Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 19/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyet yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve adli yardım talebinin kabul edilmesine karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 22/9/2016 tarihinde tutuklamaya yönelik yakalama kararı verilmiştir. Başvurucu, ilgili yabancı devlet yetkililerince 27/9/2017 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı gerekçesinde belirtildiğine göre ilgili yabancı devlet yetkililerince sınır dışı edilmesine karar verilen başvurucu 13/10/2017 tarihinde Türk yetkililere teslim edildikten sonra uçakla Türkiye'ye getirilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen bir soruşturma kapsamında başvurucu 14/10/2017 tarihinde İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ilk ifadesi 14/10/2017 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde alındıktan sonra başvurucu aynı tarihte Başsavcılığa sevkedilmiştir. Başsavcılık aynı gün başvurucunun ifadesini almış ve başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) aynı tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Sorgu esnasında İstanbul Barosu tarafından görevlendirilen müdafi de hazır bulunmuştur. Başvurucunun sorgudaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:" ...tüm hayatım boyunca eğitim ile meşgul oldum, bu terör örgütünün bu kadar canice hareket edeceğini düşünemedim, işin bize görünen yönü eğitimdi, 15 Temmuz sonrası gördüğüm kadarıyla bu örgütün tamamen okul açmasının amacı kendine eleman devşirme imiş, ben hayatım boyunca Türk kültürünü tanıtmaya ve öğretmeye adadım, bu örgütün Türkçe öğretme nedeni ... [Fetullah Gülen] isimli teröristin kitaplarının okunması, kasetlerinin dinletilmesi içinmiş, okullarda özellikle lise kısmında rehberlik adı altında gruplar oluşturuluyor ve Türkçe'nin hızlı öğretilmesi ve görsel bilgilerin izlenerek ve dinlenerek bu şekilde örgüte bir kazanım amaçlanıyor, her okuldan sorumlu bir rehber öğretmen mevcuttur ve bu öğretmen de diğer lise sınıflarına ait konuşulacak konuları belirlemekte ve sınıf rehberlerine konu olarak aktarılmaktadır, sistem bu şekilde işliyor ve her okulun mutlaka bir yurdu vardır ve rehberlik hizmetleri okul saatinden sonra planlanarak yapılmaktadır, bu bahsettiğim yurtdışı okullar içindir, ben 2001-2002 yılları arası haricinde yurtiçinde hiç bulunmadım, yurtiçi yapılanması ile ilgili bilgim yoktur, bulunduğum ülkelerdeki kişilerin bilgilerini ifadelerimde belirttim, rehber öğretmenler ile ilgili bilgileri emniyet ifademde vermiştim, telefonum ile ilgili inceleme yapıldıktan sonra çağrıldığımda daha detaylı bilgiler vereceğim, .. [ilgili yabancı devletteki] genel rehberin ismi [E.dir], kendisi halen ... [ilgili yabancı devlette] bulunmaktadır, telefonum incelendikten sonra ... [ilgili yabancı devlet] yapılanması ile ilgili tekrar ifade vermek istiyorum, 11 yıldır ... [ilgili yabancı devlette] kalıyorum, ayrıca örgütün dialog yapılanması bulunmaktadır, bu yapılanmaya ilişkin bilgileri de paylaşmak istiyorum, benim [Fetullah Gülen] ile hayatım boyunca hiçbir görüşmem ve fiili temasım olmadı, bir kez Birleşmiş Milletler konferansı için davetli olmam nedeniyle Amerika'ya gittim, [Fetullah Gülen'i] ziyaret talebinde bulundum ancak kabul edilmedi, örgütün tepesinde [Fetullah Gülen] vardır, onun altında 13-14 kişilik bir karar mercii vardır, diğer ülkeler ile ilgili kararlar bu 13-14 kişilik heyet tarafından veriliyor, bu kişiler Doktor [A.], [Y.], [A.K.], [Ş.A.T.] bildiğim kişilerdir, [U.] isimli kişi de vardı ancak kendisi geçen yıl vefat etti, bu heyet içinde [U.] isimli biri daha vardır ancak soyadını bilmiyorum, tüm ülkelerdeki tayin atama işlerine bu [U.] isimli kişi bakmaktadır...... [Başvurucu, birçok ülkede örgüt adına faaliyet gösteren kişilerin bilgilerini vermiştir.]...örgütün gizli bir haberleşme programı vardır, yeni bir programdır, Candy Crush isimli bir oyun üzerinde görüntü o olup şifre soran bir program vardır, bu yenidir, bu program 2017 yılı itibariyle darbeden sonra örgüt tarafından kullanılan bir programdır, bu programı bana yükleyen kişi [Y.dir.], ben önceki programları bylock vb hiç kullanmadım, yönetici pozisyonunda olmadığım için bana bu programları vermediler, sadece bahsettiğim programı kullandım, burada da uluslararası basında çıkan haberler genelde paylaşılıyordu, örgüt tarafından hiyerarşik yapı yönlendirme notları da paylaşılıyordu, bu program üzerinden örgüt üyelerine talimatlar verilmektedir, şu gazeteci ile görüşün vb talimatlar veriliyordu, bu program halen etkindir, kaynağını bilmiyorum, bu haberleşme üzerinden 4-5 isimle görüşüyordum, bunlar [E.],[S.E.] [ ve E.] isimli soyadını bilmediğim bir kişi, [Z.] isimli soyadını bilmediğim bir kişi ve [Y.] vardı, bu kişiler şu an ... [ilgili yabancı devlettedir.]. ... [ilgili yabancı devlet] okulları 2016 Kasım itibariyle bizden devraldı, bizi de yönetimden çıkardı, öğretmen kadrosunun iş akitlerini feshettiler, biz durumun düzelmesini bekliyorduk ancak Haziran 2017 tarihinde ayrılmayı ve ülkeme dönmeyi düşündüm, pişmanlık yasasını duyup yararlanmak istedim, korktuğum ve işkenceye maruz kalacağımı düşündüğüm için gelemedim, Amerika vizesi aldım ve oradan Kanada'ya kaçmak ve Montreal'e yerleşmek istedim, ancak param olmadığı için gidemedim, örgütten bu şekilde uzaklaşmak istiyordum, örgüt bir yıldır bize yardım yapmıyor, en son maaşımızı Kasım 2016 tarihinde aldık, okula el konulduktan sonra bize maaş ödenmedi, sadece Pak-Türk okulları bize resmi olarak tazminatlarımızı ödedi, aracımı ve ev eşyalarımı satarak yaşamaya çalıştım, örgüt elemanlarından ülkemize dönmek isteyenler vardır ancak bir çoğunun tutuklanma ve işkenceye maruz kalma korkusu vardır, bu nedenle çekinmektedirler, Aralık 2013 tarihinde banka hesabımda para yokken 2014 yılında bir yükselme olmuş, ben bu hesabı 2002 yılında açtım ve tüm birikimi oraya koydum, katkı hesabına paramı değerlendirme amacıyla koydum, benim hem euro hem dolar hem de altın hesabım vardı, bu nedenle TL hesabında değişimler olmuştur, bu hesaba paralarımı aktarıyordum, FETÖ/PDY örgüt liderinin emriyle yatırdığım para değildir, kendi paramdır, tapeler ile ilgili beyanda bulundum, [H.Ö.] bana göndermiş ancak bunun ne olduğu soruluyor ancak böyle bir şey olmadı, [H.Ö.nün] çocuğu benim bulunduğum yerde okuyordu, ben kendisine çocuğuna ulaştırmak amacıyla bana para gönderebileceğini söyledim, tapelerde ismi geçen [N.] isimli bayanın örgütle bir ilgisi yoktur, kendisi hattattır, kendisi eşimin arkadaşının arkadaşı olması nedeniyle tanıştık, bana hat yazısı yazmasını istemiştim, ben örgütün bu kadar canavarca bir yapıya dönüşeceğini öngörmemiştim, son derece pişmanım, Allah bu fetö örgütünün belasını versin, ülkeyi perişan ettiler, mahvettiler, benim ismim sadece 5/5/2008 yılında New York Times'da okullar ile ilgili yapılan bir haberde geçmektedir......2014 yılında İngilizce üzerine yüksek lisansımı tamamladım, şu an da doktora öğrencisiyim, son derece pişmanım, etkin pişmanlıktan ve adli kontrol hükümlerinden yararlanmak istiyorum, iki çocuğum vardır, paramız yoktur, telefonlarım ile ilgili araştırma bitince isimlerle ilgili tekrar gelip detaylı bilgi vereceğim, hatırlamadığım konular da vardır, bunlarla ilgili izahat yapacağım, üzerimde psikolojik baskı vardır, burada kalacak yerim yoktur, ben devletin şefkatli, adaletli ve merhametli olduğunu biliyorum, ben hiç kaçmadım, her yıl Türkiye'ye giriş çıkış yaptım, ülkeme karşı son derece duyarlı bir insanım ... aleyhime olan hususları kabul etmiyorum..." Hâkimlik 16/10/2017 tarihinde başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelinin anlatımlarında ve dosyada mevcut bilgi ve belgelerde, şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı bulunması, her ne kadar şüpheli TCK'nun maddesi kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğinden bahisle pişmanlığını beyan edip bir dizi bilgi vermiş ise de, şüpheli tarafından verilen bu bilgilerin teyite muhtaç olduğu, bu hususlar teyit edildikten sonra tutukluluk durumunun yeniden gözden geçirilebileceği, üzerine isnat edilen suçlamanın CMK 100/3-a-11 maddesindeki suçlardan olması, şüphelinin kaçma ve delilleri karartma şüphesini uyandıracak somut olgular bulunması, adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yeterli olmayacağı gözetilerek şüpheli Mesut Kaçmaz'ın CMK 100 ve devamı maddeleri uyarınca tutuklanmasına ... karar verildi." Başvurucu tutuklama kararına 22/10/2017 tarihinde itiraz etmiştir. Başsavcılık 18/10/2017 tarihli iddianame ile başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış, sonrasında başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılıkça başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilmiştir. Bu bağlamda iddianamede başvurucunun; - Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen A.A. ile irtibatının bulunduğu belirtilerek bu kapsamda hâlen kaçak olan A.A. ile 1/9/2015 tarihinde yaptığı yazışmada Bank Asya Afyon Şubesine ait bir hesap numarasını vererek kurban talebinde bulunduğu, - 2002 yılında Bank Asyada açtırdığı hesapta yapılan incelemede 31/12/2013 tarihinde hesapta hiç para bulunmaz iken -örgüt lideri Fetullah Gülen'in Bank Asyaya para yatırılması talimatından sonra- 24/12/2014 tarihinde ise 886,84 TL bulunduğu ve bu kapsamda hesap hareketleri incelendiğinde kurban parası adı altında çok sayıda hesap hareketinin olduğu,- Örgüt içi atama sistemi ile Bosna Hersek, Nijerya, Senegal, Burkinofaso ve son olarak ilgili yabancı devlette -resmiyette öğretmen olarak görevlendirilmesine rağmen- örgüt adına faaliyette bulunduğu, - Devlet yetkililerince FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen ve ilgili yabancı devlette faaliyet gösteren Rumi Forum isimli derneğe üye olduğunun belirlendiği,- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü, ana çatısı FETÖ/PDY olan soruşturma kapsamında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerden Ş.A.T., U. ve A.B. ile telefon görüşmelerinin bulunduğu ileri sürülmüştür. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 27/10/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2018/281 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 30/10/2017 tarihinde yaptığı tensip incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına dair karara yaptığı itiraz, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/11/2017 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Mahkeme 13/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında suçlamaları kabul etmemiştir. Mahkeme duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı 26/4/2018 tarihli duruşmada esasa ilişkin mütalaasını sunmuştur. Mütalaanın ilgili kısmı şöyledir:"Sanık Mesut Kaçmaz'ın FETÖ terör örgütünün yapılanmasına mali yönden destek veren Bank Asya'da hesap açtırıp örgüt adına gelir elde etmek amacıyla çok sayıda kurban parası toplamasına ilişkin hesap hareketlerinin bulunduğu, terör örgütüyle irtibatlı Rumi Forum isimli dernekte dernek adına faaliyette bulunduğu, 1999 yılından itibaren yurt dışında çok fazla ülkede örgüt görevlendirmesiyle faaliyette bulunduğu hep birlikte değerlendirildiğinde üzerine atılı suçu işlediği anlaşılmakla eylemine uyan 3713 sayılı yasanın 3 ve Maddesi yollamasıyla TCK 314/2 maddesi uyarınca cezalandırılmasına ... karar verilmesi kamu adına talep olunur." Mahkeme 26/4/2018 tarihli duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, söz konusu karara başvurucunun yaptığı itiraz 14/5/2018 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Başvurucu anılan kararı 21/5/2018 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 19/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Mahkeme 3/7/2018 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme duruşma sonunda başvurucunun tahliyesine ve hakkında yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Sanığınörgüt ile 1997 yılından 1-2 yıl sonra arkadaşı [İ.T.] vasıtasıyla irtibat kurduğu, ilk olarak örgütün Bosna-Hersek'te bulunan Sema Eğitim Kurumlarında öğretmen olarak göreve başladığı, böylece örgütle tanıştığı, daha sonra Nijerya, Senegal, Burkinofaso ve en son ... [ilgili yabancı devlette] resmiyette öğretmen olarak görev yaptığı, ancak fiiliyatta ise örgüt adına faaliyette bulunduğu, Bosna-Hersek'ten sonraki görev yerlerinin örgüt tarafından'tayin' şeklinde belirlendiği anlaşılmıştır. Yine sanığın Burkino Faso'da Uluslararası Horizon Koleji'nde Müdür Yardımcısı konumunda çalıştığı, son olarak ... [ilgili yabancı devlette] örgüte ait PAKTÜRK okullarında Müdür ve Halkla İlişkiler Direktörü olarak görev yaptığı, yine bu dönemde örgütün ... [ilgili yabancı devlet] yapılanmasıyla bağlantılı RUMİ FORUM isimli kuruluşta Halkla İlişkilerde görev yaptığı, okullara ... [ilgili yabancı devlet] hükümetince el konulduğu ve sanığın sınırdışı edildiği anlaşılmıştır.Asya Katılım Bankası A.Ş.'de sanığın 24/6/2002 tarihinde açılan hesabının bulunduğu, bu hesapta 2013 yılı Aralık ayında 904,37 TL para varken 2014 yılı Ocak ayında bu miktarın 538,11'ye yükseldiği, yine 2014 yılı Temmuz ayında ise hesapta 695,57 TL varken 2014 yılı Eylül ayında 190,01 TL'ye yükseltildiği, hesapların artış tarihlerinin ise FETÖ örgüt liderinin Bank Asya'da bulunan hesaplardaki paraların miktarının artırılması yönünde talimat verdiği tarihlerin hemen sonrasına isabet ettiği, sanığın ise bu hesap artışlarını örgüt liderinin talimatı doğrultusunda gerçekleştirdiği anlaşılmıştır. Ayrıca sanığın dosyada ayrıntıları mevcut Bank Asya hesap hareketleri incelendiğinde,2006 ve 2015 tarihleri arasında çeşitli miktar ve açıklamalarla 'kurban parası' adı altında kendi adına, eşi [K.] adına ve üçüncü kişiler adına çok sayıda hesap hareketinin bulunduğu, 2014 yılı içerisinde FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı 'Kimse Yok mu Derneği' açıklamalı çok sayıda bağış şeklinde hesap hareketinin bulunduğu, 2014 ve 2014 tarihlerinde '... [ilgili yabancı devletteki] grubu adına Rumi Forum - Gazeteci ve Yazarlar Vakfı' açıklamalı iki adet hesap hareketinin bulunduğu, sanığın örgüt içerisindeki yurtdışı özel okul müdürü konumu dikkate alındığında belirtilen hesap hareketlerinin örgüte, örgütle iltisaklı vakıf ve derneklere 'kurban, bağış vb.' adı altında gelir elde etme amacına matuf olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sanığın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 2014/37666 sayılı ana çatı FETÖ soruşturması kapsamında haklarında işlem yapılan şüphelilerden [Ş.A.T., U. ve A.B.] ile telefon görüşmelerinin olduğu, yine sanığın emniyetteki ifadesinde bu şahıslarla bizzat görüşmelerinin de olduğunu ikrar ettiği anlaşılmıştır." Başvurucu, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 1/10/2019 tarihinde istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz aşamasında derdesttir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mehmet Sabri Şirin, B. No: 2016/10825, 12/2/2020, §§ 28-47; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33- Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Abdullah Öcalan/Türkiye ([BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005) kararında; uygulanabilecek iade süreci izlenmeden, kanuna aykırı olarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı şikâyetine ilişkin olarak esas alacağı ilkeleri aşağıdaki şekilde belirlemiştir:" Gözaltının 'kanunun öngördüğü prosedüre' uygun olup olmadığını da içine alan gözaltının 'yasal' olup olmadığı sorusu üzerinde, AİHS esasen ulusal hukuka atıfta bulunur ve ulusal hukukun maddi ve usule ait kurallarına uyma zorunluluğu koyar. Bununla beraber, AİHS ayrıca, özgürlük mahrumiyetinin maddenin amacına, özellikle bireyleri keyfilikten korumaya uymasını gerektirmektedir. Burada tehlikede bulunan yalnızca 'özgürlük hakkı' değil, aynı zamanda 'kişinin güvenlik hakkıdır' (bkz., diğer kararlar arasında, Bozano, yukarıda kayıtlı, s. 23, § 54; ve Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, A Serisi no. 185-A, s. 11, § 24). İç hukuku yorumlamak ve uygulamak en başta ulusal makamların, özellikle de mahkemelerin görevidir. Bununla beraber, 5 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuka uymamakla AİHS ihlal edildiği için, AİHM bu kanuna uyulup uyulmadığını gözden geçirmek için belli bir yetki kullanabilir ve kullanmalıdır (bkz. Benham / Đngiltere, 10 Haziran 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-III, s. 753, § 41; ve Bouamar / Belçika, 29 Subat 1988 tarihli karar, A Serisi no. 129, s. 21, § 49). Bir Devletin yetkililerinin bir diğer Devletin topraklarında bu Devletin onayı olmadan gerçeklestirdikleri yakalama, 5 § 1 maddesi uyarınca, ilgili kisinin bireysel güvenlik haklarını etkilemektedir (bkz., aynı etkiye iliskin Stocké / Almanya, 12 Ekim 1989, A Serisi no. 199, Komisyon görüsü, s. 24, § 167). AİHS, iade anlasmaları ya da sınırdısı etme konuları çerçevesinde, AİHS’de tanınan özel haklara müdahale etmemesi kosuluyla kaçak suçluları adaletin önüne çıkarabilmek için yapılan Devletler arası isbirliğini engellemez (bkz. Stocké, yukarıda kayıtlı Komisyon görüsü, s. 24-25, § 169). Biri AİHS’ye taraf olan, diğeri olmayan Devletler arasındaki iade anlaşmalarıyla ilgili olarak, bir iade anlaşmasının koymuş olduğu kurallar ya da, böyle bir anlaşmanın olmaması durumunda, ilgili Devletler arasındaki işbirliği de, AİHM’ye şikayet edilmesine neden olan yakalanmanın yasal olup olmadığına karar vermede gözönüne alınması gereken ilgili faktörlerdendir. Devletler arasındaki işbirliği sonucu bir kaçağın teslim edilmesi, tek basına yakalamayı kanuna aykırı kılmamakta ya da bu nedenle madde çerçevesinde bir soruna yol açmamaktadır (bkz. Freda / Đtalya, no. 8916/80, 7 Ekim 1980 tarihli Komisyon kararı, DR 21, s. 250; Klaus Altmann (Barbie) / Fransa, no.10689/83, 4 Temmuz 1984 tarihli Komisyon kararı, DR 37, s. 225; Luc Reinette/ Fransa, no. 14009/88, 2 Ekim 1989 tarihli Komisyon kararı, DR 63, s. 189). AİHS’nin tamamında var olan, toplumun genel çıkarına ilişkin talepler ile bireyin temel haklarının korunmasına iliskin gereklilikler arasında adil bir denge kurma arayışıdır. Dünyadaki dolaşım daha kolay hale geldikçe ve suç daha geniş çaplı bir uluslararası boyut aldıkça, yurtdışına kaçan şüphelilerin adalete teslim edilmesi, giderek bütün ulusların çıkarına olmaya başlamıştır. Bunun tersine, kaçaklar için güvenli sığınaklar tesis etmek, yalnızca korunan kişiyi barındırma zorunluluğu bulunan Devlet için tehlike oluşturmakla kalmayacak, bunun yanısıra iade kurumunun temellerinin zayıflamasına da sebep olacaktır. (bkz. Soering / Đngiltere, 7 Temmuz 1989 tarihli karar, A Serisi no. 161, s. 35, § 89). AİHS, iadenin sağlanabileceği kosullara ya da iadenin sağlanmasından önce izlenecek prosedüre iliskin hiçbir hüküm içermemektedir. İlgili Devletler arasındaki işbirliğinin sonucu olmuş ve kaçağın yakalanmasına ilişkin emrin yasal temelinin, kaçağın menşe Devletinin yetkilileri tarafından çıkarılan bir tutuklama emri olması sağlanmışsa, sıradışı bir iade bile AİHS’ye aykırı olarak değerlendirilmemektedir (bkz. Illich Ramirez Sánchez, yukarıda kayıtlı, s. 155). Yakalamanın, kaçağın sığınmacı olarak bulunduğu Devletin kanunlarına aykırılık oluşturup oluşturmadığı dikkate alınmaksızın -bu, sadece ev sahibi Devletin AİHS’ye taraf olması halinde AİHM tarafından incelenecek bir husustur- AİHM, basvuranın gönderildiği Devletin yetkililerinin ev sahibi Devletin egemenliğine aykırı sekilde ve dolayısıyla uluslararası hukuka ters düşen bir biçimde, kendi toprakları dışında hareket ettiklerine dair, birbiriyle tutarlı çıkarımlardan oluşan kanıta ihtiyaç duymaktadır (bkz., mutatis mutandis, Stocké / Almanya, 19 Mart 1991 tarihli karar, A Serisi, no. 199, s. 19, § 54). Ancak bundan sonra ev sahibi Devletin egemenliğine ve uluslararası hukuka uygun hareket edildiğini ispat külfeti, savunmacı Hükümet’e ait olacaktır. Bununla beraber, Daire’nin ileri sürmüş olduğu üzere (12 Mart 2003 tarihli karar, § 92), bu noktada basvurandan 'her türlü makul süpheden uzak' bir kanıt göstermesi istenmemektedir." AİHM yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yaptığı incelemede ise başvuranın Nairobi Havaalanı'nın uluslararası sahasında Türk güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından yakalandığına değinerek söz konusu olayda Türkiye'nin yetkisini kendi ülkesi sınırları dışında kullanmış olmasına rağmen başvuranın -Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin kapsamı doğrultusunda- Türk yetkilileri tarafından Türkiye'ye dönmeye fiziksel olarak zorlandığı ve yakalanmasını takiben dönüşünde Türk yetkililerinin yetki ve kontrolü altında bulunduğunun kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir (Öcalan/Türkiye, § 91) AİHM yakalamanın Türk iç hukukuna uyup uymadığı ile ilgili olarak başvuranın yakalanması için Türk ceza mahkemeleri tarafından yedi tutuklama emrinin ve İnterpol tarafından bir arama bülteninin çıkarıldığını belirterek belgelerin her birinde başvuranın Türk Ceza Kanunu uyarınca cezai suçlarla, özellikle devletin toprak bütünlüğünü bozmak için silahlı örgüt kurmakla ve yaşam kaybıyla sonuçlanan bir dizi terör eylemini kışkırtmakla itham edildiğine, yakalanmasının ardından gözaltında tutulabileceği kanuni süre sona erdiğinde bir mahkeme huzuruna çıkarıldığına, akabinde yargılandığına ve mahkûm edildiğine vurgu yaparak başvuranın yakalanmasının ve gözaltına alınmasının Türk mahkemeleri tarafından "bir suç işlediğine dair makul bir şüphe üzerine yetkili bir yasal makam huzuruna getirme amacıyla" çıkarılmış emirlere uygun olduğunu belirtmiştir (Öcalan/Türkiye, § 91). AİHM nihai olarak başvuranın Türk yetkiler tarafından yakalanması sürecinde Kenyalı yetkililerin Türk yetkililerle iş birliği yaptığına da değinerek başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaçları dâhilinde, hukukun öngördüğü usul ile uyumlu olduğu, dolayısıyla anılan hükmün ihlalinin söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır (Öcalan/Türkiye, §§ 93-99).