Başvuru, dağcılık kampında meydana gelen ölüm olayının etkili şekilde soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, dağcılık kampında meydana gelen ölüm olayının etkili şekilde soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 13/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış, başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 13/3/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurun belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 13/3/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı 3/6/2014 tarihinde beyanda bulunmuşlardır. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir: Başvurucular Şafak ve Tayyar Pınar’ın oğlu, diğer başvurucu Burcu Çağlar Pınar’ın ise kardeşi olan 3/4/1981 doğumlu O. P., mezunu olduğu Üniversitenin Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksek Okulunun eğitim faaliyetleri kapsamında Çamlıhemşin ilçesi, Verçenik Dağı eteklerinde ve 26/7/2011-3/8/2011 tarihleri arasında organize ettiği dağcılık kampına, anılan okul ve görevlilerinin izni veya onayı olmaksızın dâhil olmuştur. Dağcılık faaliyetlerinin devam ettiği 28/7/2011 tarihinde grubun toplu olarak yürüyüş faaliyeti yaptığı sırada O. P. ile bir grup arkadaşı, ana gruptan ayrılarak bölgede bulunan bir su kaynağının olduğu alana doğru hareket etmişlerdir. O. P., arkadaşlarıyla bu bölgeye vardığında yüksek bir alandan düşen kaya parçalarının altında kalarak yaşamını yitirmiştir. Kampta bulunan iki öğrencinin, yakınlarda bulunan bir köye giderek telefonla haber vermesi neticesinde olay yetkili mercilere bildirilmiştir. Olay yerinin konumu ve ulaşım imkânlarının kısıtlı olması nedeniyle öncelikle Erzurum ilinde bulunan ambulans helikopterin olay yerine intikal etmesi istenmiş ancak hava muhalefeti nedeniyle bu mümkün olamayınca gönüllü arama-kurtarma (AKUT) timlerine haber verilmiştir. Durumdan hemen haberdar edilen Çamlıhemşin Cumhuriyet Savcısı, olay yerine ancak saatler sonra gece yarısı ulaşılabileceğinin ve olay mahallinde keşif yapılmasının teknik imkânlar bakımından mümkün olmayacağının kendisine bildirilmesi üzerine kolluğa, olay yerinde bulunan delillerin muhafaza altına alınması ile ölenin, ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmak üzere ilçe morguna getirilmesi talimatını vermiştir. O. P.ye ait ceset, olay yerine ancak saat 00-00 sıralarında ulaşabilen AKUT ekipleri ve diğer görevliler tarafından Çamlıhemşin ilçe morguna götürülmüştür. Cumhuriyet Savcısı; adli doktor ile birlikte ceset üzerinde ölü muayene işlemi yapmış, adli doktorun cesedin muhtemel ölüm sebebinin düşmeye bağlı künt travma sonucu kafatası bütünlüğünün bozulmasına bağlı beyin harabiyeti ile kaburga kırığına bağlı solunum yetmezliği olabileceğini ancak olay yerinin adli açıdan incelenmemesi nedeniyle kesin ölüm sebebinin ölü muayenesiyle tespitinin mümkün olmadığını, bu nedenle klasik otopsi işlemi yapılması gerektiğini bildirmesi üzerine cesedi, klasik otopsi işlemi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Trabzon Grup Başkanlığına göndermiştir. Anılan Kurumun 22/8/2011 tarihli raporunda “…Kişinin ölümünün genel beden travmasından gelişen multipl kot kırıklarıyla mütefarik iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğunu, kişiye ait örnekler üzerinde yapılan analizlerde, kanda 82 ng/mL (seksenikinanogram/mililitre) ‘esrar’ etken maddesi ‘Tetrahidrocannabinol’ THC bulunduğunu, ayrıca idrarda da aynı etken maddeye rastlandığı” bildirilmiştir. Başvurucular, soruşturma dosyasına ibraz ettikleri 4/8/2011 tarihli dilekçe ile ölümden sorumlu olan kişiler hakkında şikâyetçi olduklarını beyan etmişlerdir. Çamlıhemşin Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı), 13/10/2011 tarihli ve K.2001/102 sayılı kararında “…Müteveffanın ölümü ile sonuçlanan olayın meydana gelmesinde, herhangi bir kusur veya kast atfedilebilecek bir kişinin bulunmadığı ve kazanın olay yerindeki doğa koşullarının tabii sonucu olarak meydana geldiği” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Anılan karara başvurucuların itirazları, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinin 19/12/2011 tarihli ve K.2011/486 Değişik İş sayılı kararı ile “ … Olayın üniversiteye bağlı bir eğitim kurumunca düzenlenen dağcılık kampı ve faaliyetleri sırasında meydana gelmiş olması, maktul Onur Pınar’ın kampı düzenleyen okulun öğrencisi olmamasına rağmen kamp yetkilisinin bilgisi dâhilinde orada bulunuşu dikkate alındığında, söz konusu kampın durumunun tespiti, yani kurumca düzenlenip düzenlenmediği, yetkili ve sorumlu kişilerin kimler olduğu, okul öğrencisi olmayan kimselerin kampa kabul edilmelerinin mümkün olup olmadığı, kamp sorumlularının olayda herhangi bir ihmali davranışlarının bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp, olayın meydana gelişinde herhangi bir kimsenin kusuru olup olmadığı hakkında gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak, sonucuna göre bir karar vermesi gerekirken, ölümle sonuçlanan böyle bir olay hakkında son derece yüzeysel bir araştırma ile yetinildiği” gerekçesine istinaden kabul edilmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılmasına; soruşturma dosyasının, karar gerekçesinde belirtilen ve bunlar dışında uygun görülecek hususlar araştırıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir. Bu karar üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmaya konu dağcılık faaliyetlerinin sorumluları olduğunu tespit ettiği bir öğretim üyesi ile bir öğretim görevlisi hakkında soruşturmaya devam etmiş, 14/2/2012 tarihli ve K.2012/2 sayılı kararıyla “…Olayın öğretim elemanlarının ‘görevleri sırasında’ meydana geldiği, bu kişiler hakkında yapılacak soruşturmanın ise, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun maddesi kapsamında izne bağlı olduğu” gerekçesine istinaden görevsizliğine ve dosyanın soruşturma yapılmak üzere Üniversite Rektörlüğüne gönderilmesine karar vermiştir. Üniversite Rektörlüğünce oluşturulan Soruşturma Kurulu tarafından olayla ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporlarda “ …Sorumlu öğretim üyelerinin görev ve yetki kullanımında ‘kusurlu davranmak’ fiilini işledikleri sonucuna varıldığı, söz konusu öğretim üyelerinin Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin maddesinin (a) fıkrası uyarınca ‘uyarma cezası’ ile cezalandırılmalarına, vefat eden O.P.’nin arkadaşı E.A. ile birlikte üniversitenin mezun öğrencilerinden olup, kurumca alınan kafile onayında isimleri olmamasına rağmen kafileyi takip ederek, sorumluların istememelerine rağmen yakınlarına kamp kurup onları zor durumda bıraktıkları göz önüne alındığında, verilen disiplin cezasının yeterli olduğu sonucuna varılarak, ayrıca Türk Ceza Kanunu’na göre yargılanmamalarının yerinde olacağı kanısına varıldığı” şeklinde görüş belirtilmiştir. Soruşturma Kurulu, 6/3/2013 tarihli ve K.2013/4 sayılı kararıyla şüpheli öğretim görevlileri hakkında “men-i muhakeme” kararı vermiştir. Başvurucuların bu karara itirazları, Danıştay Birinci Dairesinin (Daire) 23/5/2013 tarihli ve E.2013/642, K.2013/712 sayılı kararıyla “…Dosyadaki bilgi ve belgelere göre mevcut delillerin, atılı suçlardan dolayı şüpheliler hakkında kamu davasını açılmasını gerektirecek nitelikte olmadığının anlaşıldığı” gerekçesine istinaden reddedilmiş ve “men-i muhakeme” kararı onanmıştır. Anılan nihai karar, başvurucular vekiline 5/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular 13/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, bireysel başvuruda bulunduktan sonra 1/10/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen ve görevsizlik kararı verilen soruşturmanın yeniden yürütülmesi ile söz konusu Üniversite görevlileri ve kamp sorumluları hakkında “taksirle öldürme ve görevi kötüye kullanma” suçlarından kamu davası açılması talebinde bulunmuşlardır. Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın şüphelileri ile bazı tanıklarının bir kısmının ifadelerini ilk kez, geriye kalanlarını ise yeniden almış ve 24/11/2014 tarihinde “…Şikâyete konu olayla ilgili olarak daha önce yapılan soruşturmada görevsizlik kararı verilerek, dosyanın üniversiteye gönderildiği ve üniversite tarafından verilen kararın Danıştay incelemesinden geçerek kesinleştiği, bu nedenle suçlamaya dair dilekçe hakkında 2547 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca işlem yapılmasına yer olmadığına” itirazı kabil olmak üzere karar vermiştir. Başvurucuların bu karara itirazları, Rize Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/1/2015 tarihli ve 2015/24 Değişik İş sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. B. İlgili Hukuk 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır: (1) İlk soruşturma: Yükseköğretim Kurulu Başkanı için, kendisinin katılmadığı, Milli Eğitim Bakanının başkanlığındaki bir toplantıda, Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek en az üç kişilik bir kurulca, diğerleri için, Yükseköğretim Kurulu Başkanınca veya diğer disiplin amirlerince doğrudan veya görevlendirecekleri uygun sayıda soruşturmacı tarafından yapılır. Öğretim elemanlarından soruşturmacı tayin edilmesi halinde, bunların, hakkında soruşturma yapılacak öğretim elemanının akademik unvanına veya daha üst akademik unvana sahip olmaları şarttır. (2) Son soruşturmanın açılıp açılmamasına; ... c) Üniversite, fakülte, enstitü ve yüksekokul yönetim kurulu üyeleri, fakülte dekanları ve dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ve yardımcıları ile üniversite genel sekreterleri hakkında, rektörün başkanlığında rektörce görevlendirilen rektör yardımcılarından oluşacak üç kişilik kurul, d) Öğretim elemanları, fakülte, enstitü ve yüksekokul sekreterleri hakkında üniversite yönetim kurulu üyeleri arasından oluşturulacak üç kişilik kurul, ... Karar verir. ... (4) Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri hakkında, Danıştayın 2 nci Dairesinde verilen lüzum-u muhakeme kararına itiraz ile men-i muhakeme kararlarının kendiliğinden incelenmesi Danıştayın İdari İşler Kuruluna aittir. Diğer kurullarca verilen lüzum-u muhakeme kararına ilgililerce yapılacak itiraz ile men-i muhakeme kararları kendiliğinden Danıştay 2 nci Dairesince incelenerek karara bağlanır. Lüzum-u muhakemesi kesinleşen Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyelerinin yargılanması Yargıtay ilgili ceza dairesine, temyiz incelemesi Ceza Genel Kuruluna, diğer görevlilerin yargılanmaları suçun işlendiği yer adliye mahkemelerine aittir. ...(7) İdeolojik amaçlarla Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadıyla işlenen suçlarla bunlara irtibatlı suçlar, öğrenme ve öğretme hürriyetini doğrudan veya dolaylı olarak kısıtlayan, kurumların sükûn, huzur ve çalışma düzenini bozan boykot, işgal, engelleme, bunları teşvik ve tahrik, anarşik ve ideolojik olaylara ilişkin suçlar ile ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde, yukarıda yazılı usuller uygulanmaz; bu hallerde kovuşturmayı Cumhuriyet savcısı doğrudan yapar.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 5237 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1)Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2)Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” 6098 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”