T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1170 KARAR NO : 2026/122 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/02/2023 NUMARASI : 2020/486 E. 2023/129 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 27.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 27.10.2026 Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.02.2023 gün v…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1170 KARAR NO : 2026/122 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/02/2023 NUMARASI : 2020/486 E. 2023/129 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 27.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 27.10.2026 Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.02.2023 gün ve 2020/486 E. 2023/129 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının 10.12.2019 tarihinde davalı ve dava dışı ... ile .... Şti. unvanlı bir şirket kurduklarını, ortaklık ana sözleşmesi uyarınca ortakların pay dağılımı ana sermaye 100.000 kabul edilerek ... 33, ... 33, ... 34 pay olmak üzere taahhüt edildiğini, ortaklığın 10.12/.2019 tarihinde kurulduğunu, şirketin konusunun yolcu taşımacılığı yapmak üzerine oluşturulduğunu, ortakların ayın sermaye koyma taahhüdü olarak ticari ve binek araçlar olmak üzere her bir ortağın ortaklığa bir adet araç satın almasını öngördüklerini, şirket ana sözleşmesi uyarınca ortakların pay dağılımına ve sermaye koyma yükümlülüğüne göre her bir ortak şirkete boş senet imzalayarak sermaye koyma borcunu senede bağladığını; ancak ortaklığın henüz kurulmadan (tüzel kişilik kazanmadan) önce senetler düzenlendiğinden senedin lehtarı ve pek çok unsuru belirtilmeksizin yalnızca bedel kısmı ile imzaları mevcut halde ortaklığa tevdi edildiğini, ortakların bu senetleri imzalayarak sermaye koyma taahhütlerini bir de senede bağlayarak birbirlerine karşı; ortaklık iradelerini, iyiniyetlerini ve ciddiyetlerini göstermek istediklerini, ortaklığın kurulduğu 10.12.2019 tarihinde diğer ortakların, ortaklığın kuruluş masraflarını müvekkilinden talep ettiklerini, müvekkilinin ortaklık giderleri olduğu söylenen bu paraları birçok kez diğer ortaklara elden verdiğini, ayrıca bu süreçte ortaklık ana sözleşmesine göre her bir ortağın şirkete birer araç alması öngörüldüğünden müvekkilinin bu yükümlülüğü ifa etmek üzere bir araç satın aldığını; bu satın alma esnasında bir arada bulunan ortaklardan ortaklık yetkilisi dava dışı ...'ın, aracın ortaklık adına alınmasını engellemek için “imza sirkülerinin yanında olmadığı” ve aracı ortaklığa daha sonra devredeceği gerekçesiyle aracın kendi üzerine yapılmasını istediğini, müvekkilinin de bunu kabul ederek aracı ... adına satın aldığını, ancak günler geçmesine rağmen ...'ın, aracı ortaklığa devretmemesi üzerine müvekkilinin bu duruma tepki göstererek aracı ortaklık adına almak istediğini, aracın ...’dan ortaklığa devredilmesinin farklı anlamlar taşıdığını söylemeyerek ... ...'dan ... plakalı aracı ortaklığa devretmiyorsa, eşi ... adına tescil etmesini istediğini, ...'ın aracı, müvekkilinin eşi olan ... adına tescil ettirdiğini, bu olayın sonrasında, ortaklığın kurulurkenki sözlerin yerine, sürekli müvekkilden para istenerek diğer ortakların ortaklığın gereğini yerine getirmemesi, hatta müvekkilinin de ortaklığa ödediği paraların elden istenmesi ve böylece kayıt altına alınmasının engellenmesi gibi gelişen bazı hileli olayların da yaşanması müvekkilinin dolandırılmaya çalışıldığını anlamasına neden olduğundan, müvekkilinin ortaklıktan 07/01/2020 tarihli Torbalı 3. Noterliği’nin 228 yevmiye nolu işlemi ile paylarını devretmek suretiyle ayrıldığını, müvekkilinin ortaklıktan ayrılırken, 16/12/2019 tarihinde elden ödediği 20.000,00 TL’den ortaklığa ait tüm masrafların hesaplanarak payına düşen miktarın mahsup edilmek suretiyle bakiyesinin kendisine iadesini istediğini, bu talebi muhasebe yetkilisi ve diğer ortaklar tarafından kabul edilmediğini, bunun üzerine davalı ..., müvekkilinin ortaklığa sermaye koyma borcuna istinaden verdiği senet olduğu düşünülen senedin üzerini doldurmak suretiyle icra takibine konu edildiğini, ancak müvekkilinin ne ayrıldığı .... Şti’ye, ne de davalı ...’ye herhangi bir borcu olduğunu, bedelsiz ve sonradan üzeri doldurulmak suretiyle takibe konulması nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı' nın 2020/34040 sayılı dosyasından davalı ... ile dava dışı ... hakkında dolandırıcılık ve resmi evraka sahtecilik suçlarından suç duyurusunda bulunulmuş olup, soruşturmanın halen devam ettiğini, davacı evrakta sahtecilik yaparak bedelsiz senedi takibe koyduğundan, huzurdaki davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, bu nedenle de haksız takibin devam etmesini önlemek bakımından takibin durdurulmasına yönelik tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, takibe konu senetten dolayı müvekkilinin davalıya bir borcu olmadığını, davalının müvekkilinden alacağını ispatlaması gerektiğini belirterek, davanın kabulü ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, davalının kötü niyetli olarak icra takibi açmış olması sebebiyle %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açık senedin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu iddia eden davacının bu iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiğini, Yargıtay içtihatlarına göre bononun anlaşmaya aykırı doldurulduğu yolundaki iddianın davacı keşideci tarafından yazılı delille kanıtlanması gerektiğini, senede karşı ileri sürülen her türlü iddia ve def'inin senetle ispatı gerektiğini belirterek, davanın reddine, davacı aleyhine takip konusu miktarın %20'sinden az olmamak kaydıyla tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının senetteki imzayı inkâr etmediği, ancak senedin bedel kısmı ile imza dışındaki unsurların anlaşmaya aykırı biçimde sonradan doldurulduğunu iddia ettiği; 6102 sayılı TTK’nın 778/2-f maddesi yollamasıyla bonoya da uygulanan 680. madde gereğince kısmen boş senedin keşideci tarafından verilip sonradan doldurulmasının mümkün olduğu, menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü davalı alacaklıya ait olmakla birlikte, imzanın ikrar edildiği hâllerde senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ileri süren keşidecinin bu iddiasını senet veya yemin deliliyle ispat yükü altında bulunduğu tespit edildiği, somut olayda davacının yalnızca ticari defterler, tanık anlatımları ve ceza davası dosyasına dayanmış olduğu, ancak ceza mahkemesince davalının bedelsiz senedi kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından beraatine karar verildiği ve bu beraat kararının maddi vakıalar yönünden hukuk hâkimini bağladığı, davacının iddiasını kanuni delillerle ispatlayamadığı ve davalıya yemin teklif etmekten de imtina ettiği belirlendiği, bu nedenle davacının borçlu olmadığını ispat edemediği için davanın reddine ve davalı lehine dava değerinin %20'si oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı aleyhine kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan icra takibine karşı açılan eldeki menfi tespit davasında davalı ... ile davacı arasında senede konu olabilecek herhangi bir hukuki ilişki ve borç bağlantısı bulunmadığı yönünde kişisel defi ileri sürülmesine rağmen Mahkemece bu hususun hiç değerlendirilmediğini, uyuşmazlığın yanlış şekilde “senedin anlaşmaya aykırı doldurulması” eksenine oturtularak ispat yükünün haksız biçimde davacıya yüklendiğini, oysa Yargıtay HGK’nın 08.02.2022 tarihli 2021/659 E., 2022/82 K. sayılı ilkesel kararı uyarınca hukuki ilişkinin mevcudiyetini iddia eden taraf olarak ispat yükünün davalı alacaklıda bulunduğunu, dava konusu belgenin ...’ye verilmiş bir kambiyo senedi olmayıp .... Şti.’nin kuruluşu sırasında ortaklarca ortaklığa pay bedeli güvencesi olarak unsurları eksik şekilde tevdi edilen ve sonradan davalı tarafından doldurularak takibe konulan bir belge olduğunu, nitekim ceza yargılamasında alınan 07.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda belge üzerindeki yazıların davalı ...’ye ait olduğunun tespit edilmesine rağmen bu delilin hukuk davasında göz ardı edildiğini, şirket defterlerinin celbi talep edilmesine rağmen senedin illetten mücerret olduğu gerekçesiyle bu delillerin hiç incelenmediğini, oysa ileri sürülen def’i gereği şirket kayıtlarının hukuki ilişkinin hiç doğmadığını gösterecek nitelikte bulunduğunu, Mahkemenin delilleri değerlendirmeden yemin teklif edilmemesine dayanarak red kararı vermesinin usul, yasa ve yerleşik içtihada açıkça aykırı olduğunu, bir an için ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilse dahi diğer kesin ve takdiri deliller değerlendirilmeden karar verilemeyeceğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları) Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir sebebe bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak, senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Eğer taraflardan dan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Senede dayalı bu iddianın aksinin de yine yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. (Yargıtay HGK 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 E. - 2019/58 K. sayılı ilamı) Somut olayda, davacı tarafça dava konusu kambiyo senedinin davalının ortağı ve yetkilisi olduğu ....Şti.'ne olan sermaye taahhüdüne istinaden şirkete verildiği ileri sürülmüş ve dava dilekçesinde delil olarak şirketin ticari defter ve kayıtları da gösterilmiştir. Ancak ilk derece mahkemesince davalının ceza yargılaması sonucu beraat ettiği ve davacının senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu yazılı delille ispat edememiş olduğu gerekçeleriyle dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelenmeksizin karar verildiği anlaşılmaktadır. Oysa ceza dava dosyasında İzmir 20.Asliye Ceza Mahkemesi'nce CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca suçun işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle beraat kararı verilmiş olup, suçun işlenmediği hususunda bir kesinlik bulunmayan delil yetersizliğine dayalı ve bir maddi vakıa tespiti içermeyen beraat kararının hukuk mahkemesi yönünden bağlayıcı olmayacağı açıktır.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2021 tarih 2019/(22)9-835 Esas 2021/513 Karar sayılı ilamı) O halde davalının 23.03.2020 tarihli kolluk ifade tutanağında bononun davacının davalıya olan şahsi borçlarına karşılık düzenlendiği beyan edilmekle, davalının dava tarihi itibariyle davacının bonoyu verdiğini ileri sürdüğü şirketin tek ortağı ve yetkilisi olduğu da dikkate alındığında, ticari defter ve kayıtların yazılı delil niteliğinde olduğu gözetilerek, ilk derece mahkemesince şirkete ait ticari defterlerin ibrazı hususunda davalıya HMK 220. maddesinde yer alan belge ibrazını zorlayıcı hükümler de tatbik edilerek kesin süre verilmesi ve ibraz edilmesi halinde ticari defter ve kayıtların SMMM bilirkişi vasıtasıyla incelenmesi suretiyle elde edilecek sonuca göre şirket kayıtlarında dava konusu bononun ve davacının iddialarına dayanak vakıaları doğrular kayıtların(sermaye koyma, ödeme vb.) yer alıp almadığının belirlenerek sonucuna göre değerlendirme yapılması gerektiği halde eksik incelemeyle karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2- İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.02.2023 gün ve 2020/486 E. 2023/129 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, 5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/01/2026