10. Hukuk Dairesi 2023/7387 E. , 2024/8632 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/411 E., 2023/931 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/360 E., 2022/240 K. Taraflar arasında iş kazası iddiasına dayalı tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı
**10. Hukuk Dairesi 2023/7387 E. , 2024/8632 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/411 E., 2023/931 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/360 E., 2022/240 K. Taraflar arasında iş kazası iddiasına dayalı tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşıldıktan; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 12.09.2011-14.09.2011 tarihleri arasında davalı şirketin, Çorlu'da bulunan fabrikasında işçi olarak çalıştığını, 13.09.2011 günü iş kazası geçirdiğini ve yüzünün asit ile yandığını, müvekkilinin daha bir günlük işçi olması ve görevi ile ilgili kendisine hiçbir eğitim ve iş güvenliği eğitimi verilmeden, koruyucu maske ve eldiven verilmeden makinede işe başlatıldığını, çalışma esnasında kalıp ayrıcı yağ ile çalışırken yağın alev alması sonucu müvekkilinin kolunda ve yüzünde yanma meydana geldiğini belirterek maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, kazanın meydana gelmesinde davacı tam kusurlu olduğunu, davacının dava dilekçesinde, kazadan sonra dişlerinin de yandığını ileri sürdüğünü olay tutanaklarında ve raporlarda böyle bir kayıt mevcut olmadığını, davacının işveren durumundaki davalının kendisine koruyucu eldiven vermeden çalıştırdığını iddia ettiğini ancak bunun gerçeğe aykırı olduğunu, davacının olaydan 10 yıl sonra dava açmış olması gerçek bir maddi zararının ve gerçek bir manevi zararının olmadığını gösterdiğini, davacı yaptığı işin ustası olduğundan, eğitim verilmemiş olmasının olaya etkisinin olmadığını, davacının tüm iddialarının açıkça red ettiklerini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "..Dava, iş kazası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu bu hususta öncelikli yapılması gereken iş davacının kuruma başvurmak suretiyle maluliyet oluşup oluşmadığını, oluşmuşsa oranını tespit ettirmektir. Çorlu Sosyal Güvenlik Merkezinin 17.09.2021 tarihli cevabi yazısında, davacının maluliyet talebi olmadığı için iş kazası dosyasının mevcut olmadığı belirtilmiş olup davacı vekiline bu hususta öncelikle, 25.11.2021 tarihli celsede süre verilmiş, ara karar gereği yerine getirilmeyince 24.02.2022 tarihli celsede 1 aylık kesin süre verilmiş, davacı vekilinin bu süre içinde kesin sürenin uzatılması taleple dilekçesi üzerine kesin süre duruşma tarihi olan 17.05.2022 tarihine kadar uzatılmış, ancak yine ara karar gereği yerine getirilmediğinden maluliyet oluşmasa dahi maluliyet başvurusu bu dava için bir bakıma ön şart olduğu ancak davacı yanca bu şart yerine getirilmediğinden davanın reddine.." karar verildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararına eksik incelemeye dayalı olarak verildiğini, adli yardım talebinin değerlendirilmediğini, kararın gerekçelendirilmediğini, iş kazasına ilişkin ceza davasında SGK evraklarının bulunduğunu, bu dosya konusunda yeterli inceleme yapılmadan davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, iş kazasından dolayı geçici ve kalıcı iş göremezlik hususunda araştırma yapılmadığını, manevi tazminat yönünden de maluliyete başvurulmamasının talebin reddi için gerekçe olamayacağını, davacının yüzü yandığı için olay nedeniyle manevi olarak sıkıntı yaşadığını açıklayarak İlk Derece Mahkemesi karının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; Mahkeme gerekçeli kararında belirtildiği gibi davacı kendisine verilen kesin süre içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna maluliyet başvurusunda bulunmadığından dava şartının gerçekleşmemesi nedeniyle verilen ret kararı isabetlidir. Davacı istinaf sebepleri haklı bulunmamıştır. Buna göre; tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dayandıkları belgeler, dosya kapsamı, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesi, dava şartları, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçeler dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşılan hükme yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararına eksik incelemeye dayalı olarak verildiğini, kararın gerekçelendirilmediğini, bu dosya konusunda yeterli inceleme yapılmadan davanın reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, iş kazasından dolayı geçici ve kalıcı iş göremezlik hususunda araştırma yapılmadığını, manevi tazminat yönünden de maluliyete başvurulmamasının talebin reddi için gerekçe olamayacağını, davacının yüzü yandığı için olay nedeniyle manevi olarak sıkıntı yaşadığını açıklayarak kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, meydana gelen zararlandırıcı olayın iş kazası olduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleridir. "Olayın iş kazası olarak tespiti ve sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesidir. İş Mahkemesinin görevi açısından (Mülga) 5521 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi ve 7036 sayılı Kanun'un 5 inci maddesidir. 3. Değerlendirme 1.Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya ve hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. (Yargıtay 21. HD’nin 14.01.2020 tarih 2019/411 E- 2020/66 K, 03.07.2018 tarih ve 2016/19961 E- 2018/5961 K sayılı, 14.05.2013 tarih ve 2013/1704 E- 2013/9754K Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.07.2023 tarihli ve 2022/10-998 Esas -2023/745 Karar sayılı ilamları bu yöndedir). 2.5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinde İş kazasının 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5 inci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesinin zorunlu olduğu, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde iş kazasının öğrenildiği tarihten başlayacağı, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık İş Müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabileceği bildirilmiştir. 3.Kuruma belirtilen şekilde bir bildirimde bulunulmadığının anlaşılması halinde ise yapılacak iş, davacıya iş kazasını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunmak, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazasının tespiti” davası açması için önel verilmesi, önel içerisinde dava açılması halinde iş bu davanın sonucu beklenilerek, iş kazası sigorta kolundan davacılara gelir bağlatılması ve bağlanan gelirin de hesap edilen maddi tazminat alacağından rücuya kabil kısmının tenzili gerekmektedir. 4.SGK tarafından bağlanan gelirin maddi tazminat alacağından tenzili noktasında davanın yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nu oluşturmaktadır. Kanun'un 55 inci maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Adalet Komisyonu'nun 55. madde gerekçesine göre; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafik kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.” 5.Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2 nci maddesine göre “Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır. 6.Bu aşamada mahkemece verilecek öneller hakkında da bir açıklama yapmak faydalı olacaktır. Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine ve tarafların durumlarına göre belirlemesi için Hâkime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle HMK 90 ıncı ( HUMK'un 159 uncu md.) maddesinin açık hükmünde belirtildiği gibi Kanun'un tayin ettiği süreler Hâkim tarafından azaltılıp çoğaltılamaz. Buna karşın, HMK'nın 94/2 nci maddesine (HUMK'un 163 üncü md.) göre Hâkimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, Hâkim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. 7.Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun ve isterse Hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. 8.Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca Hâkim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında Hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği Hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir. 9.Öte yandan olayın iş kazası olmadığının anlaşılması halinde izlenecek yol açısından ise Dairemizin 20.09.2022 tarih ve 2022/3466 E- 2022/10875 K sayılı kararında da açıklandığı üzere " dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 49 uncu ve devamı maddeleri gereği genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek, çözüme kavuşturulması, yönünden İş Mahkemesince genel mahkemeler lehine görevsizlik kararı verilmesi gerektiği" açıktır. 10.Bu açıklamalar doğrultusunda; davacı tarafından iş yerinde yaralandığı iddiası ile davalı şirket aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılmış olup yargılama sırasında mahkemece maluliyetin belirlenmesi için süre verildiğinden dolayısıyla mahkemenin görevini belirleyen iş kazası olgusunun tespiti için Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat noktasında kesin süre verildiği kesin süreye riayet edilmediği neticesinde davanın esastan reddine karar verilmiş olup verilen karar hatalıdır. 11. Mahkemece iş kazası olduğu iddia edilen olayın SGK tarafından iş kazası olarak tespitine dair bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığının anlaşılmış olması nedeniyle; davacıya iş kazası olduğunu iddia ettiği olayı SGK'ya ihbarda bulunması için yukarıda açıklanan hususlara uygun önel verilmesi, önel üzerine başvuru yapılması halinde sonucunun beklenmesi, SGK tarafından olayın iş kazası olmadığının tespiti halinde ise davacı tarafa olayın iş kazası olduğu tespiti istemli Kurum ve işverene karşı dava açmak üzere önel verilmesi, bu tespit sonucunda olayın iş kazası olmadığının anlaşılması halinde, iş kazası olayının özü itibariyle bir haksız fiil oluşturduğu da gözetilerek genel mahkemelerde görülmesi mümkün bir tazminat davası olduğu değerlendirilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde esastan ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 12.O halde, kanunun açık hükmüne aykırı görülen bu hususlar re'sen dikkate alınarak bu aşamada temyiz eden davacı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır . VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.