Başvuru, boşanma davasında esaslı iddiaların cevaplandırılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, dosyadaki delillere karşı beyanda bulunma imkânı tanınmaması nedeniyle de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; boşanma davasında esaslı iddiaların cevaplandırılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, dosyadaki delillere karşı beyanda bulunma imkânı tanınmaması nedeniyle de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 7/3/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ile R.Y.Y. 2008 yılında evlenmişlerdir. 2012 yılında bu evlilikten bir çocuk dünyaya gelmiştir. Başvurucu aleyhine eski eşi tarafından 2/10/2013 tarihinde şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma davası açılmıştır. Eski eş dava dilekçesinde; başvurucunun annesinin oğluna aşırı düşkün biri olduğunu, evliliklerine çok müdahale ettiğini, başvurucunun annesi ile birlikte yaşama isteğini gizlemiş olduğunu, evlendikten sonra bu durumu kabul ettirmeye çalıştığını, başvurucunun annesinin evi ve maaşı olmasına rağmen yılın altı ayı tarafların evlerinde kaldığını, başvurucunun kendisine ağza alınmayacak hakaretlerde bulunduğunu, bebek ağlarsa uyuyamam diyerek evin küçük odasını davacı ve yeni doğan bebek için hazırlamış olduğunu, aday memur olmasına rağmen çocuğuna bakabilmek için ücretsiz izin aldığını ve çalışmadığını, başvurucunun kendisine ''Kızını da al git, çocuk olmasa çoktan senden boşanmıştım.'' gibi sözler sarf ettiğini, G.Ö. ve S.A.nın tanık olarak dinlenmesini, boşanma davasında müşterek çocuğun velayetinin kendisine verilmesini, maddi ve manevi tazminat ile iştirak nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir. Kocaeli Aile Mahkemesinin 18/11/2014 tarihli kararı ile tarafların boşanmasına, müşterek çocuğun velayetinin anneye verilmesine, aylık 900 TL nafaka ile davalı başvurucu aleyhine 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Kararda davacı tanığının ''... davalının annesinin oğluna aşırı düşkün olması ve tarafların evinde 6-7 ay kalması ve gelinine olan antipatisi nedeniyle taraflar arasında huzursuzluk çıktığını duyduğunu, taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle barıştırmak için gittiklerinde davalının kızınızı alın gidin, çocuk olmasa zaten boşardım, dediğini...''beyan etmesi, davalı tanıklarının da ''...tarafların evliliklerindeki problemler nedeniyle evlilik terapistine gittiklerini davalının anlattığını, davalının annesinin tarafların müşterek hanesine geldiğini ancak sürekli müşterek hanede kalmadığını, Kocaeli'de kız kardeşi ve onun çocuklarının yanında kaldığını, çocuk doğduktan sonra çocuğu bakmak için sürekli olarak tarafların müşterek hanesinde kaldığını, davalının çocukla görüşemediğini...'', ''... davalının annesinin tarafların evine kış mevsiminde birkaç aylığına gittiğini ancak sebepsiz gitmediğini, bir kış davalı ameliyat olduğu için, bir kış da davalı Somali'ye göreve gittiği için, bir kışın da tarafların çocukları olduğu için gittiğini ancak gittiğinde sadece tarafların müşterek hanesinde değil kardeşlerinde, kardeşinin çocuklarında da kaldığını, davalının annesinde tarafların evinin anahtarının olmadığını, tarafların evlendikten sonra ilk üç ay davalının annesi ile birlikte yaşadıklarını, daha sonra evlerini ayırdıklarını, davacının 1 Mart 2013 tarihinde evi terk ettiğini, tarafların o günden bu yana ayrı olduklarını, davacının babasının davalıya "geri zekalı herif salak salak konuşma" diye hakaret ettiğini, davalının deniz yüzbaşı olduğunu, davacının ise avukat olduğunu, çocuğun anne yanında olduğunu, davacının giderken altınlarını valizine koyduğunu...'' şeklinde beyanlarının bulunduğu söylenmiştir. Söz konusu hususlar ve diğer deliller değerlendirilerek başvurucunun davacı ile odaları ayırdığı, evlilik birliğinin görevlerini yerine getirmediği, geçimsizliğe neden olan olaylarda kusurlu olduğu, davacının ise kusurunun bulunmadığı, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, bundan sonra bir araya gelip evlilik birliğini devam ettirmelerinin mümkün olmadığı, birbirlerine saygı ve sevgilerinin kalmadığı belirtilmiştir. Taraflar boşanma ve velayete ilişkin kısım dışındaki karar yönünden hükmü temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde davacı, boşanma ve velayete ilişkin hükümler yönünden kararın onanmasını talep etmiştir. Ayrıca G.Ö. ve S.A.nın tanık olarak dinlenmesini istediği hâlde Mahkemece dinlenmediğini, başvurucu ile arasındaki mesajlaşmaların içeriğine ve bir kısım tanık beyanına gerekçeli kararda değinilmediğini, manevi tazminata hükmedilirken az kusurlu kabul edilmesinin çelişkili olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Temyiz dilekçesinde başvurucu; boşanmayı, davacıya nafaka verilmemesini ve velayet ile ilgili hükümlerin onanmasını istemiştir. Davacı lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat ile yüksek iştirak nafakasında mali durumların dikkate alınmadığını, tanık Ç.Y.nin beyanlarının hatalı değerlendirilerek kendisinin kusurlu kabul edildiğini, davacının evi terk ettiğini, daha sonra bir araya gelip aile terapistine gittiklerini, sonrasında beraber Çeşme'de bir gün tatil yaptıklarını, annesinin ortak karar ile müşterek konuta çağrıldığını, bebeğin bakımına ve ev işlerine yardım ettiğini, kısa süreliğine yanlarında kaldığını, davacının ve babasının kendisine hakaret ettiğini, davacının kusurlu olduğunu belirterek kusur, maddi ve manevi tazminat ile iştirak nafakası yönünden kararın bozulmasını istemiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 22/10/2015 tarihinde davacı kadının tahkikattan önce bildirmiş olduğu ve açıkça vazgeçmediği tanıkları G.Ö. ve S.A.nın dinlenilmeden, eksik inceleme ile hüküm tesis edildiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Mahkemece 10/5/2016 tarihli duruşmada dinlenen davacı tanığı S.A.nın beyanı şöyledir: '' Evlendikten sonra da arkadaşımla düzenli olarak görüştüm. Evlilikleri bildiğim kadarıyla kayınvalidesinin neredeyse senenin yarısını [R.]larda geçirmesi sebebiyle sorunluydu. O zamanlar benim gördüğüm kadarıyla sanki evin sahibi [R.]nın kayınvalidesiydi. Anne oğul adeta davacı arkadaşıma yabancı muamelesi yapıyorlardı. Çocuk dünyaya geldikten sonra sorunlar hepten arttı. Ben ziyaretlerine gittiğimde [R.] çocukla başka odada kalıyordu. Zira yatılı kaldım. Bu durumu doğru bulmadım. [R.] doğum sonrası ilgiye ihtiyacı olduğu halde ben ayrı kalmalarını yanlış bulunca aman kayınvalidem duymasın tatsızlık çıkmasın diyerek adeta ürktü. Daha sonra kayınvalidesine durumu dile getirdi. O da oğlunun en ufak sesten uykusunun bölündüğünü bunun işine olumsuz aksettiğini bu sebeple ayrı odalarda kaldıklarını olağan bir şeymiş gibi savundu. Sabah yine anne oğul kahvaltılarını yaptılar. Baba ne çocuğunu ne eşini görmedi bile. Davacı arkadaşımı adeta dışlamışlardı. Bakıcı pozisyonundaydı, ayrıldıklarından sonra da davalı baba çocuğunu aramadı. Davalının annesinin anahtarı vardı. İstediği gibi girip çıkıyordu. Düğünden bir hafta sonra takılan takıları salon masrafları için bozdurduklarını biliyorum. Ayrıca takılardan sadece annesinden kalan hatıra niteliğindeki küpe, yüzük ve düğünde takılan seti [R.]'ya kalmıştı, dedi.Soruldu; ben aldatma ve dövmesini görmedim ancak yanlarında bulunduğum sürede davalı kocanın karısına saçma sapan konuşma, salak salak konuşma, gerizekalı şeklinde sözler söylediğini duydum. Ben birden çok kez eşimle de tarafların müşterek evine geldim. Diğer geldiğim seferlerde de kayınvalide yanlarındaydı. Yatılı kaldığım yukarıdaki olayda anahtarı kayınvalide de gördüm. Eve kendisi kapı açıp gelmişti. Diğer seferlerde kayınvalideyi kapı açıp eve geldiğini görmedim zira akşam gelip gece döndük. Ya da sabah erken döndük, dedi.Soruldu: doğumdan sonra davacı aday memur olduğu için bir buçuk ay kadar kayınvalide ile dönüşümlü baktılar, daha sonra arkadaşım ücretsiz izin aldı, benim gördüğüm [R.] çocuğuna bakıyordu, kayınvalide de oğlu Çağlar'a bakıyordu, dedi.'' Bozmaya uyan Mahkeme tarafından tanıklar dinlenmiş; 15/6/2016 tarihli kararla başvurucu aleyhine 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Ayrıca dava tarihinden geçerli olmak üzere müşterek çocuk için aylık 900 TL tedbir nafakasının başvurucudan alınarak davacıya verilmesine, karar kesinleştikten sonra iştirak nafakası olarak devamına ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "...Mahkememizce dinlenen tanık beyanları değerlendirildiğinde; davalı erkek eşin annesinin tarafların ortak yaşamlarına müdahale ettiği, Torbalı Aile Mahkemesi'nin 2014/46 sayılı talimat evrakı ile dinlenen davacı tanığı; tarafların 2008 yılında evlendiklerini, 1,5 yaşında bir kızları olduğunu, davalının annesinin oğluna aşırı düşkün olması ve tarafların evinde 6-7 ay kalması ve gelinine olan antipatisi nedeniyle taraflar arasında huzursuzluk çıktığını duyduğunu, taraflar arasındaki sorunlar nedeniyle barıştırmak için gittiklerinde davalının kızınızı alın gidin, çocuk olmasa zaten boşardım, dediğini; Denizli Aile Mahkemesi tarafından alınan beyanda davalı tanığının davacının babasının davalıya "geri zekalı herif salak salak konuşma" diye hakaret ettiğini,dosya kapsamından davalının davacı ile odaları ayırdığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, geçimsizlikte kusurlu olduğu anlaşılmakla davalının kusurunun daha fazla olduğu kanısına varılmıştır. Maddi Tazminat: TMK 174/ maddesi, 'mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini" öngörmüştür. Boşanmayla davacı en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. Bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi göz önünde bulundurularak davacı lehine maddi tazminata hükmedilmiştir. Manevi Tazminat: TMK174/ maddesi, "boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini" öngörmüştür. Dosya kapsamından, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan eylemlerin ağırlığı özellikle kocanın sözlü ve psikolojik baskı gösteren davranışı ile hakkaniyet kuralları göz önünde bulundurularak davacı lehine manevi tazminata hükmedilmiştir.Nafaka Yönünden: Davacı hazine avukatıdır. Davalı ise TSK'da görevli subaydır. TMK md. 169 uyarınca tedbir nafakasına hükmedilmiştir. Tarafların ortak 1 çocuğu bulunmaktadır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilerek hüküm fıkrasında belirtilen nafakanın ödenmesine karar vermek gerekmiştir. '' Karar taraflarca temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinde başvurucu, aleyhine beyan veren tanıkların davacının yakın arkadaşları olduğunu, yanlı şekilde beyan verdiklerini, davacı tarafından 15/6/2016 tarihli duruşma öncesi 14/6/2016 tarihinde Mahkemeye dilekçe ile ekran görüntüleri ve fotoğraflar sunularak sadakatsizlik iddiasında bulunulduğunu ancak bunun doğru olmadığını bu hususa ilişkin savunma hazırlamak için kendisine süre verilmediğini, davacının iddiaları kapsamında aynı celsede karar verildiğini, boşanma aşamasında şimdiki eşiyle birlikte yaşadığı iddialarının asılsız olduğunu, aldatma iddiasının tesiri altında kalarak tazminat miktarını artıran hâkimin, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) içinde yer aldığı iddiasıyla görevden el çektirildiğini, gerekçeyi başka hâkimin yazdığını, bu durumun gerekçeye yansıtılmadığını, kusur tespitinin doğru yapılmadığını ve daha önceki iddialarını da yineleyerek kararın bozulmasını istemiştir. Temyiz dilekçesinde davacı taraf; başvurucunun dört yıldır öz kızını görmediğini, birlikte yaşadığı kişi ile başvurucunun kendisini terke zorladığını, evi terk etmediğini, boşandıktan kısa bir süre sonra da başvurucunun evlendiğini ileri sürerek kararın onanmasını talep etmiştir. Anılan karar, Dairenin 14/6/2017 tarihli kararıyla onanmış; 11/1/2018 tarihli kararıyla da karar düzeltme talebinin reddine karar verilerek aynı tarihte kesinleşmiştir. Ret kararı 9/2/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 7/3/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”