Başvuru, güvenlik güçlerinin silahlı güç kullanımı sonucunda hastanın geçirdiği kalp krizi sonrasında sağlık çalışanlarının can güvenliklerini gerekçe göstererek hastaya yardıma gelmemesi, hastanın hastaneye girişi konusunda polisin engel çıkarması, hastanede sağlık hizmeti sunulmaması, tedavi için güvenli bölge bulunmaması ve sağlık çalışanlarının güvenlik güçleri ile teröristler arasında çıkan çatışma yüzünden tedaviyi yarıda bırakmak zorunda kalmaları neticesinde meydana gelen ölüm ile anılan
Başvuru; güvenlik güçlerinin silahlı güç kullanımı sonucunda hastanın geçirdiği kalp krizi sonrasında sağlık çalışanlarının can güvenliklerini gerekçe göstererek hastaya yardıma gelmemesi, hastanın hastaneye girişi konusunda polisin engel çıkarması, hastanede sağlık hizmeti sunulmaması, tedavi için güvenli bölge bulunmaması ve sağlık çalışanlarının güvenlik güçleri ile teröristler arasında çıkan çatışma yüzünden tedaviyi yarıda bırakmak zorunda kalmaları neticesinde meydana gelen ölüm ile anılan hususlar hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının, inanca uygun şekilde cenaze merasimi yapılamaması ve ölünün gömülememesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: A. Arka Plan Bilgisi PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş, tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet; bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik açılım süreci, çözüm süreci, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-19). Öte yandan Türkiye 2015 yılı Haziran ayından itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda ilk olarak 5/6/2015 tarihinde Diyarbakır'da Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından yapılan seçim mitingi sırasında gerçekleştirilen bombalı saldırıda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamaya göre 2 kişi hayatını kaybederken 100'den fazla kişi yaralanmıştır. 20/7/2015 tarihinde ise Suruç'ta (Şanlıurfa), Suriye'deki çatışmalara ilişkin basın açıklaması sırasında DAEŞ tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen bombalı intihar saldırısında 34 kişi hayatını kaybederken 73 kişi yaralanmıştır. Bu saldırının iki gün sonrasında Ceylanpınar'da (Şanlıurfa) iki polis memuru evlerinde başlarından vurulmuş hâlde ölü olarak bulunmuş, saldırıyı PKK üstlenmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 28). Bu olaylardan sonra PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve bu yerlerden çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık 200 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 29). 2015 yılının Ağustos ayından itibaren valilikler/kaymakamlıklar tarafından Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki bazı il ve ilçelerde sokağa çıkma yasakları uygulanmıştır. Sokağa çıkma yasaklarının amacı, terör örgüt üyeleri tarafından kazılan hendeklerin ve yerleştirilen patlayıcıların temizlenmesi, sivil vatandaşların şiddetten korunması olarak belirtilmiştir. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı yerlerden biri de Şırnak ili Cizre ilçesidir. Şırnak Valiliğince Cizre'de 4/9/2015 günü saat 00’den geçerli olmak üzere ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve bu yasak 12/9/2015 günü saat 00'ye kadar sürmüştür (bkz. http://www.sirnak.gov.tr/basin-duyurusu-04092015-3 ve http://www.sirnak.gov.tr/basin-duyurusu-11092015-3, erişim tarihi: 27/9/2021).B. Başvurucunun Eşinin Ölümü ve Bu Nedenle Yapılan Suç Duyurusu Başvurucunun iddiasına göre başvuruya konu olay özetle şu şekilde meydana gelmiştir:- Başvurucunun daha önce hiçbir rahatsızlığı bulunmayan 78 yaşındaki eşi G.B. 4/9/2015 tarihini 5/9/2015 tarihine bağlayan gece duyduğu silah sesleri nedeniyle çok korkmuş ve 5/9/2015 Cumartesi günü sabah saatlerinde kanepede oturduğu sırada şiddetli bir titreme ile sarsılmıştır. Başvurucunun oğlu İ.B. ile komşuları A., G.B.yi Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesine (Devlet Hastanesi) götürmüştür. Devlet Hastanesi girişini zırhlı araçlarla kapatan güvenlik güçlerine mensup bir polis memuru İ.B.ye silah doğrultarak araçtan inmesini söylemiş ancak İ.B. durumu anlatınca İ.B. ve yanındakiler Devlet Hastanesine girebilmiştir. Devlet Hastanesi personelinin yardımı ile sedyeye alınan G.B.ye bir doktor ve bir hemşire tıbbi müdahalede bulunmuştur. Kalp masajının devam ettiği sırada Devlet Hastanesi önünde çatışma başlamış ve G.B.ye tıbbi müdahalede bulunan doktor ile hemşire sedyenin altına girmiştir. Doktor ile hemşire yaklaşık yarım saat süreyle sedyenin altında kalmıştır. Ateş seslerinin hafiflemesiyle doktor ayağa kalkmış ve tıbbi müdahalede bulunulamaması sebebiyle G.B.nin öldüğünü görmüştür. Başvuruculara göre Devlet Hastanesi Acil Servis önünde elliden fazla polis vardır. G.B., A.B. isimli kişiyle birlikte defnedilmiştir. Başvurucu, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) 4/12/2015 tarihinde sunduğu dilekçeyle eşinin ölümünü yukarıdaki (bkz. § 12) anlatıma uygun bir şekilde ifade edip eşinin ölümüne kasten neden olan güvenlik görevlileri, güvenlik operasyonlarının planlanmasında ve yürütülmesinde görev alan askerî, idari ve siyasi yetkililer ile sokağa çıkma yasağını veren ve uygulayan tüm yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Dilekçesinde eşinin ölümüyle sonuçlanan sokağa çıkma yasağının uygulandığı süreçte yaşandığını ileri sürdüğü birçok ihlalden söz eden ve bu ihlaller ile kendisi arasında herhangi bir bağ kurmayan başvurucu özetle şu iddiaları ileri sürmüştür:i. G.B. 4/9/2015 tarihini 5/9/2015 tarihine bağlayan gece göğsünde ağrı hissetmiş, saat 00'te uyumak için yatağına gitmiş ancak duyduğu silah sesleri nedeniyle sık sık uyanmıştır.ii. Hastanedeki olaya B. isimli kişi tanıktır.iii. Güvenlik operasyonlarının uluslararası anlaşmalarla korunan standartlara uygun şekilde icra edilip edilmediği tespit edilmelidir.iv. Cizre ilçesinde uygulanan sokağa çıkma yasağı Anayasa'nın maddesi anlamında tutmadır ve söz konusu tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişiler 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesine aykırı olarak hürriyetlerinden yoksun kılınmıştır. v. Uygulanan sokağa çıkma yasağı süresince ilçeye giriş ve ilçeden çıkışların yasaklanması seyahat özgürlüğünü, kişilerin konutları ile işyerlerinin tahrip edilmesi ise konut dokunulmazlığını ihlal etmiştir. Pek çok avukatın isminin bulunduğu suç duyurusuyla ilgili dilekçede, G.B.nin ölümüyle ilgili değil sokağa çıkma yasağının uygulandığı süreçte yaşandığı iddia edilen insan hakları ihlalleriyle ilgili delillerin toplanmasına ilişkin birçok talep yer almıştır. Başsavcılıkça Yürütülen Soruşturmaya İlişkin Süreç Başvurucu, tespit edilmeyen bir tarihte beyanlarını havi tutanaklar ile bu beyanlara ilişkin ses ve görüntü kayıtlarını içerir CD'leri ve bazı sivil toplum kuruluşlarınca kamuoyuna açıklandığı söylenen raporları içeren CD'yi Başsavcılığa sunmuştur. Sözü edilen tutanak, kayıt ve raporların içeriği saptanamamıştır. Başsavcılık, G.B.nin ölüm nedeni hakkında 9/12/2015 ve 22/4/2016 tarihlerinde Devlet Hastanesi ile yazışmalar yapmıştır. Devlet Hastanesinin Başsavcılığa verdiği bilgilere göre G.B. akut miyokard enfraktüsü (kalp krizi) ve ani kardiyak arrest (ani kalp durması) nedeniyle ölmüştür. G.B.nin bulaşıcı olmayan hastalık sebebiyle doğal ölüm sonucu vefat ettiğine dair ölüm belgesinin bir örneği Devlet Hastanesince Başsavcılığa gönderilmiştir. 9/12/2015 tarihinde Başsavcılık, ifade vermek üzere Başsavcılığa gelmeleri için başvurucu ve İ.B.ye davetiye göndermiştir. Başsavcılık 11/3/2016 tarihinde İ.B.nin ifadesini almıştır. İ.B.nin ifadesi şöyledir: “...4/09/2015 günü Cizre ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yasak ilan edildiğinde yukarıda belirtmiş olduğum adreste babam [G.B.], annem Naile BÜLBÜL'ü ikamet ettiği evin alt katında bulunuyordum. Ancak küçük oğlum [B.] (11 yaşında) babamlarla beraber kalıyordu. 05/09/2015 tarihinde sabaha karşı 00 sıralarında oğlum [B.] yanıma gelerek bana ‘dede kalkmıyor’ dedi. Ben de bunun üzerine koşarak üst kata çıktım. Burada babamın annemin kucağında baygın vaziyette yattığını gördüm, ağzından su çıkıyordu, muhtemelen kalp krizi geçiriyordu, nabzına baktığımda nabzı atıyordu. Bunun üzerine komşum [K.] ile beraber babamı kendi arabama koyarak Cizre Devlet Hastanesine götürdük. Hastane girişinde polis ekipleri bizi durdurdu. Babam kalp krizi geçiriyor deyince geçmemize hemen izin verdiler. Araçtan inerek babamı hastane içerisinde girişte bulunan bir sedyenin üzerine bıraktım. Tam doktorların babama müdahaleye başladıkları sırada terör örgütü üyeleri hastaneye silah ve roketle saldırmaya başladı. Saldırı bulunduğumuz yere doğru yapılıyordu. Bütün camlar kırıldı, herkes yere yattı. Doktor ve hemşire de sedyenin altına girdiler. 15 dk. boyunca saldırı devam etti, sonrasında doktor babamı kontrol ettiğinde kalp krizi geçirdiğini ve öldüğünü söyledi, yapacak bir şey yok dedi. Yolda getirirken babam sağdı. Olay gecesi Cizre'de yoğun bir çatışma vardı, sabaha kadar durmamıştı, babam 78 yaşında yaşlı olduğu için muhtemelen korkarak kalp krizi geçirmiştir. Bildiğim kadarıyla başka bir hastalığı yoktu. Annem Naile BÜLBÜL'ü de ifadeye çağırmışsınız, ancak annem babamın ölümünden sonra çok rahatsızlandı, yürüyemeyecek duruma geldi, o yüzden ifadeye getiremedim. Annemin bana anlattığı kadarıyla, babamın bu gece bir iki defa uyanmış ve lavaboya gitmiş. Anneme çok korktuğunu belirtmiş. Hastaneye saldırı olmasaydı, muhtemelen babam yaşayacaktı, çünkü doktor çatışma boyunca müdahale edemedi. Babamın ölümüne sebep olan kişi veya kişilerden şikayetçiyim.” 24/11/2016 tarihinde Başsavcılık 5/9/2015 tarihinde Devlet Hastanesine yapılan saldırı ile ilgili tahkikatın olup olmadığının tespiti için Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) müzekkere yazmıştır. Emniyet Müdürlüğü 5/9/2015 tarihinde Devlet Hastanesine yapılan saldırı hakkında 2015/188 ceraim numaralı tahkikatın yürütüldüğü hususunda Başsavcılığı bilgilendirmiştir. Başsavcılık 10/11/2017 tarihli yazıyla Emniyet Müdürlüğünden başvurucunun ifadesinin alınmasını ve 2015/188 ceraim numaralı tahkikatla ilgili bilgi vermesini istemiştir. Başvurucu kollukça alınan 18/12/2017 tarihli ifadesinde eşinin evde rahatsızlanması ile ilgili süreçten söz edip İ.B.nin, eşini Devlet Hastanesine götürmesinden 40-45 dakika sonra kendisini telefonla arayarak eşinin öldüğünü söylediğini aktarmıştır. Emniyet Müdürlüğü 4/1/2018 tarihli yazıyla Başsavcılığa 2015/188 ceraim numaralı tahkikatla ilgili evrakın daha önce Başsavcılığa gönderildiği konusunda bilgi vermiştir. Verilen bilgiye göre anılan tahkikat evrakı başka bir soruşturma sırasına kaydedilmiştir. Yukarıda sözü edilen ve başka bir soruşturma sırasına kaydedilen tahkikata ilişkin evrakın bir örneği Başsavcılıkça soruşturma dosyasına alınmıştır. 4/9/2015-12/9/2015 tarihleri arasında uygulanan sokağa çıkma yasağı süresince terör örgütüne mensup kişilerin kamu görevlilerine ve kamu mallarına yönelik birçok saldırıları ile kamu düzenini bozmaya matuf pek çok eylemi hakkındaki tahkikata ilişkin evraka göre;i. Sokağa çıkma yasağı süresince Devlet Hastanesinin güvenliğinin sağlanması, sağlık hizmetlerinin aksamaması ve Devlet Hastanesine gelecek muhtemel şüphelilerin yakalanması için 4/9/2015 Cuma günü saat 00'den itibaren Devlet Hastanesinin içinde ve çevresinde polisler görevlendirilmiştir. ii. Terör örgütü mensupları 5/9/2015 Cumartesi günü saat 45 sıralarında Devlet Hastanesinin Acil Servisinin karşısında bulunan inşaat hâlindeki beş katlı binadan ve Yafes Mahallesi tarafından uzun namlulu silahlarla Acil Servis girişindeki polislere ateş etmiştir. Polisler kendilerine yönelik saldırıya cevap vermiştir. Yaşanan çatışma 10 sıralarına kadar devam etmiş; Devlet Hastanesi çevresindeki tarama faaliyetleri, herhangi bir şüphelinin tespitine imkân vermemiştir. Olay nedeniyle kimse yaralanmamış ancak Acil Servis girişindeki beton direğe bir mermi isabet etmiş, Acil Servis girişine göre birinci kattaki yoğun bakım ünitesinin girişine göre sol tarafta bulunan personel dinlenme odasının dış camından giren bir başka mermi de kapıyı ve duvarı delerek duvara bitişik konumdaki dolabın içine düşmüştür. Bununla birlikte dolabın içine düşen mermi çekirdeğine rastlanamamıştır. Olay yeri 15/9/2015 tarihinde Olay Yeri İnceleme Biriminde görevli iki uzman yardımcısı tarafından incelenmiştir. iii. Terör örgütü mensupları aynı gün saat 25 sıralarında, terör örgütü mensuplarının roketatarlı saldırısı sırasında yaralanan özel harekât polislerinin Acil Servise getirilişi sırasında Acil Servisin karşısında bulunan inşaat hâlindeki beş katlı binadan ve Yafes Mahallesi tarafından uzun namlulu silahlarla yeniden saldırmıştır. Yaşanan çatışma 45'e kadar devam etmiştir. Çatışma sonrasındaki tarama faaliyetleri sırasında saldırıyı gerçekleştiren kişiler saptanamamış ve çatışma sırasında herhangi bir kimse yaralanmamıştır.iv. Terör örgütü mensuplarının Acil Servisinin karşısında bulunan inşaat hâlindeki beş katlı binadan ve Yafes Mahallesi tarafından Acil Servis önündeki polislere yönelik uzun namlulu silahlarla yaptığı saldırı 7/9/2015 tarihinde de yaşanmıştır. Olayda herhangi bir kimse yaralanmamış ancak Acil Servis önündeki zırhlı bir ekip isabet almıştır (Olayda yaralı bir kimse olmadığı için isabet alanın ekip aracı olduğu değerlendirilmiştir.). Başsavcılık, başvurucunun eşinin geçirdiği kalp krizi sebebiyle öldüğü ve ölüm olayında başkasının kasıt veya ihmalinin bulunmadığı gerekçesiyle ilçede görevli bazı kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri iddiası hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılığa göre başvurucunun eşine tıbbi müdahalede bulunulamaması mücbir bir sebepten kaynaklanmıştır ve hastane personelinin çatışma ortamında başvurucunun eşine müdahale etmesi hastane personelinden beklenemez. Sözü edilen kararın ilgili kısmı şöyledir: “......[D]osya arasında bulunan 05/09/2015 tarihli kolluk tutanaklarından belirtildiği üzere olay günü maktulün hastaneye getirildiği esnada hastane acil girişinde bulunan kamu görevlilerine uzun namlulu silahlar ile ateş edildiği ve kolluk görevlileri ile örgüt mensupları arasında çatışma çıktığı ve çatışmanın saat 21:45 sıralarına kadar devam ettiği, hastane personeli tarafından sedyeye alınan maktule müdahale edilemediği, görevli hastane personelinin çatışma ortamında hastaneye getirilen maktule müdahale etmesinin de beklenemeyeceği, bu durumda müdahalede bulunulamaması halinin mucbir bir sebepten kaynaklandığı, dosya arasında bulunan 04/05/2016 tarihli raporda belirtildiği üzere maktulün kalp krizi sonucu öldüğü ve ölümünün doğal ölüm olduğu, bu nednele maktulün kalp krizi sonucu ölmesinde başkasına atfı mümkün herhangi bir kasıt, kusur ya da ihmalin bulunmadığı anlaşıldığından bahse konu olay sebebi ile ;Kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA ... karar verildi.” Başvurucu, başka yakınlarıyla birlikte suç duyurusunda ortaya attığı iddiaları yineleyip şikâyetleri hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini belirterek Başsavcılığın verdiği karara itiraz etmiştir. Ayrıca sözü edilen itirazda müşteki B.nin ifadesinin vekili olmadan ve tutanağa yanlış aktarılmak suretiyle güvenlik güçlerince alındığı oysa müteveffanın çok hasta olmasına rağmen cankurtaranın gelmediği ve ölenin hastane önünde güvenlik güçlerince on dakika bekletildiği belirtilmiştir. Başvuru dosyasına ve UYAP aracılığıyla erişilen soruşturma belgelerine göre soruşturmada B. isimli bir müşteki bulunmamaktadır ve bu kişinin başvuruya konu ceza soruşturması kapsamında ifadesi alınmamıştır. Cizre Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) Başsavcılık kararının gerekçesine katılarak başvurucu ile G.B.nin diğer yakınlarının itirazının reddine karar vermiştir. Bu kararın ilgili kısmı şöyledir:“......[Ş]üpheliler hakkında müşteki tarafça öne sürülen iddiaların yeterince araştırıldığı, iddiaları destekleyecek nitelikteki delillerin toplandığı, iddiaya konu olayın yeterince irdelendiği ve soruşturma sonunda maktülün ölümü ile ilgili olarak başkasına atfı mümkün herhangi bir kast, kusur ya da ihmalin bulunmadığının anlaşılması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu karara karşı verilen itiraz dilekçesinde ileri sürülen kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olay ve delillerin verilen kararın değiştirilmesini ve kaldırılmasını gerektirecek kuvvette olmadığı ve eksik inceleme yapıldığı iddiasının yerinde olmadığı, müştekiler vekilinin şikayet dilekçesinde belirttiği şekilde Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı döneminde ölen [G.B.nin] rahatsızlandığı, müşteki olan oğlu tarafından hemen Cizre Devlet Hastanesine götürüldüğü, ancak hastanede bulundukları esnada PKK/KCK silahlı terör örgütü üyelerinin hastaneye roketle ve silahla saldırdıkları, bunun üzerine doktorların ve hemşirelerin saldırıdan korunmak için saklandıkları, gereken müdaheleyi yapamadıkları, hastaneye geldikleri esnada ölenin yaşadığı, ancak zamanında gereken müdahele yapılamadığından ve olayın korkusu nedeni ile kalp krizi geçirerek [G.B.nin] vefat ettiği olay nedeni ile yürütlüen soruşturma neticesinde; söz konusu olay tarihinde müştekilerin ve ölenin Cizre Devlet Hastanesinde bulundukları esnada kolluk birimlerinin tutmuş olduğu tutanaklardan da anlaşılacağı üzere, PKK silahlı terör örgütünün hastanede görevli olarak bulunan güvenlik güçlerine karşı ve hastaneye roketli ve silahlı saldırıda bulundukları, bu nedenle sağlık personelinin hastaya çatışma sonuçlanana kadar müdahele edemediği, ancak bu durumun mücbir sebepten kaynaklandığı, sağlık personeline bu kapsamda atfı kabil kusur bulunmadığı, dosya arasında bulunan 04/05/2016 tarihli raporda belirtildiği üzere ölen [G.B.nin] kalp krizi sonucu öldüğü ve ölümünün doğal ölüm olduğunun tespit edildiği, bu haliyle kamu davasının açılması için yeterli nedenlerin bulunmadığı, verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, itirazın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir....” Hâkimliğin kararı başvurucuya 7/3/2018 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 6/4/2018 tarihinde başvuru yapmıştır. Tam Yargı Davasıyla İlgili Süreç G.B.nin hayatını kaybetmesine neden olan olayda idarenin sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek İçişleri Bakanlığına yaptığı maddi ve manevi tazminat istemli başvuruları zımnen reddedilen başvurucu ile başvurucunun bazı yakınları, lehlerine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi için Mardin İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde İçişleri Bakanlığı ve Şırnak Valiliği aleyhine dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu başka hususlar yanında; i. Sokağa çıkma yasağının Anayasa'ya aykırı olarak alındığını, ii. G.B.nin 4/9/2015 tarihinde zırhlı araçlardan yapılan saldırılar ve meydana gelen patlamalar nedeniyle oluşan gerilim sonucu kalp krizi geçirdiğini, saldırıların devam etmesi ve yaptıkları aramalara rağmen 112 Acil Çağrı Merkezi görevlilerinin intikal etmesine izin verilmemesi veya güvenlik gerekçesiyle gelememeleri yüzünden hastaneye götürülmeyen G.B.nin olay yerinde vefat ettiğini,iii. İlçedeki çatışmalar nedeniyle G.B.nin kalp krizi geçirmesi ve 112 Acil görevlilerinin güvenlik gerekçesiyle G.B.yi almalarının mümkün olmadığına ilişkin beyanlarının idarenin sorumluluğuna işaret ettiğini, cankurtaranın çağrıya rağmen gelememesinin ve böylece yakınlarının sağlık hizmetlerinden faydalanamamasının sebebinin kolluk görevlilerinin faaliyetleri olduğunu, iv. G.B.nin ölümünün doğrudan sokağa çıkma yasağı nedeniyle yaşanan çatışmalı ortamdan kaynaklandığını,v. Uygulanan sokağa çıkma yasağı nedeniyle G.B.nin devletin gözetimi ve denetimi altında olduğu bir sırada vefat ettiğini zira söz konusu yasağın vatandaşların hareket kabiliyetini tamamen ortadan kaldırdığını iddia etmiştir. Başvurucu; dava dilekçesinde, ölen eşinin sağlık hizmetinden yararlandırılmamasıyla ilgili olarak durumun tespitine dair fotoğraflar ile Otopsi Tutanağı'nın bir örneğini dilekçeye eklediğini bildirmiştir. Sözü edilen eklerin dava dilekçesine eklenip eklenmediği, eklenmiş ise bu eklerin içeriği Anayasa Mahkemesince tespit edilememiştir. İdare Mahkemesi 1/2/2017 tarihli ara kararıyla Şırnak Valiliğini hasım mevkiinden çıkarmıştır. Başvurucunun suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmaya ilişkin evrakın bir örneğini Başsavcılıktan temin eden İdare Mahkemesi, G.B.nin sağlık dosyasının celbi ve 4/9/2015 tarihinde G.B. için 112 Acil Çağrı Merkezinin aranıp aranmadığı konusunda Devlet Hastanesiyle yazışma yapmıştır. Devlet Hastanesinin verdiği bilgiye göre;i. G.B.nin 5/9/2015 tarihinde Devlet Hastanesine gelişi ile ilgili kayıt aynı gün saat 38'de oluşturulmuştur.ii. G.B. olay tarihinden önce farklı tarihlerde Devlet Hastanesinden sağlık hizmeti almıştır. G.B.ye 15/2/2007 ve 24/11/2008 tarihlerinde hipertansiyon tanısı konmuştur.iii. 4/9/2015 tarihinde G.B. adına 112 Acil'e yapılan herhangi bir çağrıya ilişkin kayıt bulunmamaktadır. İdare Mahkemesi 21/2/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Bu kararın ilgili kısmı şöyledir:“...Söz konusu uyuşmazlıkta; davacılar tarafından dava dilekçesinde yakınları [G.B.] isimli şahsın 2015 tarihinde evinde bulunduğu esnada zırhlı araçlardan yapılan saldırılar ve meydana gelen patlamalar neticesinde oluşan gerilim nedeniyle kalp krizi geçirdiği, saldırıların devam etmesi nedeniyle 112 acil servisin aranmasına rağmen sağlık ekiplerinin evlerine intikal ettirilemediği ve bu sebeple hastaneye kaldırılamayarak olay yerinde hayatını kaybettiği iddia edilmiş ise de; Mahkememizin 22/06/2018 tarihli ara kararına cevaben dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin tetkikinden 2015 tarihinde [G.B.] isimli şahıs için 112 Acil Çağrı Merkezi sistemine düşen herhangi bir kayıt bulunmadığı görülmekte olup, [G.B.nin] 2015 tarihinde Cizre Devlet Hastanesi'ne getirildiği esnada hastane girişinde bulunan kamu görevlilerine uzun namlulu silahlarla yapılan saldırı ve güvenlik güçleri ile BTÖ [bölücü terör örgütü] mensupları arasında çıkan çatışma sırasında sedyede bulunduğu ve bu sırada kendisine müdahale edilmediği, olay sonrası yapılan tetkiklerde kalp krizi nedeniyle hayatını kaybettiğinin belirlendiği anlaşılmaktadır.Bakılan davada; davacılar yakını [G.B.nin] hayatını kaybetmesine neden olay ile ilgili olarak hastanede görevli bulunan personeller hakkında ‘Görevi Kötüye Kullanma’ suçu kapsamında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen 2015/3567 numaralı soruşturma sonucunda 26/01/2018 tarih ve K:2018/316 sayılı karar uyarınca: ‘Olay günü maktulün hastaneye getirildiği esnada hastane acil girişinde bulunan kamu görevlilerine ateş edildiği ve kolluk görevlileri ile örgüt mensupları arasında çatışma çıktığı, çatışmanın saat 21:45 sıralarına kadar devam ettiği, hastane personeli tarafından sedyeye alınan maktule müdahale edilemediği, görevli hastane personelinin çatışma ortamında hastaneye getirilen maktule müdahale etmesinin de beklenemeyeceği, bu durumda müdahalede bulunulamaması halinin mücbir sebepten kaynaklandığı, dosya içerisinde yer alan 2016 tarihli raporda belirtildiği üzere maktulün kalp krizi sonucu öldüğü ve ölümünün doğal ölüm olduğu, bu nedenle maktulün kalp krizi sonucu ölmesinde başkasına atfı kabil herhangi bir kasıt, kusur ya da ihmalin bulunmadığı anlaşıldığından, bahse konu olay nedeniyle kamu adına Kovuşturmaya Yer Olmadığına’ karar verildiği görülmekte olup, bahse konu karara karşı yapılan itirazın Cizre Sulh Ceza Hakimliği'nin 2018/463 İş sayılı dosyasında 27/02/2018 tarihli karar uyarınca reddedildiği anlaşılmaktadır.Bu durumda; Şırnak İli, Cizre İlçesi'nde ilan edilen sokağa çıkma yasağı sürecinde PKK/KCK terör örgütü mensuplarının yakalanması, kamu düzeninin sağlanması, halkın can ve mal güvenliğinin korunması amacıyla başlatılan operasyonlardan önce halka yasak ile ilgili bilgilendirmelerin defaatle ve anlaşılır bir seviyede yapıldığı, birçok vatandaşın tahliye edilmesinin güvenlik güçlerince sağlandığı, temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin temin edildiğinin anlaşıldığı; davacılar yakını [G.B.nin] sokağa çıkma yasağı sürecinde yaşanan çatışmalar nedeniyle kalp krizi geçirdiği iddiasını ispata elverişli herhangi bir tespit, bilgi ve belgenin ortaya konulamadığı görülmekte olup, dava konusu ölüm olayının gerçekleştiği tarihte Cizre Devlet Hastanesi'ne BTÖ mensuplarınca yapılan silahlı saldırı ve sonrasında yaşanan çatışmalardan ötürü müteveffaya çatışma süresince müdahale edilemediği hususu sabit ise de, gerekli müdahalenin tam ve zamanında yapılması durumunda dahi ilgili şahsın kurtarılacağının kesin olmadığı ve ölüm olayının kalp krizi neticesinde doğal ölüm olarak kayıtlara geçirildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, ölüm olayı ile idarenin eylemi arasındaki illiyet bağının doğrudan sağlanamadığı değerlendirilerek, bu kapsamda idareye atfedilebilecek hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk sebeplerine gidilebilecek bir hususa rastlanılmadığı; sosyal risk ilkesinin yukarıda aktarılan koşullarının da gerçekleşmediği anlaşılmakla, davalı idarenin sorumluluk türlerinden herhangi biri içerisinde değerlendirilme imkanı bulunmayan olay nedeniyle meydana gelen zararın davalı idarece tazmini mümkün olmadığından, davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır....” Başvurucu ile yakınları 19/6/2020 tarihli dilekçeyle istinaf yoluna başvurmayacaklarını bildirmiştir. Böylece İdare Mahkemesinin verdiği karar kesinleşmiştir.