Başvuru, iade yargılamasındaki tutuklamanın hukuki olmaması ve buna bağlı olarak açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; Yargıtayın çelişkili kararlar vermesi ve tazminat davasının makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, iade yargılamasındaki tutuklamanın hukuki olmaması ve buna bağlı olarak açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; Yargıtayın çelişkili kararlar vermesi ve tazminat davasının makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 16/7/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. İkinci Bölüm tarafından 2/12/2020 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Özbekistan vatandaşıdır. Özbekistan'ın anayasal sistemini değiştirmeye kalkışma ve suç örgütüne üye olma suçlarından Özbekistan/Andijan Ceza Mahkemesinin 16/9/2009 tarihli yakalama müzekkeresine istinaden uluslararası seviyede aranan ve 12/8/2009 tarihinde Ağrı Gürbulak Kara Hudut Kapısı üzerinden Türkiye'ye giriş yaptığı belirlenen başvurucunun Özbekistan makamlarınca iadesi istenmiş ve bu kapsamda iade evrakları Türk makamlarına sunulmuştur. İçişleri Bakanlığının 16/7/2012 tarihli yazısına göre başvurucunun El-Kaide Terör Örgütü ile bağlantılı İslami Cihad Birliği mensubu olma suçundan 14/7/2012 tarihinde gözaltına alındığı bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına iade evrakları gönderilmiştir. Bakanlık tarafından Başsavcılığa gönderilen yazıda, iade sürecine ilişkin olarak Bakanlığa bilgi verilmesi talebinde de bulunulmuştur. Bu yazıda yer alan değerlendirmeler şu şekildedir: "Özbekistan ile Ülkemiz arasında 'Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi' akdedilmiş olup, söz konusu Sözleşme onaylanması 17/07/1997 tarih ve 4286 sayılı Kanunla uygun bulunmuş ve metni 07/11/1997 tarih ve 23163 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Suçluların iadesine ilişkin işlemler de söz konusu Sözleşme hükümleri çerçevesinde yerine getirilmektedir.Diğer taraftan, ülkemizin Avrupa Konseyi üyesi bir ülke olması nedeniyle, adı geçenin Özbekistan'a iade edilebilir olup olmayacağı konusunda Mahkemesince yapılacak incelemede Türk Ceza Kanunu'nun 18/3 maddesindeki düzenleme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden kaynaklanan yükümlülüklerimiz çerçevesinde, iade edilebilirlik kararından önce Mahkemesince;- İadesi öngörülen suçun dışında başka bir suçtan dolayı adli veya idari takibat yapılmayacağı,- İade olunan kişi hakkında yaşam hakkına halel getirilmeyeceği, - İşkence ve kötü muameleye maruz bırakılmayacağı,- İnsanlık dışı ceza almayacağı,- Temsilciliklerimizin adı geçeni cezaevinde ziyaret edebileceği ve taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini denetleyebileceği,Hususlarında Özbekistan makamlarından güvence istenebileceği değerlendirilmektedir.Bu çerçevede, Dışişleri Bakanlığının ilgi (a) yazıları ekinde alınan iade evrakı ekli olarak gönderilmiştir. İade evrakının Ülkemiz makamlarına ulaşması karşısında, bundan böyle adı geçenin artık 'Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi' hükümlerine göre değil, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ve devamı maddeleri uyarınca tutuklanabileceği veya aynı Kanunun ve devamı maddeleri uyarınca adlî kontrol altına alınabileceği, evrakın mahkemece incelenmesinden sonra talebin 'geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna' veya 'reddine' karar verilebileceği değerlendirilmektedir....Bu itibarla ekteki iade evrakının yetkili Ağır Ceza Mahkemesine iletilerek, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin maddesi hükmü dikkate alınmak suretiyle, söz konusu TCK'nun madde hükmü ile 'Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin hükümleri uyarınca Ağır Ceza Mahkemesince verilecek ve temyiz edilmeksizin kesinleşmiş iade konusundaki kararın iade evrakıyla birlikte Bakanlığımıza ivedi gönderilmesini,Verilen karar Cumhuriyet Başsavcılığı ya da sanık veya vekili tarafından temyiz edildiği takdirde ve kararın bozulması durumunda, iade süreci devam edeceğinden, bu hususta Bakanlığımıza ivedi bilgi verilmesini,Verilen karar temyiz yoluna başvurulması sonucu onanmış ise, onamaya ilişkin Yargıtay ilâmı ve temyiz edilen kararın iade evrakıyla birlikte Bakanlığımıza ivedi gönderilmesini Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığından, bilgilerini İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarından arz ve rica ederim." Başvurucu, iade yargılamasını yapan Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesince 19/7/2012 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklama kararının gerekçesi şöyledir:"Sanık S.K.nin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, sanığın kaçak durumda olması, Özbekistan Andijan Ceza Mahkemesinin 16/9/2009 tarihli yakalama müzekkeresi de göz önüne alınarak, sanığın CMK'nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca tutuklanmasına... [karar verildi.]" Mahkemece başvurucunun tutukluluğunun sürdürüldüğü süreç içinde Türkiye'ye sığınma talebinin olup olmadığı ve varsa akıbetinin tespiti için Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Hudut ve İltica Daire Başkanlığı ve Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği nezdinde araştırma yapıldığı, yine Özbekistan adli makamlarınca sunulan belgelerin tercümesinin yetersizliği dolayısıyla yeniden tercüme yaptırıldığı, ilgili tercüme işlemlerinin tamamlanması ve -İçişleri Bakanlığı Yabancılar Şube Müdürlüğünden gelen yazı uyarınca- başvurucu ve eşine sığınma başvurusunun cevabı gelene ve statüleri belirlenene kadar Balıkesir'de serbest ikamet hakkı verildiğinin anlaşılması üzerine 10/12/2012 tarihli duruşmada başvurucunun serbest bırakılmasına ve adli kontrol altına alınmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Sonrasında başvurucunun imza atma şeklindeki adli kontrol tedbirine de riayet etmediği tespit edilmiştir. İade yargılamasının yapıldığı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesindeki davada Savcılık esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcılık, Özbekistan devletinin iade talebinin başvurucunun terör örgütü üyesi olmasından kaynaklandığını ancak tüm dosya kapsamında başvurucunun terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin yeterli delil bulunmadığını, istemin siyasi amaçlı olduğunu, geri verme talebinin kabul edilebilir olmadığını belirterek iade isteminin reddine ve adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi de yapılan yargılama sonucunda 14/3/2014 tarihinde, başvurucu hakkındaki Özbekistan'a iade talebinin reddine ve başvurucunun adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosunun 18/07/2012 tarih ve B.2012/11867 sayılı yazısı ile, S.K.nin 'Terörizm, Özbekistan'ın Anayasal Sistemini Değiştirmeye Kalkışmak ve Suç Örgütüne Üye Olmak' suçlarını işlediği iddiasıyla Özbekistan/Andijan Ceza Mahkemesinin 16/09/2009 tarihli yakalama müzekkeresine istinaden Özbekistan Devleti'ne iadesi talep edilmiş ise de;İadesi talep edilen S.K.nin üzerine atılı suçların tamamının siyasi nitelikte bulunduğu, adı geçenin Türkiye'ye sığınma talebinde bulunduğu ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü İltica Büro Amirliğinde sığınma talebi ile ilgili olarak ... sayılı başvuru dosyasının açıldığı ve değerlendirme yapıldığı;5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Geri Verme' başlıklı 18/1-b-son maddesinde, 'geri verme talebine esas teşkil eden fiil, düşünce suçu veya siyasî ya da askerî suç niteliğinde ise geri verme talebi kabul edilemez' hükmünün mevcut olduğu;Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinin 3/1- maddesinde ise, 'İade talebine sebep olan suç kendisinden iade talep edilen tarafça siyasi bir suç veya böyle bir suç ile murtabit bir fiil olarak telakki edildiği takdirde suçlu iade edilmeyecektir...' ibaresinin hüküm altına alındığı; Tüm bu hususlar birlikte irdelendiğinde, S.K.nin yüklenen suçlardan Özbekistan Devleti'ne iadesi yönündeki talebin yerinde olmadığı anlaşılmış ve iade talebinin reddine... [karar verilmiştir.]" İade talebinin reddi kararı, ret hükmü yönünden temyiz edilmeden 29/4/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Bununla birlikte başvurucu, ilk derece mahkemesi kararında lehine avukatlık ücretine hükmedilmemesi nedeniyle kararı temyiz etmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi vekâlet ücretine hükmedilmemesinde bir isabetsizlik görmemiş ve 1/12/2016 tarihinde kararı onanmıştır. Başvurucu 12/9/2014 tarihinde iade yargılaması sürecinde 19/7/2012 ila 10/12/2012 tarihlerinde tutuklu kaldığından bahisle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunmuştur. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 5/5/2015 tarihinde, 5271 sayılı Kanun'un maddesinde suç soruşturması ve kovuşturması sırasında gerçekleşen koruma tedbirlerindeki hukuka aykırılıklar yönünden bu Kanun hükümlerine göre tazminat istenebileceği ve madde metninde bu aykırılıkların tahdidi şeklinde sıralandığı, başvurucunun tutuklanmasına neden olan olayın bu madde kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 12/2/2018 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır. Başvurucu 16/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,...d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. ..." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun -23/4/2016 tarihli ve 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu'nun maddesiyle ilga edilen- maddesi şöyledir: "1) Yabancı bir ülkede işlenen veya işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle hakkında ceza kovuşturması başlatılan veya mahkûmiyet kararı verilmiş olan bir yabancı, talep üzerine, kovuşturmanın yapılabilmesi veya hükmedilen cezanın infazı amacıyla geri verilebilir. Ancak, geri verme talebine esas teşkil eden fiil;a) Türk kanunlarına göre suç değilse,b) Düşünce suçu veya siyasî ya da askerî suç niteliğinde ise,c) Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse,d) Türkiye'nin yargılama yetkisine giren bir suç ise,e) Zamanaşımına veya affa uğramış ise,Geri verme talebi kabul edilmez. (2) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez. (3) Kişinin, talep eden devlete geri verilmesi hâlinde ırkı, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle kovuşturulacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebepleri varsa, talep kabul edilmez. (4) Kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesi, geri verme talebi hakkında bu madde ve Türkiye'nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. (5) Mahkeme geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verirse, bu kararın yerine getirilip getirilmemesi Bakanlar Kurulunun takdirine bağlıdır. (6) Geri verilmesi istenen kişi hakkında koruma tedbirlerine başvurulmasına, Türkiye'nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verilebilir. (7) Geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi hâlinde, ayrıca Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre tutuklama kararı verilebilir veya diğer koruma tedbirlerine başvurulabilir. (8) Geri verme hâlinde, kişi ancak geri verme kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya mahkûm olduğu ceza infaz edilebilir." Yargıtay Ceza Dairesinin 8/12/2014 tarihli ve E.2014/6763, K.2014/24982 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Davacı, 2011 ve 2011 tarihleri arasında tutuklu kaldığından bahisle tazminat talebinde bulunmuş ise de, Rus uyruklu olan davacının havaalanı yoluyla Türkiye'den çıkış yapmak üzereyken Rus İnterpolü tarafından Rusya'da işlediği muhtelif suçlardan dolayı hakkında çıkarılan kırmızı bülten/difüzyon mesajı nedeniyle yakalanarak Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinin maddesi gereğince tutuklandığı ve 39 gün süreyle tutuklu kaldıktan sonra evraklarının gönderilmemiş olması nedeniyle tahliye edildiği ve 5271 sayılı CMK'nın maddesinde 'suç soruşturması ve kovuşturması sırasında' gerçekleşen koruma tedbirlerindeki hukuka aykırılıklar yönünden bu kanun hükümlerine göre tazminat istenebileceği ve madde metninde bu aykırılıkların tahdidi şekilde sıralandığı dikkate alındığında, davacının tutuklanmasına neden olan olayın madde kapsamında bulunmadığı gözetilip davanın reddine karar verilmesi yerine davanın kısmen kabulüne karar verilmesi, kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'nın maddesi gereğince, hükmün isteme aykırı olarak bozulmasına... [karar verildi.]" Yargıtay Ceza Dairesinin 22/6/2016 tarihli ve E.2015/9514, K.2016/10705 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Davacı vekili müvekkilinin, 19/1/2012-24/1/2012 tarihleri arasında gözaltına alındığını, 24/1/2012- 28/2/2012 tarihleri arasında tutuklu kaldığını ve 28/2/2012-12/3/2012 tarihleri arasında Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne bağlı geri gönderme merkezinde tutulduğunu, bu nedenle 55 gün süreyle haksız yere tutuklu kaldığını iddia ederek tazminat talebinde bulunmuş ise de, Kazakistan uyruklu olan davacının havaalanı yoluyla Türkiye'den çıkış yapmak üzereyken Kazakistan ülkesi tarafından işlediği muhtelif suçlardan dolayı hakkında çıkarılan arama mesajı nedeniyle yakalanarak gözaltına alındığı ve savcılık tarafından Sulh Ceza Mahkemesine sevkinin yapılarak, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinin maddesi gereğince 24/1/2012 tarihinde tutuklandığının ancak sonrada geri verme konusunda Ağır Ceza Mahkemesinin yetkili olduğu değerlendirilerek dosyanın karar vermeye yetkili Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, bu Mahkemece 28/2/2012 tarihinde davacının üzerine atılı suçun TCK’nın 18/1-b maddesi kapsamında bulunması nedeniyle iadeye ilişkin şartların oluşmaması gerekçesiyle iade talebinin reddine ve tahliyesine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamede yer alan düşünceye iştirak edilmemiştir.Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; davacı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca bir tek maktu vekalet ücreti yerine kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarları için ayrı ayrı maktu vekalet ücretine hükmedilmesi ve tazminat davasına dayanak olan ceza dosyasında davacının 19/1/2012 - 28/2/2012 tarihleri arasında 40 gün süreyle tutuklu kaldığı ancak mahkemece asgari ücret üzerinden yaptırılan hesaplamada tutukluluk süresinin 19/1/2012 -12/3/2012 tarihleri arasında 54 gün olarak belirlenmesi suretiyle maddi tazminat miktarının 934,84 TL yerine 596 TL olarak fazla tayini, kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun'un maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un maddesi uyarınca bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan ... hükmün düzeltilerek onanmasına... [karar verildi.]" B. Uluslararası Hukuk Uluslararası Sözleşmeler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin ilgili kısmı şöyledir:'' Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:…f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması; ......" Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin (SİDAS) geçici tutuklamayı düzenleyen "Muvakkat tevkif" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "1) Müstacel hallerde, iadeyi talep eden tarafın salâhiyetli makamları istenen şahsın muvakkat tevkifini talep edebilirler; kendisinden iade talep edilen tarafın salâhiyetli makamları ise bu talep hakkında işbu Tarafın kanunlarına tevfikan karar vereceklerdir.2) Muvakkat tevkif talebinde 12 inci maddenin 2 inci fıkrasının (a) bendinde mezkûr belgelerden birinin mevcudiyeti zikredilecek ve bir iade talebi yapılmak hususundaki niyete işaret edilecektir. Bu talepte, yapılacak iade talebine esas teşkil eden fiil, bu fiilin ika edildiği yer ve tarih ve istenen şahsın eşkalî imkân nispetinde tarif edilecektir.3) Muvakkat tevkif talebi, talep edilen tarafın salâhiyetli makamlarına diplomatik yoldan yapılabileceği gibi doğrudan doğruya posta veya telgraf yoluyla veya Milletlerarası Polis Teşkilâtı (İnterpol) vasıtasıyla yahut yazıya münkalip olacak veya istenen tarafça makbul görülecek herhangi bir vasıta ile yapılabilir.4) Muvakkat tevkif, tevkifi takip eden 18 günlük müddet zarfında talep edilen tarafa iade talebinin ve 12 inci maddede mezkûr belgelerin tevdi edilmemesi halinde sona erer; muvakkat tevkif hiçbir suretle tevkiften sonra 40 günü tecavüz edemez. Bununla beraber, muvakkaten serbest bırakma her vakit mümkündür; ancak talep edilen taraf, istenen şahsın kaçmasına mâni olmak için lüzumlu addettiği tedbirleri alacaktır.5) Serbest bırakma, iade talebinin ahiren vürudu halinde yeni bir tevkife veya iadeye mâni teşkil etmez. " SİDAS'ın "İade edilen şahsın teslimi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "1) Kendisinden iade talep edilen Taraf, iade hakkındaki kararın 12 inci maddenin 1 inci paragrafında derpiş olunan yoldan talebeden Tarafa bildirir.2) Tam veya kısmi ret halinde mucip sebep gösterilecektir.3) Talebin kabul edilmesi halinde talebeden Tarafa teslim mahal ve tarihi ile istenen şahsın iade edilmek üzere ne kadar müddet mevkuf tutulduğu hakkında malûmat verilecektir.4) Talep edilen şahıs, tespit olunan tarihte teslim alınmadığı takdirde, işbu maddenin 5 inci paragrafında derpiş olunan mahfuz kalmak kaydıyla, bu tarihten itibaren 15 günlük bir müddetin hitamında serbest bırakılabilir; her halükârda 30 günlük bir müddetin geçmesinden sonra serbest bırakılacaktır; kendisinden iade talep edilen Taraf bu şahsı aynı suçtan dolayı iade etmeyi reddedebilir.5) Bir Taraf, iade edilecek şahsı mücbir sebepten dolayı teslim veya kabul edememesi halinde diğer Tarafı haberdar edecektir. İki Taraf yeni bir teslim tarihi üzerinde mutabık kalacaklar ve işbu maddenin 4 üncü paragrafı hükümleri tatbik olunacaktır." Özbekistan ile Türkiye arasında imzalanan 17/7/1997 tarihli ve 4286 sayılı Kanun'la uygun bulunan ve metni 7/11/1997 tarihli ve 23163 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"1) Kovuşturma amacıyla vaki iade talebine geçici tutuklama kararının aslına uygun bulunduğu tasdik edilmiş bir sureti, suç teşkil eden fiillere ait izahname ve suçun tavsifine göre uygulanacak kanun hükmünün metni eklenir. Suçtan bir maddi zarar husule geldiği takdirde, bunun miktarı mümkün olan ölçüde açıklanır.2) Bir kararın infazı amacıyla vaki iade talebine, kesinleşmiş mahkeme kararının aslına uygun bulunduğu tasdik edilmiş bir sureti ile suçun tavsifine göre uygulanan kanun hükmünün tam metni eklenir. Hükümlü, cezanın bir kısmını çekmiş ise bu husus belirtilir.3) İade talebi, iadesi istenilen kişinin vatandaşlık durumunu ve mümkün olduğu ölçüde, eşkalini, kimliğine ilişkin bilgileri, ikametgah adresini, kişisel durumunu, fotoğrafını ve parmak izlerini ihtiva eder.4) İade isteğinde bulunan Akit Taraf, talebine, iadesi istenilen kişinin işlediği suça ilişkin delillere ait belgeleri eklemek zorunda değildir." Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir: "İade talebinin alınmasını müteakip istenilen Taraf, talebe konu teşkil eden kişinin tutuklanmasına ilişkin gerekli tedbirleri gecikmeksizin alır. İşbu Sözleşme hükümlerine göre, iade zorunluluğu olmayan hususlarda bu hüküm uygulanmaz. " Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir: "1) İşbu Sözleşmenin maddesine uygun olarak muvakkaten tutuklanan kişi, söz konusu kişinin muvakkaten tutuklandığının diğer tarafa bildirilmesini takip eden kırkbeş gün içinde iade talebi alınmadığı veya bunun tamamlanmasına dair istem yerine getirilmediği takdirde, serbest bırakılabilir. İsteyen Tarafın talebi üzerine, bu süre onbeş gün uzatılabilir.2) İstenilen Akit Taraf, isteyen Tarafın iade talebinde bulunmayacağı hususundan haberdar edildiği takdirde, muvakkaten tutuklanan şahsı derhal serbest bırakır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre özgürlükten yoksun bırakmanın Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (f) bentleri arasında belirtilen istisnai durumlarda yapılması yeterli değildir, özgürlükten yoksun bırakmanın aynı zamanda kanunlarda belirtilen usule de uygun yapılması gerekmektedir. Bu noktada Sözleşme, öncelikle ulusal mevzuata gönderme yapmaktadır ve hem usule hem de esasa ilişkin kurallar ile ilgili olarak ulusal mevzuata uygunluğu şart koşmaktadır (Saadi/Birleşik Krallık [BD], B. No: 13229/03, 29/1/2008, § 67). Bu bağlamda ulusal hukukta özgürlükten mahrum bırakmaya yetki tanıyan kanunun her türlü keyfîliği önlemek için yeteri kadar ulaşılabilir, açık ve öngörülebilir olması gerekmektedir (Mokallal/Ukrayna, B. No: 19246/10, 10/11/2011, § 36). AİHM, özellikle ulusal sistem tarafından sağlanan güvencelere atıfta bulunarak bu gerekliliğin karşılanıp karşılanmadığını değerlendirmektedir (Dougoz v./ Greece, B. No: 40907/98, 6/3/2001, § 54). AİHM, iç hukuk düzeninin bir parçası olan ikili veya uluslararası bir anlaşmanın iade işlemleri ve iade amacıyla tutukluluk için yasal dayanak oluşturabileceğini kabul etmiştir (Soldatenko/Ukrayna, B. No: 2440/07, 23/10/2008, § 112). Biri Sözleşme'ye taraf olan, diğeri olmayan devletler arasındaki iade anlaşmalarıyla ilgili olarak bir iade anlaşmasının koymuş olduğu kurallar ya da böyle bir anlaşmanın olmaması durumunda ilgili devletler arasındaki iş birliği de AİHM'e şikâyet edilmesine neden olan yakalanmanın yasal olup olmadığına karar vermede gözönüne alınması gereken ilgili faktörlerdendir. Devletler arasındaki iş birliği sonucu bir kaçağın teslim edilmesi, tek başına yakalamayı kanuna aykırı kılmamakta ya da bu nedenle madde çerçevesinde bir soruna yol açmamaktadır (Öcalan/Türkiye, B. No: 46221/99, 12/5/2005, § 87). AİHM'e göre ulusal mevzuat kapsamında bir kişinin iadesini engelleyen durumların olması hâlinde iade amacıyla tutulma yasa dışı ve keyfî olacaktır. Örneğin Ukrayna ile ilgili olarak verdiği bir kararda AİHM, Ukrayna kanunlarının Ukrayna vatandaşlarının iadesi veya sınır dışı edilmesini tamamen yasakladığını gözönüne alarak ihlal kararı vermiştir (Garkavyy/Ukrayna, B. No: 25978/07, 18/2/2010, §§ 70, 75). Buna ek olarak yine Ukrayna ile ilgili bir kararında AİHM, Ukrayna mülteci kanunu kapsamında mültecilerin sınır dışı edilemeyeceği veya belli ülkelere zorla iade edilemeyeceklerine ilişkin yasağı dikkate alarak ihlal kararı vermiştir (Dubovik/Ukrayna, B. No: 33210/07, 41866/08, 15/10/2009, §§ 61, 62). İlk davada, başvurucunun uyruğu nedeniyle iade başlangıçtan itibaren yasaklanmış iken ikinci davada başvurucuya mülteci statüsü verilmesi hakkında kararın kesinleşmesi ve bağlayıcılık kazanması anından itibaren tutma hukuka aykırı olmuştur. Bununla birlikte Mahkeme, kişinin devletin sınırları dışına olası nakliyle bağlantılı her türlü risk ve itirazların incelenmesinin sınır dışı etme veya iade etme amacıyla yapılan eylemlerle ilintili olduğunu ancak böyle bir incelemenin -bu tür risklerin ve itirazların haklı olduğunu ve kişinin naklini engelleyebildiğini tespit etse dahi- gelecekte meydana gelecek böyle olası bir sonuç, iade talebi incelemesi derdest olan tutmanın yasallığını tek başına geriye dönük olarak etkileyemeyecektir. Tutma süresi boyunca yetkili makamların amacının başvurucuyu iade etmek olması ve nihai iade için hiçbir yasal veya fiilî engel bulunmaması durumunda, tutma hâli Sözleşme'ye uygun olacaktır (Mokallal/Ukrayna, §§ 42, 43). Bir geçici tedbir kararı nedeniyle sınır dışı etme işleminin yürütülmesinin geçici olarak önlemesi -sınır dışı etmenin hâlâ makamlar tarafından dikkate alınması ve tutma süresinin aşırı uzun olmaması şartıyla- bir tutmayı hukuka aykırı kılmaz (Yoh-Ekale Mwanje/Belçika, B. No: 10486/10, 20/12/2011, § 120). Bununla birlikte ulusal hukuka uygunluk yeterli değildir. Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası, özgürlükten yoksun bırakmada ayrıca bireylerin keyfîliğe karşı korunması amacının da gözönünde bulundurulmasını gerektirir. Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan keyfîlik kavramı, iç hukukla bağdaşmamanın ötesinde bir nitelik taşımaktadır. Zira bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması, ulusal hukuk uyarınca kanuna uygun olsa da keyfî ve bu nedenle Sözleşme'ye aykırı olabilir. Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi kapsamındaki alıkoyma tedbirinin keyfî olarak nitelendirilmemesi için söz konusu alıkoyma tedbirinin iyi niyetle yapılması, hükûmetin dayandığı alıkoyma gerekçeleriyle yakından ilgili olması, alıkoyma koşullarının ve tedbirinin gerçekleştirildiği yerin uygun olması ve alıkoymanın -amacın gerektirdiğinin ötesinde- makul süreyi aşmaması gerekmektedir ( ve diğerleri/Rusya, B. No: 40081/14 ..., 15/10/2015, § 146). Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi; bir kişinin sınır dışı edilmek amacıyla tutuklanmasının makul bir şekilde gerekli görülmesini, örneğin suç işlemesini ya da kaçmasını engellemeyi şart koşmamaktadır (Conka/Belçika, B. No: 51564/99, 5/2/2002, § 38). AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi (c) bendinden farklı bir koruma düzeyi sağlar. (f) bendi uyarınca gerekli olan tek şey, tedbirin sınır dışı etme veya iade işlemlerinin yürütülmesi amacıyla alınmasıdır (Mokallal/Ukrayna, § 35). Dolayısıyla Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi çerçevesinde ülke dışına çıkarma kararının ulusal hukuka ya da Sözleşme hukukuna göre haklı bir gerekçeye dayanması bu itibarla önemli olmayacaktır (Soldatenko/Ukrayna, § 109). Bir kişinin bu hükme dayanılarak özgürlüğünden mahrum bırakılması da sadece hakkında derdest bir sınır dışı edilme işlemi ya da iade prosedürü olmasıyla haklı çıkarılabilir. Diğer bir deyişle bu bende göre özgürlükten yoksun bırakma tedbiri ancak sınır dışı veya iade işlemleri devam ettiği sürece haklı çıkarılabilir. Bu prosedür, gereken özenle sürdürülmezse tutma Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendine uygun olmaktan çıkar (A. ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 3455/05, 19/2/2009, § 164). Başka bir deyişle bu amaçla tutukluluk süresi makul olarak gerekli olanı aşmamalıdır (Khomullo/Ukrayna, B. No: 47593/10, 27/11/2014, § 52). Ancak Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi devletlere iade etme amacıyla tutma hâline ilişkin azami bir süre belirleme yükümlülüğü yüklemez (Bordovskiy/Rusya, B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 50). AİHM gösterilmesi gereken özenin derecesini belirlemek açısından bir cezanın infaz edilmesi için yapılacak iade ile iade talebinde bulunan devletin şüpheli kişiyi yargılayabilmesi için yapılacak iade arasında ayrım yapmıştır. AİHM’e göre bu son durumda ceza yargılaması devam ederken tutuklu bulunan kişi masum sayılmaktadır. Daha doğrusu bu aşamada, bu kişinin masumiyetini kanıtlamak için ceza yargılaması sırasında savunma hakkını kullanabilme imkânı çok kısıtlıdır ve şüpheli olan kişiyi iade etmesi istenen devletin davanın esasını inceleme yetkisi yoktur. Bu sebepler dolayısıyla ilgili olan kişinin haklarının korunması, iade prosedürünün düzgün bir şekilde işlemesi ve kişinin uygun bir süre içinde yargılanması için kendisine iade talebinde bulunulan devletin ciddi bir özen göstermesi gerekmektedir (Gallardo Sanchez/İtalya, B. No: 11620/07, 24/3/2015, § 42). AİHM görevinin sadece Sözleşme’nin maddesi kapsamındaki prosedürlerde yaptığı gibi iade prosedürünün süresinin genel olarak makul olup olmadığını değerlendirmek değil aynı zamanda prosedürün süresinden bağımsız olarak tutukluluk süresinin takip edilen amaca ulaşmak için gerekli olan makul süreyi geçip geçmediğini de değerlendirmek olduğunu belirtmiştir. Böylece yetkililerin özen göstermeyerek hareketsiz geçirdikleri dönemlerin varlığı hâlinde tutukluluğun devamı meşruluğunu kaybeder. Sonuç olarak tutukluluk süresi boyunca her olayda yetkililerin hareketsiz kalıp kalmadıkları ayrı ayrı değerlendirmelidir (Gallardo Sanchez/İtalya, § 41). Ancak hakkında iade işlemi yapılan kişinin tavır ve davranışlarının sebep olduğu gecikmelerden ilgili devlet sorumlu değildir (Kolompar/Belçika, B. No: 11613/85, 24/91992, §§ 40-43). AİHM suçluların iadesi işlemlerine ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama süreçlerinin adil yargılanma hakkının koruma alanı dışında kaldığını belirtmiştir. Bu kapsamda AİHM yabancıların ülkeye girişleri, ülkede ikamet edişleri ve ülkeden sınır dışı edilmeleri ile ilgili işlem ve yargılama süreçlerinin adil yargılanma hakkı kapsamında bir medeni hak ve yükümlülük veya bir suç isnadının esasının karara bağlanması ile ilgili olmadığını kabul ederek adil yargılanma hakkının belirtilen yargılama süreçleri bakımından uygulanabilir olmadığına hükmetmiştir (Mamatkulov ve Askarov/Türkiye [BD], B. No: 46827/99 ve 46951/99, 4/2/2005, §§ 81-83).