8. Hukuk Dairesi 2019/3140 E. , 2019/10197 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : ... Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez davalı vekilinin temyi…
**8. Hukuk Dairesi 2019/3140 E. , 2019/10197 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : ... Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez davalı vekilinin temyiz isteminin değerden reddine dair verilen ek kararla birlikte hükmün temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı ... vekili, evlilik birliği içerisinde davalı adına edinilen araç ve villa yönünden mal rejiminin tasfiye edilerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL alacağın faiziyle tahsilini talep etmiştir. Davalı ... vekili, villanın kişisel malı olduğunu, aracın edinilmesinde davacı kadının katkısının bulunmadığını, mahkeme aksi kanaatte ise evlilik birliği içinde davacı tarafından çekilen banka kredisini kefil olması nedeniyle davalının boşanma davasından sonra ödemek zorunda kaldığını, bu nedenle ödediği kredi bedelinin davacı lehine hesaplanacak alacaktan mahsubu gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasındaki mal rejiminin boşanma davasının açıldığı tarihte sona erdiği ve edinilmiş mallara katılma rejimine göre dava konusu taşınmazın ve aracın karar tarihine en yakın tarihli güncel değerinin belirlendiği ancak davacının talebiyle bağlı kalınarak fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL katılma alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilince yapılan istinaf başvurusu incelenerek esastan reddedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince temyiz isteğinin değerden reddine dair verilen ek kararla birlikte hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince 11.01.2019 tarihli ek kararla, HMK'nin 6763 sayılı Kanun ile değişik 362/1-a maddesine göre Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 58.800,000 TL'yi geçmeyen davalara ilişkin kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı ve hükme bağlanan davanın istinafa konu değeri 10.000,00 TL'nin karar tarihi itibari ile temyiz kesinlik sınırını aşmadığından temyiz talebinin reddine karar verilmiş ise de; dava katılma alacağı isteğine ilişkin olduğuna, belirsiz alacak davası niteliğinde olan davada davacı lehine sonuç alacak miktarı da belirtilmeksizin taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL alacağa hükmedildiğine ve bilirkişi raporunda 167.323,07 TL olarak alacak miktarı belirlendiğine göre davalının temyiz dilekçesinin değerden reddine dair gerekçe isabetsiz olup 11.01.2019 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilerek temyiz itirazları doğrultusunda hükmün esası incelenmiştir. Dava, katılma alacağı isteğine ilişkin olup, tasfiyeye konu edilen villa eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 16.07.2009 tarihinde ferdileşme yoluyla davalı erkek adına tescil edilmiştir. Davalı tarafça babası tarafından villanın karşılıksız devredildiği, bağış olduğu ve dolayısıyla taşınmazın kişisel mal olduğu savunulmuştur. Yerel mahkeme gerekçesinde tapu kaydı, kooperatif kayıtları, taşınmazın kıymeti ve birbiri ile uyumlu tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; babanın sadece bir çocuğuna bağışta bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olması, yer, zaman, sebep ve bedeli belirtilmek suretiyle devrin bedel mukabilinde gerçekleştiğinin tanık anlatımlarıyla ortaya konulması, davalının geliri ile taşınmazın devir tarihinde olabileceği kıymeti arasında orantı bulunması karşısında taşınmazın bedel karşılığında davalıya devredildiğinin kabul edildiği açıklanmıştır. Mahkemece, yazılı şekilde villa katılma alacağı hesabına dahil edilmiş ise de gerekçe, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle örtüşmediği gibi yapılan araştırma ve incelemede yeterli değildir. Yargıtayın ve Dairenin yerleşmiş uygulamalarına göre, eşlerden birinin anne veya babalarından gelen mallar söz konusu olduğunda; satış gösterilse dahi mal bağış olarak değerlendirilmektedir. Bu tasarrufi işlem, hayatın olağan akışına göre, fiili karine olarak bağış kabul edilmektedir. Bu karinenin aksini, yani parasını vererek gerçek anlamda satın alındığını iddia eden eş iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Kabul edilen bu fiili karine, ispat yükümlülüğü altındaki tarafı değiştirmektedir. Anne ya da babadan gelen mala ilişkin tasarrufun bağış değilde gerçek anlamda satış olduğunu iddia eden eş, başta satış bedelinin ödendiğine ilişkin ödeme kayıtları olmak üzere iddiasını güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlamalıdır. Somut olayda, dava konusu taşınmazın kooperatife ait olduğu, kooperatif üyesi olan ve aynı zamanda davalının babası dava dışı Mehmet'in, üyeliğini oğlu davalıya 04.06.2009 tarihinde devrettiği, kooperatifçe 11.06.2009 tarihinde davalının ortaklığa kabulüne karar verildiği sabittir. Davacı taraf her ne kadar parası ödenerek villanın davalının babasından satın alındığını iddia etmiş ise de yukarıda izah edilen şekilde satış bedelinin ödendiğine ilişkin ödeme kayıtları olmak üzere güçlü ve inandırıcı delillerle bu iddianın dosya kapsamından ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, tanık beyanlarıyla yetinilerek para ödendiğinin kabulüyle yazılı şekilde villanın tamamının edinilmiş mal olarak tespiti hatalı olmuştur. Bununla birlikte villanın davalı tarafa devredildiği tarih itibariyle inşaat durumu hakkında ise bir araştırma yapılmamıştır. Mahkemece öncelikle yapılacak iş, villanın babadan davalıya devir tarihinde kaba inşaat halinde olup olmadığının yöntemince gereği gibi araştırılması, villanın devir tarihinde kaba inşaat halde olduğunun tespiti halinde, kaba inşaatın (arsası ile birlikte) davalının kişisel malı olduğu gözetilerek devirden sonra evlilik birliği içerisinde yaptırılan kısım yönünden aksi ispat edilemediğinden edinilmiş mallardan karşılanarak yapıldığının kabulü ile Kanuna ve Yerleşik Daire uygulamasına uygun şekilde değer tespiti ve oranlamalar yapılarak davacının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacağının hesaplanması, devirden sonra varsa yaptırılan bu kısım yönünden kabul kararı verilmesi olmalıdır. Öte yandan devir tarihinde villanın bitmiş vaziyette olduğunun tespiti halinde ise dava villa yönünden tümden reddedilmelidir. Açıklanan yönlerden hüküm usul, Yasa ve Daire uygulamasına aykırı bulunmuş olup bozulmasına dair karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin 373/1 maddesi uyarınca kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi