T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO : 2025/1936 KARAR NO : 2025/2271 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 17/09/2024 NUMARASI : 2022/29 Esas - 2024/480 Karar DAVA : Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ: 18/12/2025 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere s…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9.HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R ESAS NO : 2025/1936 KARAR NO : 2025/2271 İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 17/09/2024 NUMARASI : 2022/29 Esas - 2024/480 Karar DAVA : Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat KARAR TARİHİ: 18/12/2025 Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 27.07.2017 tarihinde, dava dışı ...'ın sevk ve idaresinde olup, davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanan... plaka sayılı araç ile davacının eşi ...'nun sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın karıştığı kaza sebebiyle müvekkilinin çok ciddi yaralandığını, kafasına aldığı darbe sonucu alnına 6 dikiş atıldığını, bundan dolayı yara izi kaldığını, ayrıca yaşadığı kazanın kendisinde bıraktığı yoğun stres nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu oluştuğunu, Osmaniye Devlet Hastanesi'nden aldıkları "Engelli Sağlık Kurulu Raporuna" göre müvekkilinin %25 oranında kalıcı sakatlığı olduğunu, sigorta şirketinin bu rapora itiraz ettiğini, bu sebeple Adana Başkent Üniversitesi ... Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nden birer yıl arayla 2 ayrı rapor aldıklarını, bu raporlara göre müvekkilinin sakatlık oranının %40'a çıktığının belirtildiğini, ancak bu raporlara rağmen davalı sigorta şirketi tarafından şu ana kadar taraflarına herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek şimdilik müvekkilinin dava konusu kaza neticesinde sakatlanması sebebiyle uğradığı maddi zararlardan dolayı 30.000,00 TL maddi tazminatın sigortaya başvuru tarihi olan 15.01.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davayı kabul etmemekle birlikte davaya konu kazaya karışan... plaka sayılı aracın müvekkili nezdinde Trafik Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber kazaya sebep olan olayda öncelikle kusur durumunun tespiti gerektiğini, davacının herhangi bir sigorta kurumuna bağlı olması halinde bu kurum tarafından yapılan ödemelerin davalı şirketten talep edilemeyeceğini, davacının maluliyetinin kaza ile illiyet bağının olmadığının tespit edildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "davanın reddine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece dosyanın Adana Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığına gönderildiğini, ilgili kurumdan alınan cevabi yazıda, yetkili birimin Adli Tıp Kurumu Başkanlığı olduğunu, dosyanın oraya gönderilmesi gerektiğinin belirtildiğini, ilk talimat 18.05.2022 tarihinde gönderildiğini, yaklaşık 1 yılı aşkın süre geçtiğini, herhangi bir maluliyet raporu alınamadığını, bu gecikmenin sorumlusunun ne müvekkili ne de vekilin olduğunu, taraflarınca defalarca rapor alınması yönünde ısrarlı talepler iletildiğini, ilgili kurumla yazışmalar yapıldığını, nihayetinde dosyanın yanlış yere gönderildiğinin anlaşıldığını, kararda, vekilin “son 5 duruşmaya mazeret sunduğu” ve bu nedenle usul ekonomisi gerekçesiyle dava reddedildiğinin belirtildiğini, vekilin her mazereti usulüne uygun bildirildiğini, mazeretler mahkemece kabul edildiğini, mazeret hakkının bir “kota”sı olmadığını, bu hakkın Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında savunma hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu, vekilin duruşmalara katılamaması nedeniyle davanın esasına girilmeden sonuçlandırılmasının savunma hakkının ihlali olduğunu, davacı tarafın kaza nedeniyle maluliyet yaşadığını, bu durumun önemli bir tazminat hakkına ilişkin olduğunu, usul ekonomisi ilkesi, adalete erişim hakkını engelleyemeyeceğini, mahkemenin somut delil incelemesi yapmadan, adli tıp süreci sonuçlanmadan ve yalnızca şekli gerekçelere dayanarak davayı reddettiğini, bu durumun usul ekonomisi ilkesini kötüye kullanma niteliğinde olduğunu, müvekkilin hakkını aramasının önüne geçen ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazası nedeniyle geçici ve sürekli iş göremezlik talepli maddi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.Dosya kapsamından 27/07/2017 tarihinde, davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanan ve dava dışı ...'ın sevk ve idaresindeki... plakalı araç ile dava dışı ...'nun sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın karıştığı trafik kazası neticesinde, ... plakalı araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralandığı iddiasıyla, ... plakalı aracın sigortacısı olan davalıdan sürekli ve geçici iş göremezlik zararının tahsilini talep ettiği anlaşılmaktadır.Davacının yaralanmasına ilişkin dava dilekçesinde bildirilen sağlık kurum ve kuruluşlarından tüm evrakları getirtilerek davacı hakkında maluliyet raporu alınması için davacının adresine en yakın olan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne yazı yazıldığı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'nın 22/12/2023 ve 27/12/2023 tarihli yazılarına göre davacının yeni tarihli muayenesinin yapılması için kurumlarına gönderilmesi gerektiğinin bildirildiği, Mahkemenin bu yazılara istinaden 03/01/2024 tarihli ara kararı ile, davacının muayenelerinin yapılıp rapor düzenlenebilmesi için Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'nda hazır edilmesine ve bu hususta beyanda bulunması için davacı vekiline 2 haftalık süre verilmesine karar verildiği, bu ara kararın davacı vekiline 10/01/2024 tarihinde tebliğ edildiği, dosyaya bilgi verilmemesi üzerine bu kez 27/03/2024 tarihli 7.celsede, davacının muayene için hazır olup olmadığı hususunda beyanda bulunmak, hazır olmamış ise adli tıp bölümünde muayene için hazır olmak üzere davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, bu duruşma zaptının 01/04/2024 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, son celse davacı taraf ATK inceleme talebinden vazgeçmiş sayılıp, davacı vekilinin mazeretin reddine karar verilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.6098 sayılı TBK'nun 50.maddesine göre; "zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa, hakim olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri gözönünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.6100 sayılı HMK’nın 90. Maddesine göre; "süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler."Aynı Kanunun 94. maddesine göre; "kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar."Somut uyuşmazlıkta zararın takdiri açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekli olup, Mahkemenin davacının hastaneye sevki konusunda bir ara karar kurmaması ve Hastaneye yazması gereken müzekkereyi yanlış kuruma yazması nedeniyle yazının işlemsiz iade edilmesi karşısında, davacının hastaneye sevki için bizzat kendisine kesin süre ihtaratı da içerir tebligat çıkarılıp, sonucuna göre ispat kurallarının değerlendirilmesi gerekirken, bu yapılmadan davacının davasının reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.Kabule göre ise; Davacı vekilinin son celse gönderdiği mazeret dilekçesi reddedilmiş olup, bu durumda takipsiz bırakılan dosyanın işlemden kaldırılması gerekirken, davacı vekilinin yokluğunda davanın esası hakkında karar verilmesi de doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3-İstinaf karar harcının istek halinde İlk Derece Mahkemesince yatırana iadesine,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.18/12/2025