10. Hukuk Dairesi 2024/8295 E. , 2024/10138 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/474 E., 2023/624 K. KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasında Mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle
**10. Hukuk Dairesi 2024/8295 E. , 2024/10138 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/474 E., 2023/624 K. KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasında Mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum sigortalısı ...'nın 24.11.2008 tarihinde iş kazası geçirdiğini ve vefat ettiğini, yapılan incelemede olayın iş kazası olduğunun tespit edildiğini, iş kazası nedeniyle 73.500,54 TL ilk peşin sermaye değerli gelir bağlandığını ve 251,55 TL cenaze masraf ödendiğini, toplam Kurum zararının 73.752,09 TL olduğunu, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 14.750,41 TL'nin ödeme ve bağlanan gelirin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsili talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Diğer davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu alacakların zaman aşımına uğradığını, kazanın meydana gelmesinde kazaya uğrayan işçinin asli kusurlu olduğunu, davanın yasal dayanağı olmadığını, çalışanların Fiba Sigorta A.Ş. ile sigortalandırıldığını, bu sebeple davanın sigorta şirketine ihbar edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 04.12.2014 tarihli ve 2013/258 E., 2014/521 K. sayılı kararıyla; davacının davasının kısmen kabulü, kısmen reddi ile 1-Davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, 2-15.526,89 TL peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olan 25.08.2009 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılar müflis şirket idaresi temsilciliğinden, ..., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (davalı ...-... Ticaret Şirketi iflas idaresi dışındaki davalıların sorumluluklarının 7.763,44 TL peşin sermaye değerli gelir ile sınırlandırılmasına) fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-50,31 TL cenaze yardımının ödeme tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılar müflis şirket idaresi temsilciliğinden, ..., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkeme kararına karşı davacı Kurum ve davalılar ... ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Dairenin 19.01.2017 tarihli, 2016/16234 E., 2017/224 K. sayılı kararında; her bir davalı ve ölen sigortalının davaya konu kazada kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenerek sorumlu oldukları tutarların açıklanan ilkeler gözetilerek belirlenmesi amacıyla olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden uygun bir kusur raporu alınarak, sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğuna işaret edilerek karar bozulmuştur. B. İkinci Bozma Kararı 1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 05.03.2019 tarihli ve 2017/368 E. 2019/69 K. sayılı kararda; davanın kabulüne, 29.500,84 TL peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olan 25.08.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine, davalı ...-... inşaat A.Ş.'nin ödeyeceği miktarın 11.062,81 TL, şantiye Şefi ... 'ın 3.687,61 TL, ... ödeyeceği miktarın 14.752,42 TL ile sorumluluğuna, davalılar ... ve ... 'ın herhangi bir sorumlulukları olmadığından haklarında açılan davanın reddine, 249.29 TL hastane masrafının davalılar ..., ... Ve ... Şirketinden ödeme tarihinden itibaren işleycek yasal faizi ile birlikte müşterek ve müteselsilen tahsili ile Kuruma ödenmesine, mütevefa ... hak sahiplerine ödenen miktarın geri istenemeyeceğine bu konuda ki talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Dairenin 06.10.2022 tarihli, 2022/11254 E., 2022/11939 K. sayılı kararında; davaya konu somut olay açısından her bir davalı ve ölen sigortalının kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenerek sorumlu oldukları tutarların açıklanan ilkeler gözetilerek tespiti amacıyla olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden uygun bir kusur raporu alınarak, sonucuna göre karar vermek gerekirken uyulan bozma kararının gereklerine aykırı, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir. B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kısmen kabulü ile 1-15.182,15 TL peşin sermeye değerli gelirin 11.041,57 TL'lik kısmının tahsis onay tarihi olan 25.08.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile bakiyesinin, davalılar ..., ... ve ... dışındaki davalılardan tahsis onayı tarihi olan 25.08.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-69,17 TL cenaze giderinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ... yönünden 3. kişi kabul edilerek hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, bahse konu kişinin şantiye şefi ve işveren vekili olduğunu, hükme esas alınan kusur raporunu kabul etmediklerini, gerçek zarar hesabı gözetilmeksizin 3. kişilerin kusurunun hesaplanması gerektiğini, davacı Kurumun dava açılmasına sebebiyet vermediğinden yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmaması gerektiğini, Kurum sigortalısına kusur yüklenmesinin hatalı olduğunu, eksik inceleme sonucu karar verildiğini ileri sürülerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Davaya konu 24.11.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle açılan davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesidir. Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 21/1 inci madde işverenin, 21/4 üncü madde üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, ... tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak ..., ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan ... halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu ... saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. 3. Değerlendirme İnceleme konusu davada, 24.11.2008 tarihinde davalı şirkette yol çalışması yapılan alanda iş sahasında greyder kullanan davalı ...'in geri manevra yaparken, kazalı ...'nın aynı sahada, greyderin arkasında bulunmak suretiyle, greyderin altında kalarak vefatı şeklinde gerçekleşen olayda, davacı Kurumun sigortalının haksahiplerine bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değeri ve cenaze masrafı nedeniyle oluşan Kurum zararının davalı işveren şirket ile 3. şahıslardan tazmini amacıyla eldeki davayı açtığı, Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı sonrası yapılan yargılamada hükme esas alınan kusur raporunda, davalıların kusur oranları ayrı ayrı belirtilmek suretiyle, davalı işveren şirketin %10, davalı greyder operatörü ...'in %20, kazalı ...'nın %60, davalı şantiye sorumlusu ...'ın %5, davalı şirket ortağı ve yöneticisi olan Asıl Kalelioğlu'nun işveren vekili olduğu kabul edilmek suretiyle %5 oranında kusurlu olduğu, davalı formen ... yönünden ise kusurunun olmadığı yönünde tespit yapıldığı anlaşılmakta ise de bu kusur oranları esas alınmak suretiyle hazırlanan hesap raporunda, dosya kapsamında 3. kişi olduğu anlaşılan davalılar ... ve ... yönünden gelirin ilk peşin sermaye değeri esas alınarak Kurum alacağının belirlenmesi gerekirken, gerçek zarar hesabının 3. kişilere yansıtılması suretiyle sonuca gidilmesi isabetsiz bulunmuştur. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında tarafların sorumlu olduğu tazminat miktarı 5510 sayılı Kanun'un 21/1 ve 21/4 üncü maddesindeki düzenlemeye uygun şekilde hazırlanmış hesap raporuna göre belirlenmeli sonucuna göre karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya alkırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, Mahkeme kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.