T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1753 KARAR NO : 2025/1740 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/07/2023 NUMARASI : 2022/284 Esas - 2023/625 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat(Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 05/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 05/12/2025 Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 6.…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1753 KARAR NO : 2025/1740 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/07/2023 NUMARASI : 2022/284 Esas - 2023/625 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat(Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 05/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 05/12/2025 Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10/07/2023 gün ve 2022/284 Esas - 2023/625 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili, davalı ...ve davalı ... vekil tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA: Davacı vekili özetle, 29/01/2019 tarihinde ...... yönetimindeki sigortasız ... plakalı aracın çarpması nedeniyle meydana gelen trafik kazası neticesinde davacının her iki bacağında kemik kırıkları oluştuğunu ve ameliyat ile bacaklarına platin takıldığını, kazadan dolayı ağır oranda sakat ve malul kaldığını, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden alınan rapora göre kalıcı nitelikte engel oranının %18 olduğunu, ...'na yaptıkları başvuruya davaya konu olayın bir trafik kazası olmadığının iddia edildiğini ancak olayın 2918 Sayılı KTK uyarınca bir trafik kazası olduğunu, müvekkilinin kazadan dolayı geçici ve kalıcı iş göremezliğe uğradığını ve sürekli bakım ihtiyacı olduğunu, kazaya maruz kalmadan önce aylık 10.000 TL geliri olan müvekkilinin kazadan dolayı bu tutarda bir aylık kazançtan mahrum kaldığını ve ayrıca büyük bir manevi zarara uğradığını belirtip alacağın sonuçsuz kalmaması ve müvekkilinin mağdur olmaması maksadıyla davalı ...... adına kayıtlı ve trafik kazasına konu ... plakalı iş makinesi üzerine tedbir konulmasını, Mahkeme aksi kanaatte ise davalı ...... aleyhine ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkili Kurum'a yapılan başvurunun reddedildiğini, başvuru konusu kaza kamunun yararlanmasına açık olmayan bir yerde meydana geldiğini ve söz konusu iş makinasının (silindir) Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası yaptırma zorunluluğu bulunmayan araçlardan olduğunu, kazanın meydana geldiği yerin, Kanunda öngörülen kamuya açık karayolu kapsamında bulunmaması nedeniyle oluşan zarardan müvekkili kurumun sorumlu tutulması mümkün olmadığından haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ...... vekili dilekçesinde özetle; davacının tazminat taleplerinin kabul edilemez olduğunu, davacının kazaya kendisinin sebebiyet verdiğini bu nedenle müvekkilinin tazminat sorumluluğunun olmadığını, ayrıca iş bu davada mahkememizin görevsiz olduğunu bu nedenle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; kazanın meydana geldiği yerin karayolu olmaması sebebiyle eldeki davanın TTK 4/1 maddesi kapsamında nispi ticari bir dava olmadığı, görevli mahkemelerin genel görevli Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu sonuç ve kanaatine varılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI : Somut olayda, davacı taraf davalı tarafın kullandığı ve işleteni olduğu aracın içinde bulunduğu araca kusuru ile çarpması sonucu yaralandığını ileri sürerek meydana gelen zararın hem davalı sürücüden hem de davalı aracının ZMMS sigortası bulunmadığı nedeniyle ... hesabından tahsilini talep etmektedir. Davalı ... yönünden somut olay değerlendirildiğinde, bu tarafın sorumluluğunun sigortacılık yasasından kaynaklandığı ve anılan bu hususun 6102 sayılı TTK'nın 6.kitabının 1401 ve devamı maddelerinde düzenlendiği anlaşılmış olduğundan davalı .....ının sorumluluğunun TTK da düzenlenen sigorta hükümleri çerçevesinde değerlendirileceği açık olup aynı yasanın 4.maddesi gereğince bu davalı yönünden dava mutlak ticari dava niteliği taşımaktadır. Açıklanan bu nedenlerle davanın mutlak ticari dava niteliği taşıdığı ve TTK 5.maddesi gereğince de ticaret mahkemesinin görevli olduğu gözetilmeden görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmesi doğru bulunmamış 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-3 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN SONRAKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; kusurun tespit ve tayını açısından adli trafik bilirkişisinden alınan 11/07/2022 tarihli rapor, maluliyete yönelik Ege ATK'dan alınan 08/09/2022 tarihli rapor ile aktüer yönden ...'dan alınan 02/12/2022 tarihli kök ve 07/04/2023 tarihli ek raporlar kapsamında ve davacı vekili tarafından sunulan 12/05/2023 tarihli ıslah/bedel artırım dilekçesi kapsamında, mahkemece hak ve nesafet kapsamında kusur oranlarının %50 davacı, %50 davalı olmak üzere takdirine, davacının davaya konu olay nedeniyle birden fazla arıza oluşması nedeniyle Balthazard formülü uygulandığında kişinin engellilik oranı %10.7 (onnoktayedi) olduğu, tıbbi İyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 18 (onsekiz) aya kadar uzayabileceği, davacının sürekli bakıma muhtaç olmadığı ve yaralanmanın ağırlığı düşünüldüğünde 1 (bir) ay süre ile geçici bakıcı ihtiyacı olduğu, aktüerya bilirkişi raporunda alternatifli olarak hesaplanan Timoder'in cevap yazısındaki hesaplamalar dikkate alınmak suretiyle, geçici 54.858,93 TL, sürekli 405.544,22 TL, bakıcı 12.000,00 TL olmak üzere toplamda; 472.403,15 TL'nin davalı ......nın 2019 yılı içerisinde belirlenen poliçe limitleri aşılmamak kaydıyla, dava tarihinden itibaren; diğer davalı için kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, manevi tazminatın hak ve nesafete uygun olarak takdiren kısmen kabulü ile 15.000,00 TL'nin davalı ...... tarafından davacıya ödenmesi gerektiği kanaati hasıl olmakla fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı, davalı ...ve davalı ... vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, bahse konu kazadan kaynaklı davacı yana kusur atfının yerinde olmadığı, davalı ...'un kazaya sebebiyet verdiği, tüm sorumluluğun bu sebeple ...ve davalı yanda olduğu, oransal kusur dağılımı içerir hüküm kurmaya elverişli bir raporun dosyaya kazandırılmadığı, yeniden inceleme yapılmayacak ise %50 oranında kusur oranının kaldırılması yahut indirilmesinin gerektiği bu sebeple hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının yetersiz olduğu belirlenen manevi tazminat tutarının oldukça düşük miktarda belirlendiği hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ...vekili, kusur durumu ve oranının kabul edilemez olduğu aktüer ... asgari ücret üzerinde ücret emsal alınarak belirlenmesinin yerinde olmadığı, SGK hizmet dökümünde asgari ücret tutarında maaş aldığının belirtildiği bu sebeple emsalin ne şekilde değerlendirildiğinin anlaşılamadığı, tanık beyanlarının görgüye dayalı olduğu ve bu sebeple hükme esas alınmasının yerinde olmadığı, maluliyet raporuna yapılan itirazların değerlendirilmediği, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler yapıldığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... vekili, benimsenen kusur oranının yerinde olmadığı, aktüer incelemesinin 1,8 teknik faize göre kusurun belirlenmesinin ATK'ca yapılması gerektiği bununla birlikte maluliyetin kaza tarihinde uygulanması mümkün olmayan yönetmelik kapsamında hazırlandığı bu sebeple yerinde olmadığı, silindirin ruhsatında trafiğe çıkış izninin olmadığı bu sebeple araçta ZMMS yaptırma zorunluluğunun bulunmadığı, geçici iş göremezlikten sorumlu olunmadığı gibi davacı yan yönünden gerek ödeme gerekse iş kazası kapsamında yeterince inceleme yapılmadığı, SGK dan ödeme alıp almadığının sorulmadığı ve ayrıca bakıcı giderinin brüt ücret üzerinden belirlenmesinin de yerinde olmadığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :Dava, trafik kazası sebebiyle geçici, kalıcı iş göremezlik ile bakıcı giderinden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91/1. 85/1. ve 85/son maddeleri ile Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre trafik kazası nedeni ile oluşan davacının maddi zararından davalı sigorta şirketi ile işleten sıfatına haiz araç maliki ve sürücünün, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğu amirdir.(Yargıtay HGK'nun 15.6.2011 tarih ve 2011/17-142 E. - 2011/411 K., 17. HD' nın 20/05/2013 tarih ve 2012/8984 E. - 2013/7276 K.) 6100 sayılı HMK 266 ve takip eden maddeleri uyarınca, mahkemece, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşü alınarak karar verilmelidir. Trafik kazasında tarafların kusur oranlarının belirlenmesi uzmanlık gerektiren konulardandır. Esasen hâkimin bilirkişi raporu ile bağlı değildir. Bu husus çok doğrudur. Ancak, hâkim kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamaz. Özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsi bilgisi ile kusur belirleyemez. Bu görüşü Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2.4.1986 gün ve 1984/4-847 E, 1986/338 K; 8.11.1995 gün ve 1995/19-601 E, 938 K; 2.4.2003 gün ve 2003/4-185 E, 263 K; 7.3.2007 gün ve 2007/11-94 E, 113 K; 19.3.2008 gün ve 2008/11-262 E, 260 K; 14.5.2008 gün ve 2008/11-392 E, 377 sayılı kararları da doğrulamaktadır. Hâkim özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde şahsi bilgisi ile kusur belirlemesi yapamayacağına göre, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekecektir. Bu görüş de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 8.12.2004 gün ve 2004/4-642 E, 648 K; 2.3.2005 gün ve 2005/11-81 E, 118 K; 30.1.2008 gün ve 2008/11-42 E, 45 K; 5.11.2008 gün ve 2008/4-655 E, 664 sayılı kararlarında vurgulanmıştır. Tatbikat ceza davasındaki kusurun hukuk hâkimini bağlamayacağını, hukuk hâkiminin yeniden kusur incelemesi yaptırması gerektiğini içtihat ettiğine ve bilirkişi incelemesi yapılmasının gerektiğini vurguladığına göre, somut olayda hâkimin bilirkişi heyeti yerine geçip kusur belirlemesi yapması gerektiğini ileri sürmesini benimsemek mümkün değildir. Bilirkişi müessesi tenkit edilebilir. Verdikleri raporlar hukuki çerçevede yok sayılabilir. Ama o müessese kaldığı sürece yeniden rapor alınmasını gerektiren durumlarda, başka bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılabilir. Yoksa hâkim bilirkişi heyeti yerine geçirilemez. Özel ve teknik bilgiyi gerektiren durumlarda da şahsi bilgisine göre kusur belirlemesi sonucu karar vermesi istenilemez. Şimdiye kadarda hukuk dairelerinin tümü bilirkişi incelemesi yapılmasını icap ettiren hallerde bilirkişiden rapor alınmasının şart olduğunu içtihat etmişlerdir. (Yargıtay HGK'nun 24.12.2008 tarih ve 2008/4-734 E. ve 2008/766 K.) Somut olayda, iddia edilen kazada kusur durumu teknik bilgi ve incelemeyi gerektirmektedir. Ceza dosyası üzerinden kusura yönelik rapor aldırılmamakla birlikte hukuk yargılamasında ise kazandırılan 11/07/2022 tarihli rapor kapsamında İDM'ce resen hak ve nesafet kuralları kapsamında kusur durumu tespit ve tayin edilmiş ise de dosya kapsamına göre kusur oranı belirlemek hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olmayan, özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir haldir. Kaldı ki her iki araç sürücüsünün de kazaya etken niteliğinde davranış tespitine yer veren 11/07/2022 tarihli rapora dosya taraflarınca yapılan itirazlar değerlendirilmediği gibi İDM'ce kusurun % 50'şer olarak tespitine yönelik değerlendirme hüküm ile birlikte yapılmış ve ancak taraflara kusurun bu şekilde belirlendiği yönünde tespite ilişkin savunma hakkı tanınmamıştır. Bu durumda mahkemece kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur durumlarının ve gerektiğinde kusur oranı da içerecek şekilde net ve ayrıntılı olarak belirlenebilmesi için dosyanın önceki rapor sunan adli trafik bilirkişisinden kazaya karışan tarafların kusur durum ve gerektiğinde oranlarının net ve ayrıntılı olarak belirlenebilmesi ve ayrıca 11/07/2022 tarihli rapora yapılan itirazları da değerlendirir şekilde ek rapor alınması, yeniden alınacak ek rapora itirazların olması halinde gerektiğinde bu itirazlar da değerlendirilmek suretiyle kusurun çelişkiye yol açmayacak şekilde, açık ve anlaşılabilir bir biçimde tespiti gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 17. HD. 02.12.2013 tarih ve 2013/18451 tarih ve 2013/16902 K.4.HD'nin 23.12.2024 tarih ve 2022/17142 E. - 2024/13577 K.) Bu nedenle de kusura ilişkin taraf vekillerinin istinaf başvurularının yerinde olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan gerek davalı ....na yapılan başvuruya istinaden verilen cevap gerekse de adı geçen davalı yanca bu yönden savunmada bulunulmasına karşın ... markalı silindirin ruhsat fotokopisi dosyaya kazandırılmış olmakla incelemesinde trafiğe çıkış izni bölümünün boş olduğu görülmekle trafiğe çıkabilecek araçlardan olup olmadığı net bir biçimde belli değildir. Bu nedenle Mahkemece yeniden yapılacak yargılamada bu hususta trafik bilirkişisinden kazadaki tescilsiz nitelikteki yol silindirinin Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine göre trafiğe çıkabilecek araçlardan olup olmadığı, bu itibarla tescilinin gerekip gerekmediği yönünden rapor aldırılması gerekmektedir. Maluliyete ilişkin alınacak raporların 11/10/2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015 tarihi ile 20/02/2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliği, 20/02/2019 tarihinden sonra da Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmeliğe uygun olarak düzenlenmesi gerekir. (Yargıtay 4.HD'nin 29.06.2022 tarih ve 2022/1706 E. - 2022/9633 K.) Ancak yaralananın çocuk olması halinde ise 20/02/2019 tarihinde yürürlüğe giren çocuklar için özel gereksinim değerlendirilmesi hakkında yönetmelik hükümlerine göre maluliyetin tespiti gerecektir. Bu kapsamda eldeki dosyada hükme esas alınan raporun kaza tarihi itibariyle uygulanması gereken yönetmelik kapsamında hazırlandığı anlaşılmakla bu yönden ileri sürülen istinaf itirazlarının yerinde olmadığı kabul edilmekle söz konusu 09/11/2023 tarihli maluliyet raporunun mahkemece hükme esas alınmasında isabetsizlik görülmemiştir. Hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda 1931 tarihli PMF cetvellerine göre saptanmakta ise de gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle TRH 2010 yaşam tablosuna göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesi güncel veriler ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olduğundan tazminat hesaplamasında TRH 2010 yaşam yönteminin kullanılması gerekir. (Yargıtay 4. HD'nın 03.01.2022 tarih ve 2021/9412 E - 2022/3622 K., 17. HD'nin 23.03.2021 tarih ve 2020/6173 E. - 2021/3121 K.) Aynı şekilde, yeni genel şartlar zamanında düzenlenen poliçelerde yeni genel şartlardaki hesaplama tekniği uygulanamayacağı için tazminat hesabında eski uygulamalardaki gibi progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi icap etmektedir. (Yargıtay 17. HD'nin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 E. - 20121/1848 K. ) Dosya kapsamına kazandırılan 02/12/2022 ve 07/04/2023 tarihli aktüer raporlarının TRH 2010 tablosu kullanılmak ve % 10 artırım ve % 10 eksiltim yöntemince hazırlandığı anlaşılmakla birlikte bu yönden ileri sürülen istinaf itirazlarının yerinde olmadığı kabul edilmiştir. Çalışma gücünün kaybına ilişkin zarar talebi, kişinin tüm yaşamı boyunca katlanacağı, geleceğe yönelik zararının da giderimi amacını taşıyan bir talep olduğundan, kişinin hak kazanacağı tazminat miktarının doğru belirlenebilmesi bakımından, çalışma gücü kaybına yol açan kaza tarihindeki gerçek ve net gelirinin doğru belirlenmesi önemlidir. Gerçek gelirin tespiti için, SGK'dan davacının kazadan önce hizmet akdiyle çalışıp çalışmadığı, gelirinin ne olduğunun araştırılması, çalıştığı işyerinden gelire ve ödemelere ilişkin belgelerin getirtilmesi, sahibi yahut ortağı olduğunu iddia ettiği şirket/şirketlerin ticaret sicil kayıtlarının getirtilerek davacının kişisel yetenek ve emeğinin şirket gelirine katkısı belirlenmesi, kendi hesabına çalışıyorsa ilgili kuruluşlardan gerekli belgelerin sorulması, önceki net kazançlarını içeren vergi kayıtlarının ilgili vergi dairesinden getirtilmesi, gerektiğinde defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılması, muhtemel gelirinin saptanması için emsal gelir araştırması yapılması, ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından aylık kazancının ne kadar olacağı yönünde araştırma yapılarak bu araştırmaların sonuçları dahilinde gerçek gelirin net biçimde saptanması, yapılan araştırmalar sonucu gerçek gelirin saptanamadığı takdir ise kamu düzenine ilişkin olan asgari ücret üzerinden hesaplama yapılması gerekir. Somut olayda, davacı yanın asgari ücret üzerinde bir gelir elde ettiği yönünde beyan kapsamında İDM'ce emsal ücret araştırmasına yönelik kazandırılan müzekkere cevabı göz önünde bulundurularak aylık gelirinin asgari ücretin 2.82 katına denk geldiği şeklinde hesaplamayı içerir ek aktüer raporu ile belirlenen tazminatlar üzerinden değerlendirme yapılmış ise de davacı yan yönünden dosyaya kazandırılan SGK kaydında gelir asgari ücret olarak bildirimi yapılmakla belirlenen ücretin esasen çelişki arz ettiği bu durumda baz alınacak ücret yönünden başkaca somut veriler ile kanaatin desteklenmesi gerektiği, tanık beyanının tek başına bu hususu ispatlamaya yeterli olmadığı kanaatiyle emsal ücret yönünden yapılan araştırma ve inceleme eksik görülmekle bu yönden ileri sürülen davalılar istinafının yerinde olduğu kabul edilmiştir. Davaya konu kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında; "iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır" düzenlemesine; aynı maddenin 4 üncü fıkrasında "iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir" düzenlemesine; maddenin 5 inci fıkrasında ise "iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücu edilmez. Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücu edilmez" düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda; dava dilekçesinin ekindeki belgi ve belgelere göre davacı yanca Denizli SGM'ye olay ile alakalı olarak iş kazası kaynaklı başvuru yapıldığı anlaşılmakla birlikte başvuru akıbeti sorulmadığı gibi olayın meydana geliş şekli ve yeri göz önüne alındığında oluşan tereddütün giderilmesi için bu yönde herhangi bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından, davaya konu kazaya ilişkin olarak iş kazası yönünden araştırma yapılıp yapılmadığı ve olayın iş kazası olarak kabul edilip edilmediği, olayın iş kazası olarak kabulü suretiyle, davaya konu kazadaki kalıcı maluliyeti nedeniyle davacıya iş göremezliğine ilişkin gelir bağlanıp bağlanmadığı, gelir bağlanmış ise rücuya tabi olup olmadığı ve rücu istemli dava açılıp açılmadığı, geçici iş göremezlik ödemesi yapılıp yapılmadığı bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin ne olduğu hususlarının sorulması, bağlanan gelir rücuya tabi ise 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi değerlendirilerek tazminatın belirlenmesi gerekir. (Yargıtay 4. HD'nin 29.05.2023 tarih ve 2022/2925 E. - 2023/7115 K. 25.03.2023 tarih ve 2022/221 E. - 2023/6889 K. ) Her ne kadar ... tarafından yapılan savunmada istem konusu edilen geçici iş göremezlik talebine ilişkin sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı belirtilmekte ise de somut olayda ... husumetinin tespiti halinde 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve .....nın sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98. maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ve çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; bakıcı giderleri, çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) ve sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. Dolayısı ile Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. Bu halde davalı ... vekilinin geçici iş göremezlik tazminatının ve bakıcı giderinin müvekkilinden tahsil edilemeyeceği, talebin teminat dışı olduğuna yönelik itirazlarının yerinde olmadığı kanaatine varılmakla (Yargıtay 4. H.D'nin 13.09.2021 tarih, 2021/3454esas ve 2021/4465 karar sayılı kararı) bu yönden de adı geçen davalı yanın istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesi tarafından kazaya karışan tarafların kusur durumlarının oransal olarak tespiti için yukarıda belirtilen şekilde önceki rapor sunan bilirkişiden ek rapor alınması, davalı ... yönünden sorumluluk tespiti için ... markalı silindirin Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine göre trafiğe çıkabilecek araçlardan olup olmadığı, bu itibarla tescilinin gerekip gerekmediği yönünden rapor kazındırılması, davacı lehine iş kazası ve maluliyet yönünden ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti için SGK'den müzekkere cevabının dosyaya kazandırılması bunun yanında davacı yanın kendi nam ve hesabına .... isimli şahıs şirketini işlettiğinin belirtilmesi karşısında kaza tarihi itibariyle aylık ücret tutarının belirlenmesi kapsamında ücrete yönelik yukarıda da belirtildiği şekilde başkaca araştırmalar yapılması, davacıdan belirttiği gelirin gerçek olup olmadığı yönünden şahıs işletmesine ilişkin tüm defter ve kayıtların ibrazının istenmesi ile mesleki faaliyeti kapsamında odaya kayıtlı olup olmadığı yönünden bildirimde bulunulmasının istenilmesi, odaya kayıtlı olması halinde ilgili odadan faaliyet ve ücret durumunun sorulması bu nitelikte aylık gelirinin tespiti için gerektiğinde mali müşavir bilirkişi vasıtasıyla inceleme yapılması gerektiği (tespitin iddiadan öteye geçememesi halinde gelir asgari ücret seviyesinde değerlendirilip), aylık gelirin belirlenmesinin akabinde dosyanın önceki rapor sunan aktüer bilirkişisine tevdisi ile (kararın davacı tarafından istinaf edilmemiş olması gözetilerek kaldırma öncesinde hükme esas alınan aktüer rapor tarihindeki verilerin üzerinde bir ücret tespiti yapılmayarak) yaralanan kişinin aylık geliri, maluliyet raporu, rücuya tabi ödemeler ve davalı tarafların kazanılmış hakları dikkate alınarak TRH 2010 yaşam tablosu ve (progresiv rant usulü) % 10 artırm % 10 iskonto edilmesi yöntemi esaslınmak suretiyle davacının hak kazanacağı tazminatı gösterir açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak varsa rapora yönelik itirazlar da giderilip oluşacak sonuca göre, usulü kazanılmış haklar gözetilerek infazda tereddüte neden olmayacak şekilde ve davalı ....nın da poliçe limiti ve hangi kapsamda sorumlu olduğu açıkça belirtilerek tazminat talebi hakkında karar verilmesi, gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kabule göre ise her ne kadar mahkemece bakıcı ücreti yönünden rapor tarihindeki veriler dikkate alınarak geçici iş göremezlik tazminat miktarı belirlenmiş ise de bakıcı giderinin tespitinde emsal alınacak ücret kaza tarihindeki veriler (olaydan itibaren belirli süreli olarak tespit edildiği göz önüne alındığında) kapsamında brüt ücret üzerinden tespiti gerektiğinden aksi yöndeki değerlendirme yerinde görülmemiştir. Yine kabule göre; 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince haksız bir eylem sonucunda zarara uğrayan kimse, uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini isteyebilir. Manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın )giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.(Yargıtay İBK 22/06/1966 tarih ve 1966/7 E. - 1966/7 K.) Olay nedeni ile davacının manevi zarara uğrayacağı yadsınamaz bir gerçekliktir. Maddi zararda olduğu gibi manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için tazminat miktarı, somut olayın özelliği, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak M.K.nun 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak gösterilmelidir. Bu itibarla, somut olayda benimsenen kusur oranına göre davacının maruz kaldığı bu acı ve elem ile yaşadığı sıkıntılar nedeniyle oluşan manevi zararına karşılık yukarıda belirtilen kadar tazminata hükmedilmiş ise de kusur durumunun tespit ve tayini yönünden yapılacak inceleme neticesinde kusurun önceki gibi benimsenmesi halinde daha yüksek bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken aksi yönde değerlendirme de yerinde görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca AYRI AYRI ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 6. Asliye Ticraret Mahkemesinin 10/07/2023 tarih, 2022/284 esas ve 2023/625 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, 5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.05/12/2025