CANPOLAT v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
.s800EAC49 { font-size:12pt } .s598389FF { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; font-size:18pt } .sBB9EE52A { font-family:Arial } .s94C7D24D { margin-top:0pt; margin-bottom:12pt; text-align:center; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-size:14pt } .s1C46A22D { margin-top:0pt; margin-bottom:12pt; text-align:center; line-height:150% } .s9793A85B { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt } .sF5265FA3 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; line-height:150% } .sA36B60A1 { font-family:Arial; font-style:italic } .sD0CE0BA9 { width:10.82pt; text-indent:0pt; display:inline-block } .sBE253893 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .sB9D5CABB { width:28.35pt; display:inline-block } .s6B505E72 { margin:0pt; padding-left:0pt } .sA99B4E62 { text-indent:14.2pt; line-height:150%; font-family:Arial; list-style-position:inside } .sACBB7403 { width:6.79pt; font:7pt 'Times New Roman'; display:inline-block } .sBA59B8E7 { width:0.12pt; font:7pt 'Times New Roman'; display:inline-block } .sFBC99493 { font-style:italic } .sD3B63DAD { margin-top:36pt; margin-bottom:12pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; font-size:14pt } .s865AD07D { font-style:italic; letter-spacing:-0.1pt } .s99FB75D8 { margin-top:12pt; margin-left:14.2pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .sDE7DB3D6 { margin-top:12pt; margin-left:14.2pt; margin-bottom:12pt; line-height:150% } .s8552050E { margin-top:0pt; margin-bottom:12pt; text-indent:14.2pt; page-break-inside:avoid; line-height:150% } .s7E985A65 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; font-size:1pt } .s7BF69E08 { margin-top:36pt; margin-bottom:0pt; text-align:left; line-height:150% } .s5362FFEB { width:4.87pt; display:inline-block } .s8E1B9F9 { width:203.77pt; display:inline-block } .s2C0F1067 { width:150.3pt; display:inline-block } AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR   Başvuru no. 32030/14 Alper CANPOLAT / Türkiye           Başkan,   Valeriu Griţco,   Yargıçlar,   Stéphanie   Mourou-Vikström,   Georges Ravarani,   ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 7 Şubat 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 22 Nisan 2014 tarihli başvuru ile ilgili olarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda, aşağıdaki kararı vermiştir:     OLAYLAR      Başvuran Alper Canpolat, 1972 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi huzurunda, Ankara Barosuna bağlı Avukat O. Polat tarafından temsil edilmiştir. Davanın kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki şekilde özetlenebilmektedir. Başvuran; bebeği Efe Canpolat’ı, 10 Mart 2010 tarihinde, Gazi Üniversitesi Hastanesinin acil servisinde götürmüştür; zira bebeği, kendi ifadesine göre, anılan tarihte ateşten muzdariptir ve ağlamaktadır. Sağlık personeli; muayeneler gerçekleştirmiş ve enfeksiyon teşhisi koymuş ve başvuranın bir polikliniğe gitmesini tavsiye etmiştir. Başvuran; ertesi gün oğlunun sağlık durumunun iyileşmemesi nedeniyle, oğlunu Ankara’da bulunan Başkent Üniversitesi Hastanesinin ("Başkent Hastanesi") pediatri servisine götürmüştür. Personeli özel hukuka tâbi bulunan özel bir kurum olan Başkent Hastanesinde görev yapan doktor E.B.; bebeği muayene etmiş ve sağ bacağı hareket ettirmede zorluk çektiğini ve kızarıklıkların bulunduğunu tespit etmiştir. E.B.; septik artritten şüphelenerek, ortopedi servisine danışmış ve bebeğin hastanede kalmasına karar vermiştir. Başvuranın oğlunun kalça radyografisinin incelenmesinin ardından; ortopedi servisinde görevli iki doktor tarafından, bebeğin klinik sonuçlarının, septik artrite karşılık gelmediği sonucuna varılmış ve bu açıdan daha kapsamlı muayeneler yapılmasına gerek bulunmadığına karar vermişlerdir. Dokuz gün sonra, 20 Mart 2010 tarihinde, başvuranın oğlunun halen iyileşmemesi nedeniyle sağlık personeli; ilgiliyi manyetik rezonans görüntüleme ("MR") testine tabi tutmuş ve septik artrit teşhisi koymuştur. Doktorlar, bebeği derhâl ameliyat etmişler ve bebeğin sağ femur başını kesmişlerdir. Başvuran ve oğlu, 6 Nisan 2010 tarihinde hastaneden ayrılmışlardır. Başvuran; belirtilmeyen bir tarihte oğlunu, Hacettepe Üniversitesi Hastanesine götürmüş ve oğlu, bu hastanede yeniden ameliyat edilmiş, ardından gözlem altında tutulmuştur. Bebeğe kırk sekiz gün boyunca çeşitli tedaviler uygulanmıştır. Başvuran; oğlunun bacaklarından birinin bundan böyle diğerinden daha kısa kalacak olması ve bu nedenle oğlunda kalıcı bir sakatlığa yol açtıkları gerekçesiyle, Başkent Hastanesinde görevli dört doktor, M.A., S.E.B., R.C.A. ve M.K. hakkında, belirtilmeyen bir tarihte, Ankara Cumhuriyet Savcılığına ("Savcılık") şikâyette bulunmuştur (Yukarıda 4. paragraf). Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu; 8 Şubat 2012 tarihli raporuyla, suçlanan kişiler tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerin, tıbbi kurallara uygun olduğu sonucuna varmıştır. Adli Tıp Kurumu uzmanları tarafından sorgulanan dört doktor; MR için randevu tarihinin 18 Mart 2010 olarak belirlendiğini, ancak anestezi olmaksızın bu tetkikin yapılmasının mümkün olmadığını; oysa bu amaçla muayene tarihinin ancak 20 Mart olarak düzenlenebildiğini belirtmişlerdir (Yukarıda 6. paragraf). İfade veren doktorlara göre, bu süre zarfında, bebeğin genel sağlık durumu düzelmiş ve ateşi normal seviyeye düşmüştür. Doktorlar ayrıca, bebeğin solunum ritminin de normale dönmesini beklemek zorunda kaldıklarını eklemişlerdir. Savcılık, 20 Kasım 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara yapılan itiraz; 8 Mart 2013 tarihinde, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Başvuran, şikâyetlerinin reddedilmesi nedeniyle etkin başvuru hakkının ihlal edildiğinden bahisle, 17 Mayıs 2013 tarihinde, Türk Anayasa Mahkemesine ("Anayasa Mahkemesi") bireysel başvuruda bulunmuştur. Söz konusu bireysel başvuru hakkında, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, 30 Eylül 2013 tarihinde karar veren Anayasa Mahkemesi; başvuranın iddialarının, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin bir uyuşmazlıkla ilgili olmadığı ve yalnızca başkasının suçlanması yönündeki taleplerin; hem Türk Anayasası’nın hükümleriyle, hem de Sözleşme hükümleriyle konu bakımından ( ratione materiae ) bağdaşmadığı gerekçesiyle, başvuranın talebinin reddine karar vermiştir. Bu karar, 14 Kasım 2013 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir. ŞİKÂYETLER Başvuran; Sözleşme’nin 6. ve 13. maddelerini ileri sürerek, etkin bir soruşturmanın ve davanın yürütülmemesinin, etkin başvuru ve adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığından şikâyet etmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME Başvuran; yargı merciilerinin, oğlunun sakatlığından sorumlu tuttuğu Başkent Üniversitesi Hastanesi doktorlarını suçlamayı reddederek, kusurlu davrandıklarını iddia etmektedir. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme (bk., örnek olarak, Söderman/İsveç [BD], no. 5786/08, § 57, AİHM 2013); başvuranın şikâyetinin, kişilerin ruhsal ve fiziksel bütünlüğüne ilişkin konuları kapsayan, Sözleşme’nin 8. maddesinin usul yönü kapsamına girdiği kanısına varmaktadır (bk., örnek olarak, Trocellier/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 75725/01, AİHM 2006–XIV). Tıbbi ihmallere özgü durumlarda; Sözleşme’nin 8. maddesinden doğan etkili bir yargısal sistem oluşturma yönündeki pozitif yükümlülük, her durumda, mutlaka cezai başvuru yolunu gerektirmemektedir. Bu türden bir yükümlülük; örneğin, söz konusu yargısal sistemin ilgililere, belirtilen hekimlerin sorumluluğunun belirlenmesini ve gerektiğinde, uygun hukuki yaptırımların uygulanmasını sağlamak amacıyla; tek başına ya da ceza mahkemelerine başvurma imkânı ile birlikte, hukuk veya idare mahkemelerine ya da disiplin makamlarına başvurma olanağı sunması halinde de yerine getirilebilmektedir ( Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, § 51, AİHM 2002 ‑ I). Başvuranın şikâyetleri ile ilgili olarak ileri sürülen durumun; Efe Canpolat’ın tedavisinden sorumlu olan sağlık personeline atfedilen "tıbbi ihmallerden" ya da kasıtlı bir davranıştan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Somut olayda; davanın temelinde, teşhisin geç konulmasına ilişkin iddialar yer almaktadır. Bu türden bir durum, örnek olarak, sağlık personelleri tarafından yapılan "muhakeme hataları" ya da belirli bir hastanın tedavisi açısından söz konusu personeller arasındaki "koordinasyon eksikliği" çerçevesinde gerçekleşmektedir ( Powell/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 45305/99, AİHM 2000-V, yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 49, Csiki/Romanya , no. 11273/05, §   72, 5 Temmuz 2011, ve Asiye Genç/Türkiye ,   no. 24109/07, 67. paragrafın son cümlesi ( in fine ), 27 Ocak 2015) ve bu konuya ilişkin olarak daha önce Mahkeme; suçlamaya konu edilen sağlık hizmetinin özel sektöre ya da kamu sektörüne bağlı olarak; başvuranlar tarafından, Türk hukukunda izlenmesi gereken yolun, ilke olarak hukuki ve/veya idari nitelikte olduğunu ifade etmiştir ( Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 46156/11, 21 Mayıs 2013, ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 60108/10, 26 Ağustos 2014). Mevcut durumda; maruz kalınan zararların tazmini için, ilgili makamlar tarafından ödenecek "uygun ve yeterli" bir meblağın, bu bağlamda verilen kararla birlikte söz konusu ihlalin açıkça ya da en azından özünde kabul edilmesi koşuluyla, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası ile bağlantılı mağdur sıfatını kaybetmesine yol açacak nitelikte olduğu da dikkate alınarak (Buna ilişkin ilkeler hakkında, bk., Scordino/ İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, §§ 178-192, AİHM 2006 ‑ V, ve Turgut/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 64625/11, §§ 42 ila 45, 30 Ağustos 2016); Başkent Hastanesinin özel bir kurum olması ve doktorlar, M.A., S.E.B., R.C.A. ve M.K.nın özel hukuka tâbi olmaları nedenleriyle; yalnızca hukuki yargı yoluna, ceza mahkemeleri önünde kullanılan başvuru yoluyla birlikte ayrıcalık tanınması gerekmektedir (Yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 51 ve yukarıda anılan Karakoca kararı). Somut olayda, başvuran tek bir hukuk yolunu kullanmıştır: Başvuran, sorumlu oldukları kanaatine vardığı doktorlar hakkında, Ankara Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunmuştur ve yapılan ceza soruşturması sonucunda, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Mevcut davada, başvuranın tazminat talebiyle hukuk mahkemelerine başvurması halinde; hukuk mahkemelerinin, ceza hukuku kapsamına giren unsurlara değil, tıbbi sorumluluğu düzenleyen medeni hukuk ilkelerine dayanma imkânı bulunmaktadır. Somut olayda başvuran; Türk hukukunda kendisine açık bir başvuru yolu olan ve suçlanan doktorların olası sorumluluğunun tespit edilmesini ve gerektiğinde, tazminat elde edilmesini sağlayabilecek bir tazminat davası açma imkânından yararlanmamıştır. Bu bağlamda Mahkeme; dosya kapsamında, bu tür bir davanın başarı sağlayacak makul bir bakış açısı sunmayacağı veya sonuçsuz kalacağı kanaatine varılmasına imkân veren herhangi bir unsurun bulunmadığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla; Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru ve Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar, mevcut davada herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Gerçekten de, başvuranın bu hukuk yolundan yararlanması; başvuranı, somut olayda yeterli bir tazmin yolu olan, tazminat davası açma imkânını kullanmaktan muaf tutmamıştır. İç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle; başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.   Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından 2 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.     Hasan Bakırcı   Valeriu Griţco Yazı işleri Müdür Yardımcısı   Başkan