Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden TSK) ilişiğin kesilmesi işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1995 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında subay sınıfında göreve başlamış; Kara Havacılık Komutanlığında pilot binbaşı olarak görev yapmıştır. Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelen isimsiz bir ihbar mektubunda, başvurucunun aynı lojmanda oturan bir subay eşiyle ilişki yaşadığı ve kadının hamile kaldığı, başvurucunun ve bu kadının eşlerinden boşanarak evlendikleri, başvurucunun eşinden boşanmasına rağmen üç ay daha aynı evde birlikte yaşamaya devam ettikleri, başvurucunun aynı lojmanda oturan bir başka kişinin çocuk bakıcısıyla da ilişkisinin olduğu, bu ilişkiye ait ses kaydı bulunduğu, başvurucunun bu kaydı öğrenmesi üzerine bakıcıyı ve eski eşini darbettiği, konunun Savcılığa intikal ettiği ancak müştekilerin şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle konunun kapandığı iddia edilmiştir. Bunun üzerine başvurucu hakkında idari tahkikat başlatılmıştır. İhbar mektubu başvurucuya bildirilerek başvurucudan savunma yapması istenmiştir. Başvurucu 20/3/2013 tarihli yazılı savunmasında, kulaktan duyma bilgiler ve dedikoduya dayalı olarak mesnetsiz iddialarda bulunulduğunu, iftira atıldığını beyan etmiştir. Evlendiği yeni eşinin daha önce kendisiyle aynı lojmanda oturmadığını, bunun yalan olduğunu, önceki eşinin boşanma tarihinden sonra üç ay daha aynı lojmanda kaldığının doğru olduğunu, çocuklarının velayetini kendisinin aldığını, boşandığı eşinin çocuğunu emzirmesi ve bu arada kendisine yeni bir düzen kurabilmesi amacıyla böyle davrandıklarını belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, komşusunun çocuk bakıcısıyla ilişkisi olduğu iddiasının yalan ve iftira olduğunu, asla böyle bir ilişkisi olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; savunmasında önceki eşiyle geçimsizliğe dayalı olarak karşılıklı anlaşmak suretiyle boşandığını, şimdiki eşinin de aynı şekilde daha önce boşanmış olduğunu, çocuklarının huzursuz bir ortamda yetişmesindense yeni ve mutlu bir aile kurduğunu, olayın tarafları olan önceki eşinin veya yeni evlendiği bayanın eski eşinin herhangi bir şikâyeti, husumeti veya huzursuzluğunun bulunmadığını, özel hayatı konusunda asılsız iftiralara cevap vermek zorunda kalması nedeniyle üzüldüğünü belirtmiştir. Tahkikat sonucunda hazırlanan 25/3/2013 tarihli raporda, başvurucunun ilk eşiyle 1996 yılında evlendiği, 16/12/2010 tarihinde boşandığı, bu evliliğinden boşanma tarihi itibarıyla beş yaşında ve sekiz aylık iki çocuğunun olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun 9/3/2011 tarihinde ikinci eşiyle evlendiği, bu evlilikten bir ay sonra 14/4/2011 tarihinde bir çocuğunun dünyaya geldiği, çocuğun baba isminin başvurucunun ismi olduğu, başvurucunun ikinci eşinin de başvurucuyla evlenmeden önce, 4/11/2010 tarihinde subay olan eşinden boşanmış olduğu ifade edilmiştir. Raporda başvurucunun boşandığı eşinin boşanma tarihinden sonra üç ay daha aynı lojmanda kaldığının doğru olduğu, başvurucunun da bu durumu kabul ettiği, çocuklarının velayetini kendisinin aldığı, boşandığı eşinin çocuğunu emzirmesi ve bu arada kendisine yeni bir düzen kurabilmesi amacıyla böyle davrandıklarını söylediği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra raporda, başvurucu aleyhine komşusunun çocuk bakıcısını ve eski eşini darbettiği isnadıyla Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı ancak müştekilerin şikâyetten vazgeçmeleri nedeniyle 23/11/2011 tarihli karar ile davanın düşürülmesine hükmedildiği belirtilmiştir. Raporda başvurucunun yeni eşiyle evlendiği tarihte eşinin yaklaşık sekiz aylık hamile olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla başvurucuya isnat edilen eylemlerin sabit olduğu kanaati bildirilmiştir. Söz konusu rapor üzerine sıralı sicil üstleri tarafından ahlaki durumu nedeniyle “Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun değildir.” ortak kanaatli sicil belgesi düzenlenerek başvurucu hakkında ayırma işlemi süreci başlatılmıştır. Sonuç olarak 7/8/2013 tarihinde, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun maddesi uyarınca TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmiştir. Başvurucu TSK'dan ayırma kararına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; asılsız isnatların 2010 yılı ile ilgili olduğunu, bu eylemlerden üç yıl sonra ayırma işlemi tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, aynı şekilde imzasız, isim belirtilmeden yapılan ihbarın işleme konulamayacağını belirtmiştir. Başvurucu; eski eşinden boşandıktan sonra bir başka kişiyle evlendiğini, on sekiz yaşından büyük kişilerin rızaya dayalı ilişkilerinin suç oluşturmadığını, özel hayatına ait hususlar nedeniyle en ağır disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ölçülü olmadığını ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu; çok sayıda takdir belgelerinin bulunduğunu, hiçbir disiplin cezası bulunmadığını, çok başarılı çalışmaları olduğunu, özel yaşamına ait unsurların Kurum disiplin ve düzenini tehdit eden bir yönünün bulunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca başvurucu; daha önce istifa dilekçesi verdiğini, bunlar sonuçlandırılmadan ayırma işlemi tesis edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. AYİM, oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM kararında, isimsiz ihbar hâlinde dahi somut isnatlar ve deliller bulunması durumunda inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. AYİM'e göre askerin ahlakı, yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır; asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve özel hayatı da kapsayan yaşam biçiminin büyük önemi vardır. AYİM; başvurucunun evli olduğu dönemde bir subay eşiyle ilişki kurduğu ve bu kişiden çocuk sahibi olduğu, boşanmış olduğu eşiyle bir süre daha aynı lojmanda oturmaya devam ettiği hususlarının gerçek olduğunun anlaşıldığını belirtmiştir. AYİM kararında, TSK'da subay olarak görev yapan ve ileride birçok makamda TSK'yı temsil etme ihtimali bulunan başvurucunun söz konusu davranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketler kapsamında olduğu belirtilmiştir. Kararda başvurucunun eylemlerinin özel hayatın sınırlarını aştığı, kara pilot sınıfının görev yaptığı yerlerin sınırlı olması ve personel sayısının diğer sınıflara göre az olması nedeniyle aynı sınıftan olan personelin bu olayı duyduğu, dolayısıyla eylemlerin aleniyet kazandığı, başvurucunun eyleminin Anayasa Mahkemesinin 2013/1614 sayılı kararında belirtilen eylemlerden çok farklı olduğu, bu durumda başvurucunun kamu hizmetinde istihdam edilmesine devam edilmesinin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği gerekçesine yer verilmiştir. Bunun yanı sıra kararda davacının ilk istifa dilekçesini verdiği tarihten daha önce ayırma işlemi başlatılmış olduğu, dolayısıyla önce ayırma işleminin sonuçlandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif kalan üyenin görüşüne göre bir başka dosyada 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici maddesinin dördüncü fıkrasına karşı Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır. Söz konusu başvuru mevcut davayı etkilemekte olduğundan Anayasa Mahkemesine yapılan itiraz başvurusunun sonucunun bekletici mesele yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra muhalif üye görüşünde, başvurucu hakkındaki ayırma işleminin6413 sayılı Kanun'da öngörülen makamla kurullar tarafından ve belirtilen usuller uygulanarak tesis edilmesi gerektiği, bu hükümlere uyulmadan tesis edilmiş olan işlemin şekil ve usul yönünden hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun söz konusu karara karşı karar düzeltme istemi de reddedilmiştir. Nihai karar 28/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili tarafından 16/12/2014 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır. A. Ulusal Hukuk 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan maddesi, 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun ve maddeleri, 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma” kenar başlıklı ve maddeleri. 211 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.” 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:...(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker...'' 6413 sayılı Kanun'un geçici maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan "... Söz konusu yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar 926 sayılı Kanunun, bu Kanunun 45 inci maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendi ile yürürlükten kaldırılan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesinin 3/7/2014 tarihli ve E.2014/24, K.2014/122 sayılı kararıyla itirazın reddine hükmedilmiştir. 6413 sayılı Kanun'un "Kınama cezasını gerektiren disiplinsizlikler" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:“Meslek etiğine aykırı davranışta bulunmak: Önceden ilan veya tebliğ edilmiş olan mesleki etik davranış kurallarına aykırı şekilde tavır ve davranışlarda bulunmaktır." 6413 sayılı Kanun'un "Hizmete kısmi süreli devam cezasını gerektiren disiplinsizlikler" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi şöyledir:“Uygunsuz davranışlarda bulunmak: Türk Silahlı Kuvvetlerine ve temsil ettiği makam, rütbe veya statünün onur ve vakarına uygun olmayan fiillerde bulunmaktır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin maddesi ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin özel hayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate müdahale ettiğini tespit ettiğinde maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir. Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı olup olmadığı, anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı, demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dudgeon/Birleşik Krallık, B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç No.1, B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59; De Souza Ribeiro/Fransa, B. No: 22689/07, 13/12/2012, § 77).