir. Başvurucu 8/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 6/6/2016 tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, iftira ve resmî belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/238 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 8/6/2018 tarihli kararıyla başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan 10 yıl 8 ay hapis ve 000 TL adli para; dinî inanç ve duyguları istismar etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan 6 yıl 8 ay hapis ve 000 TL adli para cezasıyla mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinafta derdesttir. Başvurucu, eldeki başvurudan önce Anayasa Mahkemesine 6/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda (B. No: 2015/144) bulunmuştur. Söz konusu başvuruda başvurucu, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/12/2014 tarihli kararı ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanması nedeniyle bu tutuklama kapsamında bazı temel insan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İhlal edildiği ileri sürülen bu iddialar şunlardır:i. Savcılık makamı tarafından ifadesi alınırken sözünün kesilmesi ve yanıltıcıbeyanlarla soru sorulması nedeniyle adil yargılanma hakkıii. Kamu görevlilerinin yakalama ve gözaltı işlemleri sırasındaki eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağıiii. Tabii hâkim ilkesine aykırı, tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından tutuklanması, tutuklama kararının şartlarının oluşmaması, tutuklama kararı gerekçesinin ilgili ve yeterli olmaması, gözaltına alma koşullarının oluşmaması ve makul şüphenin bulunmaması, hukuka aykırı delilin kuvvetli suç şüphesi sayılarak tutuklama kararı verilmesi, soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması, gözaltı süresinin aşılması, sorgu sürecinde geçen sürenin uzun olması ve gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıiv. Mesleki faaliyetleri nedeniyle hakkında soruşturma yapılması ve bu kapsamda tutuklanması nedeniyle ifade özgürlüğü Anayasa Mahkemesi 14/7/2015 tarihinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası yönünden "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", gözaltı süresinin aşıldığı iddiası yönünden "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlal edildiği iddiası yönünden "açıkça dayanaktan yoksun olması", tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası yönünden "açıkça dayanaktan yoksun olması", tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası yönünden "açıkça dayanaktan yoksun olması" ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması yönünden "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedenleriyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Hidayet Karaca, [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015). Başvurucu, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/12/2014 tarihli kararı ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklandığı dosya kapsamında yürütülen kovuşturma sonunda İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 3/11/2017 tarihli kararıyla terör örgütü kurma ve yönetme suçundan 18 yıl, iftira suçundan 4 yıl veresmî belgede sahtecilik suçundan 9 yıl hapis cezasıyla mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Bu dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinafta derdesttir. Başvurucunun ilk önce 18/12/2014 ve sonrasında 26/1/2016 tarihinde iki ayrı suçtan tutuklanmış olması nedeniyle hangi tutuklama kararının işleme konulduğu Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünden sorulmuştur. Ceza İnfaz Kurumundan verilen bilgide öncelikli olarak İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/12/2014 tarihli kararı ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan verilen kararının işleme konulduğu ve bu tutuklama müzekkeresine göre infaz işleminin devam ettiği, akabinde bu tutuklama kararına konu olan soruşturma konusu olaylar nedeniyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince hakkında mahkumiyet kararı verildiği, Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/1/2016 tarihli kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından verilen tutuklama kararının ise infaza konulmadığı ifade edilmiştir. 12/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: (2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda yer alan;a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78),b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82),c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188),d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308),e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir.