Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek devlet memurluğundan çıkarılma işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek devlet memurluğundan çıkarılma işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/9/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde sivil memur olarak göreve başlamıştır. Bir astsubayla evlidir ve bir çocuk annesidir. Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine gönderilmiş olan belgelere göre Hava Kuvvetleri Komutanlığına bir başçavuş ve bir üsteğmen hakkında İstihbarata Karşı Koyma (İKK) zafiyeti konusunda ihbar içerikli bir e-posta gönderilmiş, bu kişiler hakkında idari tahkikat yürütülmesi konusunda İstihbarat Daire Başkanlığı bünyesinde oluşturulan B Tipi İnceleme Timi (İnceleme Timi) görevlendirilmiştir. Söz konusu İnceleme Timi tarafından Diyarbakır, İzmir ve Ankara garnizonlarında görev yapan altı personelin ifadeleri alınmıştır. Ayrıca hakkında tahkikat yürütülen askerlerin özlük dosyaları ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki personelin göreve mahsus e-posta (intranet) hesapları incelenmiştir. Bu incelemeler sırasında başvurucunun 2009 ila 2010 yılları arasında hakkında soruşturma yürütülen başçavuş ile ilişkisi olduğunun tespit edildiği, bunun yanı sıra başvurucunun 2005 ila 2007 yılları arasında bir albay ile ilişkisi olduğunun saptandığı bildirilmiştir. Anayasa Mahkemesine sunulmuş belgelere göre, İstihbarat Timi tarafından alınan ifade tutanaklarında "İstihbarata Karşı Koyma" (İKK) zafiyeti kapsamında ifade alınmıştır. Tutanaklarda, “ifadeyi alan” kısmı ve ifadelerin bazı bölümleri karartılmıştır. Başvurucuya ait ifade tutanağında, bugüne kadar görev yaptığı yerlerde kendisine duygularını açan, iltifat edip sevdiğini söyleyen personel olup olmadığı, albay ve başçavuş ile tanışıklığının ne zaman başladığı, aralarında cinsel anlamda ne zaman ve nerede yakınlaşma olduğu, intranet üzerinden bu kişilerle yaptığı yazışmaların hangi dönemde gerçekleştiği hususlarında sorular sorulmuştur. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı, ilişkilerini kabul ettiği ve ifade metnini imzaladığı görülmüştür. Ayrıca albay ve başçavuş da ifadelerinde, belirtilen tarihlerde başvurucu ile ilişkileri olduğunu beyan etmişlerdir. Bunun yanı sıra 2006 ila 2012 yılları arasında başvurucunun göreve tahsisli e-posta adresine gönderilen ve başvurucunun gönderdiği iletilere ilişkin raporda da başvurucunun gönül ilişkilerini ortaya koyan duygusal içerikli birtakım mesajların yer aldığı belirtilmiştir. İnceleme Timi tarafından hazırlanan İnceleme Sonuç Raporunda, başvurucunun başkasıyla evli olmasına rağmen belirtilen kişilerle evlilik dışı ilişkileri olduğunun anlaşıldığı, göreve tahsisli bilgisayarında intranet e-posta sistemi üzerinden bu kişilerle gönül ilişkisi içerikli yazışmalar yaptığının belirlendiği belirtilerek Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kuruluna (Yüksek Disiplin Kurulu) sevki gerektiğine dair teklif getirilmiştir. Bu teklif doğrultusunda başvurucu Yüksek Disiplin Kuruluna sevkedilmiştir. Başvurucu Yüksek Disiplin Kuruluna verdiği savunmasında söz konusu iddiaların doğru olmadığını belirtmiştir. Yüksek Disiplin Kurulunun 20/3/2013 tarihli işlemiyle başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verilmiştir. Yüksek Disiplin Kurulu kararına göre başvurucu, söz konusu iki askerden gönül ilişkisi içerikli mesajlar almış ve kendisi de aynı içerikte mesajlar göndermiştir. Disiplin soruşturması sırasında ifadeleri alınan bu iki asker de başvurucuyla ilişki yaşadıklarını beyan etmişlerdir. Kararda, başvurucunun eylemlerinin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelikte olduğu aynı zamanda yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler kapsamında olduğu belirtilmiş ve bu nedenle başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılması gerektiği gerekçesine yer verilmiştir. Başvurucu devlet memurluğundan çıkarılma kararına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır. Başvurucu vekili davalı idarece gönderilen gizli nitelikli belgeleri incelemesi ve belgelerin bir örneğinin kendisine verilmesi yönünde talepte bulunmuştur. AYİM İkinci Dairesi, 11/9/2013 tarihli kararıyla incelenmesine izin verilen belgeler arasında başkalarının özel yaşamlarına ait bilgiler yer alması nedeniyle bu belgelerin 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesinde belirtilen esaslar dâhilinde incelettirilmesine, başvurucunun ifade tutanağının bir örneğinin başvurucu vekiline verilmesine karar vermiştir. Ayrıca bu kararda başvurucu vekiline belgeleri incelemesinden sonra beyanda bulunması için otuz günlük süre verilmesine hükmedilmiştir. Başvurucu vekili 18/12/2013 tarihinde söz konusu belgeleri incelemiştir. Başvurucu vekili, daha sonra sunduğu dilekçeleriyle anılan gizli belgelere karşı beyanda bulunmuştur. Ayrıca AYİM Başsavcılığı düşüncesine cevap ve karar düzeltme dilekçelerinde de söz konusu belgeler hakkındaki görüş ve beyanlarını sunmuştur. Başvurucu söz konusu dilekçelerinde, İstihbarat Timi tarafından psikolojik baskı altında ifadesinin alındığını, ne için beyanda bulunduğunu bilmediği gibi ifadesinin disiplin cezası verilmesine esas alınacağını da bilmediğini, tanık olarak beyanına başvurulduğu ve ifadesinin aleyhine kullanılmayacağı söylenerek kandırıldığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca kimliği belirsiz soruşturmacılar tarafından soruşturma yapılması ve hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin disiplin soruşturması dosyasına dâhil edilmesinde de özel bir kasıt bulunduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu, söz konusu fiillerden kimsenin haberi ve bilgisi olmadığını, iş yerinde hiçbir disiplin zaafiyetine sebep olmadığını, kendisine ait mesajların incelenmesi suretiyle özel yaşamın gizliliğinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. AYİM, davalı idareye başvurucunun ifadesinin alınması esnasında sesli ve görüntülü kayıt yapılıp yapılmadığını sormuş ve varsa bu kayıtların gönderilmesini istemiştir. Davalı idare, söz konusu görüntü ve ses kaydının idari soruşturmanın ardından imha edilmesi nedeniyle gönderilemediğini bildirmiştir. Yargılama sırasında AYİM Başsavcılığı görüşlerini sunmuştur. Başsavcılık, işlemin iptalinekarar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başsavcılığa göre eylem tarihleri bakımından iki yıllık ceza zamanaşımı süresi dolmuştur. Ayrıca Başsavcılık görüşünde, istihbarat çalışması çerçevesinde ifade alma işleminin hukuka uygun kabul edilemeyeceği belirtilmiş, bu suretle elde edilmiş ifade beyanlarına dayalı memurluktan çıkarma kararının da sebep unsuru bakımından hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. AYİM, oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM'e göre başvurucunun yazışmalarından ilişkilerinin devam ettiği anlaşılmaktadır ve dolayısıyla iki yıllık ceza zamanaşımı süresi bitmemiştir. AYİM, başvurucunun isnat edilen eylemleri gerçekleştirmiş olduğunda tereddüt bulunmadığı, bu eylemlerin memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelikte yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler olduğu tespitinde bulunmuştur. AYİM'e göre söz konusu e-postalar başvurucunun özeli olan bir alandan değil hizmete yönelik kullanılan ve denetime açık olan intranet üzerinden elde edilmiştir ve e-posta içeriklerinden anlaşılan ilişkiler, başvurucu ve diğer personelin ifadeleriyle teyit edilmiştir. AYİM'e göre söz konusu eylemler Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) disiplin anlayışıyla bağdaşmamakta ve TSK'nın itibarını zedelemektedir. AYİM kararında ayrıca başvurucunun geçmiş hizmetinin başarılı olduğu, ödül ve takdir belgeleri bulunduğu ve disiplin cezası bulunmadığı anlaşılmakta ise de davacının eylemlerinin vasıf ve yoğunluğu dikkate alınarak bir alt disiplin cezası verilmemesinin hukuka uygun bulunduğunu belirtmiştir. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif üyeye göre davacının ve diğer şahısların savunma hakkı ihlal edilerek alınan ifadeleri delil olarak kabul edilemez. Ayrıca isnat edilen eylemlerin başvurucu ve anılan şahıslar dışında başka kimseler tarafından bilinmediği dikkate alındığında, başvurucunun TSK'da hizmet etmesine engel teşkil edecek derecede vehamet arz etmemektedir. Dolayısıyla en ağır disiplin cezası olan devlet memurluğundan çıkarılması cezası ölçülülük ilkesine uygun değildir. Anılan karar 26/8/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Karara karşı karar düzeltme yoluna gidilmemiştir. Başvurucu 10/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında TSK'da görev yapan sivil memurlar hakkında ahlaki nedenlerle devlet memurluğundan çıkarma işlemi tesis edilmesine dayanak oluşturan mevzuata ve benzer durumlara ilişkin uluslararası hukuka (Ö.N.M, B. No: 2014/14751, 15/2/2017, §§ 28-39) yer vermiştir.