Başvuru, Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlere tanınan yeni bir başvuru yolu kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada uyuşmazlığın çözümünde etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlere tanınan yeni bir başvuru yolu kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada uyuşmazlığın çözümünde etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 23/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, subay statüsünde görev yapmakta iken disiplinsizlik gerekçesiyle, 1998 tarihli Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiği kesilmiştir. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun geçici maddesi uyarınca 12/3/1971 tarihi sonrasındaki yargı denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ kararlarıyla TSK'dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru imkânı getirmiş ve bu hükümden yararlanabilmek için 6191 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren 60 gün içinde Millî Savunma Bakanlığına (MSB) başvurulması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bunun üzerine başvurucu, YAŞ kararı ile ihraç edilen personele sağlanan imkânlardan (maaş, tazminat vb.) faydalanmak için başvuruda bulunmuş ancak MSB tarafından talep reddedilmiştir. Başvurucunun bu idari işlemin iptali talebiyle açtığı davada, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinin 19/2/2013 tarihli ve E.2012/493, K.2013/212 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde; davacının geçici maddeden yararlanmak için gerekli olan yargı denetimine kapalı işlemlerle TSK'dan ilişiğinin kesilmiş olması şartını taşıdığının açık olduğu, bununla birlikte disiplin durumu incelendiğinde davacının irticai amaçlı propaganda yaptığı, astları arasında ideolojilerine göre ayırım yaptığı, aynı ideolojiyi benimseyen personel ile yakın ilişki içinde olduğu, Atatürk'ü birçok din adamını yok etmekle suçladığı, Atatürk ilkeleri ile Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı olduğunun istihbar edildiğine vurgu yapılmıştır. Öte yandan 1997 yılında Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret etme suçundan hakkında açılan kamu davasında, askerî mahkemece 1998 yılında verilen kararda, üzerine atılı suçun sabit görülerek bir yıl hapis cezasıyla tecziyesine karar verildiğine işaret edilmiştir. Cezanın paraya çevrilmemesi ve ertelenmemesine ilişkin hükmün Askerî Yargıtay Beşinci Dairesinin 1998 yılındaki kararıyla bozulmakla birlikte askerî mahkemece ilk kararda direnilmesi üzerine dosyaya bakan Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 2000 yılındaki kararıyla, müsnet suçun sübuta erdiği kabul edilerek YAŞ'a sevkedildiğinin görüldüğüne dikkat çekilmiştir. Son olarak davacının bu durumu dikkate alındığında, davalı idare tarafından tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucunun bu karara yaptığı karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 26/11/2013 tarih ve E.2013/1096, K.2013/1144 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 26/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve başvurucu tarafından 24/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi 31/12/2014 tarihli kararla başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Diğer taraftan başvurucu, AYİM'de açtığı davanın reddedilmesinin temel gerekçesi olan Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret etme suçundan yargılandığı ceza davasında askerî mahkemenin görevsizlik kararı ile dosyayı göndermesi üzerine davanın tekrar görülmeye başlandığı İzmir Asliye Ceza Mahkemesinde 2/7/2009 tarihli ve E.2009/226, K.2009/653 sayılı karar ile mahkûm edilmiş ve hüküm Yargıtay Ceza Dairesinin 30/4/2013 tarihli ve E.2012/3448, K.2013/6816 sayılı kararı ile onanmıştır. Başvurucu Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret etme suçundan yargılandığı ceza davası sonucunda verilen kesinleşmiş hükme karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmuş ve AİHM 23/6/2015 tarihli ve 34823/05 başvuru numaralı kararı ile başvurucunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinde belirtilen ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlal kararı üzerine yeniden yargılama yapan İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 22/10/2015 tarihli ek kararı ile başvurucunun beraatine hükmetmiştir. Beraat kararı üzerine başvurucu yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunmuş, talebi inceleyen Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) 28/2/2018 tarihli ara kararı ile yargılamanın yenilenmesini kabul etmiş ancak 18/4/2018 tarihli ve E.2018/170, K.2018/985 sayılı kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Mahkemenin gerekçesi şu şekildedir: “…Uyuşmazlıkta, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin 2013 tarihli ve E:2012/493, K:2013/212 sayılı kararında yer alan davacının 1998 tarihli Yüksek Askeri Şura kararı ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilmesine yönelik işlemin dayanakları yukarıda belirtilen 'bir yıllık hapis cezası'na ilişkin mahkumiyet hükmü ile davacı hakkında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'nca düzenlenen rapordur.Bu itibarla Mahkememizin, 2018 tarihli ara kararı ile davalı idareden, 'Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin 2013 tarihli ve E:2012/493, K:2013/212 sayılı kararında yer verilen ve davacı hakkında düzenlendiği belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı raporunun aslı veya onaylı bir örneğinin sunulmasının istenilmesine' karar verilmiş olup, buna cevaben davalı idarece sunulan ve 2018 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına giren dilekçe ekinde bulunan istihbarat raporun İstihbarat Daire Başkanı tarafından imzalı olduğu ve sicil amirleri ile değişik kaynaklardan elde edilen bilgiler sonucu davacı hakkında irticai faaliyetlerde bulunduğu şeklinde bir takım tespitlere ve istihbari bilgilere yer verildiği 2018 tarih itibariyle UYAP kayıtlarının incelenmesinden de bu tespitleri destekleyecek şekilde davacı hakkında 'FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma' ve 'FETÖ-PDY-Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet' suçlarından İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/145 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve sanık sıfatıyla yargılamasının devam ettiği görülmüştür.Bu durumda, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından 2011 yılında 926 sayılı Kanuna eklenen Geçici maddeden yararlandırılma talebiyle yapılan başvurunun reddi yönünde tesis edilen davaya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.” İdare Mahkemesi kararı üzerine başvurucu, Ankara Bölge İdare Mahkemesine istinaf talebinde bulunmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi 31/10/2018 tarihli ve E.2018/2481, K.2018/2880 sayılı kararı ile istemi reddetmiştir. Bu arada Mahkeme kararında belirtilen başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY'ye üye olma, 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'a muhalefet suçlarından görülen davada ise İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2018 tarihli ve E.2018/91, K.2018/187 sayılı kararı ile başvurucunun beraatine karar verilmiş; yapılan istinaf başvurusunun da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin 28/1/2020 tarihli ve E.2019/132, K.2020/136 sayılı kararı ile esastan reddedilerek hükmün bu şekilde kesinleştiği görülmüştür. Bölge İdare Mahkemesinin kararı üzerine yapılan temyiz incelemesinde ise Danıştay Onikinci Dairesi (Daire) 17/2/2020 tarihli ve E.2019/1562, K.2020/1317 sayılı kararı ile hükmü gerekçeli olarak onamıştır. Dairenin gerekçesi şu şekildedir: “…Her ne kadar Ankara İdare Mahkemesinin 2018 tarih ve E:2018/170, K:2018/985 sayılı kararında 2018 tarih itibariyle UYAP kayıtlarının incelenmesinden davacı ile ilgili yapılan tespitleri destekleyecek şekilde davacı hakkında 'FETÖ-PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma' ve 'FETÖ-PDY-Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet' suçlarından İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/145 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı ve sanık sıfatıyla yargılamasının devam ettiğinin görüldüğü belirtilse de, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/145 esas sayılı dosyasından tefrikle Mahkemenin 2018/91 esasında davacı ile ilgili görülen davada 27/11/2018 tarih ve 2018/187 karar sayılı karar ile davacının beraatine karar verildiği, karara karşı yapılan istinaf başvurusu talebinin de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin 28/01/2020 tarih ve E:2019/132, K:2020/136 sayılı kararı ile esastan reddine karar verildiği görülmüştür.Davacı hakkında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'nca düzenlenen rapor ve dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde davacı tarafından 2011 yılında 926 sayılı Kanuna eklenen Geçici maddeden yararlandırılma talebiyle yapılan başvurunun reddi yönünde tesis edilen davaya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edilerek yeniden incelenen davanın reddine dair verilen karara karşı yapılan istinaf talebinin reddi yolundaki temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” Başvurucu, nihai kararı 7/7/2020 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 23/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 926 sayılı Kanun'un geçici maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvururlar.Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına gönderilir.…Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler.” 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Sözleşme'nin maddesinin ilgili kısmı şöyledir: " Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir... Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır...." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı AİHM bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Sözleşme’nin maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85). AİHM ayrıca derece mahkemelerinin kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına ve değerlendirme şekline karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunu, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33). Ayrıca kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da söz konusu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması gerekmektedir (Garcia Ruiz/İspanya, § 26).