12. Ceza Dairesi 2012/12954 E. , 2013/5966 K. Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle yaralama Hüküm : TCK’nın 89/1-2-a-b, 62, 52, 52/son. maddeleri gereğincemahkumiyet Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre sa…
**12. Ceza Dairesi 2012/12954 E. , 2013/5966 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle yaralama Hüküm : TCK’nın 89/1-2-a-b, 62, 52, 52/son. maddeleri gereğincemahkumiyet Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1-Mağdurun organlarından birinin işlevini yitirmesi şeklinde yaralanması sebebiyle temel cezada yapılan artırım maddesinin TCK’nın “89/3-b” yerine “TCK’nın 2-a-b” yazılması, 2-TCK’nın 89/1-2-b. maddesinden açılan davada sanığa ek savunma hakkı verilmeden mağdurun 89/3-b. maddesi kapsamında kalan nitelikli yaralanması sebebiyle cezada bir kat artırım yapılmak suretiyle CMK’nın 226. maddesine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 12.03.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI: Sanık hakkında 19.3.2008 tarihinde işlediği taksirle yaralama suçundan TCK’nın 89/1-2-b maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. Dava vücutta kemik kırığı olduğundan bahisle açıldığı, yargılama aşamasında ise gözün görme kabiliyetini kaybetmesi sonucu, organın işlevinin yitirdiğinden mahkeme sanığı TCK 89/1-3 maddesine muhalefetten sonuçta 3.000 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Dairemiz “TCK’nın 89/1-2-b maddesinden açılan davada sanığa ek savunma hakkı verilmeden mağdurun TCK’nın 89/1-3.maddesi kapsamında kalan nitelikli yaralanması sebebiyle cezada bir kat artırım yapılmak suretiyle CMK’nın 226.maddesine muhalefet edilmesi” gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Aşağıda yazılı gerekçelerle bozma kararının yerinde olmadığını ve onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz. 1-Mağdurun sağ gözünün işlevinin sürekli olarak kaybettiğine dair rapor 31.12.2008 tarihli duruşmada okundu, sanıktan rapora karşı diyeceği soruldu “Rapora bir diyeceğim yoktur dedi”. CMK’nın 226/1.maddesi “Sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir halde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkum edilemez” hükmü ile oluşan durumu değerlendirdiğimizde sanık okunan rapordan haberdar olmuş, savunmasını yapmış ayrıca duruşmanın ertelenmesi sebebiyle de bir aylık süre bile almıştır. Kısaca sanığa sözde değil özde ek savunma hakkı fazlasıyla verilmiştir. 2-Ayrıca olayda gözünde görme kabiliyetini kaybeden bir mağdur vardır. Büyük bir ihtimalle gerekli olmamasına rağmen tazminat davası bu davayı beklemektedir. Suç tarihinden beş yıl sonra kararın bozulması mağduru bir kez daha mağdur edecektir.Kaldı ki sonuçta hükmedilen 3000 lira adli para cezası ve bu ceza 2013 yılı itibarıyla kesin bir hükümdür. 3-Sonuca etkili olmayan bozma karaları ile de Anayasanın 141/4. maddesinin; "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir" şeklindeki düzenlemesi ile usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın gereksiz yere uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin; "herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir" şeklindeki hükmlere de muhalefet edilmiştir. (CGK, 25.12.2012/657-1863). 4- Uygulama ve bilimsel görüşlerde bu yöndedir: 20.05.1957 gün ve 5-13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlaka da kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı”, Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. bası, Beta, İstanbul, s. 1425) (CGK, 12.2.2013/1370-55). Tüm açıkladığımız bu nedenlerden dolayı bozmanın yerinde olmadığını ve hükmün diğer bozma sebeplerinden dolayı düzeltilerek onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyorum.