Başvuru, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan üst aramasında onur kırıcı davranışlarda bulunulması ve gerekmediği hâlde silah kullanılması sonucu ağır şekilde yaralanma meydana gelmesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile yaşam hakkının, esasa etkili iddiaların gerekçeli kararda karşılanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; kolluk kuvvetleri tarafından yapılan üst aramasında onur kırıcı davranışlarda bulunulması ve gerekmediği hâlde silah kullanılması sonucu ağır şekilde yaralanma meydana gelmesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile yaşam hakkının, esasa etkili iddiaların gerekçeli kararda karşılanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 11/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; İstanbul'un Üsküdar ilçesi sınırları içinde mukim bir işyerinde (internet kafe), 25/9/2016 tarihinde saat 45 civarında müşteri olarak bulunmakta iken işyerine gelen sivil giyimli polis memurları B. ve O.A. başvurucuyu mekânın bir köşesine çağırmış ve kimlik talep ederek üst aramasına tabi tutmuştur. Başvurucu olay tarihi itibarıyla 23 yaşındadır. Polis memurları, uyuşturucu ticareti yapıldığı yönündeki ihbar üzerine anılan işyerine gitmiştir. Üst araması sırasında başvurucunun iddiasına göre ayakkabıları ve pantolonu -kısmen- çıkarttırılmıştır (Başvuru formu ekinde sunulan CD'deki video kaydı başvurucunun iddiasını doğrulamaktadır.). 25/9/2016 tarihli Olay Tutanağı'na göre başvurucunun kasık kısmında bir şişkinlik görülmüş ve detaylı arama için ekip otosuna alınmak istendiğinde başvurucu kasık kısmındaki cismi -uyuşturucu olduğu tahmin edilen poşete sarılmış ot- polis memurlarına vermiştir. Başvurucu; formda üzerinde uyuşturucu bulunmadığını, Olay Tutanağı'ndaki tespitin gerçeği yansıtmadığını iddia etmiştir. Başvurucu, polis memurları eşliğinde işyerinden çıkarılmasının ardından -iddiasına göre polis memurlarına yönelik herhangi bir fiziki müdahalede bulunmadan- kendini kurtarıp kaçmıştır. Olay Tutanağı'na göre ise başvurucu, polis memuruna dirsek atmak suretiyle kendisini kurtarıp kaçmaya başlamıştır. Olay Tutanağı'nda belirtildiği şekliyle polis memurları başvurucuyu bir süre kovalamış, eğimli bir rampaya geldiklerinde dur ihtarı yaparak havaya silahla iki el ateş açmış, dik yol nedeniyle polis memuru B. düşmüş, başvurucu da bu esnada bir yapının üzerinden atlamıştır. Başvurucunun yanına giden polis memurları, başvurucunun düşmesinden dolayı yüzünden yaralandığını fark etmiş; başvurucuyu taksiye bindirerek Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Numune Hastanesi) götürmüştür. Numune Hastanesi tarafından düzenlenen Acil Servis Genel Muayene Formu'nun şikâyet ve hikâye kısmında "yüksekten düşme ve ateşli silah yaralanması" ifadeleri yer almıştır. Epikriz raporunun acil servis bölümünde ise "ateşli silah yaralanması nedeni ile başvurucunun hastaneye getirildiği, yüzünde yaygın ödem ve ağız açma kısıtlılığı olduğu, gözün ödemden dolayı değerlendirilemediği" ifade edilmiştir. Başvurucu 28/9/2016 tarihinde plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi kliniğinde ameliyata alınmıştır. Ameliyat notunda "yabancı cisme ulaşıldı, çevre dokulardan diseke edilerek cisim çıkartıldı, ... çıkan metalik yabacı cisim (kurşun) hastane polisine teslim edilmek üzere hazırlandı." ifadelerine yer verilmiştir. İstanbul Anadolu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 8/11/2016 tarihli raporunda başvurucunun yaralanmasının yaşamı tehlikeye sokan bir durum olmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, başvurucunun yüzündeki kemik kırıklarının hayati fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte olduğu ifade edilmiştir.A. Ceza Soruşturması Süreci Olayı takiben nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı ile olay yerinde incelemelerde bulunulmuş, polis memurlarının ellerinden atış artığının olup olmadığının anlaşılması için örnek alınmış, kamera kayıtları incelenmiş, olaya taraf olanların ve tanıkların ifadelerine başvurulmuş, polislerin silahları muhafaza altına alınmıştır. Soruşturma evrakı fezlekeye bağlanarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) gönderilmiştir. Polis memurları B. ve O.A. ifadelerinde özetle ihbar üzerine internet kafeye gittiklerini, eşkâle uyan başvurucuyu kafenin bir köşesine çekerek kaba üst aramasına tabi tuttuklarını, üzerinde poşete sarılı uyuşturucu madde tespit ettiklerini, başvurucuyu ekip otosuna götürürlerken başvurucunun polis B.nin koluna hamle yaparak kaçtığını, bir süre başvurucuyu kovaladıklarını, arkasından yüksek sesle ikaz ederek havaya ateş ettiklerini, bu sırada B.nin düştüğünü ve silahının patladığını, başvurucunun da metruk bir inşaatın üzerinden boş arsaya atladığını, başvurucunun yanına gittiklerinde yaralı olduğunu anladıklarını, hastaneye götürdüklerini, B.nin havaya ateş etmesinin ardından silahını kazara ateş aldığını ve hedef gözetmediğini beyan etmiştir. Başvurucu ise beyanında polislerin kafeye gelip üstünü aradıklarını, pantolonunu indirdiklerini, ihbar konusunu kendisine söylemediklerini, ekip otosuna doğru götürüldüğünü, karakola ve ceza infaz kurumuna götürüleceğini düşünerek korkup kaçmak istediğini, koşarken arkasından havaya iki el ateş edildiğini duyduğunu, boş arazinin içindeki üstü beton kaplı gecekondunun üzerine çıktığı sırada bir el daha ateş edilince yaralandığını, yaralanmasıyla gecekondunun üzerinden düştüğünü ifade etmiştir. Görgü tanığı H.Y. ise yaklaşık 35 senedir kafenin bulunduğu mahallede ikamet ettiğini, olay günü polis olduğunu sonradan anladığı bir şahsın bir başka şahsı engebeli çayırlık alanda kovaladığını, kovalama esnasında polisin kayıp düştüğünü, bu sırada silahının ateş aldığını, kaçan şahsın da harabe yapının çatı kısmından, yaklaşık iki metre mesafeden atladığını gördüğünü beyan etmiştir. Kamera kayıtlarının incelenmesi sonucu polislerin başvurucunun üstünü aradığı ve kaçması sonrası başvurucuyu kovaladıkları anların görüntülerinin tespit edilebildiği tutanak altına alınmıştır. İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından yapılan inceleme neticesinde başvurucunun yanağından çıkarılan deforme mermi çekirdeğinin polis B.ye ait olan 9 mm çaplı, Parabellum marka, fişekatar tabancadan atıldığı, olay yerinde bulunan iki kovanın da aynı silahtan çıktığı tespit edilmiştir. Başsavcılık, zor kullanma yetkisini aşarak yaralama suçunu işlediği isnadıyla polis B. hakkında kamu davası açılması talebiyle iddianame hazırlamıştır. İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi 5/10/2017 tarihinde, eylemin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturma ihtimali olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı nöbetçi ağır ceza mahkemesine göndermiştir. Bu süreçte başvurucu, açtığı tam yargı davasının ardından 11/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur (bkz. §§ 24-27). Devam eden ceza yargılamasında İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi 19/11/2020 tarihli kararı ile B.nin yaralama suçundan 2 yıl 4 ay 3 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetmiş; Cezaya ulaşırken haksız tahrik, duruşmadaki tavır ve olası kastı takdirî indirim nedeni, silah kullanılması ve kalıcı iz yaratılmasını ise artırım nedeni saymıştır. Yargılama sürecinde olaya tanık olan T.Ö.nün de ifadesi alınmıştır. T.Ö. polis memurlarının düştüğünü görmediğini ifade etmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... B.nin düşerek takla attığı, bu esnada silahın patladığını belirtmiş olmalarına rağmen tarafsız tanığın düşen kimseyi görmemiş oluşu ayrıca yokuş aşağı giderken yere düşen sanık B.nin yaklaşık 25 m mesafede bulunan ve tek katlı binanın üst katında yaklaşık 4 m yükseklikte çatıda bulunan Tayfun'un, bu kişinin boy yüksekliği de gözetildiğinde kafasından yaralanacak biçimde vurduğu yönündeki anlatımlarının yaralanmanın şekli ve vücutta bulunduğu yer de gözetildiğinde oluşmasının mümkün olamayacağı, ayrıca sanık B.nin eğim olarak % 45 derecede eğim olduğu yönündeki beyanının da inandırıcılıktan uzak olduğu, zira bahsettiği eğimin normal yol güzergahı üzerinde kabul edilebilir mahiyette olmadığı gözetildiğinde maddi gerçeğe aykırı beyanlarda bulundukları kanaatine varılmış olup, bu yönü ile sanık B.nin ve O.A.nın beyanlarına itibar edilmemiş, Tayfun'un yaralanmasına ilişkin adli rapor, tarafsız tanık beyanı, bu beyanı doğrulanan Tayfun'un anlatımları gözetildiğinde; düşük derecede eğimli yolda Tayfun'un peşinde koşmakta olan sanık B.nin havaya iki kez ateş ettikten sonra tek katlı binanın çatısına çıkmış olan Tayfun'a doğru yaklaşık 25 m mesafeden Tayfun'u durdurmak amacıyla vurmak için hedef alarak ateş ettiği ve yaralanmanın bu şekilde gerçekleştiği kanaatine varılmış olup, sanık polis memuru B.nin iki kez havaya ateş etmek sureti ile kaçan şüpheliyi durdurmayı amaçladığı, ancak kaçan şüpheli Tayfun'un durmaması nedeni ile durdurmak amacıyla ateş ettiği ve vurarak durdurduğu, ateş ettiği mesafe, kaçan şahsa yönelik doğrudan bir kez ateş edilmiş olması, aralarında öldürmeyi gerektirecek husumetin bulunmayışı, şüphelinin yanına geldikten sonra yaralı katılan sanık Tayfun'u araca bindirerek hastaneye getirmiş olmaları hususları gözetildiğinde sanığın öldürme kastıyla hareket etmediği ancak kanunun verdiği hükmün uygulanması sırasında zor kullanma yetkisi sınırlarının aşılarak gerçekleştirdiği eylemi ile Tayfun'u kasten yaralayarak atılı yaralama suçunu işlediği, Tayfun'un alınan adli raporu, bu olay öncesi Tayfun'un gözaltı işlemi sırasında sanığa dirsek atmak suretiyle haksız fiil oluşturacak eylemde bulunmuş olması hususları da gözetildiğinde sanığın yetkisi kapsamında şüpheliye karşı kullanmış olduğu zor yetkisi sırasında gerçekleştirdiği yaralama eylemini sanığın bu sonucun meydana gelebileceğini ön görmesine rağmen ve önemsemeyerek olası kasıt altında ve kendisine yönelik haksız fiilin etkisi altında haksız tahrik nedeniyle işlediği kabul edilerek yaralama suçundan cezalandırılmasına..." Başvurucu özetle indirim nedenlerinin uygulanmasının hatalı olduğunu, suçun kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilmesi gerektiğini, en azından yaralamanın kasten olduğunu ileri sürerek karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 12/10/2021 tarihinde, polis memurunun başvurucuyu başka şekilde yakalama imkânının bulunup bulunmadığı, baş bölgesinden başka vücudun öldürücü olmayan bölgelerine ateş etme olasılığının olup olmadığı tartışılmadan, zor kullanma yetkisinin aşılıp aşılmadığı değerlendirilmeden karar verildiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Bozma kararına uyan İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi yeniden değerlendirme yaparak kasıtlı yaralama suçundan yine 2 yıl 4 ay 3 gün hapis cezasına hükmetmiştir. Sanık polis memuru ve Cumhuriyet savcısı tarafından karara yönelik yapılan istinaf başvurusu 10/5/2022 tarihinde reddedilmiştir. B. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu, polis memurlarının kendisine yönelik onur kırıcı üst arama eylemi ve zor kullanma yetkisini aşarak hayati tehlike oluşturacak ve kalıcı iz bırakacak şekilde silahla yaralama eylemi nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek tam yargı davası açmıştır. İstanbul İdare Mahkemesi 13/4/2018 tarihli kararı ile davayı reddetmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:"... davacı hakkında uyuşturucu ticareti yaptığı hususunda gelen ihbar üzerine, ihbara konu işyerine giden davalı idarede görevli polis memurlarınca, davacının üzerinde bonzai olarak bilinen uyuşturucu madde bulunduğunun tespit edilmesi üzerine gerekli işlemler yapılmak üzere gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğüne götürülmek üzere bulunduğu kafeden çıkartıldığı esnada, ruhsatlı görev silahı ile davacının yaralanmasına sebebiyet veren B.'ye fiziki müdahalede bulunmak suretiyle kaçmaya başlaması sonucu kovalamaca yaşanmasına kendisinin sebebiyet verdiği, dosya içerisinde bulunan tanık ifadeleriyle de davacının "dur ihtarına" uymadığı, polis memurunun kovalamaca esnasında ayağının takılarak düşmesi sonucu silahının ateş alması sonucu davacının yaralandığının sabit olduğu, her ne kadar olaya sebebiyet veren polis memuru hakkında yaralamadan dolayı kamu davası açılmışsa da, İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesinin E:2016/682 sayılı dosyasında bu aşamada polis memurunun davacıyı kasten yaraladığına, dolayısıyla da idareye atfedilebilecek hizmet kusuru olduğuna yönelik bir tespite de yer verilmediği anlaşılmakta olup, davacının yaşadığı olayda davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Davanın Manevi tazminat ödenmesi istemine ilişkin kısmına gelince;İdare Hukuku ilkelerine göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için; kişinin fiziki yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekmektedir.Uyuşmazlıkta idarenin hukuka aykırı eylem veya işleminden söz edilemiyeceğinden, davalı idareyi manevi tazminat ödemekle yükümlü kılmanın şartları da gerçekleşmediğinden davacının manevi tazminat talebinin de reddi gerektiği sonucuna varılmıştır." Ret hükmü, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdari Dava Dairesi tarafından 30/11/2018 tarihli kararla onanmıştır. Başvurucu 13/12/2018 tarihinde nihai kararı tebellüğ etmesinin ardından 11/1/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için çok sayıda karar arasından bkz. Melih Dalbudak, B. No:2016/16050, 13/2/2020, §§ 50-66; Esma Çelebi, B. No: 2014/17591, 19/4/2017, §§ 51-67; Abdullah Süngü, B. No: 2016/7039, 28/11/2019, §§ 31-48; Devrim Zengin ve diğerleri, B. No: 2017/26413, 9/7/2020, §§ 35-36; Nesrin Demir, B. No: 2014/5785, 29/9/2016, §§ 74-86; Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No: 2013/9461, 15/12/2015, §§ 35-