8. Hukuk Dairesi 2018/9527 E. , 2019/6083 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesat Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi ... ve müşterekleri vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.06.2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı …
**8. Hukuk Dairesi 2018/9527 E. , 2019/6083 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Muhdesat Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi ... ve müşterekleri vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.06.2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden taraflardan kimse gelmediğinden incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildi. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacılar vekili, vekil edenleri ile davalıların 235 ada 8 parsel ... taşınmazda malik olduklarını, dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan meyve ağaçları, seralar ve bahçe evinin, vekil edenleri/vekil edenlerinin mirasbırakanları ve dava dilekçesinde belirttiği kişiler tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve müşterekleri vekili, davacıların aktif husumet ehliyetinin olmadığını, muhdesatların kadastrodan önce mevcut olduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini de belirterek davanın reddini savunmuştur. Bir kısım davalılar, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 235 ada 8 nolu parsel üzerinde bulunan l98 adet mandalin ağacının 3/4 ünün davacı ...'ya ait olduğunun tespitine, yine aynı taşınmaz üzerinde bulunan bir adet bahçe evi ve dört adet plastik seranın l/2 sinin davacı ... tarafından yapıldığının tespitine, fazlaya ilişkin davacı tarafın talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalılar ... ve müşterekleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir. Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 235 ada 8 parsel ... taşınmazın dosya arasına alınan son tapu kaydına göre, kuyusu olan narenciye bahçesi niteliğinde satış ile davacı ... ile davalılar murisi Hatice Gündoğdu adına tapuda kayıtlı olduğu, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporuna göre, dava konusu taşınmaz üzerinde, 4 adet sera, bahçe evi, mandalina, dut ve ceviz ağaçlarının olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur(4721 s.lı TMK 684/1 mad.). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer(TMK 718 mad.). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 ... Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Duraksamadan belirtmek gerekir ki; mevcut bir muhdesata sonradan yapılan imalatlar yeni bir muhtesat meydana getirme sayılamayacağı gibi, bu amaçla yapılan giderler de mevcut muhtesata değer kazandıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. Aynı şekilde bütünleyici parça niteliğinde olmayıp her zaman için ana taşınmazdan sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşyalar da teferruat niteliğindedir. Bu nitelikteki eşyalar yönünden muhdesat aidiyeti davası açılamayacağı, iyileştirici nitelikteki giderlerden payına düşenden fazlasını yapan kişinin ancak koşullarının varlığı halinde Borçlar Kanunu'nun 61 ve devam eden maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile bu miktarı isteyebileceği kuşkusuzdur. Eda davası açma hakkının bulunduğu hallerde bu davaya öncü olacak bir tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunduğundan söz edilemez. Hemen belirtmek gerekir ki hukuki yarar dava koşuludur. Somut olaya gelince; Mahkemece, davaya konu 8 parsel ... taşınmaz üzerinde bulunan dört adet plastik seranın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiş ise de, varılan sonuç ve oluşturulan hüküm az yukarıda zikredilen yasal düzenlemelere ve yerleşik uygulamaya uygun düşmemektedir. Aidiyetinin tespiti istenen ve Mahkemece kabulüne karar verilen seraların taşınmazın bütünleyici parçası niteliğinde olmayıp (mütememim cüz) her zaman için sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşya (teferruat) niteliğinde oldukları kuşkusuzdur. Az yukarıda açıklandığı üzere, öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan yerleşik görüşlere göre, bu nitelikteki eşyalar yönünden muhdesat aidiyeti davası açılamayacağı, ancak koşullarının varlığı halinde TBK'nin 77 ve devam eden maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açılacak eda nitelikli bir alacak davası ile talep edilebileceğinin mümkün olduğu, eda davası açma hakkının bulunduğu hallerde de bu davaya öncü olacak bir tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gözönünde bulundurularak, tespiti istenen seralar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Ayrıca, 3402 ... Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi gereğince kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevinden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır. Ne var ki, somut olayda, hak düşürücü süre yönünden mahkemece hükme yeterli bir araştırma yapıldığı söylenemez. Şöyle ki, dava konusu taşınmazın kadastro tespiti kuyusu olan narenciye bahçesi niteliği ile 15/12/1980 tarihinde yapılmış, 09/06/1993 tarihinde hükmen tapuya aynı nitelik ile tescil edilmiştir. Dosyada mübrez kadastro tutanağında "...malikleri tarafından narenciye ağaçları dikildiğinden ve bu şekilde tasarruf olunageldiğinden cinsinin kuyusu olan narenciye bahçesi halinde tashihi suretiyle tapu malikleri adına verasette iştirak halinde tespiti yapılarak komisyona sunuldu..." ifadeleri kullanılmıştır. Yine, Mahkemece 20/10/2014 tarihinde yapılan keşifte dinlenen davacı tanığı, dava konusu ağaçların tahminen 1975-1980 yılları arasında dikildiğini, yine keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda, 180 adet mandalina ağacının 30-35 yaş aralığında, 18 adet ağacın ise 10 yaşında olduğunu belirttiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu ağaçların taşınmazın tespit tarihinden önce yapılıp-yapılmadığı her türlü tereddütten uzak olarak tespit edilmemiştir. Hal böyle olunca, Mahkemece, mahallinde yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan (uyuşmazlık konusu olan) ağaçların yaşı ve sayısının duraksamaya meydan vermeyecek şekilde belirlenmesi, ağaçların yerini gösterir şekilde teknik bilirkişiye uygulama ve denetime elverişli basit kroki düzenlettirilmesi, muhdesatların mümkünse bütün halinde fotoğraflanması ve bu suretle denetime elverişli ziraat bilirkişi raporu ile tespit edilecek ağaçların yaşları da göz önünde bulundurularak (var ise) görülmekte olan eldeki davanın kadastro tespit tarihi öncesi ağaçlar için 3402 ... Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açılıp açılmadığının değerlendirilmesi, kadastro tespit tarihi sonrası ekilen ağaçlar yönünden ise tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan ağaçlar ile ilgili infazda kuşku oluşturmayacak şekilde karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. Yine, dosya arasında yer alan son tapu kaydında davacılardan ...'nın dava konusu taşınmazda malik olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, bahsi geçen davacının taşınmazdaki payının tespitine ilişkin olarak, taşınmaza ait akit tablolarının dosya arasına alınması ve aktif dava ehliyetinin olup-olmadığının değerlendirilmesi gerekirken, gerekli araştırma yapılmadan bahsi geçen davacı hakkında hüküm kurulması da yanlış olmuştur. Son olarak, davada taraf olan bir kısım davalıların karar başlığında gösterilmemiş olması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Davalılar ... ve müşterekleri vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 ... HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalılar vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18/06/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.