10. Hukuk Dairesi 2025/12334 E. , 2025/16734 K. "" MAHKEMESİ:İş Mahkemesi SAYISI: 2024/506 E., 2025/114 K. Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili da…
10. Hukuk Dairesi 2025/12334 E. , 2025/16734 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:İş Mahkemesi SAYISI: 2024/506 E., 2025/114 K. Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 03.01.2003 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının şirketin iş yerinde gerçekleştiğini söylediği iş kazası 03.01.2003 tarihinde meydana gelmiş olup iş kazası nedeniyle açılan tazminat ve ek davaların 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılması gerektiğini, davacının, söz konusu iş kazasını geçirdikten sonra da müvekkili şirkette çalışmaya devam etmiş ve her türlü işçilik alacağını müvekkili şirketten almış olduğunu, davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile reddine, zamanaşımı defi kabul görmediği takdirde davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2016/728 E., 2018/17 K. sayılı kararıyla; toplanan deliller doğrultusunda davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 18.01.2018 tarihli ve 2016/728 E., 2018/17 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 04.06.2020 tarihli ve 2018/4378 E., 2020/977 K. sayılı kararında özetle; dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davacı bakımından değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olduğuna ilişkin tıbbi rapor mevcut bulunmadığına göre olayla birlikte zararın öğrenildiği ortada olup bu duruma göre 03.01.2003 tarihindeki olay nedeniyle 22.11.2016 dava tarihinde kanunun öngördüğü 10 yıllık sürenin geçtiği açık olmakla Mahkemece, süresinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'inin kabul edilerek dava konusu maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 04.06.2020 tarihli ve 2018/4378 E., 2020/977 K. sayılı kararının süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 27.02.2024 tarih ve 2020/8516 E. 2024/1856 K. ilamında özetle; "...davacının sürekli iş göremezlik oranının %13 olduğunun Maluliyet Daire Başkanlığının 05.03.2010 tarihli raporu ile tespit edildiği gözetildiğinde, davacının zararının bu tarihte belli olduğu anlaşılmaktadır. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında açılan davanın zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün değildir. Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin 22.11.2016 tarihli davasının zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur." gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama safahatında alınan Mahkemece istihzal edilen ve yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda tanzim olunan bilirkişi heyet raporu gözetilmek suretiyle kazanın meydana gelmesinde, davacının %30 oranında kusurlu olduğu, davalı ... Mağaza Ekipmanları İm. Tic. Ltd. Şti.'nin kaza olayının meydana gelmesinde %70 oranında kusurlu olduğu, davacının; SGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığının 05.03.2010 tarihli sürekli iş göremezlik derecesi tespit kararından, davacının 03.01.2003 tarihli kaza sonucu sürekli iş göremezlik derecesinin %13 olduğuna, yardıma muhtaç olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği, Mahkemece itibar edilen bilirkişi heyet raporunda belirlenen kusur oranları baz alınmak suretiyle hazırlanan, iş hukuku ilkelerine uygun ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu değerlendirilen 11.03.2025 tarihli hesap raporu ile (Yargıtay içtihatları gereği TRH 2010 cetveli dikkate alınarak) meydana gelen iş kazası nedeniyle davacının maruz kaldığı iş kazasından dolayı karşılanmayan 158,26 TL gerçici iş göremezlik geliri ve 839.445,12 TL sürekli iş göremezlik zararı olmak üzere toplam 839.603,38 TL maddi zararının bulunduğunun tespit olunduğu ve davacı vekilince 10.04.2025 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebinin 839.603,38 TL olarak ıslah edildiği, davalı yanca ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, davacının sürekli işgöremezlik oranının %13 olduğunun Maluliyet Daire Başkanlığının 05.03.2010 tarihli raporu ile belirlendiği, anılan tarihin zararın öğrenildiğinde tarih kabul edilmekle, ilk talep miktarı hariç ıslah edilen tutara ıslah zamanaşımı süresinin sirayet ettiğinin anlaşıldığı, netice itibarıyla davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği gerekçesiyle; "Davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL maddi tazminat tutarının 03.01.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7.000,00 TL manevi tazminat tutarının 03.01.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine" karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Zararın kesin olarak öğrenilmesi tarihinin 15.05.2009 olduğunu, bu durumda zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahsetmenin mümkün olamayacağını belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. 2003 yılında meydana gelmiş bir olay ile 2009 yılındaki maluliyet oranı arasındaki illiyet bağının koptuğunu, zamanaşımına uğradığını, b. Kazanın işçinin dikkatsizliği ve tedbirsizliği sonucunda meydana geldiğini, c. Davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmesine rağmen reddedilen kısım yönünden tarafları lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı belirlendiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir. Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; kaza olayı sonucu davacı sigortalının Maluliyet Daire Başkanlığının 05.03.2010 tarihli raporu ile %13 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, olayın meydana gelmesinde davalının %70 oranında, davacı kazalının %30 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır. İş kazası ve meslek hastalığında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161. (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125. maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125. maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146. (818 sayılı Kanun md. 125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Türk Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin Mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). Nitekim HGK'nın 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E. 2024/104 K. sayılı ilamında da "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." şeklinde belirtilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının 03.01.2003 tarihinde iş kazası geçirerek sağ el 5. parmak dip eklemden, 3.ve 4. parmak pıp eklemden ampute edildiği, SGK tarafından 20.03.2003 tarihli rapor ile meydana gelen kazanın iş kazası olduğunun kabul edildiği, işbu amputeye rağmen Kurum tarafından sigortalının sürekli iş göremezlik oranının tespiti yapılması olanaklı iken Kurum sigortalı davacının başvurusunu beklemiş ve böylelikle ilk defa Maluliyet Daire Başkanlığının 05.03.2010 tarihli raporu ile sigortalı davacının sürekli iş göremezlik oranı % 13 olarak belirlenmiştir. Bu açıklamalara göre davacının sürekli iş göremezlik oranının %13 olduğunun Maluliyet Daire Başkanlığının 05.03.2010 tarihli raporu ile tespit edildiği gözetildiğinde, davacının zararının bu tarihte belli olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107. maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk Hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur” Bu doğrultuda HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Öte yandan HMK'nın 33. maddesine göre hâkim, Türk hukukunu re'sen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak davayı 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesine dayalı belirsiz alacak davası olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi ve buna göre de zamanaşımının dava tarihi itibariyle tüm alacak yönünden kesildiğinin kabul edilerek talep artırıma yönelik dilekçeye yönelik zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır. Yukarıda açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin 10.04.2025 tarihli talep artırım dilekçesinde talep edilen miktarın zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının davalıdan alınmasına, Peşin yatırılan temyiz harcının davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine, 04.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.