Başvuru, dostane çözüm kapsamında yapılan ödemenin geri istenmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, dostane çözüm kapsamında yapılan ödemenin geri istenmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/11/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1965 doğumlu olup Kahramanmaraş'ta ikamet etmektedir. Başvurucu, astsubay kıdemli başçavuş unvanı ile emekli olmuştur. Hayvan hırsızlığı suçuna katıldıkları iddiasıyla bazı şüpheliler gözaltına alınarak 9/5/2000 tarihinde Bucak İlçe Jandarma Komutanlığında nezarethaneye konulmuştur. Kolluk görevlilerinin talepleri üzerine Bucak Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheliler hakkındaki gözaltı kararı altı gün uzatılmış ve sonrasında şüpheliler 15/5/2000 tarihinde adliyeye sevk edilmiştir. İfade alan savcılarca bu kişilerin vücutlarında darp ve cebir izleri gözlemlenmiştir. Devlet hastanesi raporlarında şüphelilerin darp ve cebire maruz kaldığı tespit edilmiştir. Tanık jandarma erleri beyanlarında; gözaltındaki şüphelilerin isnat edilen suçlamayı kabul etmeleri için aç ve susuz bırakıldıklarını, dövüldüklerini, soyulup üzerilerine tazyikli su sıkıldığını, şüphelilere küfür ve hakaret edildiğini ifade etmiştir.A. Ceza Yargılaması Başvurucu ve diğer sanıklar hakkında Burdur'un Bucak ilçesindeki jandarma karakolunda görev yaparken hırsızlık nedeniyle gözaltına alınan kişilere işkence ve kötü muamelede bulundukları iddiasıyla 1/6/2001 tarihinde ceza davası açılmıştır. Burdur Ağır Ceza Mahkemesi 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde öngörülen cürümlerini söyletmek ve suç delillerini ortaya çıkarmak amacıyla gözaltındayken işkence etme, zalimane veya gayriinsani muamelelere başvurma suçunun işlendiği sabit olduğundan diğer iki sanıkla birlikte başvurucunun 1 yıl 15 gün hapis ve 10 ay süreyle kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezasıyla üç katılan yönünden ayrı ayrı cezalandırılmalarına 5/2/2013 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Yargıtay Ceza Dairesi tarafından 2/6/2016 tarihinde "kazanılmış hak nedeniyle sanıklar H. ve Mustafa Türkuz hakkında hükmolunan cezaların 2 yıl hapis ve 1 yıl kamu hizmetlerinden mahrumiyet olarak infazına" ibaresinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek onanmıştır.B. AİHM Önündeki Süreç Ceza yargılamasında katılan sıfatıyla yer alan T.Y. ve Y.G. gözaltındayken kötü muameleye tabi tutuldukları, bu iddialarıyla ilgili etkili bir soruşturma yapılmadığı ve kamu görevlileri hakkında yürütülen yargılamanın aşırı uzun sürdüğü iddiasıyla 4/12/2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) bireysel başvuruda bulunmuştur. AİHM başvuruyu 14/6/2011 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine tebliğ etmiştir. Dostane çözüm kapsamında T.Y. ve Y.G. ile Hükûmet arasında imzalanan beyannameler 25/1/2013 ile 11/6/2013 tarihlerinde AİHM'e sunulmuştur. Söz konusu beyannamelere göre tüm iddialarından vazgeçmeleri karşılığında Hükûmet tarafından T.Y. ve Y.G.ye bir miktar para ödeneceği taahhüdünde bulunulmuştur. AİHM 24/9/2013 tarihinde, taraflar arasında varılan dostane çözüme istinaden başvuruyu kayıttan düşürmüştür. AİHM, taraflar arasında dostane çözüme ulaşıldığını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS/Sözleşme) ve ek protokoller ile korunan insan haklarına saygı ilkesi kapsamında başvurunun daha fazla incelenmesi için bir neden görmediğini ifade etmiştir. Hükûmet, dostane çözüm beyannamesinde belirlenen bedeli 27/11/2013 tarihinde T.Y. ve Y.G.ye ödemiştir. Rücu Davası Bakanlık, dostane çözüm kapsamında ödenen bedelin tazmini için ceza yargılamasında mahkûm olan başvurucu ve diğer iki kişi aleyhine 20/10/2014 tarihinde rücu davası açmıştır. Dava dilekçesinde, ceza yargılamasında başvurucu ile diğer davalıların mahkûmiyetine karar verildiği ve yargılamaya konu olay nedeniyle AİHM'e yapılan başvuru sonucunda dostane çözüm kararı gereğince T.Y. ve Y.G.ye tazminat ödendiği belirtilmiştir. Başvurucu, cevap dilekçesinde dostane çözüme dayalı ödemeler için rücu edilemeyeceğini ve ihlalin tespitine ilişkin başvuruyu esastan karara bağlayan bir hükmün bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu hükümlerine tabi olarak görev yaptığından 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun rücuya ilişkin hükümleri ile teselsül hükümlerinin uygulanamayacağını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 21/12/2016 tarihinde davanın kısmen kabulü ile dostane çözüm gereğince ödenen bedelin 1/4'ünün 27/11/2013 tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Mahkeme öncelikle başvurucunun ceza yargılaması sonucu mahkûm edildiğini ve suçun mağdurlarına dostane çözüm kapsamında ödeme yapıldığını tespit etmiştir. Mahkeme, davalıların kusur oranlarını belirlemek için bilirkişi raporu almıştır. Bilirkişi raporunda; kamu görevine aykırı davranarak bireysel başvuruya sebebiyet vermeleri nedeniyle 3/4 oranında davalıların, buna karşı makul sürede yargılama yapılmaması ve etkin iç hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle 1/4 oranında Bakanlığın ödemeden sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme, her bir davalının kendi aralarında eşit oranda kusurlu olduğunu ve dava konusu bedelin 3/4'ünün karşılığı olan tutarın eşit oranda davalılardan tahsil edilmesi gerektiğini belirterek başvurucunun 657 sayılı Kanun'un rücu hükümlerinin kendisine uygulanamayacağı ve dostane çözüm kapsamında yapılan ödeme için rücu edilemeyeceğine yönelik itirazlarını reddetmiştir. Davacı Bakanlık ve davalı başvurucu tarafından karara karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. Başvurucu dilekçesinde, bir ihlal araştırması yapılmadan veya bir ihlal kararı verilmeden dostane çözüme dayalı ödeme için kendisine rücu edilemeyeceğini ileri sürmüş; ayrıca kusurun tespitinin hâkimin takdir ve yetki alanına girmesine rağmen bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulduğunu belirtmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (İstinaf Mahkemesi) 6/10/2017 tarihinde başvurucunun istinaf başvurusunun esastan reddine, vekâlet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile kararın bu yönden düzeltilmesine karar vermiştir. İstinaf Mahkemesi, rücuen tazminat olarak nitelediği davanın hukuki dayanağını Anayasa'nın maddesinin beşinci fıkrası, 657 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası ve 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun , ve maddeleri olarak göstermiştir. İstinaf Mahkemesi; Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/1/2013 tarihli ve E.2012/12054, K.2013/457 sayılı kararına atıfta bulunarak dostane çözüm yoluyla bireysel başvurunun kayıttan düşürülme kararının kesinleşmiş bir mahkeme kararı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve bu ilam uyarınca yapılan ödeme için 6098 sayılı Kanun'un maddesi gereğince rücu edilebileceğini belirtmiştir. İstinaf Mahkemesi sonuç olarak idarenin kamu görevlisi olan başvurucunun kusuru ile doğan zarar dolayısıyla ödemek zorunda kaldığı tazminatı rücu hakkı olduğunu ifade etmiştir. Nihai karar 24/11/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 29/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Mevzuat Hükümleri 657 sayılı Kanun'un "Kişisel sorumluluk ve zarar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Devlet memurları, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar.Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedeli üzerinden ödenmesi esastır.Zararların ödettirilmesinde bu konudaki genel hükümler uygulanır. Ancak fiilin meydana geldiği tarihte en alt derecenin birinci kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısını geçmeyen zararlar, kabul etmesi halinde disiplin amiri veya yetkili disiplin kurulu kararına göre ilgili memurca ödenir." 657 sayılı Kanun'un "Kişilerin uğradıkları zararlar" kenar başlıklı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:"Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.İşkence ya da zalimane, gayri insani veya haysiyet kırıcı muamele suçları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlar sonucunda Devletçe ödenen tazminatlardan dolayı sorumlu personele rücu edilmesi hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır." 6098 sayılı Kanun'un "Dış ilişkide" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır." 6098 sayılı Kanun'un "İç ilişkide" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur." 6098 sayılı Kanun'un "Rücu isteminde" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. " 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılamanın iadesi sebepleri" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un maddesiyle değişik (i) bendi şöyledir:"Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi."B. Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/11/2013 tarihli ve E.2013/8885, K.2013/16983 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Dava, yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkin olup yerel mahkemece davanın reddi üzerine dairemizce bozulmuş, bozma kararının düzeltilmesini davalı ... istemiştir.Davacı, davalı ... tarafından yerel mahkemenin 2000/242 Esas sayılı dosyası ile açılan tazminat davasında kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminata mahkum edildiğini, kararın kesinleşmesinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruda bulunduğunu ve başvurunun dostane çözümle neticelendiğini belirterek HMK. 375/i (HUMK. 445/11) maddesine dayanarak yargılamanın yenilenmesini istemiştir.Yerel mahkemece, yasada belirtilen yargılamanın yenilenmesi şartlarının somut olayda yer almadığı, daha önce verilen tazminat kararının İnsan Hakları ve Temel Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ve eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin AİHM.'nin kesinleşmiş kararı ile tespit edilmiş olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiş, karar dairemizce bozulmuştur. Dairemiz, HMK. 375/i maddesinin lafzı ile değil amaçsal yorum yöntemiyle yorumlanması gerekip böyle yorum sonucunda dostane çözüm ile davanın AİHM.'ce kayıttan düşürülmesine ilişkin kararın, "ihlalin AİHM.'nin kesinleşmiş kararı ile tespit edilmiş olması" ile aynı anlama geldiğini kabulle somut olayda yargılamanın yenilenmesine ilişkin şartın gerçekleştiğini belirterek işin esasını incelemek üzere kararı bozmuştur.Dostane Çözüm, AİHS.'nin maddesi ile düzenlenmiş olan, başvurunun esası hakkında karar verilmeden önce, sırf o başvuruyu ortadan kaldırma amacı güden ve tarafları uzlaştırarak davanın sonuçlandırılmasını sağlayan yasal bir prosedürdür. Taraflar, somut başvuruya ilişkin olarak tazminat ödenmesi, cezada indirim yapılması, yasal düzenleme yapılması gibi bir takım dostça çözümler üzerinde anlaşırlarsa, mahkeme ulaşılan anlaşma ve çözümün AİHS. ve bağl ıprotokollerde tanımlanan insan haklarına saygı esasına dayanan bir çözüm olduğunu, başvurunun incelenmesine devamda yarar görülmediğini tespit ederek davanın kayıttan düşürülmesine karar verir. Yukarıda anlatıldığı üzere, AİHM.'ce başvurunun esasının incelenmesine geçilmediği için aleyhine başvuru yapılan hükümetin AİHS.'ni ihlal edip etmediği hususu incelenmemektedir. Bu nedenle de dostane çözüme ilişkin varılan sonuçların sözleşmenin ihlalinin varlığı anlamına gelmediği açıktır. Kaldı ki, burada hükümetlerin kabul ettiği tazminatlar bir ihlalin karşılığı olmadığı gibi, başvurucular da kabul ettikleri dostça çözüm gereği hükümetler aleyhindeki iddialardan vazgeçtiklerinden, ihlalin var olup olmadığını araştırmaya imkan da yoktur.Usul Kanunu'muzda, AİHM.'ce verilen bir kararın yargılamanın yenilenmesine esas alınabilmesi için, bu kararda AİHS.'nin ihlal edildiğinin belirlenmesi ve kararın kesinleşmesi gereklidir. Somut olayda davanın dostane çözümle sonuçlandığı gözetildiğinde verilmiş ve kesinleşmiş bir ihlal kararından söz edilemez. Yargılamanın yenilenmesi için HMK. 375/i maddesinde aranan şartların somut olayda bulunmadığı anlaşılmakla yerel mahkemece davanın reddine ilişkin karar doğru olup onamayı gerektirir ise de, karar bozulmuş bulunduğundan davalının karar düzeltme istemi HUMK.'nun 440- maddeleri uyarınca kabul edilmeli, bozma kararı kaldırılmalı ve karar gösterilen nedenlerle onanmalıdır."