Başvuru, kamulaştırma bedeli ve munzam zararın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, eksik inceleme ve itirazların değerlendirilmemesi ile talebe rağmen taşınmazın değerinin tespitine yönelik bilirkişi incelemesi yapılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkı ve çelişmeli yargılanma ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; kamulaştırma bedeli ve munzam zararın ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, davalı idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, eksik inceleme ve itirazların değerlendirilmemesi ile talebe rağmen taşınmazın değerinin tespitine yönelik bilirkişi incelemesi yapılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkı ve çelişmeli yargılanma ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/3/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca 2016/6301 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının hukuki irtibat nedeniyle 2016/6292 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2016/6292 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı Başvurucular, İstanbul'un Bakırköy ilçesinin Osmaniye Mahallesi'nde bulunan 156 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların hissedarıdır. Anılan taşınmazlar başvuruculara murislerinin 4/3/2006 tarihinde ölümüyle mirasen intikal etmiştir. İstanbul İl Genel Meclisi anılan taşınmazların kamulaştırılmasına ilişkin olarak 22/6/1976 tarihinde kamu yararı kararı almıştır. İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü de taşınmazların tapu kaydına kamulaştırma şerhi tescil ettirmiştir. Başvuru formu ekinde sunulan kararlarda, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinde 29/6/1978 tarihinde başvurucuların murisleri tarafından açılan istimlâk bedelinin arttırılması davalarında 4/2/1980 tarihinde davaların kısmen kabulüne ve kamulaştırma bedellerinin arttırılmasına karar verilmiştir. Başvurucular murisinin vekili tarafından 18/6/1985 tarihinde İstanbul Valiliğine yazılan dilekçede, başvuru konusu taşınmazların 1976 yılında kamulaştırıldığı ve kamulaştırma bedelinin bloke edildiği belirtilmiştir. Ayrıca kamulaştırma bedelinin arttırılması davalarının da sonuçlandığı ve bloke edilen bedelin tediyesi için tapu siciline takrir verilmesi, bloke edilen bedelin ödenmesi için talimat verilmesi talep edilmiştir. Anılan dilekçeye cevaben yazılan İstanbul Özel İdare Müdürlüğünün 31/7/1985 tarihli yazısında, söz konusu parsellerin kamulaştırma evrakları gönderilmemiş olduğundan taleple ilgili işlem yapılamadığı açıklanarak noksanlıkların giderilmesi hâlinde karar verileceği ifade edilmiştir. Başvuru konusu taşınmazlar hâlen başvurucuların murisleri adına kayıtlı olmasına rağmen ilköğretim okulu olarak kullanılmaktadır.B. Başvuru Konusu Dava Süreci Başvurucular tarafından İstanbul İl Genel Meclisi Daimi Encümeninin 22/6/1976 tarihli kamu yararı kararına dayanılarak İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğünün 15/2/1978 tarihli talep yazısı üzerine anılan taşınmazların tapu kayıtlarına kamulaştırma şerhi işlendiği ancak kamulaştırma işlemi gerçekleştirilmediği ve bedelin de ödenmediği ileri sürülerek 4/6/2012 tarihinde İstanbul İl Özel İdaresi ve Millî Eğitim Bakanlığı aleyhine Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırmasız el atma nedeni ile tazminat ve ecrimisil davası açılmıştır. Davalı İstanbul İl Özel İdaresinin cevap dilekçesinin özeti şöyledir:i. Dava konusu parsellerin 1953 yılında okul tarafından kullanılmaya başlandığı belirtilmiştir. ii. Öte yandan 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun’un maddesi ile 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı mülga İstimlak Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 9/10/1956 tarihine kadar kamulaştırma işlemine dayanmaksızın kamulaştırma kanunlarının gözönünde tuttuğu maksatlarla fiilen tahsis edilen gayrimenkullerin tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayıldığı vurgulanmıştır.iii. Ayrıca yalnızca fiilî tahsis tarihindeki rayiç değer üzerinden taşınmaz bedelinin istenebilmesi için taşınmaz maliklerine 221 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden itibaren iki yıllık süre tanındığı açıklanarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.iv. Öte yandan İl Daimi Encümen kararı uyarınca dava konusu taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği ve bedelin bloke edildiği iddia edilmiştir.v. Maliklere yapılan tebligat üzerine kamulaştırma bedel artırımı davalarının açıldığı ve kamulaştırma bedellerinin artırımına karar verildiği belirtilerek bedelin tahsili için idare aleyhine icra takibi yapıldığı savunulmuştur. Davalı Millî Eğitim Bakanlığının cevap dilekçesinin özeti şöyledir:i. İstimlak işlemlerinin İl Özel İdaresi tarafından gerçekleştirildiği ve istimlak bedellerinin ödendiği belirtilmiştir.ii. Kamulaştırma davasında İl Özel İdaresi adına tescil edilmesine karar verildiğinden Mahkemenin tescile ilişkin kararının kurucu ve yenilik doğurucu karar olduğu ve karar tarihi itibarıyla başvurucuların malik sıfatlarının ve buna bağlı haklarının sona erdiği, taşınmazın maliki olmayan davacıların aktif husumet ehliyetleri bulunmadığı iddia edilmiştir. Başvurucular daha sonra 5/12/2012 ve 13/12/2012 tarihli dilekçelerle taleplerini kamulaştırma bedelinin munzam zarar da dikkate alınarak güncellenerek ödenmesi şeklinde ıslah etmişlerdir. Mahkemece 28/12/2012 tarihinde davalı Millî Eğitim Bakanlığı yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalı İl Özel İdare yönünden esastan reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir;"...Dava konusu her iki taşınmazın tezyid-i bedel davasına konu edildiği ve kamulaştırma bedel arttırımının mahkeme ilamı ile hüküm altına alındığı; kamulaştırma bedelinin munzam zararın gerekçesi olarak kamulaştırma bedelinin hiç ödenmemesi dışında somut vakılara dayanılarak doğan fiili bir zarar ileri sürülüp buna ilişkin kanıt gösterilmediği; ıslah dilekçesi ile iddia edilen hususun "munzam zararın" gerekçesi ve kanıtı olamayacağı; kaldı ki kamulaştırma bedelini hüküm altına alan kararın kesinleşme tarihinden bedelin tahsil tarihine kadar Anayasa'nın 4709 sayılı yasa ile değişik 46/son fıkrası hükmüne göre kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden faiz istenebileceği nazara alınarak davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır." Başvurucular tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesince (Daire) 23/1/2014 tarihinde onanmıştır. Karar düzeltme talebi de yine aynı Dairenin 22/12/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar 16/3/2016 tarihinde öğrenilmiş, 30/3/2016 tarihinde ise başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 30/3/2016 tarihinde başvuruda bulunmuşlardır. A. Ulusal Hukuk 6830 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"Mahkemede dâva açıldığı ve dâva neticesine intizar edilmeksizin istimlâk olunan gayrimenkule hemen elkonulmasına idarece zaruret görüldüğü hallerde, gayrimenkulun takdir olunan kıymeti millî bankalardan birisine, bulunmayan yerlerde mal sandıklarına yatırılarak makbuzu, ilgili evrak suretleriyle birlikte mahkemeye tevdi edilip delil tesbiti istenir. Mahkeme 8 gün içinde gayrimenkul sahibini davet ile 5 gün zarfında gayrimenkulun, 11 nci maddede yazılı olduğu şekilde kıymet takdirine esas olabilecek bütün evsafını tesbit ettirerek o gayrimenkulun siciline şerh ve tescil edilmesini tapu dairesine bildirir.Bu muamele, mahkemenin davetine icabet etmiyen veya delillerin tesbiti sırasında hazır bulunmıyanların gıyabında yapılır. İstimlâk olunan gayrimenkulün mülkiyeti veya hisse miktarı münazaalı bulunduğu hallerde dahi bu madde hükmü tatbik olunur." 6830 sayılı mülga Kanunu'nun maddesi şöyledir:"İstimlâk olunan gayrimenkulun takdir edilen kıymetine, kanuni müddet içinde mahkemeye müracaat ile itiraz edilmediği ve tapu dairesinde rıza ile ferağ muamelesi yaptırılmadığı hallerde takdir edilen kıymetin tamını mîllî bankalardan birisine ve bulunmıyan yerlerde malsandığına yatırılarak makbuzu alâkadar evrak suretleriyle birlikte mahkemeye tevdi edilir. Mahkeme iki tarafı derhal davet ederek, gelmeseler dahi gıyaplarında o gayrimenkulun lehine istimlâk yapılan idare adına tescilini tapu dairesine tezkere ile bildirir." 221 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"6830 sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kamulaştırma işlerine dayanmaksızın, kamulaştırma kanunlarının gözönünde tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller ilgili amme hükmi şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır" 221 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Birinci maddede yazılı gayrimenkuller tapuda kayıtlı ise, kayıt sahipleri veya mirascıları ancak fiili tahsis tarihindeki rayiç üzerinden gayrimenkul bedelini istiyebilirler. Tapuda kayıtlı olmayan gayrimenkuller hakkında fiili tahsis tarihinden itibaren on sene geçmemiş ise o tarihte zilyedlikle iktisap şartları tahakkuk eden zilyedleri veya mirasçıları birinci fıkra hükmünden faydalanabilirler.Herhalde gayrimenkule müdahalenin men'i davası dinlenmez." 221 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Gayrimenkulün bedelini dava hakkı bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonra düşer" B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazları sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 55; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45). AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçesinin olması gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı olarak cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05, 34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54). Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin kararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).