Başvuru, tapulu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tapulu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/5/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon tarafından makul sürede yargılanma hakkı şikayeti yönünden başvurunun ayrılmasına ve ayrılan dosyanın 2019/12772 başvuru numarasına kaydedilmesine karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1935 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir. Başvurucu, 1968 tarihli tapu kaydına göre Kocaeli'nin Kandıra ilçesine bağlı Çalköyü Seyrek İskele civarı Dereyanı Kocadüz mevkiinde bulunan 20 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Taşınmazın bulunduğu yerde 1987 yılında kısmi kadastro yapılmış ve bu kadastro çalışması sırasında başvurucuya ait taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığının tespit edilmesi üzerine kadastro ekibi tarafından tescil dışı bırakılmıştır. Aynı bölgede 2005 yılında kadastral yenileme çalışması yapılmış olup kalan kısımdaki çalışmalar ise 2008 yılında tamamlanmıştır. Bununla birlikte dava konusu parselin kıyı kenar çizgisi içerisindeki durumu değişmemiştir. Başvurucu, 2/4/2009 tarihli dilekçe ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne başvurarak tespit dışı bırakılan yerin kadastrosunun yapılmasını talep etmiştir. Genel Müdürlük ise cevabi yazısında taşınmazın kıyı kenar çizgisine göre kıyı tarafında kalması nedeniyle kadastro çalışmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Başvurucu bu defa 22/7/2009 tarihli dilekçe ile devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyı çizgisi içinde kalan 390 m²'lik arsa vasfındaki taşınmaza karşılık eşdeğer başka bir arsa verilmesi, bunun mümkün görülmemesi hâlinde arsanın rayiç değeri olan 000 TL'nin tarafına ödenmesi istemiyle Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü nezdinde başvuruda bulunmuştur. Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü 2/10/2009 tarihli cevabi yazısında; başvuru konusunun Kocaeli Valiliğine intikal ettirildiğini, millî emlak denetmen yardımcısı görevlendirilerek konunun inceleneceğini, inceleme ve işlemler sonuçlandıktan sonra talebin Bakanlıklarca değerlendirileceğini, yapılan işlemlerin sonucu hakkında sonradan bilgi verileceğini belirtmiştir. Konuya ilişkin atanan 4/11/2009 tarihli müfettiş raporunda, özetle; başvurucuya ait 20 parsel numaralı taşınmazın kıyı ile kıyı kenar çizgisi arasında kaldığı, böyle alanların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan alanlardan olması nedeniyle özel mülkiyetin söz konusu olamayacağı belirtilerek başvurucunun talebi hakkında yapılacak bir işlem olmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu akabinde 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince 6 ay içinde talep hakkında bir cevap verilmemesi suretiyle tesis edilmiş olan 2/10/2009 tarihli idari işlemin iptali talebiyle 21/1/2010 tarihinde Kocaeli İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; söz konusu taşınmazın 1968 yılından beri tapuda kendi adına kayıtlı olduğunu, kıyı kenar çizgisi içinde kaldığından bahisle kadastroya tabi tutulmadığını ve bu nedenle mülkiyet hakkını kullanamaz hâle geldiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, yapmış olduğu yargılama sonucunda 10/1/2012 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:i. İdari mahkemelerin yerindelik denetimi niteliğinde, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak şekilde, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyecekleri tartışmasızdır.ii. Başvurucunun tapuda maliki olduğu fakat kadastro çalışmalarında tescil dışı alanda bırakılan taşınmazın satın alınması veya yerine eşdeğer bir taşınmaz verilmesine yönelik idarenin yargı kararı ile zorlanamayacağı açıktır.iii. Kıyı kenar çizgisinde kaldığı açık olan dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu ve dava konusu taşınmazın tapu iptal işlemlerine Defterdarlık tarafından başlandığı da dikkate alınmalıdır. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 21/1/2015 tarihli kararıyla bozulmuştur. Kararın gerekçesi özetle şöyledir:i. Somut olayda başvurucunun tazminat talebinin de bulunduğu dikkate alındığında başvurucu tarafından açılan davanın iptal davası olma özelliğinin yanı sıra aynı zamanda bir tam yargı davası niteliğini de taşıdığı açıktır.ii. 2577 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasında; idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka surette öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerekli olduğu hükme bağlanmış bulunmaktadır.iii. Buna göre Mahkemece, dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro çalışmalarının hangi tarihte tamamlandığının, başvurucunun tapusunun iptal edilip edilmediğinin, edildi ise tarihinin tespit edilerek öncelikle davanın süresinde açılıp açılmadığının belirlenmesi, akabinde söz konusu arazinin tapusunun alındığı 1968 yılında kıyı şeridinde kalıp kalmadığının, bu tarihten sonra deniz hareketleri veya doğal olaylar nedeniyle mi kıyı şeridinde kaldığının gerekirse bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu araştırma ve tespitler yapılmadan davanın reddi yolunda verilen mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Bu karara karşı Maliye Bakanlığının yaptığı karar düzeltme başvurusu neticesinde Daire 22/1/2018 tarihli kararı ile karar düzeltme talebini kabul etmiş ve İdare Mahkemesinin kararını açıklamalı olarak onamıştır. Daireye göre temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte değildir. Onama kararındaki açıklamaların özeti şöyledir:i. Başvurucunun davalı idareye yaptığı başvuruda, dava konusu taşınmazın yerine eş değer bir taşınmaz verilmesi ya da 000 TL olan değerinin ödenmesi şeklinde iki talebin yer aldığı ancak bu taleplerin zımnen reddi üzerine idarenin ret yönündeki işleminin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı dikkate alındığında, uyuşmazlığın iptal davası şeklinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur.ii. Diğer taraftan yukarıda anılan mevzuat hükümleri kapsamında taşınmazla ilgili işlemlere karşı itiraz ve dava sürelerinin geçtiği de gözönüne alındığında, bakılmakta olan iptal davasında dava konusu işlem yönünden bir hukuka aykırılık saptanmamıştır.iii. Öte yandan başvurucunun, adli yargıda mülkiyet hakkı iddiasına dayalı olarak ve taşınmazın bedelinin ödenmesine yönelik olarak açacağı davada yapılacak inceleme de mezkûr davanın konusunun dışındadır. Nihai karar, başvurucunun vekiline 2/5/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Abdullah Tantaş ve diğerleri, [G.K.], B.No: 2018/2739,15/12/2021, §§ 19-