Başvuru bir bankaya el konulması sürecinde yapılan protokole uyulmadığı gerekçesine dayalı olarak başvurucunun mal varlığı hakkında haciz ve satış işlemleri yürütülmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru bir bankaya el konulması sürecinde yapılan protokole uyulmadığı gerekçesine dayalı olarak başvurucunun mal varlığı hakkında haciz ve satış işlemleri yürütülmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/8/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 2015/13350 numaralı bireysel başvuru ile farklı tarihlerde yapılan 2015/13657 ve 2016/9457 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle 2015/13350 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğini bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı Denizli'de 1927 yılında kurulan İktisat Bankası A.Ş. (Banka) 1984 yılında başvurucu ve ailesi tarafından satın alınmıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) 15/3/2001 tarihinde bu Bankanın yönetimi ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde şu tespitlere yer verilmiştir:i. Banka kaynaklarının, Bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde hissedarlarının oluşturduğu sermaye grubuna aktarıldığı belirtilmiştir.ii. Ayrıca Banka zararının özkaynakları aşarak yabancı kaynaklara sirayet ettirildiği vurgulanmıştır. iii. Son olarak Bankanın mali bünyesindeki zafiyetin, taahhütlerini karşılayamayacak boyutlara ulaştığına ve faaliyetine bu haliyle devamının mevduat sahiplerinin haklarını ve mali sistemin güven ve istikrarını tehlikeye düşürdüğüne işaret edilmiştir. TMSF Fon Kurulunun 23/3/2006 tarihli kararı doğrultusunda başvurucunun grup şirketleri ile 9/5/2006 tarihinde Borç Tasfiye Protokolü (Protokol) düzenlenmiştir. Bu Protokol'ü başvurucu da bizzat borçlu sıfatıyla imzalamıştır. Protokol'e göre 31/10/2005 tarihi itibarıyla Fon bankalarına olan 865 Amerikan doları (dolar) nakdi ve 875 dolar gayrinakdi grup borcunun on iki yılda ödenmesi öngörülmüştür. Protokol'ün "Açılmış dava ve takipler" kenar başlıklı maddesinde, borçlular tarafından Protokol hükümlerine uyulduğu sürece daha önce açılan takiplerin işlemde kalmasını sağlamak amacıyla usuli işlemler dışında başkaca bir işlem yapılmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Protokol'ün maddesinde ise temerrüt koşullarına yer verilmiştir. Yine Protokol'ün maddesinde de şu hükme yer verilmiştir: "Protokol'ün hiçbir hükmü borcun yenilenmesi (tecdidi) ... anlamında yorumlanamaz." Fon Kurulu 3/4/2008 tarihinde söz konusu Protokol'ün kamu alacaklarının tahsili açısından ileriye yönelik olarak ilave bir yarar sağlamayacağını tespit ederek Protokol'ün temerrüde ilişkin hükümlerinin uygulanmasına karar vermiştir. Fon Kurulu bu kapsamda Erol Aksoy Grubuna dâhil tüm gerçek ve tüzel kişi borçlular hakkında yasal takip işlemlerine ve borçlu gruba ait ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alanına varlıkların satışına devam edilmesine karar vermiştir. Kararda, borçlu grubun Protokol'de belirtilen 31/3/2007, 30/6/2007 ve 30/9/2007 tarihlerine ait 000 dolar tutarındaki taksitlerin 303 dolar tutarındaki kısmının hâlen ödenmediği belirtilmiştir. Ayrıca Protokol'de yer alan çok sayıda taahhüt ve edimlerinin yerine getirilmediği vurgulanmıştır.B. İstanbul İdare Mahkemesinde Görülen Dava Süreci TMSF başvurucunun hissedarı olduğu S.T. Pazarlama Turizm Otelcilik İnşaat ve Ticaret A.Ş.nin mülkiyetinde bulunan İzmir'in Menderes ilçesine bağlı Görece köyünde bulunan 1515, 1782 ve 1784 parsel sayılı taşınmazların satışının yapılmasına karar vermiş ve 14/10/2008 tarihinde de ihale işlemleri yapılmıştır. Başvurucu iptal istemiyle 15/12/2008 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 6/5/2009 tarihinde dava konusu taşınmazların satışa çıkarılması işleminin mi yoksa yapılan ihale işleminin mi iptalinin istenildiğinin belirli olmadığı gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermiştir. Başvurucu 10/7/2009 tarihinde yeniden dava dilekçesi vermiştir. Dava dilekçesinde taşınmazların satışa çıkarılması kararı ile satış işleminin iptali istenilmiştir. Mahkeme 28/7/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, 3/4/2008 tarihli Fon Kurulu kararının 19/6/2008 tarihinde tebliğ edildiği, buna karşın davanın ise 15/12/2008 tarihinde açıldığı belirtilerek davanın bu kısmının süre aşımı yönünden incelenmesinin mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Mahkeme diğer yandan idareye devredilen bankalardan kullanılan ve vadesinde ödenmeyen kredilerin bu bankaların devriyle birlikte kamu alacağı niteliği kazanacağını, bu sebeple davalı idarenin bu alacakları 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil yetkisinin olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre tahsil edilemeyen kamu alacağının başvurucunun hissedarı olduğu şirketin mülkiyetinde bulunan taşınmazların satışının yapılması işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Temyiz edilen karar Danıştay Onüçüncü Dairesince 10/6/2011 tarihinde bozulmuştur. Kararın gerekçesinde, davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin kararda isabet görülmediği, bu gerekçeye göre satış işlemleri yönünden de ayrıca bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme 30/1/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, dava konusu 3/4/2008 tarihli Fon Kurulu kararının kesinleşen kamu alacağının tahsili amacıyla imzalanan Protokol'e davacının uymaması sonucu tesis edildiği, dolayısıyla bu işlem yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca bozma öncesi verilen kararda belirtilen gerekçeleri yineleyerek kamu alacağının tahsili amacıyla taşınmazların satışı işlemlerinin yapılması yönünden de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Temyiz edilen karar Daire tarafından 22/4/2014 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairece 4/6/2015 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 7/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul İdare Mahkemesinde Görülen Dava Süreci Başvurucu 9/5/2006 tarihli Protokol'e konu alacağın 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilemeyeceğini belirterek buna göre başlatılan takiplerin durdurulması için 17/12/2010 tarihinde TMSF'den talepte bulunmuştur. Başvurucunun talebine süresinde cevap verilmemiştir. Başvurucu bu idari işleme karşı İstanbul İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 3/10/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun Protokol'den kaynaklanan edimlerini yerine getirmediği hususunun İstanbul İdare Mahkemesinin kesinleşen kararı ile sabit olduğuna vurgu yapılmıştır. Mahkeme bu sebeple davalı TMSF tarafından tahsil edilmesi gereken alacakların bankacılık mevzuatındaki ilgili hükümlere göre 6183 sayılı Kanun uyarınca tahsil edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme ayrıca borcun yenilendiği, bu yüzden kamu borcu bulunmayıp sözleşmeye dayalı yeni bir borcun mevcut olduğu yönündeki itiraza ise söz konusu Protokol'de borcun yenilendiğine dair herhangi bir ibareye yer verilmemiş olduğu için itibar edilemeyeceğini açıklamıştır. Kararda borcun bir şekilde tahsil edilebilmesi için taraflarca akdedilen ve aslında borcun ödenmesi için başvurucuya belirli imkânlar tanıyan protokolün imzalanmasının borcun kamu borcu niteliğini değiştirmeyeceği vurgulanmıştır. Temyiz edilen karar Daire tarafından 13/5/2014 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairece 4/6/2015 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 9/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul İdare Mahkemesinde Görülen Dava Süreci Başvurucu grup şirketlerine el konulmasına ilişkin bütün işlemlerin iptali istemiyle 18/11/2008 tarihinde TMSF aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme iptali istenen idari işlemlerin açık bir şekilde belirtilmesi gerektiğine vurgu yaparak 8/1/2009 tarihinde dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. Başvurucu bu defa 18/3/2009 tarihinde yeniden dilekçe vererek grup şirketlerine el konulmasına ilişkin 18/9/2008 tarihli Fon Kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Dava dilekçesinde; Fon Kurulu kararının kendisine tebliğ edilmediği, Protokol'e uygun ödeme tekliflerinin TMSF tarafından reddedildiği ve Protokol hükümlerinin kendisi tarafından yerine getirildiği hâlde temerrüde düşmesinin sağlandığı iddialarına yer verilmiştir. Mahkeme 6/10/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, söz konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada İstanbul İdare Mahkemesi tarafından anılan işlem açısından davanın süre yönünden reddine karar verildiği belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca grubun temerrüde düşmesi nedeniyle kamu alacağının tahsilinin etkin bir şekilde sağlanabilmesi bakımından, başvurucunun şirketler grubuna dâhil 36 şirketinin yönetiminin devir alınmasına ilişkin işlemde kamu yararına ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Temyiz edilen hüküm Daire tarafından 27/12/2011 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararında, İstanbul İdare Mahkemesinin süre aşımı yönünden verdiği kararın temyiz üzerine bozulmuş olması gerekçe gösterilmiştir. TMSF tarafından yapılan karar düzeltme istemi Dairenin 4/7/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bozma kararına uyan Mahkeme 30/9/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme davaya konu Fon Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada İstanbul İdare Mahkemesinin süre aşımı yönünden verdiği kararın bozulması üzerine yapılan yargılamada sonuç olarak davanın reddine karar verildiğine dikkati çekmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun Fon Kurulu kararının iptaline ilişkin olarak açtığı dava reddedildiğinden grubun temerrüde düşmesi nedeniyle kamu alacağının tahsilinin etkin bir şekilde sağlanabilmesi bakımından başvurucunun şirketler grubunda yer alan şirketlerin yönetiminin devralınmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Başvurucunun temyiz ettiği karar Daire tarafından 4/6/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 16/3/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 18/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu'nun maddesinin (7) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:"a) Fon, alacağının tahsili bakımından yarar görmesi halinde ve Fona borçlu olup olmadıklarına bakılmaksızın; hisseleri kısmen veya tamamen kendisine intikal eden bir bankanın yönetim ve denetimine sahip olduğu iştiraklerinin, bu bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran tüzel kişi ortaklarının, gerçek ve tüzel kişi ortaklarının yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulundurdukları şirketlerin ortaklarının, bu şirketlerde sahip oldukları hisselerinin tamamına ve/veya bir kısmına ilişkin temettü hariç, ortaklık hakları ile bu şirketlerin yönetim ve denetimini devralmaya ve şirket ana sözleşmesinde belirlenen yönetim, müdürler ve denetim kurulu üyelerinin sayılarıyla bağlı kalmaksızın ve imtiyazlı hisselere dayanılarak atanıp atanmadıklarına bakılmaksızın görevden almak ve/veya üye sayısını artırmak ve/veya eksiltmek suretiyle bu kurullara üye atamaya yetkilidir...b) Hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevliler aracılığıyla veya sair suretlerle banka kaynaklarını ve varlıklarını doğrudan veya üçüncü kişilere rehnetmek, teminat göstermek, ekonomik gücü olmayan kişilere kredi vermek, karşılığında kredi temin etmek amacıyla kredi kullandırmak, yurt içi veya yurt dışı banka ve malî kuruluşlar nezdinde depo veya sair adlarla hesap açtırmak veya bu hesapları teminat göstermek ve sair şekillerde kullanmak suretiyle veya başkaca dolanlı işlemlerle edindikleri veya bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, mal, her türlü hak ve alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan alacak Fon alacağı sayılır. Bu alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Fon, bu para, mal, her türlü hak ve alacaklara ihtiyati haciz koymaya, muhafaza altına almaya ve bunlardan değeri Fon tarafından belirlenemeyenleri 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 72 nci maddesine göre kurulan takdir komisyonlarının Fon tarafından belirlenecek kurum ve kuruluşlarca hazırlanacak raporları da dikkate alarak tespit edeceği değeri üzerinden, alacağına ve/veya bu bankaların Fon tarafından devralınan zararlarına mahsuben devralmaya yetkilidir..." 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun geçici maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bu Kanunun yayımı tarihinden önce, 2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye işlemleri başlatılan bankalar hakkında başlatılan işlemler sonuçlanıncaya ve her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunun 14, 15, 15/a, 16, 17, 17/a ve 18 inci maddeleri, ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri ile geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasına devam edilir." 6183 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Haczedilen her türlü mallar satılarak paraya çevrilir." 6183 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Gayrimenkuller, satış komisyonlarınca açık artırma ile satılır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bankalara el konulması ile bağlantılı şikâyetleri, bankaya el konulmasını kimi durumlarda mülkiyetten yoksun bırakma sonucuna yol açsa dahi ülkedeki bankacılık sektörünü kontrol etmek amacına yönelik bir tedbir niteliğinde olduğu gerekçesiyle mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelemiştir (Reisner/Türkiye, B. No: 46815/09, 21/7/2015, § 47; Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 146, 147). Bununla birlikte AİHM'e göre söz konusu müdahale Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol’ün maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde belirtilen genel ilke ışığında yorumlanmalıdır. Buna göre müdahalenin hukuka uygun olup olmadığı, kamu yararına dayalı meşru bir amacının olup olmadığı ve başvurucunun mülkiyet hakkı ile müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı arasında adil bir denge sağlanıp sağlanmadığı belirlenmelidir (Reisner/Türkiye, § 47).