9. Ceza Dairesi 2022/11414 E. , 2024/10651 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1566 E., 2020/1849 K. KATILANLAR : Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ..., ... SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEMYİZ EDENLER : Katılan Bakanlık vekili, sanık müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçun…
**9. Ceza Dairesi 2022/11414 E. , 2024/10651 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1566 E., 2020/1849 K. KATILANLAR : Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ..., ... SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEMYİZ EDENLER : Katılan Bakanlık vekili, sanık müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Rize Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın atılı suçtan mahkumiyetine dair hükmün istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Özetle eksik incelemeye ve gerekçeden yoksun karar verildiğine, alt sınırdan hüküm kurulması ve takdiri indirim uygulanmasının hatalı olduğuna, katılan Bakanlık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Özetle katılan mağdurenin ağabeyi ile sanık arasında husumet bulunduğuna, ayrıca sanığın ailesinin başkaca olaylar nedeniyle de sanığa husumet beslediklerine, eksik inceleme ile karar verildiğine, katılan mağdure ve tanık beyanlarının çelişkili olduğuna, sanığa ait dijital materyallerde katılan mağdurenin beyanında geçen videoların tespit edilemediğine, sanık lehine olan tanık beyanlarına itibar edilmeden karar verildiğine, katılan mağdure beyanı dışında mahkumiyete yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına ve dilekçesinde belirttiği diğer nedenlere ilişkindir. III. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı hukuka kesin aykırılık halleri ve temyiz dilekçelerinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararında katılan Bakanlık vekili ve sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1 maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Rize Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.12.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf Rize Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmakta olan olayın tek tanığı durumundaki mağdurenin beyanının yine Rize Ağır Ceza Mahkemesinin yetki alanı içerisinde bulunan Pazar Asliye Ceza Mahkemesince alınıp alınmayacağı, yine tek tanık olan mağdurenin ifadesinin istinabe suretiyle alınıp alınamayacağı ve yazılan istinabenin Asliye Ceza Mahkemesine yazılıp yazılamayacağına yöneliktir. Bilindiği gibi mahkemelerin kuruluş ve görev ve yetkilerine ilişkin hükümler 5235 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. 5235 sayılı Kanun'un 8. maddesi "Ceza mahkemeleri, (…)[5] asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. " aynı Kanunun 9. maddesi "Ceza mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafî durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. (…)[6] asliye ceza mahkemeleri tek hâkimlidir. Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır. Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümler saklıdır. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. (Ek cümleler: 2/12/2014-6572/39 md.) Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte olan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez. Ceza mahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır." şeklindedir. Bu hükümlerden Asliye Ceza Mahkemelerinin asıl mahkemeler olarak, Ağır Ceza Mahkemelerinin ise en az 3 hakimden oluşan heyet halindeki mahkemeleri şeklinde kuruldukları açıktır. Yine aynı Kanunun 11 ve 12. maddelerinde Asliye Ceza Mahkemelerinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri belirlenmiştir. Bu hükümlere göre Ağır Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemelerine göre üst dereceli mahkemeler olup daha ağır ve önemli davaları gören heyetli yani aynı zamanda Asliye Ceza Mahkemesine göre daha güvenceli mahkemelerdir. Aynı Kanunun 15. maddesi "Ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır. Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan sulh veya asliye ceza mahkemelerinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Coğrafî durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir ceza mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir." şeklindedir. Bu Hükümlere göre her Ağır Ceza Mahkemesinin ve Asliye Ceza Mahkemesinin yargı çevreleri ayrı ayrı belirlenir. Her adliye teşkilatının bulunduğu yerde Ağır Ceza Mahkemesi bulunma zorunluluğu olmadığından Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri Asliye Ceza Mahkemesine göre daha geniş coğrafi alanları kapsayabilir. İlk derece mahkemelerinin belirlenen coğrafi sınırlar içerisinde yetkili ve görevli oldukları bu coğrafi sınırlar Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri için ayrı ayrı belirlendiği, adliye teşkilatının bulunduğu bir çok ilçede Ağır Ceza Mahkemelerinin bulunmadığı, o ilçede Ağır Cezalık mevattan işlerin ilçenin coğrafi sınırları hangi Ağır Ceza Mahkemesinin görevi içinde ise o işlere o Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bakılacağı izahtan varestedir. Ağır Ceza Mahkemesi kendi çoğrafi sınırları içinde meydana gelen işlerden kaynaklanan davalara kendi bakmak zorundadır. Eğer şartları varsa ancak naip hakim atayabilir. Bunun dışında kendi işini bir başka mahkemeye yaptıramaz. Görevsiz Asliye Ceza Mahkemesine ise hiç yaptıramaz. Bir hakim ya da heyet ancak işgal ettiği mahkeme makamının görevine (madde yönünden yetkisine) giren davalara bakabilir. Her mahkemenin görevli olduğu davalara bakabilmesi insan haklarını ve kamu düzenini ilgilendiren bir husustur. Kanuni mahkeme önünde yargılanma adil yargılanma hakkıyla bağlantılıdır. Kamu düzeniyle ilgili olduğu için de re'sen ve her aşamada gözetilir. Bu nedenle görevsiz mahkeme her aşamada görevsizlik kararı vererek davayı görevli mahkemeye göndermek zorundadır. Bunun istisnası daha garantili olan üst görevli mahkemenin duruşmada suçun niteliğinin değişmesi halinde görevsizlik kararı verememesi halidir. Bunun dışında üst dereceli mahkemede olsa görevli olmadığı açıkca anlaşılıyorsa görevsizlik kararı verme zorunluluğu vardır. (CMK madde 6) Görevsizlik kararı üzerine görevli mahkeme görevsiz mahkemece yapılan işleri yenilemek zorundadır. Çünkü görevsiz mahkeme tarafından yapılan ve yenilenmesi mümkün olan işler hükümsüzdür. (CMK madde 7) Bu kapsamda görevsiz mahkemece alınan tanık beyanı eğer tanık ölmüşse yenilenemeyeceği için geçerli, eğer ölmemişse mutlaka yenilenmesi gereken bir işlem niteliğindedir. Buradan da açıkca anlaşılacağı gibi doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi gereği kovuşturma aşamasındaki işlemler mutlaka davayı gören mahkemece yapılmak zorundadır. Kanunun genel mantığı bu ilke üzerine kuruludur. Bilindiği gibi yargılama işlemlerinin mahkemece yerine getirilmemesi hali istisnai bir haldir. Duruşmanın vasıtasızlık (doğrudan doğruyalık ilkesi) kuralı gereği kanun koyucu tarafından zorunluluk hallerinin varlığı gözetilerek getirilmiş istisnalardır. Istisna olduğu için de kanun koyucunun belirlediği alanın dışına çıkılması kıyasen ya da geniş yorumla genişletilmesi mümkün değildir. Genişletme yargılamanın özüne dokunma anlamı taşır. Bu istisnalardan ilki naip hakimlik kurumudur. Kanunun bazı maddelerinde naip hakim sözü geçmektedir. (CMK 83, 180) Kanunun izin verdiği yerlerde mahkemenin yapmak zorunda olduğu işlemleri naip hakim yapabilir. Ancak bilindiği gibi bu istisnai bir haldir, ancak zorunluluk varsa böyle bir yol uygulanabilir. (Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 258) Doğrudan doğruyalık ilkesinin ikinci istisnası istinabe kurumudur. Istinabe yetkili bir makamın belli bir işlemin yapılmasi konusunda başka bir yerdeki yetkisiz makama yetkisini devretmesidir. Kanun istinabe müessesini dağınık maddelerde istinabe olunan hakim veya mahkemeden söz etmek suretiyle yani dolaylı olarak düzenlenmiştir. (CMK 83, 180, 198, 68/3-d) CMK'nın 196/2 maddesine göre kovuşturma aşamasında istinabe suretiyle ifade alınması sanık için istisnai olarak alt sınırı 5 yıl ve daha fazla suçlar hariç olmak üzere kabul edilmiştir. İkinci olarak hastalık ya da malullük veya giderilme olanağı bulunmayan bir başka nedenle bir tanık ya da bilirkişinin mahkeme heyeti önüne getirilmesi mümkün olmazsa naip ya da istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilecektir. (CMK 180/1) Duruşmada sujelerin hazır bulunması doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi yani yüz yüze duruşma yapılması gereği zorunluluğu bulunduğundan istinabe çok gerekli olmadıkça kullanılmamalıdır. ( Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 715) Burda tanığın vereceği bilginin hüküm için önemi yani sübuta etkisi dikkate alınabilir. Ikinci derece önemli tanığın istinabe yoluyla ifadesinin alınması düşünülebilirse de olayın tek tanığın da olduğu gibi vereceği bilginin büyük önem taşıdığı hallerde tanığın hükmü verecek hakim ya da heyet tarafından dinlenmesi gerekir. (Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 716) Kanun koyucu Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde istinabe suretiyle ifade alınmasını ya da işlem yapılmasını yasaklamıştır. (CMK 180/4) Yine SEGBİS yoluyla ifade alma imkanı varsa istinabe yoluyla ifade alınamaz. SEGBİS yoluyla ifade alınmalıdır. (CMK 180/4-5) CMK'nın 210. maddesi gereğince eğer olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Bu hükümden de anlaşılacağı gibi olayın tek tanığı durumundaki mağdurun bizzat duruşmada dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. CMK'nın 236. maddesinde mağdurun beyanının alınmasına yönelik özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre mağdur ifadesi sadece mağdurun psikolojisinin bozulmuş olması hali dışında mutlaka alınmalı ve bizzat mahkemece alınmalıdır. Eğer mağdurun psikolojisi bozulmuşsa, eğer zorunluluk yoksa mağdurun daha önce alınan ifadesinin CD'sinin seyredilmesinde zorunluluk vardır ki kanun koyucu yargılama yapan makamın bir şekilde mağdurla temas etmesini yüz yüzelik ilkesini gerçekleştirmesini ve buna göre bir karar verilmesini önemsemiş ve zorunlu saymıştır. Tüm bu hükümlerden anlaşılacağı üzere; 1- Her mahkemenin kendi yargı çevresi vardır, bu yargı çevresi içerisinde meydana gelmiş olaylarla ilgili açılmış davalara mutlaka o mahkemenin bakması gerekir. Istinabe yoluna başvurulamaz. Bu durumda mahkeme ancak yukarıda belirtildiği gibi zaruret hallerinde naip hakim görevlendirebilir. Kanun koyucu Büyükşelir Belediye sınırları içerisinde dahi istinabe yolunu yasaklamışken kendi yetki alanı içerisinde bulunan bir davada istinabe suretiyle görevsiz bir mahkemenin aldığı ifadenin geçerli olması kabul edilemez. 2- Görev kamu düzenine ilişkin ve insan haklarıyla ilgili bir husustur. Görevsiz mahkemece yargılama yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Göreviz mahkemenin yaptığı işlemler de geçersiz işlemlerdir ve herhangi bir hüküm ifade etmez. Ağır Ceza Mahkemesi Asliye Ceza Mahkemesine göre üst dereceli bir mahkemedir ve daha güvenceli bir mahkemedir. Dolayısıyla bir davanın görevli mahkemede görülmemesi hele daha güvencesiz bir mahkemede görülmesi ya da daha güvencesiz bir mahkeme hakimine işlemin havale edilmesi o işlemi hükümsüz kılacağı gibi adil yargılanma ilkesine de aykırılık oluşturur. Ağır Ceza Mahkemesi ancak bir başka yerdeki Ağır Ceza Mahkemesinden yardım isteyebilir. Yani kendi işlemini yine aynı işlere bakmakla görevli bir başka mahkemeye tevdii edebilir. Ağır cezalık işlere bakamayacak bir mahkemeye tevdii edemez. Tevdii ettiği takdirde bu hem CMK madde 7 kapsamında hükümsüzdür, hem de yukarıda belirttiğim gibi adil yargılama ilkesine aykırılık oluşturur çünkü güvenceli bir mahkeme yerine daha güvencesiz bir mahkemece işlem yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi tüm Türkiye'de istinabe yapılacak Ağır Ceza Mahkemeleri vardır ve işlem bu Ağır Ceza Mahkemelerince yapılmalıdır. 3- İstinabe yoluyla ifade alma ya da işlem yaptırma istisnai bir yoldur, zorunluluk halinde bu yola başvurulmalıdır, yine eğer delil tek tanıktan ibaretse ya da elde mağdur beyanı dışında herhangi bir delil yoksa artık istinabe yoluyla ifade alma kabul edilemez. Eğer istinabe yoluyla ifade alınıyorsa zorunluluk hali belirlenmeli ve bu açıkca ara kararına yazılmalıdır ve denetlenebilir olmalıdır. Aksi takdirde her zaman, istisnayı kural haline getirecek şekilde istinabe yoluna başvurulması kabul edilemez. Olayda mağdur tek tanık konumundadır ve istinabe suretiyle ifade alınması mümkün değildir. Yine ifadenin SEGBİS yoluyla alınma imkanı bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi eğer ifadenin SEGBİS yoluyla alınması mümkünse istinabe yoluna başvurulamaz. Bunun yanında mağdur olayın tek tanığıdır ve bu nedenle yukarıda belirttiğimiz CMK'nın 210 ve 236. maddelerinde de belirlendiği gibi mağdurun mutlaka mahkemece dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Tüm bu hususlar kapsamında mağdurun istinabe yoluyla Pazar Asliye Ceza Mahkemesince ifadesinin alınması ve bunun hükme esas alınması, kamu düzenini bozar, adil yargılanma ilkesine dolayısıyla hukuka aykırıdır ve kararın bu nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararın onanmasına yönelik görüşüne iştirak etmiyorum.