4. Hukuk Dairesi 2024/976 E. , 2024/5366 K. İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/253 E. 2022/134 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilm…
**4. Hukuk Dairesi 2024/976 E. , 2024/5366 K.** **"İçtihat Metni"** İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/253 E. 2022/134 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların mirasbırakanı ...'in Türkiye İş Bankasından 2005 yılında konut, 2008 yılında ihtiyaç kredisi çektiğini, bu kredilere istinaden 24.10.2009 tarihinde ani kalp krizi sonucu vefat eden mirasbırakan yararına iki ayrı hayat poliçesi düzenlendiğini, davacılar tarafından poliçelerde yer alan vefat teminatının tahsili için davalıya başvuru yapıldığını, ancak tazminat taleplerinin karşılanmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 24.000,00 TL'nin ölüm tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesi ile taleplerini 34.055,00 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; ölenin hastalığı hakkında bilgi vermeyerek beyan yükümlülüğüne uymadığını, davacıların lehtar sıfatı olmadığından dava açmak haklarının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 24.06.2010 tarihli ve 2010/101 esas 2010/290 karar sayılı kararı ile; borçlu sigortalının mirasçılarının davaya konu hayat sigortalarının lehtarı olmadıkları ve tazminat talep etme haklarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 27.03.2012 tarihli ve 2010/14015 Esas, 2012/4789 Karar sayılı ilamıyla; "... Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklandığı iddia olunan tazminatın tahsiline ilişkin olarak açılmıştır. Dava dosyası içeriğinden de anlaşılacağı üzere davacıların murisi, dava dışı bankadan kredi kullanmış ve bu nedenle de söz konusu poliçeler düzenlenmiştir. Her ne kadar poliçelerin lehdarı dava dışı banka ise de rizikonun gerçekleşmesi halinde dava dışı bankanın talep edebileceği miktar dışında kalan sigorta bedelini isteme hakkı sigorta ettirenin mirasçılarına aittir. Bu itibarla, mahkemece davaya bu şekilde bakılarak değerlendirme yapılmak, dava dışı bankanın sigortadan isteyebileceği bir tutar bulunup bulunmadığı ve davalı sigorta şirketinin teminat dışı olduğunu savunduğu poliçe bakımından rizikonun teminat dahilinde olup olmadığı, davacı tarafın bankaya olan borcu üstlendiklerine dair beyanları da nazara alınarak incelenmek ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar vermek bozmayı gerektirmiştir. " gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 2. İlk derece mahkemesinin 26.06.2014 tarihli, 2012/414 esas, 2014/510 karar sayılı kararı ile; bozma ilamına uyulmasına, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak; davanın kabulüne, 24.000,00 TL'nin 21.10.2009 tarihinden itibaren ıslah edilen kısım olan 10.055,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17.Hukuk Dairesi'nin 24.12.2015 tarihli ve 2015/14741 Esas, 2015/14967 Karar sayılı ilamı ile; "...1-Dava, hayat sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, sigorta şirketlerinin poliçe düzenlenmeden önce tüm sigortalı hakkında tüm kayıt ve bilgilere ulaşabileceğini gerekçe göstererek karar verilmiş ise de; davalının savunmaları TTK 1290. maddesi, hayat sigortaları genel şartları c.2 maddesi karşısında yeterince araştırılma yapılmadan hatalı gerekçe ve eksik inceleme ile karar verilmiştir.Davacı vekili, müteveffa tarafından 2005 yılında konut 2008 yılında ise ihtiyaç kredisi kullandığını, bu poliçelerin her yıl yenilendiğini, bu krediler kullanılırken kendisine iki ayrı hayat sigortası yapıldığını müteveffanın sigorta bedellerini ödemediğini ileri sürmüştür. Davalı vekili ise, müteveffanın doğru beyan yükümlülüğünde bulunmadığını 5308534 sayılı poliçe için 10.803,81 TL ödemenin borçtan düşülebileceğini 456749 nolu poliçe için ise vefat tazminatının ödenmeyeceğini bildirmiştir. Muris ... için iki adet sigorta poliçesi düzenlendiği, 2005 yılında 24.000,00 TL kredi için 25.02.2010 tarihi itibariyle teminat bedelinin 8.614,04 TL, 2008 yılında çekmiş olduğu 17.000,00 TL kredi için 25.02.2013 tarihi itibariyle teminat bedelinin 14.326,96 TL olduğu, murisin ölüm tarihi olan 24.10.2009 tarihi itibariyle 2005 yılında çektiği kredinin ana para borcunun 9.403,35 TL olup ölüm tarihi itibariyle faiz dahil toplam borç miktarının 26.329,02 TL olduğu, 2008 yılında çekmiş olduğu kredinin ana para borcunun 15.087,96 TL faiz dahil toplam borç miktarının 24.248,16 TL olduğu, buna göre toplam borç miktarının 24.10.2009 tarihi itibariyle 50.577,18 TL olduğu, İş Bankasının 06.06.2013 tarihli yazısıyla kredilerin kapatıldığı, murisin herhangi bir alacağının kalmadığı anlaşılmıştır. İhtiyaç kredisi bakımından sağlık durumu ile ilgili hiç bilgi verilmeden imzalanmış olması sebebi ile davalı tarafça 20.01.2010 tarihinde noter kanalıyla cayma hakkının kullanıldığının belirtildiği, konut kredisi bakımından düzenlenen 5272051 nolu poliçe için ise beyan formundaki kalp hastalığı ile ilgili soruya hiç cevap verilmediği, ancak sağlık ile ilgili bölümün imzalanmamış olması nedeni ile beyan yükümlüğününe aykırı davrandığının düşünülmediğini, davalı tarafça lehtar iş bankasına 10.803,81 TL ödendiği, davacı talepleri karşılanmadığından eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bozma ilamında poliçelerin lehdarı dava dışı banka ise de rizikonun gerçekleşmesi halinde dava dışı bankanın talep edebileceği miktar dışında kalan sigorta bedelini isteme hakkı sigorta ettirenin mirasçılarına ait olduğu belirtilmiştir. Davacılar yargılama devam ederken kredi borcunun tamamını ödemişlerdir.Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1290. maddesine göre, sigorta ettiren, sigortacı tarafından sözleşme yapılırken gerçek durumları bildirdiği taktirde sözleşmeyi yapmamasını ya da daha ağır şartlarda yapmasını gerektiren bütün hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü tutulmuştur.Hayat Sigortaları Genel Şartları'nın C.2. numaralı bendinde sigortalının, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlü olduğu, bu yükümlülüğün ihlali halinde ise, sigortacının durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabileceği veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebileceği düzenlenmiştir.Genel olarak hayat sigortalarında sigortalının hastalığı, nihai olarak sigortacının taşıdığı rizikoyu arttıran bir husustur. Sigortacı bu durumda ya hiç sigorta sözleşmesi yapmamakta ya da daha ağır şartlarla sigorta sözleşmesi yapmaktadır. Davaya konu hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm nedeniyle krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınmasıdır. Mahkemece, davalının müteveffanın doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı savunması, TTK 1290 maddesi ve hayat sigortaları genel şartları c.2 maddesi dikkate alınarak sigortalının sağlık durumunu kasıtlı olarak gizleyip gizlemediği yukarıdaki açıklamalar ışığında tartışılmalı ve kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlediği kanaatine varılırsa bu poliçe açısından davanın reddine karar verilmeli, kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemediği hususu konusunda bilirkişi raporu ve eldeki verilere göre kanaat oluşması halinde ise, sigorta hukuku uzmanı da olan yeni bir bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınarak, davalıların her bir poliçe ayrı ayrı ele alınarak gösterilen teminatları ödeyip ödemediği buna göre, TTK 1290 maddesi gereğince proporsyon hesabı yapılması gerekip gerekmediği, her bir poliçe açısından temerrüdün hangi tarihlerde gerçekleşeceğinin tespit edilip sonucuna göre karar vermek gerekmektedir.2-Bozma neden ve şekline göre sair temyiz itirazlarının şu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir." gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. İlk derece mahkemesinin 06.06.2017 tarihli, 2016/535 esas, 2017/322 karar sayılı kararı ile; bozma ilamına uyulmasına, davanın kabulü ile, 34.055,00 TL'nin 24.000,00 TL için 21.10.2009 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile; ıslahla arttırılan 10.055,00 TL için ıslah tarihinden (20.02.2013) itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17.Hukuk Dairesi'nin 28.11.2019 tarihli ve 2017/4634 Esas, 2019/11278 Karar sayılı ilamı ile; "... 1-Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.Mahkemece bozma sonrası ikinci kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 24.12.2015 tarih 2015/14741 esas, 2015/14967 karar sayılı kararında; davalının müteveffanın doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı savunması, bozma ilamında belirtilen yasal düzenlemeler dikkate alınarak sigortalının sağlık durumunu kasıtlı olarak gizleyip gizlemediğinin tartışılması ve kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlediği kanaatine varılırsa bu poliçe açısından davanın reddine karar verilmesi, kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemediği hususu konusunda bilirkişi raporu ve eldeki verilere göre kanaat oluşması halinde ise, sigorta hukuku uzmanı da olan yeni bir bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınarak, davalının her bir poliçede gösterilen teminatları ödeyip ödemediği buna göre, TTK 1290 maddesi gereğince proporsyon hesabı yapılması gerekip gerekmediği, her bir poliçe açısından temerrüdün hangi tarihlerde gerçekleşeceğinin tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, bir sigorta hukukçusu ve iki mali müşavirden oluşan bilirkişi kurulundan 01.03.2017 tarihli rapor alınmış, raporda bilirkişiler tarafından murisin 15.02.2008 tarihinde teşhis edilen hastalığı ile ölümüne sebebiyet veren durum arasındaki bağlantının tıbbi tanımını yapmalarının mümkün olmadığını belirterek ikili değerlendirme yapılmış ve mahkemece bu rapor hükme esas alınarak karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Hükme esas alınan rapor Dairemizin bozma ilamına uygun olmadığından hükme esas alınması doğru görülmemiştir.Bu durumda mahkemece; davacılar murisinde poliçe tanziminden önce mevcut olan koroner arter hastalığı konusunda uzman doktor bilirkişiden sigorta ilişkisinin kurulmasından önce sigortalı muriste bulunduğu ve sigortacıya bildirilmediği iddia olunan hastalık ile ölüm rizikosu arasında illiyet olup olmadığı konusunda, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alındıktan sonra, hükmüne uyulan önceki bozma ilamı da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.2- Kabule göre bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılamayacağı hususu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu'nda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu'nun 06.05.2016 tarih ve 2015/1 Esas-2016/1 Karar sayılı kararı ile "Her ne sebeple verilirse verilsin, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E.-1948/3 K. sayılı YİBK'nın değiştirilmesine gerek olmadığına," karar verilmiştir.Davacılar dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davalıdan 24.000,00 TL talep etmiş, ilk bozma ilamı sonrasında 20/02/2013 tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini 34.055,00 TL'ye çıkartmışlardır. Davalı vekili süresi içerisinde ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Mahkemece bu konuda olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmemiş, hükmün gerekçesinde de bu hususa değinilmemiş ve davanın ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüne karar verilmiştir.TTK 1268 (Yeni TTK 1420) maddesi hükmüne göre; “Sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dahil sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebeler 2 yılda müruuzamana uğrar.” Aynı kanunun 1332. maddesinin son fıkrasına göre, "Sigortalı veya sigortadan faydalanan kimse, rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren beş gün içinde durumu sigortacıya bildirmeye mecburdur. Sigorta bedeli, bu beş günlük müddetin geçtiği tarihte muaccel olur."Bu durumda kabule göre de ıslah tarihi itibari ile 6762 sayılı TTK’nın 1268. maddesinde öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş olduğu gibi, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından ıslah edilen miktar yönünden talebin reddine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru görülmemiştir.3-Kabule göre; a)Davacıların murisinin kullanmış olduğu konut ve ihtiyaç kredileri nedeniyle iki ayrı hayat sigortası poliçesi düzenlenerek, yıllara göre azalan teminat limitleri ile sigortalanmıştır. Sigortalı ...'in vefat tarihi 24.10.2009 olup, dava konusu poliçelerin sigortalının vefat tarihi itibariyle teminat miktarları; 5308534 numaralı poliçe için 11.555,25 TL, 5272051 numaralı poliçe için 17.000,00 TL olup davalı 5308534 numaralı poliçe nedeniyle 10.803,81 TL ödeme yapmış olup mahkemece teminat miktarları değerlendirilmeden limiti aşar şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. b)Davalı sigorta şirketi murisin hayat sigortacısı olup, Hayat Sigortaları Genel Şartlarının B maddesi uyarınca sigortalının vefatı halinde hak sahipleri tarafından ölüm ile ilgili bütün bilgi ve belgelerin sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 10 gün içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Somut uyuşmazlıkta, davalı sigorta şirketinin temerrüde düştüğü tarih belirlenerek faize hükmedilmesi gerekirken, murisin vefat tarihinden önceki bir tarih olan 21.10.2009 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.4- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir." gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilamına uyulduğu, sigortacıya bildirilmediği iddia olunan hastalık ile ölüm rizikosu arasında illiyet olup olmadığı konusunda rapor alındığı, 26.07.2021 tarihli kalp damar cerrahisi uzmanı tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda, dava dosyasında bulunan tıbbi dokümanlara göre, ...'in her iki hayat poliçesinin düzenlendiği tarihlerde, bilgisi dahilinde, yaşam süresini kısaltacak, tıbbi tetkik ve tahlillere dayanarak konulmuş ciddi bir sağlık problemi, aterosklerotik kalp damar hastalığı, tıkayıcı koroner arter hastalığına dair veri bulunmadığı, yanlış sağlık durumu beyanında bulunmadığı kanaatinin bildirildiği, davacıların murisinin kullanmış olduğu konut ve ihtiyaç kredileri nedeniyle iki ayrı hayat sigortası poliçesi düzenlenerek yıllara göre azalan teminat limitleri ile sigortalandığı, sigortalı ...'in vefat tarihinin 24.10.2009 olduğu, dava konusu poliçelerin sigortalının vefat tarihi itibariyle teminat miktarlarının 5308534 numaralı poliçe için 11.555,25 TL, 5272051 numaralı poliçe için 17.000,00 TL olduğu, davalı 5308534 numaralı poliçe nedeniyle 10.803,81 TL ödeme yapmış olup mahkemece resen yapılan hesaplamada poliçelerin toplam teminat tutarının 28.555,25 TL olduğu, davalının 5308534 numaralı poliçe nedeniyle ödediği 10.803,81 TL düşüldüğünde 17.751,44 TL talep edilebileceği kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davaya konu 17.751,44 TL'nin 04.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalı tarafından ödeme yapıldığını, yapılan ödeme ile zararın karşılandığını, davacıların bakiye alacaklarının bulunmadığını, sigortalının sigorta başlangıç tarihinden önce teşhis edilen ve tedavi edilmekte olan kalp hastalığı nedeniyle vefat ettiğini, bu nedenle davacıların tazminat taleplerinin teminat kapsamında olmadığını, faiz türünün hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hayat sigorta poliçesine dayalı alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 427 vd maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1435, 1436,1437 ve 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; 26.07.2021 tarihli doktor bilirkişi raporunda yapılan belirlemelerin dosya kapsamına uygun, raporun denetime elverişli ve açık olmasına, davalı tarafından yapılan ödemenin mahsup edilmiş olmasına ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.