Başvuru, görev yapılan askerî mahalde geçirilen kaza sonucunda uygulanan tıbbi teşhis ve tedavi sürecinde eksiklik, kusur ve ihmalin olması sonucu engelli kalınması ve iş gücünün kaybedilmesinden dolayı ileri sürülen maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebiyle idari yargıda açılan tazminat davasının hukuka aykırı şekilde ve makul olmayan bir sürede reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ve söz konusu davada aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi ne
Başvuru, görev yapılan askerî mahalde geçirilen kaza sonucunda uygulanan tıbbi teşhis ve tedavi sürecinde eksiklik, kusur ve ihmalin olması sonucu engelli kalınması veiş gücünün kaybedilmesinden dolayı ileri sürülen maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebiyle idari yargıda açılan tazminat davasının hukuka aykırı şekilde ve makul olmayan bir sürede reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ve söz konusu davada aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 5/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine Bingöl Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 20/6/2015 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 20/8/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 8/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 10/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden erişilen başvuruya konu dava dosyasının incelenmesinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubay başçavuş statüsünde görev yapan başvurucu, Biga İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapmakta iken 6/10/2008 tarihinde temizlik kontrol sorumlusu olarak banyo ve tuvaletleri kontrol ettiği sırasında ayağının kayması üzerine düşmemek için kapıdan tutunması neticesinde kollarında ve parmaklarında rahatsızlık baş gösterdiğini ifade etmiştir. Görev yaptığı İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından Çanakkale Asker Hastanesine aynı tarihte sevk edilen başvurucuya anılan Hastanece yapılan muayene sonucunda ağrı kesici bir ilaç reçete edilmiştir. Başvurucu, ilaç reçete edilmesine rağmen şikâyetlerinin devam ettiğini beyan etmesi üzerine 17/10/2008 tarihinde aynı Hastaneye yeniden sevk edilmiş; akabinde de ileri tetkik ve muayene için Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Beyin ve Sinir Hastalıkları Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanlığına yönlendirilmiştir. Başvurucu, sevk edildiği GATA Beyin ve Sinir Hastalıkları Kliniğinde yatarak tedavi görmeye başlamış ve bu klinik tarafından 4/11/2008 tarihinde özel bir Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) Merkezine yönlendirilmiş, burada yapılan tetkiklerinde başvurucunun toracic outlet sendromu (TOS) hastası olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu, GATA Beyin ve Sinir Hastalıkları Kliniğinde ayrıca bir dizi tomografi, MR ve laboratuvar incelemelerine tabi tutulmuş; sonrasında GATA Nöroloji kliniğinin 6/12/2008 yatış, 7/1/2009 çıkış tarihli ve 18459 sayılı raporuyla başvurucuya brakiyal pleksus yaralanması ve nevraljik amyotrofi tanıları ile yirmi gün süreyle istirahat verildiği belirtilmiştir. Tedavisine aynı Hastanede devam edilen başvurucu 19/3/2009 tarihinde Nöroloji Kliniğinden Göğüs Cerrahi Kliniğine naklen yatırılmış ve kendisine burada 26/3/2009 tarihinde TOS tanısıyla transaksiller birinci kot rezeksiyonu ameliyatı yapılmıştır. Ameliyatın ardından 3/4/2009 tarihinde iki ay süreyle istirahat verilerek taburcu edilen başvurucu, Biga Devlet Hastanesinde fizik tedavi görmeye başlamıştır. GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinin 24/9/2010 tarihli ve 702 sayılı sağlık kurulu raporuyla başvurucu hakkında brakiyal pleksus bozuklukları (ani gerilmeye bağlı sinir kökü zedelenmesi) tanısıyla ''B/11 F-1 sınıfının kıta komutanlığı olmayan kadro görevlerinde görev yapar.'' kararı verilmiştir. Başvurucu söz konusu rapor üzerine tedavisinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek 22/12/2010 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına başvurmuş ve bu kusur nedeniyle meydana geldiğini iddia ettiği maddi ve manevi zararlarının karşılanmasını talep etmiştir. İdarece bu başvurusuna yasal süresi içinde cevap verilmemesi üzerine de1/3/2011 tarihinde vekili aracılığıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi (AYİM) nezdinde 2008 yılında meydana gelen düşme olayından sonra kolunda meydana gelen hasara ilişkin teşhis ve tedavi işlemlerinde gerçekleştirilen ihmal ve gecikme nedeniyle engelli kaldığını ve iş gücü kaybına uğradığını ileri sürerek Millî Savunma Bakanlığı aleyhine 000 TL maddi ve 000 TL manevi olmak üzere toplam 000 TL tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. AYİM, yargılama sırasında 28/9/2011 tarihli ara kararıyla başvurucunun son durumunun tespiti için GATA Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından rapor alınmasına karar vermiştir. GATA Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen 17/11/2011 tarihli raporda, başvurucunun takdiren %38 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği vemeslekte kazanma gücünü kaybetmesine yol açan TOS hastalığının 2008 yılında düştüğü olay sonucu meydana gelip gelmediği konusunda kesin bir ayrımın yapılamayacağı sonucuna varıldığı belirtilmiştir. AYİM, bu rapor üzerine 30/11/2011 tarihli ara kararıyla yeniden tıbbi bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiş ve resen atadığı Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapan ikisi profesör biri ise doçentten oluşan bilirkişi kurulu heyetinden dava dosyası, kıt'a şahsi dosyası ve başvurucunun tedavisine ilişkin birliği ve ilgili hastanelerden getirtilen tıbbi kayıtların incelenerek başvurucunun sevk edildiği sağlık kurumlarında rahatsızlığı ile ilgili olarak teşhis ve tedavisinde gecikme, eksiklik veya hata yapılıp yapılmadığı; 17/10/2008 tarihinde GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk alan davacının burada yapılan muayene ve tetkikleri sonucunda TOS hastalığının teşhisinin yapılıp yapılamayacağı ve ilgili verilerin buna yeterli olup olmadığı, aynı tarihte söz konusu Hastanede TOS hastalığı ile ilgili yeterli araştırmanın yapılıp yapılmadığı; ameliyat uygulamasında gecikme, tıbbi hata veya doktor hatası bulunup bulunmadığı ve son olarak davacının hastalığının oluşumunda, ortaya çıkmasında, artmasında ve tetiklenmesinde askerlik hizmetinin ve özellikle ayağının kayması sonrasında yere düşmek üzereyken son anda kapı kenarına tutunmasının sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı hususlarında tıbbi kanaatlerini bildiren bir rapor düzenlenmesini istemiştir. Sorulan hususlara ilişkin hazırlanan 20/11/2012 tarihli bilirkişi kurulu raporu şöyledir:" 2012 tarihli ve 2011/462 esas no'lu dosyanın yapılan incelemesi sonucu, davacının 2012 tarihinde düşme sonucunda sol kolundan rahatsızlandığı ve tıbben gerekli araştırmaların yapılabilmesi için sıralı sevk zincirine uyularak GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği anlaşılmıştır. Burada rahatsızlığı ile ilgili olarak gerekli bölümlerce, tıbben gereken tetkik ve tahlilleri yapılmış olup ve hatta ayrıntılı incele için özel merkezde (S... isimli) de tetkik yaptırıldığı anlaşılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda kolundaki rahatsızlığın ani gerilemeye bağlı sinir kökü zedelenmesi (Brachial plekus zedelenmesi) nedeniyle oluştuğu, bu sırada aynı tetkikler arasında doğuştan gelen kas anomalisi sonucunda TOS (Toracic Outlet Sendromu) hastalığına yol açabilecek bir rahatsızlığı olduğu tespit edilmiştir. 26/3/2012 tarihinde hastaya TOS hastalığı nedeniyle ameliyat uygulanmıştır. Sonuç olarak; davacının kolundaki rahatsızlığın TOS hastalığına bağlı olmadığı, travma sonrası ani gerilmeye bağlı sinir kökü zedelenmesi ile oluştuğu anlaşılmıştır. TOS hastalığına sebep olan kas anomalisi doğuştan (Konjenital) gelen bir bozukluktur. Davacının geçirmiş olduğu yaralanma, doğuştan var olan TOS hastalığının ortaya çıkmasını tetiklemiştir.Sonuç olarak davacının yaralanma sonrasında teşhis ve tedavisinde eksiklik, ihmal veya gecikme olmadığı, tıbben gerekli tetkik, tahlil ve tedavinin zamanında ve yeterli olarak yapıldığı kanaatine varılmıştır." Başvurucu tarafından anılan rapora özellikle düşme tarihinin 6/2/2012 ameliyat tarihinin ise 26/3/2012 olarak belirtildiği oysa olay tarihinin 6/10/2008 ameliyat tarihinin ise 26/3/2009 olduğu bu nedenle olayla ameliyat tarihi arasında geçen sürenin gerçekte 169 gün iken söz konusu bilirkişi raporunda anılan bu sürenin 48 gün olarak tespit edildiği ayrıca söz konusu raporda Mahkemece açıklığa kavuşturulması istenen bazı hususlara cevap verilmediği ileri sürülerek itiraz edilmiş ve tam teşekküllü bir hastaneden ve mümkünse Adli Tıp Kurumundan yeni bir bilirkişi raporu alınması talebinde bulunulmuştur. AYİM, 23/1/2013 tarihli ve E.2011/790, K.2013/200 sayılı kararıyla davanın reddine ve 570 TL vekâlet ücretinin başvurucudan alınarak davalı idareye verilmesine oyçokluğuyla karar vermiştir. Anılan karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"... Dava dosyası, tıbbi kayıtlar ve bilirkişi raporu dikkate alındığında; davacı hakkında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinin 2010 tarihli ve 702 sayılı sağlık kurulu raporu ile "Brechial pleksus bozuklukları" tanısıyla ''B/11 F-1 sınıfının kıta komutanlığı olmayan kadro görevlerinde görev yapar'' kararı verildiği, davacının kolundaki rahatsızlığın TOS hastalığına bağlı olmadığı, travma sonrası ani gerilmeye bağlı sinir kökü zedelenmesi ile oluştuğu, TOS hastalığına sebep olan kas anomalisi doğuştan (Konjenital) gelen bir bozukluk olduğu, davacının tedavi sürecinde teşhis ve tedavisinde eksiklik, ihmal veya gecikme olmadığı, tıbben gerekli tetkik, tahlil ve tedavinin zamanında ve yeterli olarak yapıldığı, dava konusunun davacının gördüğü tıbbi tedavilerde hata, gecikme, kusur ve ihmal bulunup bulunmadığı hususu olduğu dikkate alındığında, idarenin sorumluluğunu gerektiren bir eylemi bulunmadığı, idarenin meydana gelen zararı tazminle zorunlu tutulamayacağı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır..." Ayrıca söz konusu kararda başvurucu tarafından yeni bir bilirkişi kurulu görevlendirilmesi özellikle Adli Tıp Kurumundan yeni bir rapor aldırılması istenilmişse de bilirkişi raporundaki açıklamalar karşısında bu talebin yerinde görülmediği ve dava dosyasındaki bilgi, belge ve mevcut bilirkişi raporunca uygulama yapıldığı belirtilmiştir. Karara katılmayan bir üyenin karşıoy gerekçesi şöyledir: "Dava konusu olayda davacı vekili, davacının Biga İlçe J. K.lığında görev yaptığı esnada temizlik kontrolü sorumlusu olduğu hela ve banyolarının kontrolü esnasında ayağının kayması üzerine düşmemek için kapının koluna tutunması sırasında kolundan yaralandığını, bu yaralanma neticesinde yapılan tıbbi teşhis ve tedavilerde hata olması nedeniyle sakat kaldığını iddia etmektedir. Davalı idarenin savunmasında, bu hususta herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Mahkememizin ara kararıyla davalı idareden davacının düşme olayı olup olmadığı sorulmuş, İlçe Jandarma Komutanı tarafından verilen cevabi yazıda özetle; 'davacının Biga İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görev yaptığı esnada düşme olayının tedaviye başlandıktan sonra birlik içerisinde düştüğü kendi beyanından anlaşılmıştır.' şeklinde beyanda bulunulmuştur. Mahkememizce yaptırılan bilirkişi raporunda da özetle; 'davacının kolundaki rahatsızlığın TOS hastalığına bağlı olmadığı, travma sonrası ani gerilmeye bağlı sinir kökü zedelenmesi ile oluştuğu, davacının yaralanması sonrasında teşhis ve tedavisinde eksiklik, ihmal ve gecikme olmadığı yönünde tıbbi görüş bildirilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının rahatsızlığının hizmet esnasında ayağının kayması sonrasında kapı koluna tutunması neticesinde oluştuğu, hayatın olağan akışına daha uygundur. Davacının aynı gün içerisinde hastaneye sevk edilerek tedavisine başlanılması da bu hususu doğrulamaktadır.Bu durumda dava konusu olayda, davalı idarenin hizmet kusuru bulunmamakla birlikte; oluşan zararın hizmet esnasında görevin sebep ve tesiriyle oluştuğu, oluşan zararla yapılan görev arasında uygun illiyet bağı bulunduğundan, oluşan zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşılanması gerektiği kanaatinde olduğumdan aksi yönde oluşan sayın çoğunluk görüşüne katılmadım." Başvurucunun karar düzeltme talebi de AYİM'in 2/10/2013 tarihli ve K.2013/1087 sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Çoğunluğun görüşüne katılmayan bir üye düzeltilmesi talep edilen kararın karşıoy gerekçesinde belirtilen nedenlerle karar düzeltme talebinin kabul edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiştir. Bu karar 23/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup başvurucu otuz günlük yasal süresi içinde 6/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi tarafından Millî Savunma Bakanlığına yazı yazılarak söz konusu davada karar altına alınan vekâlet ücretinin başvurucudan tahsil edilmesinden feragat edilip edilmediği ve ayrıca tahsil işlemlerine başlanıp başlanmadığı hususlarında bilgi verilmesi istenilmiş; Bakanlık tarafından verilen cevapta, vekâlet ücretinin tahsilinden feragat edilmediği ile belirli aralıklarla ödenmesi konusunda başvurucu ile mutabakata varıldığı ve bu şekilde tahsil işlemlerine başlandığı bildirilmiştir. Somut olayda ayrıca başvurucunun 1/5/2013 tarihinde AYİM nezdinde görülen davada görev alan ve 20/11/2012 tarihinde mütalaalarını sunan bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunduğu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca suç duyurusunda bulunan bilirkişilerin Üniversite öğretim üyeleri olmaları gerekçesiyle haklarında görevsizlik kararı verilerek soruşturma evrakının Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne gönderildiği, Üniversitenin Tıp Fakültesi Dekanlığı tarafından konuyla ilgili olarak yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda verilen 29/8/2013 tarihli ve 3232-19479 sayılı kararla adı geçenler hakkında ceza soruşturması açılmasına gerek olmadığına karar verildiği, başvurucunun bu karara itirazının ise Danıştay Birinci Dairesinin 27/11/2013 tarihli ve K.2013/1557 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmıştır.B. İlgili Hukuk 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un maddesi ile 4/7/1972 tarihli ve1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle şöyledir:“Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” 1602 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.Taraflardan biri ara kararının icaplarını yerine getirmediği takdirde bunun verilecek karar üzerindeki etkisi, görevli daire veya kurulca önceden takdir edilir, ara kararında bu husus ayrıca belirtilir. Ancak, istenen bilgi ve belgeler Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya Türkiye Cumhuriyetinin güvenliği ve yüksek menfaatleri ile birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Başbakan, Genelkurmay Başkanı veya ilgili Bakan gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir.(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf ve vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarece gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez. (Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderilir. (Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu iddiası ile mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa incelettirilebilir. (Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20 md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik derecesine sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde, diğer bir maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili kanun hükümleri saklıdır.” 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir."