6. Hukuk Dairesi 2011/13821 E. , 2012/2249 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar, davacılar ve davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Davacı alacaklılar tarafından davalı borçlu hakkında kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılan icra takibine davalı borçlunun itirazı üzerine davacı alacaklı icra mahkemesine b
**6. Hukuk Dairesi 2011/13821 E. , 2012/2249 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar, davacılar ve davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Davacı alacaklılar tarafından davalı borçlu hakkında kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılan icra takibine davalı borçlunun itirazı üzerine davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece alacağa ilişkin talebin kısmen kabulüne, tahliye isteminin reddine karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir. 1- Davalı vekilinin kabul edilen alacak miktarına yönelik temyiz isteminin İ.İ.K.nun 4949 Sayılı Kanunla değiştirilen 363.maddesinin 1.fıkrasının son cümlesi ve İ.İ.K.na 4949 Sayılı Kanunla eklenen Ek madde 1 uyarınca yeniden değerleme oranı nazara alınarak uyuşmazlık konusu değerin karar tarihi itibariyle (4.420 TL’yi) geçmediği anlaşıldığından mahkeme kararının temyiz kabiliyeti yoktur. Bu nedenle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2- Davacılar vekilinin tahliye isteminin reddine ilişkin karara yönelik temyiz istemine gelince; Davacılar tarafından 06.10.2008 tarihinde başlatılan icra takibinde 01.01.1999 başlangıç tarihli sözlü kira akdine dayanılarak ödenmeyen 2008 yılı 1 – 10.aylar arası kira parası olan 5.015,00 TL nin tahsili istenilmiştir. Davalı borçlu vekili ise dava konusu taşınmazda müvekkilinin de paydaş olduğunu bu nedenle tahliyesinin istenilemeyeceğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece her ne kadar “davalının da taşınmazda 69/4608 oranında paydaş olup, paylı mülkiyette tahliye davasının açılabilmesi için pay ve paydaş çoğunluğu gerektiğinden” bahisle tahliye isteminin reddine karar verilmiş ise de, esasen davacılar tarafından kiralayan sıfatıyla dava açılmış olduğu ve yapılan araştırmada takibe konu alacağın 1.967,30 TL kısmının ödenmemiş olduğu bu nedenle temerrüdün oluştuğu anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazda davalının 69/4608 oranında paydaş olması karşısında tahliye isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmasa da, tahliye isteminin reddi, temerrüt sebebiyle akdin feshine engel teşkil etmeyeceğinden ve dava dilekçesinde davacı tarafından akdin feshinin de talep edilmiş olması nedeniyle akdin feshine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tahliye isteminin reddine karar verilip, akdin feshi konusunda hüküm kurulmamış olması doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 16.02.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. ÜYE ...'IN KARŞI OY YAZISI: Dava, davacı alacaklıların kira parasının tahsili için davalı aleyhinde başlattıkları icra takibine itirazın kaldırılması, akdin feshi ve tahliye talebine ilişkindir. Davacılar dava dilekçesinde davalının icra takibine ve itirazda bulunduğunu itirazın asılsız olduğunu davalının tahliyesine, akdin feshi ve takibin devamına karar verilmesini talep etmişlerdir. Mahkeme davanın kısmen kabulü ile 1.967,30.-TL yönünden itirazın kaldırılmasına, davalının taşınmazda 69/4608 oranında paydaş olmasına göre paydaş çoğunluğu sağlanmadığından tahliye talebinin reddine karar vermiştir. İcra Hukuk Mahkemesinin dar yetkili mahkeme olmasına göre talepte bulunulmasına rağmen genel mahkeme gibi yargılama yapılamayacağından akdin feshi konusunda karar verilmemiş olması bozma nedeni yapılamaz. Mahkeme kararının sonuç itibariyle yerinde olması nedeniyle kararın onanması gerektiği kanaatiyle değerli çoğunluğun kararına katılmıyorum. 16.02.2012 ÜYE ...'IN KARŞI OY YAZISI: Dava, İcra İflas Kanun'unun 269/c maddesi gereğince açılmış kira alacağının tahsili için haciz ve tahliye istemli olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın kaldırılması ve tahliye talebine ilişkindir. İcra İflas Kanun'unun "Kiralar Hakkında Hususi Hükümler ve Kiralanan Gayrimenkullerin Tahliyesi" başlığı altında yer alan 269. ve müteakip maddelerinde kiracının, kira borcunu ödemesinde temerrüde düşmesi halinde kiralayanın icra takibi yoluyla alacağını kısa sürede tahsil etmesi, ödeme emrinde verilen süreye rağmen borcun ödenmemesi halinde İcra Mahkemesine başvurarak kiracının kiralanandan çıkartılması yani tahliyesi düzenlenmiştir. İcra İflas Kanun'unun 269, 269/a, 269/b, 269/c maddelerinin incelenmesinde İcra Mahkemelerinin "itirazın kaldırılması ve tahliyeye, tahliye veya itirazın kaldırılması ve tahliye talebinin reddine" şeklinde başlıca iki şekilde karar verebileceği sonucu çıkar. Genel hükümlerden ayrı ve istisnai bir prosedür olan İcra İflas Kanunu hükümleri genişletici şekilde yorumlanıp uygulanamaz. Genel Mahkemeler gibi delil toplama, tanık dinleme, yemin deliline başvurma imkanları olmayan dar yetki ile yargılama yapan İcra Mahkemelerinin İcra İflas Kanun'unda yer almayan Borçlar Kanun'unda düzenlenmiş akdin feshine de karar verebileceği düşünülemez. İcra Mahkemelerinde verilecek tahliye kararı ile ancak genel hükümlere göre yapılacak yargılama sonucu verilebilecek olan akdin feshi birbirinden farklı olup birincisi İcra İflas Kanunundaki şartlara ve özel prosedüre tabi iken ikincisi ise maddi hukuka ilişkindir. İcra Mahkemesinde tahliye kararı verilmesi, kira sözleşmesinden doğan hakların Genel Mahkemelerde dava konusu yapılmasına engel olmaz. Cezai şart, tazminat vs. gibi talepler her zaman genel mahkemelerde dava konusu yapılabilir. İcra Mahkemelerinin eğer tahliye dışında akdin feshine de karar verebileceği düşünülürse kira sözleşmesinden kaynaklanan diğer talep hakları (cezai şart, tazminat vs.) ile ilgili İcra Mahkemeleri bir karar veremeyeceğinden bu hakların sona ermesi sorunu da ortaya çıkabilir. İcra mahkemesince aktin feshine karar verilip tahliyeye karar verilmemesi sonucu kiracı kiralananı kullanmaya devam edeceği için akdin feshinden itibaren bu kullanımının hangi hukuki esasa dayandığı sorusu gündeme gelecek, akit feshedildiği için kiracının devam eden kullanımı karşılığında bir bedel ödememesi halinde artık ortada olmayan kira sözleşmesine dayanarak kira alacağı nedeniyle icra takibi ve devamı için dava yoluna gidilemeyecek feshedilmiş bir kira akdine icra takibinde dayanılamayacağından icra prosedürü ile kiralayan alacağını tahsil edemeyecektir. Takip hakkına engel olan bu olgunun İcra Mahkemesi kararı ile oluşturulmuş olması bir yana İcra Mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden aynı konuda genel mahkemelerde bir dava açılması halinde, örneğin "sözleşmenin devam ettiğinin tespitinin" istenmesi durumunda "akdin feshine" ilişkin İcra Mahkemesi kararının genel mahkemeyi bağlayıp bağlamayacağı tartışılacak, diğer taraftan İcra Mahkemesi kararları diğer icra mahkemeleri ve icra daireleri açısından kesin hüküm teşkil ettiğinden aynı konuda genel mahkemede dava açılabileceği ancak icra takibi yapılamayacağı gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak; akdin feshi ve bununla ilgili taleplerin değerlendirilmesi genel mahkemelerde genel hükümlere göre yapılacak "dava" niteliğindeki bir yargılamayla çözümü mümkün olup; sınırlı delillerle, dar yetkili olarak ve esasen hukuki anlamda "dava" değil takip prosedürünün devamı niteliğinde bir yargılama yapan icra mahkemesince karara bağlanamaz. Aksi düşüncenin kabulü maddi hukukun ve usul hukukunun genel prensipleriyle bağdaşmaz. Somut olaya gelince; davalı kiracı aynı zamanda taşınmazda paydaş olduğuna göre paydaş hakkında tahliyeye karar verilemeyeceğinden tahliye isteminin bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece pay ve paydaş çoğunluğu bulunmadığından tahliye talebinin reddine karar verilmesi doğru değilse de bu husus kararın bozulmasını gerektirmeyip sonuç itibariyle tahliye talebinin reddine ilişkin karar doğru olduğundan gerekçesinin düzeltilmesi suretiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 16.02.2012