Başvuru, gözaltında işkence yapılması, buna ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmemesi ve kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesi nedenleriyle adil yargılanma ve etkili bir hukuk yoluna başvurma hakları ile işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; gözaltında işkence yapılması, buna ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmemesi ve kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesi nedenleriyle adil yargılanma ve etkili bir hukuk yoluna başvurma hakları ile işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/1/2013 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 26/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Birinci Bölüm tarafından 28/5/2015 tarihinde, başvurucular Muzaffer Özer ve Mehmet Zülfi Tan’ın adli yardım taleplerinin kabulüne, Faruk Ketboğa’nın adli yardım talebinin reddine karar verilmiş; eksik başvuru harcı, adli yardım talebi reddedilen Faruk Ketboğa tarafından tamamlanmıştır. Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 28/7/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 13/8/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, 27/1/2000 tarihinde Gaziantep Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından terör örgütü üyesi oldukları şüphesi ile gözaltına alınmış ve dört gün süreyle gözaltında tutulmuştur. Başvurucuların 27/1/2000 ve 31/1/2000 tarihlerinde yapılan gözaltı giriş ve çıkış adli muayene raporlarında darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Gözaltı süresi sonunda Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılan başvurucular, sevk edildikleri mahkemece tutuklanarak ceza infaz kurumuna sevk edilmişlerdir. Başvurucular, 4/2/2000 tarihinde ceza infaz kurumundan yazdıkları dilekçelerle Emniyet Müdürlüğünde kimliklerini bilmedikleri görevliler tarafından işkenceye maruz bırakıldıklarını belirterek sorumlulardan şikâyetçi olduklarını bildirmişlerdir. Cumhuriyet Savcılığı tarafından aynı tarihte başvurucuların hastaneye sevk edilmeleri sağlanmış, başvurucular hakkında Gaziantep Devlet Hastanesi Tabipliğince 4/2/2000 günü saat 15’te geçici muayene raporları düzenlenmiştir. Belirtilen raporlara göre;i. Mehmet Zülfi Tan'ın fizik muayenesinde sağ ayak bileği ve sol omuzda hassasiyet,ii. Muzaffer Özer'in fizik muayenesinde sağ ayak bileği ön ve arkasında 1 cm² ekimoz; sol ayak alt kısımda, sol ön kol ve üst kısımda, sağ kol bileğinde ve boyunda hassasiyet,iii. Faruk Ketboğa’nın fizik muayenesinde frontalde üst kısımda 1 cm² hassasiyet, her iki üst kol kısımda humerusta hassasiyet, sacral bel bölgesinde hassasiyet tespit edilmiştir. Başvurucu Muzaffer Özer ayrıca iki farklı sağlık raporunu daha bireysel başvuru dosyasına sunmuştur. Gaziantep E Tipi Kapalı Cezaevi Müdürlüğüne hitaben Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı ve Uzmanı tarafından başvurucu Muzaffer Özer hakkında düzenlenen 25/8/2000 tarihli raporda başvurucu Muzaffer Özer’in sağ üst kolda ve belinde sürekli ağrıdan yakındığı, sağ dirsek 4 cm yukarısında 3 cm çapında açık kahverengi, sol dirsek üst kısmında 4 cm ebadında çok açık kahverengi, her iki klavikulanın orta kısmında kemiğe paralel 5 cm boyunda açık kahverengi, sol omuz başında 2 cm çapında kahverengi, sağ ayak bileği üst kısmında 3 cm’lik alanda belli belirsiz açık kahverengi, sol el parmak metakarp sırtında 2 cm boyunda çok açık kahverengi renk değişiklikleri ile sol poplitea bölgesinde 4 cm’lik alanda venöz damarların bariz hâle geldiği, yaralanmaların başvurucunun dört gün mutad iştigaline engel teşkil eder nitelikte bulunduğu kanaati belirtilmiştir. Başvuruculardan Muzaffer Özer hakkında 5/6/2006 tarihinde Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği tarafından düzenlenen raporda özetle başvurucunun boynunda, sol omzunda, her iki kol dirsek üst bölümlerde koyu mor-kahverengi renk değişiklikleri, akciğer sesleri dinlemekle sol tarafta yaygın raller ve wheezing mevcut olduğu; batın palpasyonunda hassasiyet, servikal artroz, lomber artroz, iskial bursit, brakial pleksus hasarı sekeli, lomber disk hernisi ve travma sonrası stres bozukluğu tanısı konulmuştur. Başvurucu Faruk Ketboğa 14/2/2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından müşteki sıfatıyla alınan beyanında gözaltında bulunduğu süre içinde askıya alınma, tazyikli soğuk su ve elektrik uygulaması, falaka, ellerine copla vurma, başına ve yüzüne ise yumrukla vurma şeklinde kötü muameleye maruz kaldığını, gözleri kapalı olduğu için kötü muamelenin kimler ve kaç kişi tarafından yapıldığını bilmediğini, şikâyetçi olmadığını belirtmiştir. Başvurucu Mehmet Zülfi Tan 14/2/2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından müşteki sıfatıyla alınan beyanında gözaltında bulunduğu süre içinde soğuk su uygulamasına maruz bırakıldığını, ellerinin arkadan bağlandığını, askıya alındığını, testislerinin sıkıldığını, çırılçıplak soyulduğunu ve ellerine vurulduğunu, gözleri kapalı olduğu için kötü muamelenin kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte üç dört kişi olduklarını tahmin ettiğini, şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu Muzaffer Özer 14/2/2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından müşteki sıfatıyla alınan beyanında gözaltında bulunduğu süre içinde askıya alınma, cinsel organına elektrik verilme, falakaya yatırma, tazyikli su verme şeklinde kötü muameleye maruz bırakıldığını, gözleri kapalı olduğu için kötü muamelenin kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte kalabalık olduklarını tahmin ettiğini, şikâyetçi olmadığını belirtmiştir. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı yapılan soruşturma sonucunda 10/4/2000 tarihli ve K.2000/2522 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Başvurucuların anılan karara karşı itiraz yoluna başvurmaları üzerine Kilis Ağır Ceza Mahkemesi 29/9/2000 tarihli ve 2000/160 sayılı kararla itirazın reddine hükmetmiştir. Başvurucular müdafiinin, anılan ret kararına karşı yazılı emir yoluna başvurulması için Bakanlığa yaptığı müracaat üzerine başlatılan olağanüstü kanun yolu süreci sonucunda Yargıtay Ceza Dairesinin 20/2/2001 tarihli ve E.2001/585, K.2001/2070 sayılı kararı ile Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin anılan ret kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Belirtilen Yargıtay kararı üzerine Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucuların ifade alma işlemlerinde görev yapan polis memurları A.T., E.T., N.B., S.K., H.B. hakkında 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan işkence ve zalimane hareket suçunu işledikleri iddiası ile Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Sanıklar A.T., E.T., N.B., S.K ve H.B.savunmalarında özetle atılı suçu kabul etmediklerini, başvuruculara karşı herhangi bir işkence ya da baskı uygulamadıklarını, gözaltı çıkışında alınan adli muayene raporlarının kendi ifadelerini doğruladığını, ayrıca başvurucuların yer gösterme işlemlerinin kameraya alınmış olduğunu bu görüntülerin de dosyaya sunulduğunu, başvurucuların amaçlarının haklarındaki delilleri geçersiz kılmak olduğunu beyan etmişlerdir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Adana Özel Tip Ceza İnfaz Kurumunda bulundukları tahmin edilen müştekilerin beyanlarının alınması için Adana Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine farklı tarihlerde talimatlar yazılmış, talimatların neden yerine getirilemediği tespit edilememekle birlikte müştekilerinadreslerinin belirsiz olduğu gerekçesiyle dinlenmelerinden vazgeçilerek 29/5/2002 tarihli ve E.2001/185, K.2002/168 sayılı kararla sanıklar tarafından müsnet fiilin işlendiğine ilişkin hüküm kurulmasına elverişli ve yeterli delil elde edilememesi nedeniyle sanıkların beraatına hükmedilmiştir. Başvurucu Muzaffer Özer tarafından öğrenilen karara ilişkin temyiz isteminde bulunulması üzerine karar, müştekinin davadan haberdar edilmeyerek hüküm kurulduğu gerekçesiyle Yargıtay tarafından 30/1/2006 tarihinde bozulmuştur. Bozma sonrası yargılamada müştekiler hakkında adres araştırması yaptırılmış ve Muzaffer Özer’in 22/2/2007, Mehmet Zülfi Tan’ın 29/2/2008 ve Faruk Ketboğa’nın ise ancak 4/5/2010 tarihinde beyanlarına başvurulabilmiştir. Katılan Muzaffer Özer, istinabeyle alınan beyanında dört gün Emniyette tutulduğunu, ilk gün hiç yemek verilmediğini, daha sonra polis memurları tarafından dövüldüğünü, kendisine eziyet edildiğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini belirtmiştir. Katılan Mehmet Zülfi Tan istinabeyle alınan beyanında olay tarihinde Nizip Polat Akın İlköğretim Okulunda müdür yardımcısı olarak görev yaptığını, evinin basıldığını, Emniyetçe gözaltına alınıp Gaziantep'e getirildiğini, dört gün boyunca Emniyette işkence gördüğünü, kış gününde dışarı çıkarılıp üzerine soğuk su döküldüğünü, suçunu ikrar etmesininin istendiğini, gözü bağlı olduğu için kimin yaptığını bilmediğini, şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir. Faruk Ketboğa istinabeyle alınan beyanında 27/1/2000 tarihinde kendisinin ve diğer müştekilerin gözaltına alındığını, dört gün boyunca göz altında kaldığını,bu hususta adli tıp raporlarının da olduğunu, gözleri bağlı olduğu için işkenceyi yapanları görmediğini,sanıklar hakkında şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir. Mahkeme, sanıklar A.T., E.T., A.H.B., S.K. ve N.B.nin üzerlerine atılı suçu işlediklerinin sabit olmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi gereğince beraatlerine ve kararın kesinleşmesi ile olayın gerçek faillerinin tespiti için Cumhuriyet Başsavcılığına suç ihbarında bulunulmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“… her ne kadar müştekilerde bir kısım işkence izlerine dair delil elde olunmuş ise de, müştekileri sorgulayan ekibin içerisinde sanıkların olup olmadığının belirlenemediği, müştekilere işkenceye ilişkin eylemlerin yapıldığı sırada gözlerinin kapalı olması ve kendilerine işkence fiilini yapanları görmediklerine dair ifadeleri göz önüne alındığında yüklenen suçun sanıklar tarafından gerçekleştirildiğini gösterir her türlü şüpheden uzak cezalandırılmalarını haklı kılacak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından her bir sanığın yüklenen suçtan ayrı ayrı beraatlerine, …” Anılan karara karşı temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin 26/9/2012 tarihli ve E.2012/15910, K.2012/28461 sayılı ilamı ile en son sanıkların savunmalarının alındığı 2001 yılından itibaren 10 yıllık asli dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle sanıklar hakkındaki kamu davalarının 765 sayılı mülga Kanun’un maddesinin üçüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un maddesi gereğince düşürülmesine karar verilmiştir. Başvurucular, Yargıtayın kamu davasının düşürülmesine dair kararını 4/1/2013 tarihinde öğrendiklerini beyan etmişlerdir. Bakanlık; başvuruculardan Mehmet Zülfi Tan’ın 31/12/2012, Muzaffer Özer’in 8/1/2013, Faruk Ketboğa’nın ise 28/1/2013 tarihinde kararı tebliğ aldıklarını belirtmektedir. Başvurucular 30/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinin 5/12/2012 tarihli suç duyurusu yazısı üzerine Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca yeniden başlatılan soruşturma sonucunda zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle 25/2/2013 tarihli ve 2012/64145 Soruşturma sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:“…Şüphelilerin üzerlerine atılı eylemin 765 sayılı TCK’nın (m)addesinde düzenlenen işkence veya zalimane hareket suçunu oluşturup 765 sayılı TCK’nın 102/3 maddesi gereğince 10 yıllık dava zamanaşımına tabi olduğu, 27/01/2010 tarihinde dava zamanaşımının dolduğu, dava zaman aşımının dolmuş olması nedeniyle kovuşturma yapılamayacağı …”B. İlgili Hukuk 765 sayılı mülga Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.” 765 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:…3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,… geçmesile ortadan kalkar.” 765 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“…Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”