Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/1691 E. , 2024/2938 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/1691 Karar No:2024/2938 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Kaymakamlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Sendikası VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nce 25/10/2023 tarihinde gerçekle…
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/1691 E. , 2024/2938 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/1691 Karar No:2024/2938 TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Kaymakamlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Sendikası VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nce 25/10/2023 tarihinde gerçekleştirilen "Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Müdürlüğe Bağlı Okullarda Görev Yapan Personelin Maaş-Ek Ders ve Diğer Özlük Hakları Ödemelerine İlişkin Banka Promosyonu İhalesi"ne ait Şartname'nin 5. maddesinde yer alan "(...) en yüksek promosyon teklifi veren banka ile yapılacak sözleşme gereğince tespit edilen promosyon bedelinin %90'ı mevcut personelin (...) hesabına peşin olarak yatırılacaktır." düzenlemesinin iptali ile bu düzenleme sebebiyle promosyon bedelini eksik alan personele eksik yatırılan miktarın yazsal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; Mahkemelerinin 26/02/2024 tarihli ara kararına verilen cevapta 2010/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi uyarınca Banka tarafından verilecek promosyon miktarının tamamının personele dağıtılacağı ancak ihale tarihi itibarıyla mevcut bulunan 1124 personel için bankalardan teklif alındığı, en iyi teklif veren banka ile anlaşıldığı takdirde Şartname'de geçen şekliyle banka tarafından 1124 kişiye verilecek olan en iyi teklifin %90'ının mevcut tüm personele eşit olarak dağıtılacağı, kalan %10'luk kısmının ise sözleşme süresinin bitim tarihi olan 2026 Kasım ayına kadar ilçeye ilk atama ya da tayin ile gelecek olan personeller ve ücretsiz izinden dönecek olan personellerin göreve başladıkları tarihten sözleşme süresinin biteceği tarihe kadar olan sürede almaları gereken promosyon için ayrılan miktar olduğu, bu kapsamda İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nce sözleşme yapıldıktan sonra ilçede göreve başlayan personelin bu süreçte promosyonunu tek tek hesaplayarak ilgili bankaya yazılı talimat vereceği, banka tarafından ayrılan %10'luk miktardan ilgili personele promosyon ödemesi yapılarak ihale şartnamesinin uygulanacağının belirtildiği, bu durumda İhale Şartnamesinin 5. maddesiyle ihale uhdesinde kalan bankayla anlaşılan promosyon bedelinin %90'ının mevcut personele, %10'unun ise promosyon sözleşmesi dönemi içerisinde ilk atama/ücretsiz izin dönüşü/tayin ile göreve başlayan personel olabileceği hususu göz önünde bulundurularak eşitlik ilkesi kapsamında aynı kurumda çalışan personellerin promosyon ödemesinden faydalandırılmasına imkan sağlayacak şekilde ayrılmasına yönelik olduğu, bu yönüyle düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte promosyon bedelinden yeni personel için ihtiyaten ayrılan %10'luk kısımdan sözleşme dönemi sonunda artan kısmın nasıl değerlendirileceği hususunun Şartname'de açıklık ve şeffaflık ilkesine uygun şekilde belirtilmediği anlaşıldığından, eksik düzenleme sebebiyle dava konusu Şartname düzenlemesinin mezkur Başbakanlık Genelgesi'ne aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan davacı tarafından, Mahkemelerince eksik düzenleme nedeniyle hukuka aykırı bulunan dava konusu Şartnamenin 5. maddesi sebebiyle promosyon bedelini eksik alan personele eksik yatırılan miktarın yasal faiziyle ödenmesi talebinde bulunulmuş ise de işbu Mahkeme kararı uyarınca davalı idare tarafından promosyon bedelinin mevcut ve sözleşme dönemi içerisinde göreve başlama ihtimali olan personele dağıtım esasları yeniden belirleneceğinden mevcut personele eksik yatırıldığı iddia edilen promosyon bedelinin ödenmesi hakkında bu aşamada karar verilmesine olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem dolayısıyla promosyon bedelini eksik alan personele eksik yatırılan miktarın yasal faiziyle ödenmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı'nın Banka Promosyonları konulu ... tarih ve ... sayılı yazısında "(...) Sonradan gelecek personelin promosyon hükümlerinden yararlandırılabilmesi için alınan nakdi yardımın idarece belirlenecek bir kısmının dağıtılmayarak ihtiyat payı olarak tutulmasının sağlanacağı, ancak dönem sonunda ihtiyat payı olarak belirlenen meblağdan kalan tutar olursa bu tutarın çalışanlara eşit miktarda dağıtılacağı" konusunda düzenleme bulunduğu dava konusu Şartname'de anılan Strateji Geliştirme Başkanlığı yazısına açıkça atıfta bulunulduğu gerek Şartname gerekse anılan yazı göz önünde bulundurulduğunda, banka promosyon ücretinin tamamının personele dağıtılacağı konusunda da tereddüt olmadığı, dolayısıyla 2010/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi'ne aykırı herhangi bir durumun bulunmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, temyize konu Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nce 25/10/2023 tarihinde kapalı zarf usulü ile "Erenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Müdürlüğe Bağlı Okullarda Görev Yapan Personelin Maaş-Ek Ders ve Diğer Özlük Hakları Ödemelerine İlişkin Banka Promosyonu İhalesi" gerçekleştirilmiştir. Davacı Sendikanın Sakarya il temsilcisi tarafından 03/11/2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) aracılığıyla davalı idareye başvuru yapılarak "söz konusu ihalede teklif edilen miktarın kabul edilemeyecek kadar düşük olduğu belirtilmek suretiyle ihalenin iptal edilmesi talep edilmiştir anılan başvuruya verilen 24/11/2023 tarihli cevapta "Banka Promosyon İhalesinin 2007/21, 2010/17 sayılı Başbakanlık Genelgelerine uygun olarak yapıldığı" bildirilmiştir. Sonrasında davacı Sendikanın söz konusu temsilcisi tarafından 17/11/2023 tarihli dilekçeyle Sakarya Valiliği'ne başvuru yapılarak 03/11/2023 tarihli dilekçenin gereğinin yapılması talep edilmiştir. Ardından davacı Sendika tarafından, uyuşmazlık konusu ihaleye ait Şartname'nin 5. maddesinde yer alan "(...) en yüksek promosyon teklifi veren banka ile yapılacak sözleşme gereğince tespit edilen promosyon bedelinin %90'ı mevcut personelin (...) hesabına peşin olarak yatırılacaktır." düzenlemesinin iptali ile bu düzenleme sebebiyle promosyon bedelini eksik alan personele eksik yatırılan miktarın yasal faiziyle ödenmesi istemiyle 22/12/2023 tarihinde dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 11. maddesinde, ilgililer tarafından idarî dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılmasının, geri alınmasının, değiştirilmesinin veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idarî dava açma süresinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idarî dava açma süresini durduracağı kurala bağlanmıştır. 2577 sayılı Kanun'a 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı; ikinci fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı kural altına alınmıştır. Anılan Kanun'un "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde, dava dilekçesinin, süre aşımı yönünden inceleneceği; altıncı fıkrasında, süre aşımı hususunun davanın her safhasında dikkate alınacağı; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, süre aşımı bulunan hâllerde davanın reddedileceği kurallarına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun'un aktarılan hükümlerinin değerlendirilmesinden, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usûlüne tâbi olduğu, bu usûle tâbi olan uyuşmazlıklarda dava açma süresinin otuz gün olduğu ve dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle anılan Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılacak bir başvurunun işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmayacağı anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 125. ve 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala bağlanmak suretiyle dava açma süresinin başlamasında "yazılı bildirim"in esas alınması öngörülmüş olup, hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından, idarî işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılabilir biçimde bildirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen, dava açma süresinin hesabında bildirim yerine ilanın esas alınarak sürenin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamasına ilişkin kural, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı açılan idarî davalara yöneliktir. Düzenleyici işlemler dışında kalan birel nitelikteki idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda ise, dava açma sürelerinin hesabında, işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte, özellikle idarenin tesis ettiği işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. Bu durumda, ihale kararı, ilanı gereken düzenleyici işlem olmadığından dava açma süresinin ilanla başlamayacağı ve yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı dikkate alındığında, davanın, ilan veya ihale tarihinden itibaren değil, ihaleden haberdar olunduğu ve öğrenme tarihi olarak belirtilen tarihi izleyen günden itibaren süresi içinde açılıp açılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacı Sendikanın Sakarya il temsilcisi tarafından 03/11/2023 tarihinde CİMER aracılığıyla davalı idareye yapılan başvuruda uyuşmazlık konusu ihalede teklif edilen miktarın kabul edilemeyecek kadar düşük olduğu belirtilerek ihalenin iptal edilmesinin talep edildiği, davalı idarece söz konusu başvurunun 24/11/2023 tarihinde reddine karar verilmesi üzerine davacı sendikanın söz konusu temsilcisi tarafından 17/11/2023 tarihli dilekçeyle Sakarya Valiliği'ne başvuru yapılarak 03/11/2023 tarihli dilekçenin gereğinin yapılmasının talep edildiği, ardından davacı tarafından, ihaleye ait Şartname'nin 5. maddesinde yer alan "(...) en yüksek promosyon teklifi veren banka ile yapılacak sözleşme gereğince tespit edilen promosyon bedelinin %90'ı mevcut personelin (...) hesabına peşin olarak yatırılacaktır." düzenlemesinin iptali ile bu düzenleme sebebiyle promosyon bedelini eksik alan personele eksik yatırılan miktarın yasal faiziyle ödenmesi istemiyle 22/12/2023 tarihinde dava açıldığı anlaşılmakta olup davacı sendikanın uyuşmazlık konusu Banka Promosyonu İhalesinden en geç 03/11/2023 tarihinde haberdar olduğu ve dava açma süresinin bu tarihten itibaren işletilmesi gerektiği, ivedi yargılama usulüne tâbi olan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında idareye yapılan başvuru üzerine idarece verilen cevabın işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmayacağı dikkate alındığında, dava açma süresinin en geç 03/11/2023 tarihini izleyen günden itibaren başladığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, 03/11/2023 tarihini izleyen günden itibaren otuz günlük dava açma süresi içinde ve en geç 04/12/2023 tarihinde dava açılması gerekirken (sürenin son günü olan 03/11/2023 tarihinin Pazar gününe denk gelmesi sebebiyle), bu süre geçirildikten sonra 22/12/2023 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası incelenerek verilen dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem dolayısıyla promosyon bedelini eksik alan personele eksik yatırılan miktarın yasal faiziyle ödenmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalının temyiz isteminin kabulüne; 2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. DAVANIN SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, 4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ...-TL ilk derece yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5. ...-TL temyiz yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, davalı idare harçtan muaf olduğundan, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca temyiz aşamasında tahsil edilmeyen toplam ...-TL temyiz harcının davacıdan tahsil edilerek Hazine'ye irat kaydedilmesine, gereği için Mahkemece ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, 6. Posta gideri avansından artan tutarın davalıya iadesine, 7. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, 8. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 01/07/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY: Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinde de idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin "yazılı bildirim" tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. 20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usulü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin "altmış gün" olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır. Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usulünden farklı olarak, gerek dava, gerekse temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usulü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin "otuz gün" olduğu ve bu Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı kuralı yer almıştır. Genel yargılama usulünün uygulandığı uyuşmazlıklarda, ilgililere dava açmadan önce, 2577 sayılı Kanun’un 10, 11, 12 ve 13. maddeleriyle “idari başvuru” seçeneği getirilmişken, ivedi yargılama usulünün uygulandığı işlemlere karşı doğrudan dava açma zorunluluğu getirilmiş ve 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca yapılacak idari başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı kurala bağlanmıştır. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen ilgililerin hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlâl eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usul kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tâbi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir. Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklanan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tâbi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin işletilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, dava konusu ihalenin 25/10/2023 tarihinde yapıldığı, davacı sendikanın Sakarya il temsilcisi tarafından 03/11/2023 tarihinde CİMER aracılığıyla davalı idareye yapılan başvuruda uyuşmazlık konusu ihalede teklif edilen miktarın kabul edilemeyecek kadar düşük olduğu belirtilerek ihalenin iptal edilmesinin talep edildiği, anılan başvurunun idarece 24/11/2023 tarihli işlemle reddedildiği, 22/12/2023 tarihinde ise bakılan davanın açıldığı görülmektedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu ve dava açma süresinin otuz gün olduğu yolunda kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacının ihalenin iptali istemiyle hangi tarihten itibaren dava açması gerektiği hususunda tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın davacının özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel yargılama süresinin değil genel yargılama süresinin uygulanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davanın süresinde açıldığı kabul edilerek, dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem dolayısıyla promosyon bedelini eksik alan personele eksik yatırılan miktarın yasal faiziyle ödenmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik temyiz istemi hakkında inceleme yapılarak esastan karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz