T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2025/1958 KARAR NO: 2026/623 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 14/06/2023 NUMARASI: 2021/138 E - 2023/504 K DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİHİ: 03/03/2026 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde ya…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2025/1958 KARAR NO: 2026/623 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 14/06/2023 NUMARASI: 2021/138 E - 2023/504 K DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİHİ: 03/03/2026 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ...... Noterliği'nde .....03.2015 tarih ...... yevmiye numarası ile düzenlenen Taşınmaz Vaadi ve Arsa Payı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi uyarınca; müvekkilinin, İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mah. ... Ada, ... nolu parselde, mülkiyeti davalı şirkete ait olan arsa üzerinde daire ve dükkanlardan müteşekkil bina ve sosyal alanların, peyzaj düzenlemesi vb. tüm işlerin anahtar teslim esasına göre yapıp teslimini üstlendiğini,Anılı sözleşme uyarınca davacının tüm edimlerini yerine getirdiğini, ancak davalı tarafın sözleşme ile üstlendiği bir kısım edimlerini yerine getirmediğini, bunlarla ilgili olarak açılan davaların halen derdest olduğunu,Davalı şirketin sözleşmeyi yanlış yorumlamasına bağlı olarak yapılan iş ile ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'nca yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 06.12.2020 tarih ... sayılı Vergi İnceleme Raporunda" taraflar arasında imzalanan sözleşmenin niteliğinin "Hasılat Paylaşımı Usulüne Tabi Arsa Payı Karşılığı İnşaat İşi" kapsamında düzenlenmiş sözleşme olduğu, sözleşme gereği inşa edilen konut ve iş yerlerinin üçüncü kişilere satışlarına ilişkin faturaların müvekkili şirket tarafından düzenlenmesi, ortak havuzda toplanan satış hasılatının söz konusu sözleşme uyarınca % 48'inin arsa sahibi (davalı) şirkete, % 52'sinin de yüklenici (müvekkili) şirkete ait olması , sonrasında ise arsa sahibi (davalı) şirketin kendi payına düşen % 48 hissesi için, yüklenici (müvekkili) şirkete arsa payı faturası düzenlemesi gerektiği"nden bahisle davacı adına usulsüzlük cezası kesildiğini,Söz konusu rapor sonrası müvekkili şirket kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde, davalı tarafça müvekkilinin haksız bir şekilde borçlandırıldığının tespiti üzerine davacı tarafça Kadıköy .... Noterliği'nin 28.12.2020 gün...... yevmiye nolu ihtarnamesi ile "davalı şirketten, dava konusu alacak kalemlerinin de içinde bulunduğu bu alacakların müvekkil şirkete 7(yedi) gün içinde ödenmesi"nin talep edildiğini,Davalı şirketin kendisine gönderilen ihtara rağmen ödeme yapmadığı gibi ihtara karşı ... ..... Noterliği'nden keşide ettiği 11.01.2021 gün ..... Yevmiye numaralı ihtarnamede "herhangi bir borcunun bulunmadığı" yönünde beyanda bulunduğunu,İhtarnameden sonuç alınamaması üzerine bu kez, müvekkiline iadesi gerekirken mevzuata aykırı bir şekilde davalı şirkete ödenen KDV iadesinden kaynaklı müvekkilde oluşan zarar toplamı olan 33.000.000 TL ile yürürlükteki mevzuata ve teftiş raporuna aykırı bir şekilde müvekkile yüksek orandan hesaplattırılan ve bu nedenle müvekkilin fazladan ödemek zorunda kaldığı KDV toplamı 13.595.021 TL alacak kalemlerinin tahsili için İstanbul Anadolu ...... İcra Müdürlüğünün ....... Esas sayılı dosyası üzerinden davalı şirket aleyhine icra takibi başlattıklarını,Davalı şirket tarafından icra takibine itiraz edildiğinden takibin durduğunu, Dava öncesi yapılan arabuluculuk müracaatından da herhangi bir sonuç alınamadığını, buna dair tutanağın ekte sunulduğunu beyanla; Öncelikle, muaccel hale gelmiş alacak miktarının yüksek olması nedeniyle mevcut mal varlıklarını elden çıkarmaları yönünde kuvvetli ihtimal bulunan davalıya ait taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına teminatsız veya uygun bir teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına, Yargılama sonunda; davalı/borçlunun icra takibine karşı yapmış olduğu haksız ve kötü niyetli itirazının şimdilik 13.647.000,00 TL yönünden iptaline, Borçlu aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılara yükletil- mesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davacı tarafın Kadıköy ... Noterliği'nin 28.12.2020 tarih ve... yevmiye numaralı ihtarnamesine konu alacak talebini ... ....... Noterliği'nden keşide ettikleri 11.01.2021 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarname ile reddettiklerini ve bu alacağa dayalı haksız takibe itiraz ettiklerini,Taraflar arasında akdedilen Emanet Usulü İnşaat Yapımı Taahhüt Sözleşmesi'nin "Sözleşmenin Konusu" başlıklı 2. Maddesinin; "İşverenin maliki bulunduğu tapunun İstanbul ili,..... ilçesi, ..... Mahallesi, ... Ada, . nolu parselinde kain 51.156,02 m2 alanlı arsa üzerinde işverenin uygun göreceği proje uyarınca tüm giderleri yüklenici tarafından karşılanmak üzere tarafların mutabakatına uygun olarak hazırlanacak projesindeki daire ve dükkanlardan müteşekkil bina ve tüm sosyal alanlarının, donatı alanlarının, peyzaj düzenlemesi v.b. tüm ameliyelerin anahtar teslim esasına göre Teknik Şartnamede belirtilen vasıflara uygun olarak emanet usulü ile imalatını içermektedir. Yüklenici öngörüsüne göre; parsel üzerinde yapılacak inşaatın satılabilir brüt alanı 75.000 m2 civarındadır.Bu baptan olmak üzere sözleşme eki Teknik Şartname doğrultusunda aşağıdaki iş ve işlemler yüklenici tarafından yapılacaktır. Buna göre; - Parsellerin tevhidinin yapılması, gerekli jeoteknik etüd raporu, plan ve projelerin hazırlanması, ilgili belediye ve idarelerden onaylarının ve her türlü ruhsatlarının alınması ile onaylı projelerine göre bağımsız bölümler, sosyal donatı yapıları ile açık ve kapalı otopark inşaatlarının; arsa içi ve dışı her türlü teknik alt yapısı, çevre tanzimi ve peyzaj işlerinin yapılması,- Satılacak konutların inşaat ruhsatlarının alınması,- Şantiye tesislerinin kurulması,- İnşaata fiilen başlanması,- Kat İrtifaklarının İŞVEREN adına kurulması,- İskân ruhsatlarının ve Kat Mülkiyeti tapularının alınması, - Konutların alıcılarına teslimi aşamasına getirilmesi,- Tanıtım ve satış organizasyonunun tamamlanması,- Tanıtım dokümanlarının hazırlanması." düzenlemesini içerdiğini,Sözleşmenin konusundan da anlaşılacağı üzere işbu sözleşme ile özetle; Davacı firmanın; müvekkil firmaya ait arsa üzerine işbu sözleşmenin imzalanmasından sonra başlayacak ve yapılacak binaların anahtar teslimi olarak alıcılarına teslimine kadar geçecek süreç- teki tüm ameliyeleri yerine getirerek teslimini ve buna karşılık ta bağımsız bölümün satışını müteakip sözleşmede belirlenen bedeli almayı, Müvekkili firmanın ise; sözleşmeye konu taşınmazı davacı firmaya teslimle, satışı gerçekleşecek bağımsız bölümlere ilişkin sözleşme ile belirlenen bedeli davacı firmaya ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, "İnşa Edilen Dairelerin Satılması, Yüklenici Payının Tutarı ve Ödemesi" başlıklı 8. md:8.1. Sözleşme konusu inşaat kapsamında bulunan dairelerin satılması esas olarak İşveren’in sorumluluğundadır. Ancak yükleniciye daire satışlarına bağlı olarak ödeme yapılacağından, dairelerin pazarlanması ve satışları konusunda işveren ile birlikte hareket etmek, azami gayreti göstermek zorundadır.8.2. Yüklenici, inşaat için gerekli olan her türlü malzeme ve ekipmanı kendi imkânları ile tedarik ederek ve işçi çalıştırarak inşaat yapımını sürdürecek olup malzeme ve işçilik giderleri karşılığında satış bedelinin % 52’sine (KDV dâhil) isabet eden miktarını işveren adına fatura edecektir. Bu şekilde oluşan bedel yükleniciye fatura karşılığı nakden ödenecektir:Yüklenici hak ediş bedelleri daireler satıldıkça ve yapılacak tahsilâtlardan ödenecek olup, ödenecek tutarlar üzerinden işveren tarafından % 3 oranında Gelir Vergisi kesintisi yapılacaktır. 8.3. Yüklenici, satışların yetersiz olduğunu ileri sürerek inşaatı durduramaz, kendi kaynakları ile işi kesintisiz olarak devam ettirmek zorundadır." düzenlemesini içerdiğini,Bu madde kapsamında davacı tarafa sözleşmenin 2. Maddesinde ifade edilen her türlü ameliyenin karşılığı olarak "malzeme ve işçilik giderleri" üzerinden kesilecek faturaya ait KDV oranının da % 18 olduğu gözetilerek KDV dahil olmak kaydı ile satış bedelinin % 52'si oranında pay verile- ceğinin kararlaştırıldığını, yani davacı firma müvekkilim firmaya ait arsa üzerinde projesinin oluştu- rulup yapılacak inşaattaki bağımsız bölümlerin inşasından, satışı ve iskanının alınarak teslimine kadar tüm ameliyeleri karşılığında bağımsız bölümün satış bedeli üzerinden % 52’si ( % 44,0677 Mal ve hizmet bedeli + % 18 KDV olmak üzere KDV dahil % 52) karşılığında yapmayı taahhüt ettiğini, müvekkili firmanın da buna karşılık KDV dahil % 52’ye isabet eden bedeli bağımsız bölümün satışı ve tahsilatının yapılmasını müteakip davacı firmaya ödemeyi üstlendiğini, Davacı vekilleri tarafından "her ne kadar davacının tüm edimlerini yerine getirmiş olmasına karşın davalı firma tarafından sözleşme ile üstlenilen bir kısım edimlerin yerine getirilmediği" ileri sürülmüş ise de, bu beyanın gerçek durumu yansıtmadığını,Her ne kadar 2018 yılı sonunda geçici kabul tutanağı düzenlenmiş ise de, inşaatın tamamlanmadığını, daha yapılacak işler olduğu için kesin kabul tutanağı düzenlenmediğini, eksik işlerin tamamlanmadığını, iskân hala alınmadığını, sözleşmeye uygun teslimin gerçekleştirilmediğini,Davacının delillerinin kendilerine tebliğ edilmediğini, davacaya dayanak vergi inceleme raporunun de dosyada bulunmadığını , davacının davasını dayandırdığı görüşün müfettişin kişisel görüşü olup, taraflar açısından geçerliliği ve bağlayıcılığı olmadığını, sözleşme serbestisi prensibi gereğince tarafların ortak iradeleri ile düzenlenen ve sözleşme serbestisi prensiplerine uygun bir sözleşmeye müdahale etme ve dolayısıyla sözleşmenin vasfını değiştirme yetkisinin de bulunmadığını, Kaldı ki adı geçen vergi müfettişinin yüklenici firmanın hesaplarını sadece stopaj gelir vergisi iadesi yönünden sınırlı olarak incelediğini ,yani tam bir inceleme de yapmadığını,Her ne kadar davacı tarafça taraflar arasında akdedilen sözleşmenin vasfının “Hasılat Paylaşımı Usulüne Tabi Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” olduğu ifade edilmekte ise de, bu tespite katılmanın mümkün olmadığını,Diğer yandan taraflar arasındaki sözleşmenin 2015 yılında imzalandığını, sözleşmenin tüm maddeleri üzerinde mutabık kalındığını, sözleşmenin kurulması aşamasından müvekkile 2020 yılı Aralık ayında keşide edilen ihtarnameye kadar geçen 5 yıllık süreç içerisinde tarafların defalarca bir araya geldiğini hiçbir zaman KDV konusu veya faturalamaya yönelik uygulama konusu hakkında sözleşmedeki düzenlemeden farklı bir görüş yahut talep dile getirilmediğini, Noterlik tarafından sehven “Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" yazılmış ise de aslında "Emanet Usulü İnşaat Yapımı Taahhüt Sözleşmesi" imzalandığını, yapılan inşaatın bedelinin elde edilecek satış gelirinin belli bir yüzdesi olarak belirlenmesi yönüyle de gelir paylaşımını içerdiği bu manadan olmak üzere akdedilen sözleşmenin sözleşme serbestisine ilişkin prensipler kapsamında hazırlandığı gibi emredici hükümlere hiçbir şekilde aykırılık içermediğinin sözleşme metninden anlaşıldığını, neticede akdedilen sözleşme ile müvekkil firma tarafından davacı firmaya ne bir taşınmaz satış vaadinde ne de inşaat ameliyeleri karşılığında arsa payının devredilmesi taahhüdünde bulunulduğunu, tam tersine taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı ticari ilişki son bağımsız bölümün satışına kadar süregelecek bir ilişki olduğunu,Davacı tarafça, Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı Vergi Müfettişi ......... tarafından yapılan inceleme sonucunda düzenlenen ....12. 2020 tarih ve ..... sayılı Vergi Tekniği Raporu ile sözleşmenin vasfının “Hasılat Paylaşımı Usulüne Tabi Arsa Payı Karşılığı İnşaat İşi” olduğu yönünde ortaya konulan iddianın kabulünün mümkün olmadığını,Taraflar arasındaki sözleşmeyi yeterince okuyup anlamadan ve önemlisi sözleşme serbestisi ilkesini bilmeksizin, neticede taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiyi tam olarak kavramayan vergi denetmeni tarafından hazırlanmış vergi inceleme raporunda sözleşmenin vasfının “Hasılat Paylaşımı Usulüne Tabi Arsa Payı Karşılığı İnşaat İşi” olduğu savına dayanarak açılan işbu davanın haksız ve dayanaksız olduğunu beyanla davacının davasının reddini savunmuştur.İlk Derece Mahkemesi'nce: "DAVANIN REDDİNE" karar verilmiştir.İstinaf Başvurusu: Hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde: Taraflar arasında akdedilen sözleşme Anayasa m.48 ve TBK m.26 uyarınca sözleşme serbestisi kapsamında ele alınsa dahi, sözleşmelerin içeriğinde yer alan sorumluluk, mükellefiyet ya da mükellef/sorumluya özgülenmiş bir vergisel ödevin başkasına devredilemeyeceğini, Vergi Denetim Kurulu bünyesinde görevli vergi müfettişlerinin vergi incelemesini VUK`un muhtelif hükümleri ve Yönetmelik gibi diğer mevzuat hükümleri uyarınca tam ve eksiksiz yapmak zorunda olduğunu, VUK m.140/5 uyarınca vergi incelemesi yapanların vergi kanunları ile ilgili sirkülere aykırı vergi inceleme raporu düzenleyemeyecekleri ve ....Şirketi hakkında düzenlenen 06.12.2020 tarih ve ..., 24.03.2021 tarih ve .......... 02.07.2021 tarih ... sayılı Vergi inceleme Raporlarının özellikle KDV 60 nolu Sirküler ve diğer mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmeden düzenlendiğinin görüldüğünü, söz konusu raporu düzenleyen inceleme elemanının yasal mevzuat çerçevesinde kaldığını, görevlendirme sahası içinde tüm yönleri ile incelemeyi tamamlayıp ilgili cezalı tarhiyatları önerdiğini, Taraflar arasında düzenlenen Sözleşme dolayısıyla ....... A.Ş. tarafından faturaların düzenlenmesi dolayısıyla söz konusu sözleşmenin yapılan işin muhteviyatı gereği hasılat paylaşımı usulüne tabi arsa payı karşılığı inşaat işi olduğu, yapılan işin yıllara sari taahhüt işi olmadığı, anılan işle ilgili belge düzeninin ....... No.lu KDV sirkülerinde yukarıda yer verilen ifadeler doğrultusunda bağımsız birimlerin üçüncü şahıslara satışında, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihte sadece müteahhit tarafından üçüncü şahıslara fatura düzenlenmesi ve faturada gösterilen toplam bedel üzerinden bağımsız birimin niteliğine göre %I veya %18 oranında KDV hesaplanarak beyan edilmesinin gerektiği, %1 olarak yapılan satışlar nedeni ile yüklenilip indirime konu edilemeyen katma değer vergisinin KDV Kanunu'nun 29'uncu maddesi ve 1 Seri No.lu KDV Uygulama Genel Tebliğinin IV. KDV ladesinde Ortak Hususlar başlıklı bölümünde yer alan hükümler doğrultusunda bağımsız birimlerin üçünü şahıslara satışında müteahhit tarafından fatura kesilmesi ve yüklenilen KDV`nin de müteahhit firma tarafından alınması gerektiğini,Dava konusu olayda ise tam olarak bunun tersinin yapıldığını,dairelerin satış faturalarının arsa sahibi firma tarafından düzenlendiğini, müteahhit firmanın arsa sahibine düzenlemiş olduğu ve vergi müfettişi raporuyla yok sayılan hakediş faturalarındaki KDV`nin ise arsa sahibi firma tarafından indirim konusu yapıldığı, daire satış faturalarının müteahhit firma tarafından düzenlenmesi gerektiği görüşüyle müteahhit firmanın tüm dönem KDV beyanlarının düzeltildiği ve gerekli cezalı tarhiyatların yapıldığı, Müfettiş raporuyla düzeltilen beyanlar sonrasında müteahhit firmanın KDV Kanunu m.29/2'deki sürelerin geçmiş olması nedeniyle bağlı bulunduğu vergi dairesinden KDV iadelerini almasının kanunen imkansız hale geldiği, söz konusu işin baştan yanlış kurgulanmasının, faturalaşma ve belge düzeninin yanlış yapılmasının ve müteahhit firmanın KDV iade hakkının ortadan kaldırılmasının en büyük nedeninin ise, taraflar arasındaki sözleşme ve arsa sahibinin farklı yerlere verilmiş emsal özelgelerle müteahhit firmayı doğru olmayan bir sisteme yönlendirdiği, bu sürecin müteahhit firmanın hak edişlerinden kesilen stopajların iadesini istediği tarihe kadar devam ettiği arsa sahibi firmanın İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığına başvurarak, bu sistemi savunarak özelge talebinde bulunduğu, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nin cevap yazısında, tam aksi yönde yapılan işlemin yıllara sari inşaat işi olmadığını belirttiği, müteahhit firmanın KDV iade hakkının ise arsa sahibi firmanın konuyla doğrudan ilgili olmayan özelgelerle yanlış yönlendirmesi nedeniyle ortadan kalktığını, kaldı ki sözleşmenin tarafı ve elinde tapu ferağ yetkisi olan üstün güç davalı şirket olduğundan yapılan satışlar doğrultusunda hasılat paylaşımından uhdesine düşen kısmı alabilmek için müvekkili firmanın davalının taleplerine uymak zorunda kaldığını,Bu nedenle müteahhit firmanın kanunen alınması imkansız hale gelen ve kanunen almaması gerekirken KDV iadesinin davalı tarafından alınarak kendileri açısından haksız zenginleşmeye sebebiyet verilen KDV iade tutarının ve müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı haksız cezaların arsa sahibi şirket tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, hal böyle ikan mahkemece red kararı verildiğini beyanla kararın kaldırılmasını istemiştir. İstinaf sebepleri ve 6100 sayılı HMK'nun 355 md. ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;Dava, İİK 67 maddesine dayalı itirazın iptale talebine ilişkindir. İstanbul Ana...... İcra Müd. ....... E sayılı dosyasının tetkikinde; davacı alacaklı tarafından, davalı borçlu aleyhine 12.01.2021 tarihinde, fazla hesaplattırılan KDV'ye ilişkin 13.595.021,93 TL ve KDV iadesi kaybından kaynaklanan 33.000.000 TL olmak üzere toplam 46.595.021,93 TL alacağın tahsilinin talep edildiği, ödeme emrini 19.01.2021 tarihinde tebellüğ eden borçlunun 20.01.2021 tarihli dilekçesi ile" borca, faize, fer'ilerine" itiraz ettiği, davacının eldeki dava ile takip konusu borcun şimdilik fazla hesaplattırılan KDV ile ilgili 13.647.000 TL'si yönünden itirazın iptali talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı, ... ..... Noterliği'nin..... yevmiye nolu Taşınmaz Vaadi ve Arsa Payı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi akdedildiğini,sözleşmeden kaynaklanan edimini yerine getirdiğini, ancak vergi incelemesi sonucu düzenlenen 16.12.2020 tarihli raporda " taşınmazların üçüncü kişilere satışına iliş- kin faturaların davacı tarafça düzenlenmesi gerektiği, satış hasılatının % 48'inin arsa sahibine , % 52'sinin davacıya ait olması gerektiği, davalının kendi payına düşen %48 için arsa payı faturası kesmesi gerektiğini, ancak kesmediği"nin tespit edildiğini, davalının bu eylemleri nedeniyle usulsüzlük cezası kesildiğini, KDV iadesinden kaynaklı 33.000.000 TL ve fazladan ödenen 13.595.000 TL zararın mevcut olduğunu, fazla ödenen 13.595,021 TL KDV tutarının davalıdan tahsili için icra takibi başlattıklarını, ancak borçlunun haksız itirazı nedeniyle takibin durduğundan bahisle itirazın iptalini istemiştir. Davalı ise, sözleşmenin başlığı Taşınmaz Satış Vaadi Ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi şeklinde olsa da, içeriği ve hükümlerine göre gerçekte Emanet Usulü İnşaat Yapım Sözleşmesi olduğunu, ayrıca davacının İst. Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2020/27 E sayılı davayı ikame ederek bu sözleşme kapsamında satış bedellerinin vadesinde ödenmediğinden bahisle maddi tazminat talebinde bulunduğunu beyanla davaların birleştirilmesini, yargılama sonunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalının birleştirilmesini talep ettiği İst. Anadolu 7. ATM 'nin 2020/7 E sayılı dosyası mahkemece celp edilmiş, tetkikinde; iş bu davaya da konu sözleşmeye kapsamında daire satışları ile ilgili maddi tazminat talebinden kaynaklandığı ve derdest olduğu, tarafları aynı olmasına rağmen konu- sunun ve talebin farklı olduğu , davalar arasında bağlantı olmadığı gerekçesi ile birleştirme talebinin red edildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlığa esas olan taraflar arasında 20.03.2015 tarihinde ... ... Noterliği'nde “Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” ile, tüm giderleri davacı tarafından karşılanmak üzere , davalı tarafından arsa sahibine ait arsa üzerin inşaat yapıp teslim etmeyi üstlendiği, satış gelirinin % 52'sinin davacıya, % 48'inin davalıya ait olmasının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemece halli gereken husus, davacının geçirdiği vergi incelemesi sonucu tahakkuk olunan usulsüzlük cezası ve ödemek zorunda kaldığı KDV'nin davalıya yansılıtıp yansıtılamayacağı noktasında toplanmaktadır. 1.)Davalı tarafça dosyaya sunulan ,Marmara Ü. Hukuk Fakültesi Medeni hukuk ABD öğretim üyesi Prof Dr. ....... ile Yeditepe Ü. Hukuk Fakültesi Vergi Hukuku ABD öğretim üyesi Prof Dr. ......... tarafından hazırlanan 02.02.2022 tarihli hukuki mütalaada; Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle taraflar arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin tespit edilmesinin gerektiği, Sözleşmelerin hukuki niteliğinin tespiti meselesinin sözleşme hukukunun prensipleri ışığında gerçekleştirilmesi gerektiği, sözleşme hukukunun prensiplerinin ise sözleşme adaletinin inşa edilmesi doğrultusunda yapılandırıldığı, sözleşme adaleti kavramının ise ilke olarak “sözleşme tarafların hukukudur” anlayışına göre temellendiği, Bir sözleşmenin hukuki niteliğini tespit etmede kavramsal sınıflandırma yöntemi ve tipe dayalı sınıflandırma yöntemi olmak üzere iki yöntemin bilindiği, ancak sözleşme adaletini inşa etme düşüncesi nazara alınınca tercihin tipe dayalı sınıflandırma yöntemi yönünde kullanılması gerektiğinin kabul edildiği, Tipe dayalı sınıflandırma yöntemine göre inceleme yapılırken tipik olmayan sözleşmeler karşısında dikkatli olunması gerektiği, kolaycılığa kaçılarak bilinen tiplere benzetme eğilimine kapılınmaması gerektiği, vergi inceleme müfettişinin sözleşmeyi arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi zannettiği ve buna göre vergilendirme işlemi uyguladığı, halbuki sözleşmenin gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi olduğu, Gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinin tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden biri olduğu, kanunda düzenlenmediği, atipik bir sözleşme olarak değerlendirildiği, uygulamadaki ihtiyaçlar sonrasında hukuk düzenimizde ortaya çıkıp geliştiği, doktrin ve uygulama tarafından isimsiz karma sözleşmelerden biri olarak değerlendirildiği, bu sözleşme ile amaçlananın esasen salt iş sahibinin arsasında bir inşaat meydana getirilmesi değil, meydana getirilen bağımsız bölümlerin satılmasıyla gelir elde edilmesi ve bunun sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde paylaşılması olduğu, Uygulamada büyük ölçekli inşaat sözleşmelerinin değişik sebepler yüzünden, örneğin ekonomik durgunluk, zamanlamada ya da yer seçiminde hata edilmesi, projenin/yapının beğenilmemesi veya ihtiyaçlara cevap vermemesi sebebiyle başarısızlığa uğrama riskinin bulunduğu, kamu kurumları ve iştirakleri tarafından inşaat bedeli ödenmek suretiyle yaptırılan inşaatlarda gerçek maliyetinden çok daha yüksek bedeller ödenmesi, bedel konusunda veya ödenmesi hususunda taraflar arasında uyuşmazlık çıkması ve işin sürüncemede kalması veya inşaat kalitesinin istenenden düşük olması gibi olumsuz durumlarla karşılaşıldığı, gelir paylaşımlı inşaat söz-leşmesinin arsa sahibi bakımından meydana gelen tüm bu riskleri en aza indiren bir yöntem olarak değerlen- dirildiği, bu risklerle karşılaşanların gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi yapmayı tercih ettiği,Sözleşmeler hukukunda sözleşme özgürlüğü ilkesinin benimsendiği, bunun sonucunda gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinin sadece bir sözleşme türü oluşturmayıp bu alanda bir üst kavramı teşkil ettiği, bu üst kavramın içerisinde tarafların ihtiyaçlarına göre edim ve karşı edim dengesinin farklı şekilde inşa edildiği gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi çeşitlerinin yapılandırılabildiği,Taraflar arasındaki gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinde yükleniciye satış sözleşmesinin tarafı olma yetkisinin verilmediğinin görüldüğü, yüklenicinin inşaatı yapma ve pazarlama faaliyetlerini yürütme borçlarının bulunduğu, satış sözleşmesinin tarafı olma konumunun arsa sahibine ait olduğu, arsa sahibinin böylelikle kendisini yüklenicinin üçüncü kişilere yönelik afaki taahhütlerine ve bu taahhütlerden kaynaklanacak sorumluluklara karşı koruduğu,Yine arsa sahibinin taşınmazın mülkiyetini yükleniciye devretmediği ve devretmeyi de borçlanmadığı, sadece gelir elde edilmesi halinde gelirden KDV dahil % 52 oranında pay vermeyi borçlandığı, üçüncü kişilere satışın arsa sahibi tarafından yapılacağının hükme bağlandığı,Bu yüzden sözleşmenin niteliğini tespit etmede noterlik işlemi sırasında yazılmış olan başlığı esas alan vergi inceleme raporundaki tespitlerin isabetsiz olduğu, TBK.m.19 gereğince sözleşmenin içeriğine ve tarafların ortak amacına bakılması gerektiği, vergi inceleme raporunda yer alan hukuka aykırı bu nitelendirme ve bu nitelendirmeye eşlik eden değerlendirmelere binaen kesilen cezalar için idari yargı yolunun işletilmesi gerektiği, bunun yerine davalıya karşı sorumluluk yöneltmenin isabetsiz olduğu,Vergi İnceleme Raporu'nda yer alan açıklamaların hukuka aykırı olduğu, vergi hukukunda benimsenen ilke ve prensiplerle bağdaşmadığı,Vergi Usul Kanunu'na göre vergiyi doğuran olayın tespitinde taraflar arasındaki sözleşmenin gerçek mahiyetinin dikkate alınması zorunluluğunun bulunduğu, halbuki vergi inceleme müfettişinin sözleşmenin gerçek mahiyetini dikkate almadığı, içeriğine bakmadığı,Bunun sonucunda sözleşmenin içeriğine göre üçüncü kişilere satış yapma yetkisi olmayan yükleniciden satış faturası düzenlemesinin beklendiği, yine yükleniciden geliri paylaşmasının beklendiği, Esasen vergi müfettişinin içine düştüğü bu yanılgının sebebinde özel hukukta var olan inşaat sözleşmesi çeşitliliğinin vergi mevzuatına yansımamış olması durumunun bulunduğunun görüldüğü, ancak burada gerçek mahiyetin araştırılması gerektiği,Vergilendirmede kanunilik, belirlilik, hukuki güvenlik ve bunlara bağlı olarak lafzi yorumun tercih edildiği, yine vergilendirmede kanunda yer almayan bir durumun yorum yoluyla varlığının kabul edilmesinin mümkün olmadığı, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinin arsa payı devrine yönelen bir sözleşme olmadığı, dolayısıyla bu sözleşmeye vergilendirmede arsa payı devrine yönelen sözleşme muamelesi yapılmaması gerektiği, Vergi usul hukukuyla ilgili kuralların maddi hukukta geçerli sözleşme özgürlüğü ilkesini sınırlandırmayacağı, esasen böyle bir gayesinin de bulunmadığı, bu usul kurallarının tıpkı medeni yargılama hukuku kuralı gibi dışarıdaki hayat olayında gerçekleşen ilişkilerin gerçek yönünü ortaya çıkarmaya yönelen kurallar olduğu, Öte yandan davacıya kesilen cezaların hepsinin sebebinde vergi inceleme müfettişinin kusurunun bulunmadığı, birtakım cezaların kesilme sebebinin davacının belgelendirmede yasal kurallara uymaması olarak tezahür ettiğinin görüldüğü, Bu sebeplerle hukuka aykırı vergilendirme işlemine karşı davacının vergi mahkemesinde iptal davası açması gerektiği, hukuka aykırı bu durumdan dolayı davacının bir sorumluluğunun bulunmadığının açık olduğu, Kaldı ki taraflar arasındaki sözleşmenin bütününde vergisel sorumluluğun davacıya yüklenmiş olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesinde, 13.10. maddesinde ve 15. Maddesinde davacının diğer tüm masrafları yüklendiği gibi vergisel sorumluluğu da yüklenmiş olduğunun açıkça yazıldığı, Böyle bir durumda davacının vergisel sorumluluğu davalının üzerine bırakmasının mümkün olmadığı, Ayrıca davacının işbu sözleşme ilişkisinde yüklenici taraf olduğu, yüklenici hakkında TBKam. 471/2 hükmünde düzenlenen ağırlaştırılmış özen yükümlülüğünün uygulandığı,Diğer bir husus olarak davacının tüzel kişi tacir olduğunun görüldüğü, davacının hem yüklenicinin ağırlaştırılmış özen yükümüne hem de basiretli davranma borcuna muhatap bir kişi olarak sözleşmeyle açıkça yüklendiği vergisel sorumluluktan kaçmasının veya bu sorumluluğu davalının üzerine bırakmasının mümkün olmadığı, Hukukumuzda tacirler arasındaki sözleşmelerde ahde vefa kuralının sıkı şekilde uygulandığı,Davacı yüklenicinin inşaat işi ile alakalı vergi mevzuatını veya fiili durumu bilmediğini , kendi- sini karşı tarafın yönlendirdiğini ve kendisinin aldatıldığını iddia edemeyeceği, sözleşmenin değiştirilmesini veya uyarlanmasını talep edemeyeceği,Vergisel sorumlulukla ilgili beklenmedik bir durumun var olması halinde bu hususu sözleşme akdedilirken yüklenicinin arsa sahibine ihbar etmesi gerektiği, Yargıtay içtihatlarında da her zaman yüklenicinin konunun uzmanı bir kişi olduğunun gözetildiği, bu yüzden ihbar borcunun yüklenici aleyhine sıkı sıkıya uygulandığı, İhbarın ispat yükünün yüklenicide olduğu, dava dosyasında böyle bir ihbar yükümlülüğünün yerine getirildiğine dair delil de bulunmadığı " belirtilmiştir.2.)Ondokuz Mayıs Üniversitesi, ......... Hukuk Fakültesi ,Kamu Hukuku Bölüm Başkanı Prof. Dr. ...... . tarafından düzenlenen 31.10.2022 tarihli hukuki mütalaada:........Anonim Şirketi ile ... A.Ş. Arasında ... ...... Noterliği'nde 20.03.2015 tarih ... kayıt numarası ile düzenlenen “Taşınmaz Vaadi Ve Arsa Payı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” uyarınca ...Anonim Şirketi'nin, mülkiyeti ... A.Ş.'ye ait olan arsa üzerinde daire ve dükkanlardan müteşekkil bina ve sosyal alanların, peyzaj düzenlemesi vb. tüm işlerin anahtar teslim esasına göre yapıp ... A.Ş.'ye teslimini üstlendiği, söz konusu inşaat faaliyetinin tamamlandığı ancak mezkur Sözleşme'de akdedilen hüküm uyarınca inşa edilen binaların satışını ... A.Ş'nin yaptığı, ve bu satış dolayısıyla satışa yapılan binalara ilişkin gelirin % 52'sini ...Anonim Şirketi'ne aktardığı, ...Anonim Şirketi hakkında 2020 yılında vergi incelemesi yapıldığı ve düzenlenen inceleme raporuna binaen taraflar arasında yapılan sözleşmenin gerçek mahiyetinin bir hasılat/gelir paylaşımı olduğu ve söz konusu satış işlemlerinin KDV Kanunu ve KDV 60 Nolu Sirküler uyarınca ...Anonim Şirketi'nin yapması ve fatura kesmesi gerektiği, söz konusu usulsüz işlem dolayısıyla özel usulsüzlük cezası önerildiği, bunun kesilerek tebliğ edildiği ve söz konusu satış işlemleri için faturaların ... A.Ş. tarafından kesildiği anlaşılmıştır.Bu kapsamda akdedilen Sözleşmenin adı her ne kadar ile “Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” olsa da içeriğinin özellikle de Sözleşmenin 8.1 ve 8.2. maddesi uyarınca “Yüklenici (...Anonim Şirketi), inşaat için gerekli her türlü malzeme ve ekipmanı kendi imkanları ile tedarik ederek ve işçi çalıştırarak inşaat yapımını sürdürecek olup malzeme ve işçilik giderleri karşılığında satış bedelinin % 52'sine (KDVdahil) isabet eden miktarını işveren adına fatura edecektir. Bu şekilde oluşan bedel yüklenici (...Anonim Şirketi) fatura karşılığı nakden ödenecektir. Yüklenici hak ediş bedellerini daireler satıldıkça ve yapılacak tahsilatlardan ödenecek olup, ödenecek tutarlar işveren (... A.Ş.) % 3 oranında Gelir Vergisi kesintisi yapılacaktır.” şeklinde olması hasebiyle Sözleşmenin muhtelif hükümlerinden de söz konusu işin esasında hasılat/gelir paylaşımı esasına dayandığı,Söz konusu işlemin tespit ve dayanağı açısından VUK m.3/B uyarınca ...Anonim Şirketi hakkında 06.12.2020 tarih ve ....... sayılı, 24.03.2021 tarih ve ... sayılı, 02.07.2021 tarih ... sayılı Vergi İnceleme Raporlarıyla ortaya konulduğu,Söz konusu inceleme işleminde inceleme elemanının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3'üncü maddesinin (B) fıkrası “İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” şeklinde hüküm uyarınca gerçek mahiyeti tespit etmek zorunda olduğu ve bu kapsamda gerek Sözleşme gerekse de taraflar arasında iş ilişkileri dikkate alınarak Sözleşmenin isminden gayri başka bir amaç ile akdedildiğini tespit ettiği,Vergi İdaresi, düzenlediği 06.12.2020 tarih ve ... sayılı, 24.03.2021 tarih ve ...... sayılı, 02.07.2021 tarih ... sayılı Vergi İnceleme Raporlarıyla iddialarını ortaya koyarak VUK m.3 uyarınca kanunun izin verdiği delillerle belirlediği,Her ne kadar taraflar arasında düzenlenen Sözleşmenin Türk Borçlar Kanunu m.26'da “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” denilmek suretiyle bu serbesti hüküm altına alınsa da bu durum sadece tarafları bağladığı, vergi idaresini Vergi Usul Kanunu m.8'de “Vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz." yer alan hüküm dolayısıyla kat'i suretle bağlamayacağı,Taraflar arasında akdedilen Sözleşmenin gerek Anayasa m.48 gerekse de TBK m.26 uyarınca sözleşme serbestisi kapsamında ele alınsa dahi söz konusu serbesti uyarınca akdedilen sözleşmelerin içeriğinde yer alan sorumluluk ya da mükellefiyet ya da mükellef/sorumluya özgülenmiş bir vergisel ödevin başkasına devredilemeyeceği,Tarafların kendi aralarında yaptıkları Sözleşme uyarınca satışı arsa sahibinin yapması gerektiği ve faturanın da yine arsa sahibi tarafından düzenlenmesi gerektiği gibi bir hüküm ancak kendilerini bağlayacağı; VUK m.8, KDV 60 nolu Sirküler ve ilgili diğer hükümler uyarınca kat'i suretle vergi idaresini bağlamayacağı ve bağlaması durumunda bu durumun Anayasanın hukuki güvenlik vebelirlilik ilkelerin ihlal edeceği, Denetim Kurulu bünyesinde görevli vergi müfettişlerin VUK'un muhtelif hükümleri ve Yönet- melik gibi diğer mevzuat hükümleri uyarınca tam ve eksiksiz yapmak zorunda olduğu,VUK m.140/5 uyarınca vergi incelemesi yapanların vergi kanunları ile ilgili sirkülere aykırı vergi inceleme raporu dü: enleyemeyecekleri ve ...Anonim Şirketi hakkında düzenlenen 06.12.2020 tarih ve ..., 24.03.2021 tarih ve ..., 02.07.2021 tarih ... sayılı Vergi İnceleme Raporlarının özellikle KDV 60 nolu Sirküler ve diğer mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmeden düzenlendiği,Söz konusu Rapor'da Rapor'u düzenleyen inceleme elemanının yasal mevzuat çerçevesinde kaldığı ve görevlendirme sahası içinde tüm yönleri ile incelemeyi tamamlayıp ilgili cezalı tarhiyatları önerdiği,Taraflar arasında düzenlenen Sözleşme dolayısıyla ... A.Ş. tarafından faturaların düzenlenmesi dolayısıyla söz konusu sözleşmenin yapılan işin muhteviyatı gereği hasılat paylaşımı usulüne tabi arsa payı karşılığı inşaat işi olduğu, yapılan işin yıllara sari taahhüt işi olmadığı, anılan iş ile ilgili belge düzeninin 60 Nolu KDV sirkülerinde yukarıda yer verilen ifadeler doğrultusunda bağımsız birimlerin üçüncü şahıslara satışında, vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihte sadece müteahhit tarafından üçüncü şahıslara fatura düzenlenmesi ve faturada gösterilen toplam bedel üzerinden bağımsız birimin niteliğine göre % l veya % 18 oranında KDV hesaplanarak beyan edilmesinin gerektiği, % 1 olarak yapılan satışlar nedeni ile yüklenilip indirime konu edilemeyen katma değer vergisinin KDV Kanunu'nun 29'uncu maddesi ve 1 Seri Nodu KDV Uygulama Genel Tebliğinin IV. KDV İadesinde Ortak Hususlar başlıklı bölümünde yer alan hükümler doğrultusunda bağımsız birimlerin üçünü şahıslara satışında mütcahit tarafından fatura kesilmesi ve yüklenilen KDV'nin de müteaahit firma tarafından alınması gerektiği,Dava konusu olayda ise tam olarak bunun tersinin yapılmış, dairelerin satış faturalarının arsa sahibi firma tarafından düzenlendiği, müteahhit firmanın arsa sahibine düzenlemiş olduğu ve vergi müfettişi raporuyla yok sayılan hakediş faturalarındaki KDV'nin ise arsa sahibi firma tarafından indirim konusu yapıldığı, incelemeyi yapan Vergi Müfettişi tarafından daire satış faturalarının müteahhit firma tarafından düzenlenmesi gerektiği görüşüyle müteahhit firmanın tüm dönem KDV beyanlarınin düzeltildiği ve gerekli cezalı tarhiyatların yapıldığı, Müfettiş raporuyla düzeltilen beyanlar sonrasında müteahhit firmanın KDV Kanunu m.29/2'deki süre- lerin geçmiş olması nedeniyle bağlı bulunduğu vergi dairesinden KDV iadelerini almasının kanunen imkansız hale geldiği, söz konusu işin baştan yanlış kurgulanmasının, faturalaşma ve belge düzeninin yanlış yapılmasının ve müteahhit firmanın KDV iade hakkının ortadan kaldırılmasının en büyük nedeninin ise, taraflar arasındaki sözleşme ve arsa sahibinin farklı yerlere verilmiş emsal özelgelerle müteahhit firmayı doğru olmayan bir sisteme yönlendirdiği, bu sürecin müteahhit firmanın hakedişlerinden kesilen stopajların iadesini istediği tarihe kadar devam ettiği,Arsa sahibi firmanın İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığına başvurarak, bu sistemi savunarak özelge talebinde bulunduğu, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın cevap yazısında, tam aksi yönde yapılan işlemin yıllara sari inşaat işi olmadığını belirttiği, müteahhit firmanın KDV iade hakkının ortadan kalkmasının nedeninin de arsa sahibi firmanın konuyla doğrudan ilgili olmayan özelgelerle yanlış yönlendirmesi olduğu, bu nedenle, müteahhit firmanın kanunen alınması imkansız hale gelen ve Mahkemece bilirkişiler tespit ettirilecek olan KDV iade tutarının arsa sahibi şirket tarafından tazmin edilmek suretiyle müteahhit firmaya ödenmesi gerektiği " belirtilmiştir. Taraflar arasında akdedilen ... ..... Noterliği'nin 20.03.2015 tarih ....... yevmiye nolu sözleşmesinin Taşınmaz Vaadi ve Arsa Payı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi olarak isimlendirildiği, vergi inceleme müfettişi tarafından da sözleşmenin Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi olduğundan hareketle değerlendirme yapılıp sonuca varıldığı,Ancak sözleşmenin niteliğinin belirlenmesi noktasında sözleşmeye yazılan başlığın tek başına yeterli olmadığı, TBK.m.19 gereğince sözleşmenin içeriğine ve tarafların ortak amacına bakılması gerektiği,Mahkemece toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ve yapılan yargılama sonunda; Tarafların 2015 yılında yaptıkları sözleşme gereğince, 2018 yılında inşaat işinin tamamlandığı, taşınmazlar satıldıkça elde edilen gelirin sözleşmede belirlenen oranlar üzerinden paylaşıldığı tespit edilmiş olup buna göre taraflar arasında gelir/hasılat paylaşımlı inşaat sözleşmesi yapıldığı, arsa devrinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki fiili uygulamaların da hasılat paylaşımlı inşaat sözleşmesine uygun şekilde yürütüldüğü, tapunun hiçbir zaman davacı yüklenici adına olmadığı, satış faturasının arsa sahibince düzenlendiği,vergi müfettişi tarafından sözleşmenin hatalı şekilde yorumlandığı, Davacının vergi denetimi sonrası yapmak zorunda kaldığı ödeme ile ilgili olarak, davalı şirketin kusurlu bir eylemi ve illiyet bağının bulunmadığı,söz konusu tahakkuk hakkında idari yargı yerinde dava yoluna başvurulabileceği,ancak davacının vergi cezasına itiraz ettiğine dair bilgi belge bulunmadığı, bu durumun davalının hata/hilesine dayandığı ispatlanamadığı gibi aksi yöndeki beyanların da basiretli davranma yükümlülüğüne uymadığı açıktır.Hal böyle olunca, dava konusu ödemenin davalıya yansıtılamayacağı sonucuna varılmaktadır.Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince verilen kararda vakıa ve hukuki değerlendirme noktasında, usul ve esasa aykırılık tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 md gereğince reddine karar verilmiştir. K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine, Davacıdan alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, (Harç tahsil müzekkeresinin temyiz edilen dosyalarda Dairemizce, temyiz edilmeden kesinleşen dosyalarda İlk Derece Mahkemesince ilgili Vergi Dairesine yazılmasına,) İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 361.madde uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 03/03/2026