10. Hukuk Dairesi 2025/12952 E. , 2026/913 K. "" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/982 E., 2024/1619 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bilecik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2022/276 E., 2023/696 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, …
10. Hukuk Dairesi 2025/12952 E. , 2026/913 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/982 E., 2024/1619 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bilecik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2022/276 E., 2023/696 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirkette 20.02.2012 tarihinde hamur ve rafine operatörü olarak işe başladığını, müvekkilinin 03.08.2012 tarihinde saat 22:10 sıralarında hamurhane bölümünde kauçuk kesme/yanık ayırma makinesinde yanık hamurları ayırırken sağ elini makinenin bıçağına kaptırıp sağ elinin 2., 3., 4. parmaklarının tamamen, 1. ve 5. parmak tendomlarının koptuğunu, akabinde ambulans ile önce... Hastanesine götürüldüğünü, burada ilk müdahalesinin yapıldığını, daha sonra da ... Hastanesine sevk edildiğini, müvekkilinin ... Hastanesinde ameliyat olduğunu, ameliyattan sonra kontrol ve fizik tedaviler için de 2013 yılı başına kadar İstanbul'da kaldığını, müvekkilinin, fizik tedavinin ilk günlerinde her gün hastaneye gidip gelmesi gerektiğinden İstanbul'da yaşayan bir akrabasında kalmak zorunda kaldığını, tedavi günlerinin 2 günde bire düşünce ayrıca İstanbul ilinde evinde kaldığı akrabasının da İstanbul ilinden taşınması üzerine müvekkilinin Adapazarı ilinde yaşayan akrabasının yanında kaldığını, İstanbul iline buradan gidip geldiğini, altı aylık raporunun bitiminde tekrar Bilecik iline dönerek davalı şirkette çalışmaya başladığını, ancak elini eskisi gibi kullanamadığından tekrar ameliyat olduğu hastaneye gitmek zorunda kaldığını, 22.01.2013 tarihinde 2. bir ameliyat daha olduğunu, işbu ameliyattan sonra da 6 hafta rapor verilerek, tüm rapor süreleri dolduktan sonra yeniden işine başladığını, 2. ameliyattan sonra da kontrol ve fizik tedavi sürecinin devam ettiğini, bu süreler içerisinde kontrol ve fizik tedavi sürecinin devamı nedeniyle sürekli İstanbul iline gidip geldiğini, ayrıca müvekkil işbu iş kazası ile ilgili emniyete de 28.08.2012 tarihinde ifade verdiğini, müvekkilinin tedavi sürecinde olduğu için ifadesinde davalı şirketten şikayetçi olmadığını beyan etmesine karşılık müvekkilinin şikayetçi olduğunu, müvekkilinin 2014 yılı Nisan ayının sonlarına kadar tedavisinin devam ettiğini, ayrıca ... Hastanesinde de tedavi olduğunu, tüm bu yaşanılan süreçte davalı şirketin yalnızca hastane masraflarını karşıladığını, yol masrafı ve diğer masraflarını üstlenmediğini, 29.09.2014 tarihinde de müvekkilin iş akdine haksız bir şekilde son verdiğini, müvekkilinin maluliyet oranının belirlenmesi için ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuruda bulunduğunu, davalı şirketin işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yükümlülüklerine aykırı davrandığından iş kazasının meydana gelmesinde tamamen kusurlu olduğunu, kauçuk kesme/yanık ayırma makinasında daha sağlam ve kontrollü bir eldiven ile çalışılması gerektiğinin defalarca müvekkili ve diğer işçiler tarafından davalı işverene söylenmesine karşılık davalı şirketin bu uyarıları dikkate almadığını, gerekli malzemeleri işçilerine temin etmediğini, işyerindeki işçilerin işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda eğitmeli, çalışma, usul ve esasları konusunda yeterli gözetim ve denetim sağlamadığını, müvekkilinin ifa edeceği işle ilgili yeterli eğitime tabi tutulmayıp yeterli gözetim ve denetimin sağlanmadığını, müvekkili için gerekli olan koruyucu malzemelerin temin edilmediğini, yerindeki uyarı levhalarının da son derece yetersiz olduğunu, ayrıca kazadan sonra müvekkilinin performans düşüklüğünün psikolojisini olumsuz yönde etkilediğini, uykusuzluk, takıntı, huzursuzluk, sinirlilik, depresyon gibi ruh halleri yaşadığını, kaza sonrası bir elini kullanma kapasitesinin azaldığını, topluma karşı sıkıntılı olan elini saklama ve utanma psikolojisine girdiğini belirterek; fazlaya dair talep ve dava hakları sakla kalmak kaydıyla; şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 06.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 100.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 06.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini mahkememizden talep etmiş, bu talebini duruşma sırasında da tekrarlamıştır. II. CEVAP Davalı vekili sunulan cevap dilekçesinde; davacının yetişmiş eleman olarak özellikle çalışacağı bölüm için alındığını, davacıya eldiven verildiği gibi çalıştığı makinada uzman bir işçi olduğunu, gerekli eğitimlerini aldığını, işveren tarafından koruma tedbirlerinin alınmış olmasına rağmen iş kazası meydana geldiğini, kazanın, davacının dalgınlığı ve ihmali davranışı neticesinde meydana geldiğini, iş kazasından sonra davacının sağ elinin parmaklarının müvekkili şirket tarafından tedavisinin yaptırılıp yerine dikildiğini, müvekkili şirketin davacının tüm hastane masraflarını karşılayıp iyileştirdiğini, müvekkili şirketin, davacının tüm tedavi süresince her türlü desteğini de eksik etmediğini, davacıyı çalıştırmaya devam ettiğini, iş kazasına ilişkin kusur oranını kabul etmediklerini, davacının kaza nedeniyle maluliyetinin söz konusu olmadığını, davacının parmaklarının kaynayıp eski sağlığına kavuştuğunu, müvekkili şirketin özel sağlık sigortası kapsamında davacıya ait tüm sağlık giderlerini ödediğini, tedavisi süresince davacıyla ilgilenildiğini, kusur oranlarını kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini mahkememizden talep etmiş, bu talebini duruşma sırasında da tekrarlamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıya iş kazasından sonra maddi ve manevi destek verildiğini, mahkemece davacının iş göremezlik raporunun belirlenmeden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, hükmedilen maddi ve manevi tazminat alacaklarının fahiş olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamına, mevcut delil durumuna ve yukarıda belirtilen ölçütlere göre yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme A) Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 40.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda anılan kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde kabulüne karar verilen tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. B)Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesinin 26.04.2022 tarihli kaldırma ilamı öncesi tesis ettiği hükme esas 05.07.2021 tarihli hesap raporunda davacının kaza nedeniyle %18,2 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği kabulünden hareketle maddi zararın Kurumca bağlanan gelirin dosya kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle mahsubu yapılmaksızın 354.507,30 TL olarak hesaplandığı , taraf vekillerinin anılan rapora itiraz ettiği, davacı vekilince sunulan itiraz dilekçesinde ücret tespiti ile diğer hesap unsurlarına itiraz ettiği, Mahkemece süre verilmesi üzerine itiraz ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla raporda hesaplanan miktar üzerinden arttırdığı, Mahkemece kaldırma ilamı öncesi tesis edilen 26.10.2021 tarihli kararı ile davacı lehine 354.507,30 TL maddi tazminata karar verildiği, anılan karara karşı taraf vekillerinin istinaf kanun yoluna başvurduğu, davacı vekilince istinaf dilekçesinde maddi tazminat yönünden aktüer hesabına itiraz ettiklerini, ücretin eksik belirlendiği ve bu suretle de tazminatın düşük hesaplandığının beyan edildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 26.04.2022 tarihli kaldırma ilamında Kurumca bağlanan gelirin mahsup edilmemesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle kararın kaldırıldığı ve dosyanın mahkemesine gönderildiği, Mahkemece kaldırma ilamı sonrası aldırılan 18.07.2022 tarihli hesap raporunda diğer hesap verileri değişmeksizin Kurumca bağlanan gelirin mahsubu ile bilinen dönemin ileriye çekilmesi suretiyle zararın 623.330,96 TL olarak hesaplandığı , davacı vekilince anılan rapora itiraz edilmediği, takip eden 14.02.2023 tarihli celseye davacı vekilince sunulan mazeret dilekçesinde talep arttırım dilekçesi sunulmak üzere süre talep edildiği, 14.02.2023 tarihli celsede 2023 yılı asgari ücret değişliklerinin dikkate alınması suretiyle rapor düzenlenmesi için bilirkişiye tevdi olunduğu, zararın 15.02.2023 bu kez daha fazla hesaplandığı, davalı vekilince itiraz edildiği, davacı vekilince itiraz edilmediği Mahkemece resen 19.09.2023 tarihli celsede yine asgari ücret değişikliklerinin uygulanması amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdi olunduğu, 20.09.2023 tarihli raporda zararın yine daha fazla 1.266.883,25 TL olarak hesaplandığı, Mahkeme temyize konu kararında davacının 1.266.883,25 TL maddi tazminata hak kazandığı ancak taleple bağlı kalmak suretiyle 354.507,30 TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, davacı vekilince kaldırma ilamı sonrası aldırılan 18.07.2022 tarihli hesap raporuna itiraz etmediği hususu gözden kaçırılarak bilinen dönemin ileriye çekilmesi suretiyle zararın daha fazla hesaplandığı 20.09.2023 tarihli rapora itibarla hüküm tesisi davalı lehine usuli kazanılmış hakkın ihlal eder mahiyette olup hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; davacının itiraz etmediği 18.07.2022 tarihli hesap raporuna göre davacının maddi zararını tespit ettirmek ile oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklara riayet eden bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, Davalı vekilinin davacı yararına hükmolunan maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.