Başvuru, şirkete ait sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borcundan şirket ortağının mirasçılarının sorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, şirkete ait sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borcundan şirket ortağının mirasçılarının sorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/12/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: A. Başvuru Konusu Olayın Arka Planı Başvurucunun sağ kalan eş sıfatıyla mirasçısı olduğu Y. 20/4/2004 tarihinde tescil edilen bir limited şirketin (Şirket) 1/2 oranında ortağı ve Şirketi temsile yetkili müdür iken 6/7/2004 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucu vekilinin İstanbul Anadolu İş Mahkemesine sunduğu14/10/2015 tarihli beyana göre başvurucunun kanuni süresi içinde mirasın reddi yönünde bir talebi bulunmamaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2007 yılı Mart ayından 2008 yılı Aralık ayına kadar Şirket tarafından ödenmeyen prim, işsizlik sigortası primi ve damga vergisinden oluşan borcun ödenmesi amacıyla icra takibi başlatmıştır. Ödeme emirleri Şirket ve ortakları adına ayrı ayrı düzenlenmiş, ancak Şirketin adresinin kapalı olması nedeniyle Şirkete tebligat yapılamamıştır. 21/5/2012 tarihinde başvurucu adına düzenlenen yeni ödeme emri 30/5/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru formuna ek belgeler arasında Şirketin hangi tarihte sicilden terkin edildiğine ilişkin bir belge bulunmamakla beraber başvurucu vekilinin yargılama aşamasında Yargıtaya gönderilmek üzere sunmuş olduğu 25/7/2016 tarihli dilekçeden söz konusu Şirketin 24/9/2013 tarihinde sicilden terkin edildiği anlaşılmıştır.B. Başvuruya Konu Yargılama Süreci Başvurucu 6/6/2012 tarihinde ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde, ödeme emrinin konusu olan borcun müteveffa eşin ortak olduğu Şirkete ait olduğu ve eşin vefatından sonra meydana geldiği, başvurucunun Şirketten haberdar olmaması nedeniyle Şirket içinde herhangi bir görev almadığı ve bu itibarla borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, Şirket ortağı murisin ölümünden sonra başvurucunun ortak sıfatını kazandığı ispatlanamadığından bu tarihten sonra meydana gelen borçlardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle 24/10/2013 tarihinde davayı kabul etmiştir. Hüküm, davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 24/10/2014 tarihli kararla söz konusu borcun 11/9/2014 tarihinde yürürlüğe giren yeni yasal düzenleme uyarınca yapılandırılıp yapılandırılmadığının belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi amacıyla hükmü bozmuştur. Bozma kararına uyan mahkeme, başvurucudan yapılandırma isteğinde bulunup bulunmadığını sorduktan sonra 24/10/2013 tarihli kararındaki gerekçeyle davayı ikinci kez kabul etmiştir. Bu hüküm de davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. Daire 14/5/2015 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını ikinci kez bozmuştur. Daire ikinci bozma kararında başvurucunun mirası reddedip etmediği, limited şirket ortağı olan eşin payını miras yoluyla devralarak ortak sıfatını kazanıp kazanmadığı ve buna göre borçtan sorumlu olup olmadığı hususunda araştırma yapılması gerektiğine işaret etmiştir. Mahkeme bozma ilamı doğrultusunda yaptığı yargılama neticesinde başvurucunun Şirket ortağı iken ölen eşinin mirasını reddetmeyerek ortak sıfatını kazandığı ve dolayısıyla Şirketin ödenmeyen borcundan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine, ayrıca davanın reddi nedeniyle 459,19 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar vermiştir. Hüküm, başvurucu tarafından temyiz edilmiş; Daire tarafından onanarak 1/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir. Nihai karar 23/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 23/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Prim alınması zorunluluğu" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel sağlık sigortası için, bu Kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim giderlerini karşılamak üzere Kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek zorundadır." 5510 sayılı Kanun'un "Primlerin ödenmesi" kenar başlıklı maddesinin birinci ve onaltıncı fıkraları şöyledir:"4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder.''''Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır" 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur: Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri, Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı, Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır.” 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Bir payın miras yoliyle veya karı koca mallarının idaresine ait hükümler gereğince iktisabı için, ortakların, muvafakatine lüzum yoktur.Mukavelede aksine bir şart varsa ortaklar, payı hakiki değeri üzerinden satınalınacak üçüncü bir şahsı göstermedikçe muvafakatten imtina edemezler. İlgililerin muvafakat için şirkete müracaatları tarihinden itibaren bir ay içinde üçüncü şahıs gösterilmediği takdirde muvafakat edilmiş sayılır.” 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun maddesişöyledir: “(1) Esas sermaye payının, miras, eşler arasındaki mal rejimine ilişkin hükümler veya icra yoluyla geçmesi hâllerinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer. (2) Şirket, iktisabın öğrenilmesinden itibaren üç ay içinde esas sermaye payının geçtiği kişiyi onaylamayı reddedebilir. Bunun için, şirketin, payları kendi veya ortağı ya da kendisi tarafından gösterilen üçüncü bir kişi hesabına, gerçek değeri üzerinden devralmayı, payın geçtiği kişiye önermesi şarttır. (3) Red kararı, devrin gerçekleştiği günden itibaren geçerli olmak üzere geriye etkilidir. Red, bu konudaki kararın verilmesine kadar geçen süre içinde alınan genel kurul kararlarının geçerliliğini etkilemez. (4) Şirket, üç ay içinde esas sermaye payının geçişini açıkça ve yazılı olarak reddetmemişse onayını vermiş sayılır.” 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un maddesi şöyledir: “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.”B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin ölen ortağın mirasçılarının durumunu irdelediği4/11/2008 tarihli ve E.2007/8829, K.2008/12285 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “Oysa, Türk Ticaret Kanunu’nun maddesinin 1 ve fıkraları uyarınca, bir payın miras yolu ile kazanılması için, aynı kanunun maddesinde öngörülen koşulların oluşmasına ve diğer tüm ortakların oluruna gerek bulunmadığı gibi, ana sözleşmede miras yolu ile kendiliğinden devri engelleyen bir hüküm olduğu taktirde de, ortaklarca bir ay içinde gerçek değer üzerinden satın alacak üçüncü kişi önerilmedikçe, mirasçılar kendiliğinden şirket paydaşı sıfatını kazanırlar.Somut olayda, şirket ana sözleşmesinde tersine bir koşul bulunmadığı gibi, ortaklarca payı gerçek değer üzerinden satın alacak üçüncü kişi gösterilmesi de söz konusu olmadığına göre, T.T.K.nun yukarıda belirtilen açık hükmü uyarınca, payın miras yolu ile kazanılması için ortakların izni ve diğer ortağın davetine de gerek yoktur. Bu itibarla davalıların, miras yolu ile dava dışı limited şirketin ortağı olduklarının kabulü gerekir.” Yargıtay Hukuk Dairesinin benzer mahiyetteki 12/1/2015 tarihli ve E.2014/14112, K.2015/150 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: “Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, diğer ortağın ölüm tarihinde yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanunu’nun maddesinin 1 ve fıkraları uyarınca, bir payın miras yolu ile kazanılması için, aynı kanunun maddesinde öngörülen koşulların oluşmasına ve diğer tüm ortakların oluruna gerek bulunmadığı gibi, ana sözleşmede miras yolu ile kendiliğinden devri engelleyen bir hüküm olduğu taktirde de, ortaklarca bir ay içinde gerçek değer üzerinden satın alacak üçüncü kişi önerilmedikçe, mirasçıların kendiliğinden şirket paydaşı sıfatını kazandıkları, ortak H.B.Ü. nin ölümü ile şirketteki payının veraset ilamındaki hisseler oranında davacı ile müşterek çocuklarına geçmesi gerektiği, salt bu nedenle ölüm tarihinde şirketin kendiliğinden sona erdiğinin kabul edilemeyeceği, mirasçıların mirası reddettikleri sabit ise de şirket hisselerinin TMK tarafından belirlenmiş diğer yasal mirasçılara ve en son ihtimalde de Hazine’ye geçecek olması nedeniyle davalı şirket yönünden fesih koşullarının bulunmadığı, 6103 sayılı TTK'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un maddesinin 'Tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukukî ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır' hükmü uyarınca tek kişilik limited şirketin varlığını kabul eden 6102 sayılı TTK hükümlerinin yürürlükten önceki olaylara da uygulanmasını mümkün kıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir....Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir..”