T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1812 KARAR NO : 2025/1183 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04.07.2023 NUMARASI : 2020/92 E. - 2023/527 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 12.09.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 12.09.2025 İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.07.2023 tarih 2020/92 E. - 2023/527 K. sayılı kararın D…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/1812 KARAR NO : 2025/1183 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04.07.2023 NUMARASI : 2020/92 E. - 2023/527 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 12.09.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 12.09.2025 İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.07.2023 tarih 2020/92 E. - 2023/527 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacılar vekili, müvekkilleri hakkında İzmir 6.ATM'nin 2019/1006 D.iş sayılı dosyasından alınan ihtiyati haciz kararı neticesi İzmir İcra Müdürlüğünün 2019/16978 E.sayılı dosyası üzerinden kambiyodan kaynaklı davalı yanca takibe girişildiği, davacılardan .... ile davalı arasında davalıya ait...Sokak ... Sitesi .... Apt No:... adresinde bulunan marketin devri konusunda 12.11.2018 tarihinde anlaşma yapılmakla 150.000,00 TL devir bedeli karşılığı tarafların sözleşme bedelini kararlaştırdıkları, bu bedelin 12.02.2019 tarihinde 30.000,00 TL , 12.05.2019 tarihinde 30.000,00 TL, 12.08.2019 tarihinde 30.000,00 TL, 12.11.2019 tarihinde 30.000,00 TL ve 12.02.2020 tarihinde 30.000,00 TL ödenmesi konusunda anlaşılmakla bu hususta davalıya senetler verildiği, vadeleri beklenmeksizin dilekçe ekinde sunulan dekontlar ile senet bedellerinin ödendiği, senetlerin davalıdan istenilmesine rağmen davalı yanca bir müddet oyalandığı ve iadesinin yapılmadığı, bunun yanında davalı yanca habersiz olarak kendi hesabına 234.000,00 TL tutarında bakiyeyi gönderdiği, bu yönden davalı aleyhine İzmir 12.İcra Müdürlüğünün 2019/15566 E.sayılı dosya üzerinden ilamsız takibe girişildiği, davalıya Karşıyaka 5.Noterliğinin 17.12.2019 tarih ve 41878 yevmiye nolu ihtarnamesi ile ödemesi yapılan senetlerin yer göstermek suretiyle teslimi talep edilmesine rağmen, yine de senetlerin iadesinin yapılmadığı, davalı yanca iade yönündeki talepler ve hakkında icra takibi açılması karşısında müvekkilleri aleyhine az yukarıda bahsedilen icra dosyası üzerinden kambiyo takibine girişildiği, davacılardan ....'ın diğer davacı ...'ın arkadaşı olmakla birlikte devir aşamasında senetlere kefil olarak imza attığı ve ancak senet bedelleri ödendiğinden kefil ...'ın da herhangi bir borcunun olmadığı belirtilerek söz konusu senetler yönünden ödeme sebebiyle borçlu olunmadığı ileri sürerek, menfi tespit isteminde bulunulmuştur. CEVAP : Davalı vekili, tarafların müvekkiline ait iş yerini 150.000,00 TL'ye devrine yönelik vadeli ödeme yapılması konusunda anlaşma yaptıkları, davacı tarafça yargılamaya konu senetlerin müvekkiline verildiği, 12.02.2019 ve 12.05.2019 vade tarihli senetlerin bedelinin ödendiği, zaten bu senetler yönünden herhangi bir talepte bulunulmadığı ve işbu senetlerin müvekkilinde olmadığı, diğer senetlerin bedelinin ödenmediği, davacı tarafça sunulan dekontların işbu senetlerle ilgisinin olmadığı, dekontta yargılamaya konu senetlere ilişkin ödeme yapıldığına yönelik bir kayıt olmadığı, aksini iddia eden davacının iddiasını ispatlaması gerektiği, senet bedelleri ile yapılan eft tutarları farklı olduğu gibi tarihlerinin de uyumlu olmadığı, ödemelerde senetlere ilişkin bilgi verilmediği, bu yönde bir delil de sunulmadığı, dilekçede bu hususlar yönünden bir kısım yargı kararlarından bahsediliği, davacının senetlere ilişkin olduğunu iddia ettiği ödemelerin müvekkilinin kredi kartının davacı tarafça kullanılması sonucu yapılan ödemeler olduğu, davacı ...'ın iş yerini devraldıktan sonra müvekkilinin kredi kartını kullanarak mal satın almış gibi işlem yaptığı ve sonra karttan aldığı paraları müvekkiline iade ettiği, bu işlemin yakınları için de yaptığı, bu yönlerden de takipler olduğu, davacı tarafça sunulan dekonttaki ödemelerin farklı bir ilişkinde kaynaklandığı, araları bozulunca yapılan ödemelerin senet bedeli olarak gösterilerek borçtan kurtulmaya çalışıldığı, 234.000,00 TL'lik işlemin kabul edilmediği, bu yönde davacı tarafça hiçbir açıklama yapılmadığı, davacı ...'ın senetlerde imzası olan müşterek, müteselsil kefil olup sorumluluğunun devam ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıya eft ile yaptığı ödemeler ve kredi kartı kullandırmak suretiyle yaptığı belirtilen ödemeler açısından bilirkişi raporu kazandırılmakla birlikte, iddialar ve savunmaların bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda yapılan eft lerin davalıya olan senet borcuna ilişkin olarak gönderildiğinin davacı yanca ispatlanamadığı, kredi kartına ilişkin ve dava dışı diğer kişiler yönünden kredi kartına yönelik alışveriş yönünden ise davalı tarafça iddia edilen kişilerin de kredi kartından alışveriş yaptığı ve bu alışverişlerin dahil edilmesi neticesi tüm alışveriş toplamının 157.026,60 TL olduğu, kredi kartı slipleri üzerinde kart sahibin adı ve kimlik bilgileri yer almadan da alışverişin kart sahibin gerçek ihtiyacı için mi yoksa davacı yan tarafından yapılan kullanım için mi olduğuna yönelik bir bilgiye rastlanılmadığı, yapılan ödemelerin senet borcu yönünden yapıldığına dair ödeme evraklarında bir bilgi bulunmadığı, küsuratlı ödemelerin bir kısmının davalının kredi kartı borç miktarı ile örtüşse de senet borcu yönünden küsuratlı ödeme yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, ispat yükü üzerinde olan davacının ödeme iddiasını şüpheden uzak kesin bir şekilde yazılı bir belgeyle ispatlayamadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, hukuktaki genel kural gereği icra takibindeki borçlunun borcun mevcudiyetini reddederek menfi tespit davası açması halinde alacağın varlığını ispat yükünün davalı tarafa geçeceği, dava dosyası talep sonucunun borç ilişkisinin yokluğunun tespiti olduğundan alacağın halihazırda var olduğunu davalı tarafın ispat etmesi gerektiği, her ne kadar davalı yanca müvekkil adına yapılan kredi kartı harcamalarına karşılık ödemelerin yapıldığı davalı avukatı tarafından, el borcuna karşılık ödendiği ise davalının kendisi tarafından belirtilmiş ise de müvekkillinin borçlu olduğu başka bir borç ilişkisinin ispatlanabilmiş olmadığı, davalı tarafça az önce belirtilen beyanın İzmir 12.İcra Müdürlüğünün 2019/15566 E.sayılı dosyasına sunulan itiraz dilekçesinde bono bedellerinin zikredildiği, 27.11.2019 tarihli yazılı beyanda ise, el borcuna karşılık yapıldığının beyan edildiği belirtilmekle, beyanın davalının borçlu olduğu takibe dayanak belgelerini elden alınan borca karşılık yapıldığı, bonodan kaynaklı 150.000,00 TL'lik borcun ise hala devam ettiği yönünde ifade ettiğinde tereddüt olmayacak şekilde açık olduğu, davalı yanca 150.000,00 TL'lik bonodan kaynaklı borç olarak belirtildiğinden aksi durumun zorlama yorumda öteye geçemediği, dilekçe ekinde bir takım yargı kararlarından bahsedilmekle birlikte başka borç yönünden iddianın davalı ... tarafından ispatlanması gerektiği, 12.02.2019 ve 15.05.2019 vade tarihli senetlerin ödendiğine yönelik davalının ikrarı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, Karşıyaka 5.Noterliğinin 17.12.2019 tarih ve 41878 yevmiye nolu ihtarnamesi ile senetlerin teslimi yönünde davalıya süre ve yer belirtilmiş ise de bu ihtara ne cevap verildiği ne de senetlerin davacıya iade edildiği, davalı tarafça cevap dilekçesindeki beyanın ilk kez yargılamada ileri sürüldüğü, dosyaya kazandırılan 30.03.2022 tarihli ve 08.08.2022 tarihli raporlar arası çelişki olmasına karşılık bu çelişkinin giderilmediği, davanın konusunun esasen senet bedelinin ödenmesi sebebiyle borcun kalmamış olduğu, 08.08.2022 tarihli raporda iki ayrı tarihte davacı tarafından davalının banka hesabına yapılan cüzi miktardaki ödemelerin davalının sonraki tarihli kart ekstresi ile uyuşmuş olsa da bunun tek başına davalı iddiasının kanıtı olmayacağı, yapılan tüm ödemelerin söz konusu beş adet senet toplamı ile örtüştüğü, BK'nun 102.maddesi çerçevesinde bu ödemelerin senet borcu ödemesi olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bilirkişinin hakimin yerine geçmek suretiyle yorum yaptığı ve bunun hakimin kanaatini etkilediğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :Dava, kıymetli evraktan kaynaklanan borcun ödeme sebebiyle menfi tespitine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dosya taraflarında ... ile davalı ... arasında davalıya ait işletmenin adı geçen davacıya devrinin 150.000,00 TL karşılığında yapılacağı hususunda anlaşıldığı, söz konusu bedelin vadeler halinde ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu kapsamda davacı ...'ın keşideci, davacı ...'ın aval veren ve davalı ...'un lehtar olduğu şekilde 12.11.2018 düzenleme tarihli, 12.02.2019, 12.05.2019, 12.08.2019, 12.11.2019 ve 12.02.2020 tarihli 30.000,00 er TL bedelli senetlerin ödeme amacıyla davalıya teslim edildiği, bahse konu senetlerden 12.020.2019 ve 12.05.2019 vade tarihli iki adet senet bedelinin ödendiği konularında taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık olmadığı anlaşılmıştır. Dosya arasında bulunan İzmir 13. İcra Müdürlüğünün 2019/16978 E.sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklının davalı ..., borçlunun mahkememiz davacıları olduğu, İzmir 6 ATM'nin 2019/1006 D.iş sayılı dosyası üzerinden dava konusu 12.08.2019 ve 12.11.2019 vade tarihli senetler dayanak tutulmak suretiyle alınan ihtiyati haciz ilamı konu edilerek açılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe yönelik olduğu, takibin devamında davacılar tarafından İzmir 1.İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/1152 E.sayılı dosyası üzerinden senet borcunun ödenmesi sebebiyle borcun itfasına dayalı açılan davada mahkemece ödemenin İİK'nın 169/a maddesinde sayılan hususlar ile ispat edilemediği anlaşılmakla davanın reddi yönünde 2020/388 K.sayılı ilamı verildiği görülmüştür. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK'nın 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Yargıtay HGK 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları) Kural olarak kambiyo senetlerinde borçlu, senede dayalı borcu ödediğinde, alacaklı senedi borçluya iade etmelidir. Bunun sebebi; senedin soyut borç ikrarını içeren belge olması sebebiyle ödeme yapılsa dahi alacaklının elinde kalması halinde kötü niyetli kullanım ihtimali olduğu, 6098 Sayılı Yasanın 103.maddesine göre senet borcunun ödenmesi halinde borç senedinin geri verilmesi gerektiği ve bunun yanında kambiyo senetlerinin devri ve dolaşımı dikkate alındığında ödemenin ispat açısından senedin iadesinin istenmesinin borçlunun hakkı olduğudur. Bununla birlite alacaklı tarafça senet bedelinin ödendiği kabul edilmekle birlikte senedin borçluya iade edilmemesi halinde senedi elinde bulunduran kişi alacaklı olduğundan üçüncü kişiler nezdinde hala hak sahibi olarak görülmektedir. Bu nedenledir ki senedin ödemeye rağmen iadesinin yapılmadığının ileri sürülmesi halinde iadeye yönelik yükümlülük alacaklıda olduğundan buna dair ispat külfeti de alacaklıda olacaktır. Çünkü alacaklı yanca ispat külfeti bu kapsamda yerine getirilmez ise davacının menfi tespit yolu ile bu hususu yargılamaya konu etmesi mümkün olacağı gibi hukuki yararı da mevcut olacaktır. Bununla birlikte genel olarak borçlu elinde buluna senedin bedelinin alacaklıya ödendiği yönünde borçlu lehine karine olacağı uygulamada kabil edilmektedir. (Yargıtay 12 HD'nin 2019/5892 E. ve 2020/1351 K.sayılı ve yargıtay 12 HD'nin 2016/20844 E. ve 2019/5375 K.sayılı ilamları) 6100 sayılı HMK'nun 188. maddesinde; taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır. Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz. Vasıflı ikrarda, (gerekçeli inkârda) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Yukarıda da değinildiği üzere, öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05/06/2015 gün, 2013/13-2338 esas, 2015/1499 karar sayılı ilamı) Vasıflı ikrar ile bileşik ikrar ayrımı bazı somut olaylarda zordur. Uygulamada zaman zaman bu tür ikrar hallerinin içiçe geçtiği durumlar söz konusu olabilmektedir. İkrar eden ikrarına başka bir maddi vakıa eklemesi suretiyle ikrarın varlığı halinde ortada bileşik ikrar, olayın vasfına yönelik ikrara eklenen hususun olması halinde ise vasıflı ikrardan bahsedilir. Yani vasıflı ikrarda vakıa tektir, vasfı tartışmalıdır. Bileşik ikrarda ise yeni bir vakıa ile önceki vakıa arası bağlantılı ya da bağlantısız ekleme suretiyle yapılır. Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde; davalıya verildiği sabit olan yargılama konusu senetlerin davacının davalı adına kayıtlı iletmeyi devir alması suretiyle düzenlendiği hususu her iki tarafın kabulünde olmakla birlikte devir alınan işletme sebebiyle bu senetlerin verildiği, senetlerden iki tanesinin bedelinin davacı tarafça ödendiğinin kabul edildiği, üç tanesine yönelik ise bedel ödeme iddiasının reddedildiği, davacı tarafın dilekçesi ekinde sunduğu dekontlarda yapılan ödemelerin ise taraflar arasında kurulan başka bir hukuki ilişki (davalının kendi kredi kartını davacıya kullandırması sebebiyle ortaya çıkan borcun davacı tarafça ödendiği iddiası) vasıflandırılmakla ödemelerin de bu kapsamda yapıldığı belirtildiğinden işletmenin devrine yönelik senetlerin ödendiğine dair maddi vakıa ikrar edilmekle birlikte davalı yanca yapılan ödemenin az önce belirtildiği gibi kurulan farklı bir hukuki ilişkiden kaynaklı yapıldığına yönelik yeni bir maddi vakıa ileri sürüldüğünden ortada basit ya da vasıflı ikrarın varlığından söz edilemeyeceği gibi bu yeni hukuki ilişki sebebiyle yapılan ödemelerin kredi kartı ödemesi olarak kabul edildiği davalı tarafça belirtildiğinden davalının bu yönden savunmasının bağlantısız bileşik ikrar olduğu anlaşılmıştır. Somut olayda 12.02.2019 ve 12.05.2019 vade tarihli ve davaya konu iki adet senet borcunun ödendiği alacaklı/davalı tarafından kabul edilmekle birlikte senedin kendisinde olmadığı yönünde beyanda bulunduğu, tahkikat aşamasında senetlerin davacı/borçluya iade edildiğine yönelik herhangi bir beyanı olmamakla birlikte istinaf dilekçesine verilen cevapta söz konusu senetlerin davacıya iade edildiğinin belirtilmesi ve davacının da davadan evvel yukarıda künye bilgisi belirtilen noter ihtarnamesi ile senetlerin kendisine iadesinin süre ve yer göstermek suretiyle istenildiği anlaşılmakla söz konusu senetlerin davacıya iade edilip edilmediği yönünde açıklanan ispat külfeti çerçevesinde herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakla bu yönden verilen kararın eksik incelemeye sebebiyet verdiği gibi diğer dava konusu senetler yönünden ise işletme devrine ilişkin hukuki ilişki kabul edilmekle birlikte davacı yanca yapılan ödemelerin başka bir hukuki ilişki kapsamında yapıldığı belirtilmekle birlikte söz konusu ödemelerin içerisinde vade tarihinden sonra yapılan ödemeler de olduğundan davalı yanca verilen bu beyan karşısında kredi kartı kullanımından kaynaklı ilişkinin varlığının ispatı davalı yanda olmasına rağmen iddia ve savunma kapsamında ispatın davacı yanda olduğu yönünde yanılgı değerlendirme ile sonuca gidilmesi yerinde görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.07.2023 tarih 2020/92 E. - 2023/527 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvuranlara iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 12.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.